İçeriğe atla

24. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 36. BİRLEŞİM · SALI

2012 yılı merkezî yönetim bütçesi ve 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesap kanunu tasarısı

Nihat Ergün

Kocaeli Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 36. Birleşim · 2. yasama yılı · 13 Aralık 2011 · 1.402 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Nihat Ergün (AK Parti), 13 Aralık 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2012 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2010 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI); konuşma 1.402 kelime.

Nihat Ergün (AK Parti, Kocaeli). “2012 yılı merkezî yönetim bütçesi ve 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesap kanunu tasarısı”. TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim tutanağı, 13 Aralık 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nihat-ergun-24-2011-12-13-2012-yili-merkezi-yonetim-butcesi-ve-2010-yili-merkezi-yonetim-kesin-h (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=19674

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Bakanlığımız ile bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarımızın 2012 yılı bütçesini görüşmek üzere huzurlarınızdayız. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyor, hepinize hürmetlerimi arz ediyorum.

Türkiye, gerçekten son on yıl içerisinde hayatın her alanında çok büyük değişimler yaşadı ve bulunduğu coğrafyada önemli bir güç ve cazibe merkezi hâline geldi. Türkiye’nin bu başarılarının kalıcı olması ve 2023 yılında dünyanın lider ülkelerinden birisi olması için hep birlikte yapmamız gereken çok daha fazla işler var. Dünyada birçok parametrenin değiştiği bu dinamik süreçte, bugün atacağımız her adım yarın neleri tecrübe edeceğimizi de belirleyecektir. Ülkemizin ekonomik ve sosyal kalkınmasını temin etmemiz için üzerinde en fazla durmamız gereken alan hiç şüphesiz bilim ve teknoloji alanıdır. Bilim ve teknoloji kapasitesindeki her artış sanayiden ticarete, eğitimden sağlığa, enerjiden tarıma, ulaşımdan iletişime kadar hayatın tüm alanlarına da olumlu bir şekilde yansıyacaktır. Genç ve büyük nüfusumuzun bizim için bir avantaja dönüşmesi ancak ve ancak bilim ve teknoloji alanında gerçekleştireceğimiz dönüşümle mümkün olacaktır.

Türkiye gibi güçlü bir geleneğe sahip olan bir ülkenin muhakkak surette bilgi üreten bir toplum olması, ikinci aşamada ise ürettiğimiz bilginin insanlığın faydasına olacak şekilde nihai ürünlere dönüşmesi gerekiyor. Bu nedenle, ülkemiz için bilim, sanayi ve teknoloji konularını aynı perspektiften incelemek ve ortak politikalarla üretmek zorunlu hâle gelmiştir.

Bu yıl Bakanlığımızın “Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı” olarak yeniden yapılandırılması işte bu ihtiyaca cevap üretme gayretinin bir sonucudur. Zira makroekonomik reformların ağırlıklı olduğu bir dönemden sonra artık mikro reformların ağırlıklı olacağı bir sürecin eşiğinde bulunuyoruz. Gerçekleştireceğimiz mikro reformlar, yakaladığımız güven ve istikrar ortamının değerini artıracak, sanayimize, sektörlerimize ve işletmelerimize rekabet gücü kazandıracaktır.

Bugün, Türkiye, yıllık 140 milyar dolara yakın ihracat yapan ve bu ihracatının yüzde 95’i de sanayi ürünlerinden oluşan bir ülkedir. Bizim ülke olarak rekabet gücümüzü, ucuz ham madde, ucuz iş gücü veya ucuz enerjide aramak gibi bir şansımız yoktur. Böyle bir tavır, Nasreddin Hoca’nın yaptığı gibi, bodrumda kaybetmiş olduğu anahtarı aydınlık diye dışarıda aramasına benzer. Bizim rekabet gücünü, bilimde, teknolojide, ARGE ve inovasyonda, marka ve tasarımda, üniversite-sanayi iş birliğinde aramamız ve bulmamız gerekiyor. Bakanlığımız yeni isim ve yapılanmasıyla bu alanlara özel bir motivasyonla yaklaşacak, ülkemizin rekabet gücünün artmasına doğrudan katkı sağlayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yıl uygulamaya başladığımız Sanayi Strateji Belgesi, KOBİ stratejisi ve sektörel strateji belgelerini bu açıdan çok önemsiyoruz. Bu belgeler, Türkiye’nin, artık kısa dönem hesaplarla ve karanlıkta el yordamıyla değil, önünü gören bir ülke olarak orta ve uzun vadeli plan ve stratejilerle hareket ettiğini göstermektedir.

Bu belgelerde, reel sektörün ihtiyaçlarını ve bu ihtiyaçlara çözüm üretecek eylemleri belirledik. Eylemlerin hangi kurumlar tarafından ve ne zaman gerçekleştirileceğini de bir takvime bağladık. Bugün farklı alanlarda uygulanan bu stratejilerin birbiriyle uyum içinde olması siyasi istikrarın ne kadar değerli bir unsur olduğunu da bize göstermektedir. Mesela 2011-2016 dönemini kapsayan ulusal bilim, teknoloji ve yenilik stratejimiz de, 2011-2014 yıllarını kapsayan sanayi stratejimiz büyük bir uyum içinde gerçekleşecektir.

Bu belgelerin nihai hedefi ülkemizi Avrupa’nın üretim ve teknoloji üssü hâline getirmektir. Burada bir hususa dikkatiniz çekmek istiyorum. Türkiye’nin hedefi artık sadece üretmek, çok üretmek değil, Türkiye artık nitelikli üretmeye ve teknoloji üssü olmaya odaklanmış bir ülkedir. Sanayi stratejimizde bulunan 72 eylemden 23 tanesinin firmaların teknolojik kapasitesini artırmak üzere hazırlanmış olduğu da bu gerçeği teyit etmektedir.

Otomotiv sektörü bu açıdan çok güzel bir örnek teşkil ediyor. Yarım asırdan fazla bir süredir faaliyet gösterdiğimiz bu sektörde üretim ve montaj konusunda son derece başarılıyız ancak biz bu başarıyla yetinmek istemiyoruz. Türkiye’nin otomotivde tasarım merkezi hâline gelmesi, daha fazla katma değer üretmesi, kendi marka ve modellerini oluşturması ve geleceğin yeni nesil çevre dostu teknolojilerde de bir merkez olması için çalışıyoruz.

Bu açıdan baktığımızda önümüzdeki sürecin iki temel özelliği olacaktır: Bunlardan birisi, geleneksel sektörlerde yüksek katma değerli bir üretim geçişini sağlamak; ikincisi ise bilişim, yazılım, nanoteknoloji ve biyoteknoloji gibi alanlarda da önemli bir ivme yakalamaktır.

Biz Hükûmet olarak insanımıza her zaman güvendik. Başka ülkelerdeki insanların sahip olduğu imkânları bizim insanımıza da sunabildiğimizde bu milletin ne büyük işler başardığına da inandık. Özellikle de sanayicilerimiz kendilerine gerekli şartlar hazırlandığında neler başarabileceklerini son dokuz yılda yaptıkları üretim ve ihracatla kanıtlamış oldular. Bu nedenle, insanımızın önündeki engelleri kaldırmaya, özellikle genç nüfusumuza her türlü fırsatları sunmaya büyük önem veriyoruz.

Kasım ayının ortalarında yapmış olduğumuz Amerika Birleşik Devletleri ziyaretinde ve başka ülkelere yaptığımız ziyaretlerde genç arkadaşlarımızın gerek üniversitelerde gerekse önemli firmalarda yaptıkları çalışmaları görerek bir kere daha onlarla ve milletimizle gurur duyduk. Önümüzdeki yıldan itibaren her yıl yurt dışında yaşayan bilim adamlarımızı bir araya getiren bir kurultay düzenliyoruz. Oluşturacağımız bir network ile bir yandan ülkemizin bu insanlarımıza daha fazla destek olmasını sağlarken aynı zamanda bu bilim insanlarımızın bilgi ve tecrübelerinden de daha fazla istifade edeceğiz.

Türkiye'de yaşayan çocuklarımızın, gençlerimizin de aynı büyük potansiyele sahip olduklarını biliyoruz. İşte bu nedenle bundan sonra bütün çocuklarımıza okullarda tablet bilgisayarlar dağıtacağız ve sınıflarda akıllı tahta dönemini başlatıyoruz. Bu tablet bilgisayarların ve akıllı tahtaların Türkiye'de üretilmelerini sağlayarak da bu sektörlerde üretim ve istihdam imkânlarını genişletmiş, bu teknolojinin ülkemizde güçlenmesini sağlamış olacağız.

Önümüzdeki dönemde Bakanlığımızın önem vereceği konulardan birisi bütün şehirlerimizde bilim merkezleri kurmak olacaktır. Çocuklarımız ve gençlerimiz bu merkezler sayesinde âdeta bilimle iç içe olacaklar, bilime dokunacaklar. Bilim merkezleri çocuklarımızın hem öğrenmelerini hem araştırma ve merak duygularını geliştirmelerini hem de eğlenmelerini sağlayacaktır.

Bakanlık olarak son yıllarda ülkemizin bilim ve teknoloji kapasitesini artırmak için önemli programlar yürüttük. On yıl önce hem mevzuatı yoktu hem de sadece iki tane teknoparkımız vardı. 2001 yılında mevzuatı hazırlandı ve bugün 43 tane teknoparkımız var, 32 tanesi faal ve şirketler teknoloji üretmeye başlamış durumdalar.

SAN-TEZ Programı, ARGE merkezlerinin kurulması, teknogirişim sermayesi desteği gibi çalışmalarımızın yanında TÜBİTAK ve KOSGEB gibi kurumlarımızın sağladığı önemli destekler bulunuyor. Bütün bu çalışmaların meyvelerini de artık toplamaya başlıyoruz. 2010 yılında ARGE harcamalarımız 2002 yılına göre 3 kat artarak 9 milyar Türk lirasını geçmiş bulunuyor. 2011 sonunda yüz binin üzerinde marka başvurusuyla Avrupa’da ilk sıraya yerleşeceğiz. Ancak biz bu başarılarla da yetinmiyor, hedeflerimizi yüksek tutmaya devam ediyoruz. Bu nedenle hem mevcut desteklerimizi iyileştirecek hem de yeni destek modelleri oluşturacağız.

Mesela, bu yıldan itibaren teknogirişim sermayesi desteğinden yararlanan kişi sayısını 100 kişiden 500 kişiye çıkartıyoruz. Ayrıca birinci fazda başarılı olmuş teknogirişimcilerimizin ikinci fazdan da yararlanmaları için, yeni, 500 bin Türk liralık, o firmalarımıza destek modelleri oluşturuyoruz. Çalışmalarına devam ettiğimiz Bilişim Vadisi’nde genç bilişimcilerimiz ve girişimcilerimiz ve küresel markalar için özel cazibe merkezleri oluşturuyoruz.

Bu çalışmalarla ARGE harcamalarının millî gelir içerisindeki payını 2017’de yüzde 2’ye, 2023’te ise yüzde 3’e çıkarmayı hedefliyoruz. On yıl önce Türkiye’de ARGE harcamalarının millî gelir içindeki payı binde 35’lerdeydi, bugün binde 85’lere ulaştı, yani yüzde 1’e yaklaştı. 230 milyar dolar olan millî gelirin binde 35’i, binde 40’ı ayrılıyordu ARGE’ye, şimdi 740 milyar dolar olan millî gelirin yüzde 1’i ayrılıyor. Sadece kendisi 2 kat, 2,5 kat artmadı, millî gelirin artışıyla beraber aslında ARGE’ye ayrılan pay 6, 7 kat artmış oldu son on yıl içerisinde. Böylece, üretim ve ihracatımız içinde ileri teknolojili ve yüksek katma değerli ürünlerin payını yüzde 20’ler seviyesine çıkartmış olacağız. Bugün yüzde 5’ler seviyesindedir. Bu oranlarla ülkemiz teknoloji ithalatını azaltan bir ülke hâline geleceği gibi, aynı zamanda teknoloji ihraç eden bir ülke hâline de gelmiş olacaktır.

Bu noktaya gelmişken TÜBİTAK ve TÜBA’yla ilgili çok şeyler söylendi, o konuda da birkaç şey ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, TÜBİTAK Hükûmetin bilim, teknoloji ve inovasyon politikalarını en etkili bir şekilde uygulayan kurumu ve vasıtasıdır. Hükûmet politikalarını uygulayan bir kurumdur. Kendi kendine politika geliştiren ve o politikalar için bilimsel araştırma yapan bir kurum değildir, teknolojik araştırma yapan bir kurum değildir. Hükûmetin bilim, teknoloji ve inovasyon politikalarının en etkili vasıtasıdır. Bu nedenle bilimsel araştırmaların artık, teknolojiye dönüşmesi, teknolojik ürüne dönüşmesi, ticarileşmesi konseptine uygun bir yeniden yapılanma ihtiyacı ortaya çıkmıştır.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul)Temel bilimsiz olmaz Sayın Bakan, matematik, fizik olmadan olmaz.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) – Bu nedenle de TÜBİTAK’ta aynı zamanda ticarileşmeyi, bilimsel araştırmaların teknolojik ürünlere ve ticarileşmeye dönüşmesini sağlayan bir yönetim anlayışıyla hareket eden, bu konuda son derece birikimli ve tecrübeli olan yeni bir yönetimle yeni dönemin konseptine uygun bir yapılanmaya gidilmiştir.

Bilim Kurulunun zaten değişik kurumlardan gelen bilim adamlarından, bürokratlardan ve teknokratlardan oluştuğunu biliyor olmanız lazımdı yani bunda bir değişiklik olmamıştır. TÜBİTAK Bilim Kurulu 13 kişiydi, zaten Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinden veya YÖK’ten veya TÜBA’dan veya Hükûmetten, başka bakanlıklardan bilim adamlarının oraya atandığı bir bilim kurulu vardı ama Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile irtibatlanınca 4 tane bilim adamı ve akademisyen yanında, 1 iş adamı da buraya atandı. 4 kişi Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının kontenjanı olarak şimdi Bilim Kuruluna ilave oldu. 3’ü profesör düzeyinde bilim adamıdır atananların, 1’i de ARGE’ye son derece yatkın iş adamlarımızdan birisidir, Türkiye İhracatçılar Meclisinde çalışan bir arkadaşımızdır.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

86 konuşma daha · 13 Aralık 2011

86 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook