Uygulanan iç ve dış politikalarda hükümet proğramında verdiği sözleri yerine getirmediği, ekonomik ve sosyal sorunları çözmede başarılı olmadığı iddiasıyla başbakan recep tayyıp erdoğan hakkında gensoru açılması (11/12)
Kocaeli Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 123. Birleşim · 4. yasama yılı · 24 Haziran 2010 · 2.206 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma
Kaynak göster
Nihat Ergün (AK Parti), 24 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 123. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: UYGULANAN İÇ VE DIŞ POLİTİKALARDA HÜKÜMET PROĞRAMINDA VERDİĞİ SÖZLERİ YERİNE GETİRMEDİĞİ, EKONOMİK VE SOSYAL SORUNLARI ÇÖZMEDE BAŞARILI OLMADIĞI İDDİASIYLA BAŞBAKAN RECEP TAYYIP ERDOĞAN HAKKINDA GENSORU AÇILMASI (11/12)); konuşma 2.206 kelime.
Nihat Ergün (AK Parti, Kocaeli). “Uygulanan iç ve dış politikalarda hükümet proğramında verdiği sözleri yerine getirmediği, ekonomik ve sosyal sorunları çözmede başarılı olmadığı iddiasıyla başbakan recep tayyıp erdoğan hakkında gensoru açılması (11/12)”. TBMM Genel Kurulu, 123. Birleşim tutanağı, 24 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nihat-ergun-23-2010-06-24-uygulanan-ic-ve-dis-politikalarda-hukumet-programinda-verdigi-sozleri (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
SANAYİ VE TİCARET BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Öncelikle, milletimizin ve vatanımızın bekası ve selameti için hayatlarını feda eden şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, milletimize ve yakınlarına başsağlığı diliyorum.
Gensoruya bağlı olarak konuşacağım mümkün olduğu kadar. Tabii ki bir torba gensorudan söz ediyoruz, içinde her şey var. Hepsi hakkında konuşmaya kalksak çok uzun konuşmak lazım çünkü hepsiyle ilgili de söylenecek sözler var. Ancak, ana ekseni, Hükûmetimizin, seçim beyannamesinde ve Hükûmet programlarındaki taahhütlerine uymadığına, bunun dışında gelişmeler olduğuna dairdir. Hükûmetlerin seçim beyannameleri, daha doğrusu siyasi partilerin seçim beyannameleri parti programlarıyla da yakından ilgilidir, aynı zamanda Hükûmet programları da seçim beyannameleri ve parti programlarını da dikkate alarak hazırlayan… Çünkü, siyaset yapılırken, ülkenin ihtiyaçları belirlenirken siyasi partiler, programlarında bir ana hedef koyarlar; o ana hedef ekseni etrafında seçim beyannamelerini, hükûmet olurlarsa hükûmet programlarını da hazırlarlar. Biz de öyle yaptık ve özünü şu oluşturdu: Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Türkiye'nin zenginleşmesi. Türkiye'nin ciddi bir demokratikleşme, Türkiye'nin ciddi bir zenginleşme problemi vardır. Biz, partimizi kurduğumuz zaman böyle gördük, seçim beyannamemizi bu esasın, Hükûmet programlarımızı bu esasın ve Hükûmet uygulamalarımızı da bu esasın üzerine oturttuk. Çünkü demokrasi, insan hakları, özgürlükler ile güçlü bir hukuk devleti her türlü sorunun çözümünde, ilerlemenin ve zenginleşmenin sağlanmasında en sağlam ve en doğru zemindir. Eğer bu zemini ne kadar güçlü tutabilirsek hem zenginleşmeyi hem ilerlemeyi o kadar iyi ve hızlı sağlayabiliriz.
Siyasi, sosyal ve ekonomik sorunlar birbirini etkileyen, birbirinden etkilenen sorunlardır, bunlar birbirinden kopuk, birbirinden bağımsız değildir. Bunun da farkında olarak çalışıyoruz. “Sadece ekonomik sorunlarla meşgul olup sosyal ve siyasi sorunları bir kenara bırakalım, önce ekonomi ya da önce siyaset ya da önce sosyal konu ya da önce dış politika.” diyebileceğimiz bir noktada değiliz. Bunlar birbirini etkiliyor, birbirinden etkileniyor, çoğunu birlikte ele almak ve birlikte yönetmek mecburiyetindeyiz. Biz de Hükûmet olarak yedi buçuk yıldır bu sorunların çözümünde bütün bunları dikkate alan samimi bir çaba içerisinde olduk. Bütün sorunları çözdüğümüzü iddia etmiyoruz ama bütün sorunların çözümü için önemli mesafeler aldığımızı ve samimi bir çaba içerisinde olduğumuzu ifade ediyoruz. Az sonra bu konulara temas edeceğim. Uyguladığımız bütün politikalar birbirleriyle uyumlu politikalardır. İçeride uyguladığımız politikalar ve dışarıda uyguladığımız politikalar bu hedefe varmak için birbiriyle uyumlu olarak uygulamış olduğumuz politikalardır.
Bugün başka bağlamda da tartışmalar oluyor, gensoru dışında, gensoruyla bağlantılı olan tartışmalar. Tartışma güzel, Parlamentoda tartışalım, kavga etmekten daha iyi. Demokrasi, bütün problemlerin çözümü ise konuşacağız, tartışacağız. Elinde silahla hiçbir problem çözülmeyecek. Eğer sorun insan hakları sorunuysa, sorun demokrasi sorunuysa, sorun özgürlükler sorunuysa, sorun hukuk devleti sorunuysa, sorun vatandaşlarımızın yaşadığı etnik veya dinî kimlik sorunuysa bu demokrasiyle, insan haklarıyla, hukuk devletiyle çözülecek bir sorundur, silahla çözülecek bir sorun değildir. O zaman silaha ne ihtiyaç vardır? Silah hangi amaçla taşınmaktadır? Silahla demokrasi nasıl yan yana gelebilmektedir? İnsanların demokrasi içinde, hukuk içinde çözülecek sorunları için silaha sarılmanın, memleketin şehirlerinde bombalama eylemleri yapmanın, dağında silahla dolaşmanın, jandarma karakollarına saldırı planlamanın ve yapmanın izahı nedir? Demokratik zemini güçlendirmek midir? Hak ve özgürlükleri silahla elde etmek midir? Böyle bir şey var mı? Böyle bir şey yok.
Ama bütün bunları bile tartışırken sözün cazibesine ve sözün şehvetine kapılmadan tartışmalıyız. Sözün cazibesine kapılarak, şehvetine kapılarak muvazeneyi kaybetmeye gerek yok. Muvazeneyi kaybettiğimiz zaman işi çözemeyiz çünkü. Bize akıl lazım, bize muvazene lazım, o muvazene içerisinde sorunları tartışmalıyız. Yoksa hakaret etmekten kolay ne var? Sövüp saymaktan kolay ne var? En kolayı o. Ama muvazeneyi korumak, dengeyi korumak ve demokrasi zemini içerisinde sorunları özgürce tartışabilmek hepimizin ihtiyacı olan bir konudur.
Az önce söyledim, ülkemizin ekonomik sorunları mı var? Evet. Hiçbir tanesine duyarsız kalmadık. Evvela sorunları hangi zeminde çözeceğimizi tespit ettik. Özel sektör eliyle rekabetçi ve dışa açık bir serbest piyasa ekonomisi modeliyle Türkiye'nin ekonomik sorunlarını çözeceğiz ve bu çerçevede dış politika adımlarımızla iç politika adımlarımız uygun olacak. Mesela Medeniyetler İttifakı Projesi’nin içerisinde yer alıp dünyada medeniyetler çatışmasına doğru götürülmek istenen bir dünyayı barış ortamına çekecek bir aktivitenin içinde bulunmak, mesela komşularla sıfır problem, mesela G-20’de yer alarak küresel düzeydeki ekonomik kararlar alınırken o masada bulunmak.
Türkiye, AK PARTİ İktidarından önce 26’ncı sırada bir ekonomiydi. 17’nci büyük ekonomiye ulaştığımızda G-20 içerisinde yer aldık ve şimdi küresel ekonomik kararların alındığı mekanizmada biz varız.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine çok yüksek bir oyla, kırk sekiz yıl sonra seçildik ve orada ülkemizi ve bölgemizi temsil ediyoruz.
İslam Konferansı Örgütünde 2 defa üst üste Türkiye seçimle Genel Sekreterliği aldı.
Türkiye, Kıbrıs’ta ve Avrupa Birliğinde izlemiş olduğu siyasetle hem Kıbrıs sorununda yıllardır üzerimize yüklenen uzlaşmaz taraf yükünü karşı tarafa yüklemiş oldu hem de Avrupa Birliğiyle müzakerelerle Türkiye'nin yönünü tayin etmiş oldu.
Bütün bunlar bizim ekonomik hayatımıza da ciddi manada katkı sağladı. Ne mesafe aldık?
Değerli arkadaşlar, Türkiye ekonomisi 2003-2008 yılları arasında ortalama yüzde 6 oranında büyüdü. 2002’de 230 milyar dolar olan gayrisafi millî hasılamız 2008’de 742 milyar dolar seviyesine ulaştı, fert başına millî gelir 3.500 dolardan 10 bin doların üzerine çıkmış oldu. Bu performansla -az önce söyledim- ekonomimizi 26’ncı sıradan 17’nci sıraya yükseltmiş olduk ve Türkiye, küresel krizin etkilerini dünyada en hafif atlatan ülkeler arasında yer almış oldu.
Dolayısıyla enflasyon oranlarını tek haneli rakamlara indirme başarısı bu dönemde gösterilmiş oldu ve Türkiye’de bütçe açıkları, gayrisafi millî hasılanın yüzde 11,5’undan, 2008 yılında yüzde 1,8 gibi çok küçük bir rakama ulaştırılmış oldu. Ekonomik kriz ortamında yüzde 5,5’a yeniden çıktı ancak 2010 bütçe performansı, şimdiden yüzde 52 oranında bütçe açıklarında bir azalma meydana getirmiş oldu. Dolayısıyla iyi bir yolda yolumuza devam ediyoruz.
2002’de vergi gelirlerimizin yüzde 86’sını faiz ödemelerine harcarken 2009 yılında bu oran yüzde 25’lere kadar, 2008’de yüzde 25’lere kadar, 30’lara kadar inmiş oldu. Birçok alanda vergi indirimi yapıldı. Kurumlar vergisi yüzde 33’ten 20’lere çekildi, gelir vergisi oranları dilimlerine göre 5 ila 10 puan azaltıldı. Tekstil, eğitim, gıda gibi alanlarda katma değer vergisi oranlarında ciddi manada azalmalar meydana getirildi.
2002 yılında aile yardımı ödeneği dâhil en düşük devlet memuru 392 lira iken 1.250 Türk Lirasına yükseltilerek yüzde 218’lik bir artış meydana getirildi. Net asgari ücret 184 liradan 576 liraya çıkartılarak yüzde 213’lük bir artış meydana getirildi. En düşük SSK emekli aylığı 257 liradan 683 liraya çıkartılarak yüzde 165 artırılmış oldu.
Öğrenci bursları: 2002’de 451 bin öğrenci burs alırken 817 bin öğrenciye çıktı. Burs miktarı da 45 liradan 200 liraya yükseltilmiş oldu. Hem öğrenci sayısı arttı hem burs miktarı artmış oldu.
Değerli arkadaşlar, KOBİ’lere KOSGEB vasıtasıyla 2002’de sadece genel bütçeden 8 milyon lira kaynak aktarılırken, bugün 263 milyon lira kaynak aktarılır hâle gelmiş oldu.
Özürlü vatandaşlarımızla ilgili 67 lira olan özürlü aylığı 40-69 yaş için 185 liraya, 70 ve üzeri olanlar için, yüzde 75 özürlü olanlar için 278 liraya çıkartılmış oldu.
Hani Hükûmet Programı’mızdaki taahhütlere uymuyor ve bu alandaki sözlerimizi yerine getirmiyorduk. Dolayısıyla, gensoru önergesiyle bu rakamlar birbiriyle hiç örtüşmüyor.
Dış politikadaki attığımız adımların dış ticarete yansımaları da enteresan. Komşu ülkelerle ticaret; Bulgaristan’la 2002 yılında 380 milyon ihracat yaparken 2008 yılında 2 milyar 100 milyona çıktı Bulgaristan’a ihracatımız. Gürcistan’a 103 milyondan 997 milyona çıktı. Irak’a -bilinmiyor önceki durumlar, bazı rakamlar- 5 milyar 125 milyon dolara ihracatımız, İran’a 300 milyon liradan 2 milyar dolara, Suriye’ye 260 milyon liradan 1,5 milyar dolara yükselmiş oldu. Yunanistan’a 590 milyon liradan 2,5 milyar dolara çıkmış oldu. Rusya’ya aynı, Mısır’a aynı; Mısır’a 326 milyondan 2 milyar 618 milyar dolara çıktı. İsrail’e arttı, Cezayir’e arttı, Fas’a arttı, Lübnan’a arttı, Tunus’a arttı. Gruplara da arttı, Avrupa Birliğine 20 milyar dolardan 63 milyar dolara çıktı ihracatımız, 2002’den 2008’e kadar olan süreçte.
OECD ülkelerine 24 milyar dolardan 70 milyar dolara, EFTA ülkelerine 400 milyon dolardan 4 milyar dolara, Karadeniz Ekonomik İşbirliğine 3,5 milyar dolardan 20 milyar dolara çıktı arkadaşlar ihracatımız. Ekonomik İşbirliği Teşkilatına 1 milyardan 6 milyara, Bağımsız Devletler Topluluğuna 2 milyardan 14 milyara çıktı, Türk cumhuriyetlerine 600 milyondan 4 milyar dolara çıktı, İslam Konferansı Teşkilatına 4 milyar 700 milyon dolardan 32 milyar 500 milyon dolara kadar yükseldi. Görüyorsunuz, izlediğimiz dış politikayla içerideki ekonomik politikaların ihracat rakamlarımıza yansımasının bir örneğini sizlere ifade etmiş oldum. Bunlar gerçek rakamlardır, bunlar hayal mahsulü şeyler değildir. Dolayısıyla, AK PARTİ hükûmetleri, kendi programındaki, hükûmet programındaki taahhütlerine uygun hareket etmiştir ve etmektedir.
Sosyal sorunlar konusunda da aynı samimiyeti ve gayreti gösterdik. Mesela, vatandaşlarımız eğitimle ilgili bize “Benim eğitimle ilgili sorunum var.” dediği zaman kulak tıkayabilir miyiz? Samimi olarak ilgilenmek mecburiyetindeyiz. Okul yoksa, okul; derslik yoksa, derslik; bilgisayarsa, bilgisayar; masasının üstüne kitapsa, kitap; bütün bunları bu dönemde artarak gerçekleştirdik, kulak tıkamadık. Bütün eğitim sorunlarını çözememiş olabiliriz ama herkes şunu biliyor ki, AK PARTİ hükûmetleri bu sorunu çözme konusunda samimi adımlar atmıştır ve önemli mesafeler almıştır.
Sağlıkta her türlü sorunu çözemedik. Ama insanlar “Hastanem yok.” dediği zaman kulak da tıkamadık, “Sağlık ocağım yok.” dediği zaman kulak tıkamadık, “Uzman hekimim yok.” dediği zaman kulak tıkamadık, en samimi gayretlerle sağlık ocağı, hastane, uzman hekim yetiştirdik.
SIRRI SAKIK (Muş)Ankara’nın göbeğinde hastalar yerde yatıyor Sayın Bakan!
SANAYİ VE TİCARET BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla)Bugün beş yıldızlı hastaneler Türkiye’de var, bugün kar ambulansları var, bugün helikopter ambulanslar var, bugün uçak ambulanslar var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Bütün sağlık sorunlarını çözdüğümüzü iddia etmiyoruz. Ama biz halkın sağlık sorunları konusunda samimi adımlar attığımızı ispat edebiliriz ve iddia edebiliriz. İşte iddiamız budur. Biz halkın her türlü sorununda samimi bir çaba içerisinde olduk.
SIRRI SAKIK (Muş)Uzak değil, Gazi Üniversitesinin, İbni Sina’nın aciline gidin bakın!
SANAYİ VE TİCARET BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla)Bir başka konu sosyal yardımlar. Sosyal yardımlar konusunda da artış oldu. Bir taraftan “Sosyal yardım az.” deniliyor burada, bir taraftan “Sadaka devletine dönüşüldü.” deniliyor, bir taraftan da “Fakirlik arttı, onun için sosyal yardım alan sayısı arttı.” deniliyor. Değerli arkadaşlar, Türkiye’de artan fakirlik değildir, Türkiye’de fakir vardı da fakiri gören yoktu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Şimdi fakiri fukarayı gören bir devlet var, ona destek veren bir devlet var. Yoksa fakir sayısında, fukara sayısında bir artış yok, sosyal yardım dediğimiz olgu var. Onun için… Bursları, özürlüleri az önce söyledim.
Biz bu konuda bütün sosyal sorunları çözdük iddiasında değiliz. İddiamız şudur: Biz halkın sorunlarına kulak tıkamadık ve bunların çözümü için samimi bir çaba harcadık. Hükûmet Programı’mız, uygulamalarımız bu istikamette olmuştur.
Peki, siyasal sorunların çözümünde aynı şeyi göstermedik mi? Evet, siyasal sorunların çözümünde de aynı yaklaşımı gösterdik. Türkiye’de Kürt vatandaşlarımız “Benim etnik kimlik sorunlarım var.” dediği zaman “Yok senin böyle bir sorunun, zaten sen de yoksun.” demedik başkalarının vaktiyle dediği gibi.
HAMİT GEYLANİ (Hakkâri)Ama çözüm de bulmadınız.
SANAYİ VE TİCARET BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla)Evet, bizim milyonlarca Kürt vatandaşımız var ve sorunları var. Ve bu sorunlarla ilgili önemli adımlar attık.
SIRRI SAKIK (Muş)Biz de diyoruz ki: Onları yasal ve anayasal güvence altına alın.
SANAYİ VE TİCARET BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla)“Beni tanımıyorlar.” dediği zaman “Evet, sen varsın.” dedik. “Ben dilimi konuşamıyorum.” dediği zaman “Konuşmalısın.” dedik. “Öğrenemiyorum.” dediği zaman “Öğrenmelisin.” dedik. “Televizyon seyredemiyorum, gazete çıkartamıyorum, kitap okuyamıyorum.” dediği zaman “Evet gazete çıkarmalısın, televizyon seyredebilmelisin, kitap okuyabilmelisin, bunları yayınlayabilmelisin.” dedik. “Çocuğuma isim koyamıyorum.” dediği zaman bu Parlamentoda isim koyma yasaklarını hep beraber kaldırdık ve her zaman şunu söyledik: “Perihan isminin konulduğu yerde Berivan isminin konulamaması kadar yanlış bir şey olamaz.” dedik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) “Suzan isminin konulduğu yerde Zozan isminin konulamaması kadar yanlış bir şey olamaz.” dedik. “İnsanımıza bu muamele reva görülemez.” dedik ve bu konudaki adımları hep beraber attık.
HAMİT GEYLANİ (Hakkâri)Ne büyük lütuf, sizi tebrik ediyoruz!
SANAYİ VE TİCARET BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla)“Köyümün adı değiştirildi.” dediler, “Şehrimin adı değiştirildi.” dediler. İdari kararla, kimsenin köyünün adını değiştirmeyi aklından bile geçirmediği bir Türkiye’de…
MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis)Hangisini değiştirdiniz Sayın Bakan?
SANAYİ VE TİCARET BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla)…12 Eylül yönetimi bir gecede bütün köylerin adını değiştirmeyi idari bir kararla alması ne kadar yanlıştı. Bin yıldır o köyde oturan adama bunun zor geldiğini, bunun kabul edilemez olduğunu görmek lazımdı ve bunun mantığı da yoktu.
HAMİT GEYLANİ (Hakkâri)Bunlar mıdır?
SANAYİ VE TİCARET BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla)Bunun mantığı da yoktu. Mesela Siirt’in Tillo ilçesini Aydınlar ilçesi yaptık. Kimse “Aydınlar” demiyor. Şoför muavinleri bile Siirt’ten Tillo’ya giderken “Tillo Tillo” diye müşterilerini çağırıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis)Hangi adları değiştirdiniz, onları açıklayın Sayın Bakan?
SANAYİ VE TİCARET BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla)Öbür taraftan Tillo’yu Aydınlar’a çevirirken Pervari’ye dokunmadık mesela veya Midyat’a dokunmadık, mantığı var mı? Tillo’yu değiştirirken Pervari’ye dokunmamanın, Midyat’a dokunmamanın bir mantığı var mı? Mantığı yok. Bu mantıksız işlerin hepsine son vermek lazım. Bunlar demokrasiyle çözülecek, insan haklarıyla çözülecek, hukuk devletiyle çözülecek iştir, eşkıyalıkla çözülmez bunlar. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Silahlar bırakıldığı zaman bakalım Türkiye bu sorunları nasıl özgür ve demokratik bir platformda tartışabiliyor ve çözülüyor. Silahın konuştuğu yerde, her Allah’ın günü şehitlerin geldiği yerde hangi demokrasiden söz edeceğiz? Zaten terörün amaçlarından bir tanesi toplumun ve devletin doğru istikamette ilerlemesine engel olacak bir atmosfer oluşturmak değil mi? Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, ortak bir vatanımız var, ortak bir bayrağımız var, ortak bir millet ve vatandaşlık anlayışı içerisindeyiz. Bölünme gibi, federasyon gibi, özerk bölge gibi birtakım taleplere kapalı bu toplum. Anlamlı da değil, gerçekçi de değil.
Öbür taraftan, etnik siyasi temsil gibi taleplere de kapalı. Ben Türk’üm, Sünni bir Müslüman’ım ama Parlamentoda etnik olarak münhasıran Türk ırkını veya Sünni Müslümanları temsilen bulunmuyorum, bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını temsilen bulunuyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Böyle bir görevim var ama bir başkası da “Ben münhasıran Alevileri, ben münhasıran Kürtleri temsilen bulunuyorum.” demek mecburiyetinde değil. Bunun millî birliğimize, vatandaşlık anlayışımıza, üniter devlet yapımıza, toplumsal barışımıza bir katkı sağlayacağını da şahsen düşünmüyoruz.
Öbür taraftan, “iki resmî dil” talepleri gibi veya “iki bayrak” gibi talepler olabilir mi? Şu ay yıldızlı bayrak ne zaman? Çok eski, 1800’lü yıllardan beri kullanılan bir bayrak.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
46 konuşma daha · 24 Haziran 2010