İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 131. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında(s.s.506)

Necla Arat

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 131. Birleşim · 4. yasama yılı · 8 Temmuz 2010 · 1.774 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Necla Arat (CHP), 8 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 131. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUN İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA(S.S.506)); konuşma 1.774 kelime.

Necla Arat (CHP, İstanbul). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında(s.s.506)”. TBMM Genel Kurulu, 131. Birleşim tutanağı, 8 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/necla-arat-23-2010-07-08-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanunun-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukm (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA NECLA ARAT (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin 506 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, bu kanun tasarısıyla Ankara, Bursa, İstanbul, İzmir, Konya, Kayseri ve Erzurum’da 7’si devlet, 1’i de Antalya’da vakıf üniversitesi olmak üzere 8 yeni üniversite daha kurulmak istenmektedir. Böylece tüm üniversitelerin sayısı 146’ya yükselecektir. 2002 yılında 53’ü devlet, 23’ü vakıf olmak üzere 76 üniversitemiz bulunmaktaydı. AKP “Her ile bir üniversite açacağız.” sloganıyla yola çıkarak 2003’ten bu yana 42’si devlet, 28’i vakıf olarak toplam 70 yeni üniversite kurmuştur. Yani AKP’nin her yılına 14 üniversite sığdırılmaya çalışılmıştır.

Biz, Cumhuriyeti Halk Partisi Grubu olarak defalarca, üniversite kuruluşlarına karşı olmadığımızı ama yangından mal kaçırırcasına kurulan ya da resmî işlemleri kâğıt üzerinde tamamlandığı hâlde binaları, öğretim üyeleri, vizyon ve misyonu belirsiz, eksik yapılanmalara, ayrıca bu yapıları oluşturmadaki çarpık ideolojik nedenlere ve yandaşlık ilişkilerine dayanan antidemokratik yönteme hep karşı çıktık. Altyapıları tamamlanmadan, öğretim üyesi ihtiyacını karşılamaya yönelik hazırlıklar yapılmadan ve ekonominin ihtiyacı olan iş gücü göz önüne alınmadan, lise standardında üniversite kurmanın bir yararı olmayacağını bıkmadan, usanmadan yineledik.

(x) 506 S. Sayılı Basmayazı 07/07/2010 tarihli 130’uncu Birleşim Tutanağı’na eklidir.

Muhalefet olarak, mezunlarının istihdam oranı düşük ya da olanaksız fakültelerin açılmaması gerektiği üzerinde de önemle durduk. Örneğin, 250 binin üzerinde eğitim fakültesi mezunu öğretmen atanma beklerken yeni üniversitelerde artık eğitim fakültelerinin açılmaması gerektiğini, vakıf üniversitelerinde eğitim fakültelerine yer verilmemesi gerektiğini dile getirdik. Bu süreç içinde, iktidarın, planlamasını yaptığı üniversitelerin kuruluşlarını hızla yasalaştırırken uyguladığı antidemokratik yönteme her defasında karşı çıktık. Üniversitelerin iktidarın güdümünde, yani siyasetin vesayetinde olmaması gerektiğini savunduk. Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu üyeleri olarak emrivakiler karşısında kalmak istemediğimizi, özellikle vakıf üniversiteleri kurulurken ayrıntılı bilgilendirme yapılmasını beklediğimizi vurguladık ama çok kez bu taleplerimize karşılık verilmedi.

Örneğin, bu son tasarı görüşülürken Plan ve Bütçe Komisyonunda da muhalefetin Kayseri Abdullah Gül Üniversitesi ve Uluslararası Antalya Üniversitesine ilişkin ayrıntılı bilgi isteğine, Millî Eğitim Bakanı Sayın Çubukçu’nun, vakıf üniversitelerin kurulmasına ilişkin evrakların altı yüz ile iki bin sayfa arasında değiştiği ve her şeylerinin YÖK tarafından araştırılıp uygun görülerek Bakanlığa sunulduğu türünden ilginç bir yanıt verdiğine tanık olduk.

Sayın milletvekilleri, eğer üniversite kurma yöntemi ahbap çavuş ilişkileri içinde bu şekilde işleyecekse kanun tasarısının Plan ve Bütçe Komisyonuna, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna ve sonunda Meclis Genel Kuruluna getirilmesinin bir anlam taşıyıp taşımadığını, millî iradenin gerçekte nerede tecelli ettiğini tartışmamız gerekecektir.

Öte yandan, bu tür hızlı üniversitelerin teknolojik yenilikler yaratmak, bilgi üretmek, bulundukları şehir ve bölgenin ekonomik ve sosyal kalkınmasına katkı sağlamak bir tarafa, öğrencilere de çekici gelmediklerini bilmekteyiz. Nitekim, ÖSYM verilerine göre 2009 ÖSS tercih listesinde yeni kurulan üniversiteler pek rağbet görmemiştir. Yeni açılmış üniversiteler adayların ilk tercihlerinde en az yer verdikleri kurumlar olarak göze çarpmaktadır. Örneğin, Şırnak Üniversitesini 857, Tunceli Üniversitesini 699, Iğdır Üniversitesini 621, Gebze İleri Teknoloji Enstitüsünü 118 aday ilk tercih olarak yazmıştır.

Hükûmet, bu tasarının genel gerekçesinde ülkemizdeki teknik ve sosyal gelişmeler ile nüfus artışı sonucunda mevcut üniversitelerin var olan ihtiyaçları karşılamada yetersiz kalmasının yeni devlet üniversitelerinin kurulmasını gerektirdiğini öne sürmektedir.

AKP, nüfus artışını azaltacak, istihdamı artıracak rasyonel yöntemler bulup uygulamak yerine, sayıca daha fazla ve daha niteliksiz üniversite kurarak bu problemin üstesinden geleceğini ummaktadır ama çok yanılmaktadır. Nitekim, Üniversite Konseyleri Derneği de son yıllardaki bu hızlı üniversite kurma furyasını ağır şekilde eleştirmekte ve akademiyi sonlandırma atağı olarak niteleyip üniversitelerin hem gericileştirildiklerini hem de ticarileştirildiklerini öne sürmektedir. Konseye göre üniversiteler üniversite olmaktan çıkartılmakta ve bilenen anlamıyla akademik kurumlara son verilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eleştirilerimize ve yerine getirilmeyen haklı isteklerimize karşın AKP’nin her zamanki gibi, yani oy çokluğu ile tasarıdaki yeni yedi devlet üniversitesi ile yeni bir vakıf üniversitesini kuracağını hepimiz biliyoruz ama Gaye Eğitim, Sağlık, Spor ve Çevre Vakfının Antalya’da kurmayı istediği vakıf üniversitesinin öyküsüne geçmeden önce bir iki önemli noktaya daha değinmek istiyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak Bilkent Üniversitesinin adının gerçek kurucusu Profesör Doktor İhsan Doğramacı’nın adını alarak “İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi” şeklinde değiştirilmesine hiçbir itirazımız yoktur ama öteden beri, kurumlara yaşayan kişilerin adlarının verilmesini teamüle aykırı gördüğümüz için Kayseri’de kurulacak olan devlet üniversitesinin adının “Kayseri Üniversitesi” olarak öngörülmüşken bazı AKP milletvekillerinin teklifleri ile “Kayseri Abdullah Gül Üniversitesi” olarak değiştirilmesini ciddi devlet yönetimi anlayışıyla bağdaştıramıyoruz. Çünkü bir kuruma adı verilecek kişinin o kuruma gerçek anlamda katkısının ne olduğu ve hangi başarıları ile bu kuruma adının verildiği objektif nedenlerle gerekçelendirilmeden, yaşayan, makam sahibi kimselerin adlarını kamu yatırımlarına, tesislere, üniversitelere vermenin doğru olmadığını düşünüyoruz.

Öte yandan, bir devlet üniversitesinin bulunduğu bir kentte ikinci bir devlet üniversitesinin kurulması yerine, üniversitesi bulunmayan kentlere kaynak aktarımının daha rasyonel olduğunu düşünüyoruz.

Esasen Kayseri Üniversitesi tam anlamında bir devlet üniversitesi olmayıp bir melez üniversite görünümündedir çünkü arsası Melikgazi ilçesinde hazır olan bu projenin altyapısını Anakent Belediyesi, binalarını ise odalar, kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum örgütleri ve hayırseverler yapacakmış, devletten beklenen yalnızca kadro tahsisiymiş.

Sayın milletvekilleri, üzerinde önemle durduğumuz bir başka konu da ister devlet ister vakıf olsun yeni kurulan üniversitelerde öğrencilerin barınma, yani yurt sorunlarının öncelikle çözülmesi gerektiğidir. Bunu her defasında vurguluyoruz çünkü 2009 yılında da üniversiteli 500 bin öğrenciden yalnız 90 binine barınma hizmeti verilebilmiştir ve yaklaşık 400 bin öğrencinin pek çoğu tarikat ve cemaatler tarafından kurulan dernek ve vakıfların elindeki özel yurtların kucağına itilmiştir.

Sayın milletvekilleri, bu kanun tasarısına Hükûmet tarafından 2010 tarihinde sevk edilen ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca 24 Mayıs 2010 tarihinde, on gün sonra, esas komisyon olarak Millî Eğitim Komisyonumuza havale edilen “Uluslararası Antalya Üniversitesi” adlı vakıf üniversitesinin tasarıya alınması için ne yazık ki özel ve ayrıcalıklı bir işlem yapılmıştır. Şimdi size bu özel ve ayrıcalıklı işlemin öyküsünü anlatacağım.

Antalya’da üniversite kurmak için çalışmalarını üç yıl önce başlatan Akdeniz Eğitim Vakfı AKEV’e 2007 yılında Antalya Defterdarlığı tarafından Serik ilçesi Kadriye beldesinde 107.053 metrekare yüz ölçümüne sahip bir alan kırk dokuz yıllığına tahsis edilmişti. Yine aynı yıl, Döşemealtı ilçesi Çıplaklı beldesinde bulunan, mülkiyeti hazineye ait 341.909 metrekarelik bir arazinin de üniversite kurulması amacıyla ön ihalesi yapılarak Gaye Eğitim, Sağlık, Spor ve Çevre Vakfına tahsis edilmesine ön izin verilmişti. AKEV Vakfı, yıllar önce “Antalya Üniversitesi” tescilini almış olduğu, çalışmalarını ve Kadriye’deki bina yapımını üç yıl önce başlatıp 40 milyon liralık kampüs ve bina yatırımı gerçekleştirdiği, binalardan bir bölümünü bitirdiği ve Antalya’da uzun zamandır eğitim hizmetleri veren, Atatürk ilkelerine bağlı, başarılı bir vakıf olarak tanındığı hâlde YÖK, her nedense, özel üniversite talebini Bakanlar Kuruluna göndermemiştir AKEV’in. Buna karşılık, kuruluşu çok daha yeni olan ve üniversite izni başvurusunu bir yıl önce yapıp siyasi ilişkileri güçlü olduğu için Döşemealtı’ndan üniversite kampüs alanı tahsis ettirmeyi başaran ve bir bankaya 100 milyon liralık bloke sağladığını belgeleyen ama henüz her şeyi kâğıt üzerinde olan Gaye Vakfı’nın Uluslararası Antalya Üniversitesi izin dosyasını YÖK bu kez hemen Bakanlar Kuruluna sunmuş ve izni geçirmiştir. Kuşkusuz bu durum yerel ve ulusal basında yer almış ve Başbakan Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen, Star gazetesi ile Kanal 24’ün ortaklarından, Rixos oteller zincirinin sahibi Fettah Tamince’nin, Gaye Eğitim, Sağlık, Çevre ve Spor Vakfının yönetiminde bulunmasının ve kurulacak üniversitesinin mütevelli heyetinde yer almasının rol oynadığı dile getirilmiştir. Özelikle de Tamince’nin, gerek Cumhurbaşkanı gerek Başbakan ve de Fethullah Gülen ile yakınlığı vurgulanmış, hatta “Uluslararası Antalya Üniversitesi Fethullah Gülen’in mi?” türünden başlıklar bile atılmıştır.

Sayın milletvekilleri, işte “ahbap çavuş ilişkileri ile üniversite kurmak” derken bu gibi örnekleri kastetmekteyiz.

Gaye Eğitim, Sağlık, Çevre ve Spor Vakfının daha önceki eğitim ve benzeri gibi, sağlık, çevre, spor gibi etkinliklerine ilişkin elimizde herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Bu bilgiler istendiğinde de Sayın Bakanın tutumunun bu isteği reddetme biçiminde olduğundan söz etmiştim. İnternet’e bilgi için başvurduğumuzda, bu Vakfa ait üç ayrı yerde bilgiye rastlayabildik. Bunlardan bir tanesi, bu Vakfın 28 Nisan 2005’te Kutlu Doğum Haftası etkinliği düzenlediğini söyleyen bir haber.

Bir ikincisi, 11 Şubat 2010 tarihli Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Rektörlüğünün 421 no.lu Toplantısı’nda alınan Yönetim Kurulu kararları arasında Vakfın adının geçmesi. Nasıl geçiyor Vakfın adı? “İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Profesör Doktor Hasan İbicioğlu’nun Gaye Eğitim Vakfı tarafından Antalya’da kurulmakta olduğu bildirilen vakıf üniversitesinin kurulma ve organizasyon yapısının planlanmasında ve sunulmasında eğitim ve danışmanlık hizmeti vermek üzere görevlendirilmesine ilişkin teklif kabul edilmiştir.” diye geçiyor.

Şimdi, adı geçen Sayın Profesör Doktor Hasan İbicioğlu ise Türbana Özgürlük Bildirisi’ni imzalayan öğretim üyelerinden olup Şubat 2008’de imzacılar arasında yer almış, Ağustos 2008’de ise dekanlığa atanmış olan bir öğretim üyesidir.

Sayın milletvekilleri, üniversite sistemimizin kanayan bir yarası da rektör ve dekan seçimlerinde adayların kurumlarında yapılan eğilim yoklamalarında aldıkları oylardan çok, Başbakan ve Cumhurbaşkanına ya da tarikatlara yakınlıklarının ve Türbana Özgürlük Bildirisi’ne imza atıp atmamış olmalarının rol oynamasıdır. Örnek vermeyeceğim, hepiniz günlerdir köşe yazarlarının bu konudaki ağır eleştirilerini zaten okumaktasınız. Marmara Üniversitesi ve Giresun Üniversitesi örnekleri bile nasıl bir durumun yaşandığını gayet güzel bir şekilde sergilemektedir.

Yine, üçüncü haber nasıl geçiyor Gaye Vakfıyla ilgili? Bir Yönetim Kurulu kararı, yine Süleyman Demirel Üniversitesinin bu Vakfa bir mütevelli heyet üyesi görevlendirdiğini söyleyen bir haber bu ama tarihlere dikkat ettiğinizde -yani 11 Şubat 2010 ve 29 Nisan 2010’da- bu üniversitenin kuruluş işlemleri henüz tamamlanmamış olduğu hâlde lehte tamamlanacağının önceden kesin olarak bilindiğini bize göstermekte bu tarihler. İşte konuşmamın başlangıcında emrivakilerden söz ederken bu türden örnekleri kastetmiştim.

Sayın milletvekilleri, vakıf üniversitesi kurabilmek için pek çok koşul arasında öncelikle neler gerekli, şimdi kısaca anımsayalım. Her şeyden önce, bina, araç gereç ve diğer eğitim öğretim tesis ve malzemelerinin hazır bulunduğunu, hazır olmayanların sağlanması için yeterli kaynağın tahsis edildiğini, bu mal varlığının kurulacak yükseköğretim kurumuna kuruluşundan sonra -eğitim öğretim faaliyetine başlamadan önce- en geç üç yıl içerisinde özgülenmesini, mülkiyeti devredileceklerin devredileceğine ilişkin yetkili organların noter onaylı kararları ve bununla ilgili belgelerin gerekli olduğunu biliyoruz. İkinci olarak, taahhütleri arasında bir üniversite kurulması için mülkiyeti devredilecek asgari düzeyde yeterli mal varlığı dışında emlak ve mallar varsa bunlara ilişkin kira, aidat ve her türlü ödemelerin kurucu vakıf tarafından taahhüt edilmesi ve bu ödemelerin kurucu vakfın uhdesinde kalan taşınır taşınmaz mal varlığı ile karşılanabilecek durumda olması gerekli. Ayrıca, vakıf yönetim organı dışında yükseköğretim kurumunun mütevelli heyetinin 7’den az olmamak üzere kaç kişiden oluşacağını, mali ve idari konularda mütevelli heyet ve dışındaki organlardan hangisinin karar vermeye yetkili olduğunu belirten Vakfın yetkili organlarının kararının ve mütevelli heyet üyelerinin öz geçmişlerini belirten belgelerin gerekli olduğunu da biliyoruz ama Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, vakıflarla ilgili gerekli olan bu belgeleri bilmemize rağmen, kurulmak istenen Uluslararası Antalya Üniversitesi niçin uluslararasıdır, bilmiyoruz; hangi dilde öğretim yapacaktır, bilmiyoruz; bloke ettiği 100 milyon ve hazine arazisinden tahsis edilen arsa dışında mal varlığı, emlak, arsa, finansman kaynakları nedir, bilmiyoruz; basından öğrendiğimiz bir ikisi dışında vakıf yönetim kurulu üyeleri kimlerdir, mütevelli heyet kimlerden oluşacak, bilmiyoruz; bu vakıf üniversitesi parasız mı olacak, bilmiyoruz; Vakfın eğitim, sağlık, spor ve çevre konusunda bugüne kadar Antalya ilimize ne gibi katkıları olduğunu da bilmiyoruz.

Bu nedenle, sayın milletvekilleri, kurulması önerilen Uluslararası Antalya Üniversitesine bugün oy verirken bildiklerimizi bilmediklerimizle karşılaştırarak anlamlı bir şekilde “evet” ya da “hayır” diyeceğinizi ummak istiyor, Genel Kurula saygılar sunarak sözlerime son veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

59 konuşma daha · 8 Temmuz 2010

59 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook