İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 36. BİRLEŞİM · PAZARTESİ

2006 merkezi bütçe kan.tas.(sağlık bak.,hudut ve sahiller sağlık gen.müd.,ulaştırma bak.,telekom,denizcilik müst.) 8 inci tur

Nurettin Sözen

Sivas Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 36. Birleşim · 4. yasama yılı · 19 Aralık 2005 · 1.503 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Nurettin Sözen (CHP), 19 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN.TAS.(SAĞLIK BAK.,HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GEN.MÜD.,ULAŞTIRMA BAK.,TELEKOM,DENİZCİLİK MÜST.) 8 İNCİ TUR); konuşma 1.503 kelime.

Nurettin Sözen (CHP, Sivas). “2006 merkezi bütçe kan.tas.(sağlık bak.,hudut ve sahiller sağlık gen.müd.,ulaştırma bak.,telekom,denizcilik müst.) 8 inci tur”. TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim tutanağı, 19 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nurettin-sozen-22-2005-12-19-2006-merkezi-butce-kan-tas-saglik-bak-hudut-ve-sahiller-saglik-gen-m (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA NURETTİN SÖZEN (Sivas)Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; sağlık bütçesine ilişkin düşüncelerimi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına sunuyorum; bu sunuşumdan evvel, hepinizi, sevgilerle, saygılarla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bütçe müzakereleri, Parlamentomuz için son derece büyük önem taşımaktadır. Bu müzakerelerde, hükümetin çalışmalarını değerlendiriyoruz ve de geleceğe dönük, eleştiri ve önerilerimizi sunuyoruz. Şimdi, sağlık bütçesini tartışacağız, görüşeceğiz. Sağlık konularının ve sorunlarımızın sosyal ve ekonomik politikalardan soyutlanamayacağını herkes kabul eder. Örneğin, yurttaşlarımızın yaklaşık 1 000 000'u açlık sınırının altında, 20 000 000'u da yoksulluk sınırının altında ise, insan sağlığından, koruyucu hekimlikten, özellikle çocuklarımızın ve insanlarımızın dengeli beslenmesinden söz etmekten büyük bir sıkıntı, büyük bir acı ve zorluk çekmekteyiz. Sağlık Bakanımızın bu konudaki yaklaşımlarını öğrenmek şansını yakalayamadık, ne Plan ve Bütçe Komisyonunda ne diğer konuşmalarında. Açlıktan, yoksulluktan ve bunların toplum sağlığına olan etkilerinden hiçbir şekilde söz etmemektedir.

Hükümetin bütün bakanlarında, aslında ortak bir davranış tipi var; umursamamak, en ciddî toplumsal olaylar karşısında duyarsız davranmak, meslek odalarıyla kavga etmek, diyalog kurmamak, olumsuz gelişmeleri ya örtmeye kalkmak veya da küçültmek; eğer kendilerince bir başarı varsa, bunu da abartarak halka sunmak. Bu, özellikle kulakları çınlasın, Erbakan Hocanın öğretisi ve uygulaması. Bir küçük anıyı iletmeden geçemeyeceğim. İstanbul'un meşhur bir Istranca Dereleri öyküsü vardır; 5 derenin regülatörlerle Terkos'a aktarılması olayıdır. Ama, beş yıl süreyle, Değerli Hocamız -Allah uzun ömürler versin- her kurultayın açılışında "İstanbul'a 7 baraj yaptık" diye başlamıştır. Projesini bizim yaptığımız, ihalesini bizim yaptığımız, temelini bizim attığımız ve büyük bölümünü tamamladığımız bu büyük projenin, Hocanın ağzından "7 baraj İstanbul'da hizmete girdi" diye hep anlatırdı. Bu, ortak bir tutum, AKP yönetim anlayışı; tabiî, intikal etmiş yönetim anlayışı.

Bu anlayışın Sağlık Bakanıyla ilgili olan birkaç örneğini sizlere sunmak istiyorum. Sağlık Bakanı, hekimlerin en üst kuruluşu olan Türk Tabipler Birliğiyle diyalog kurmaz, konuşmaz, görüş almaz, randevu taleplerine, isteklerine yanıt vermez; dahası var, aslî görevi olmasına karşın, Türk Tabipler Birliğinin yasasını Türkiye Büyük Millet Meclisine getirmez. Yani, görevini yapmaz, başka bir deyişle de görevini kötüye kullanır.

İkinci bir örnek: Bazı münferit olayları ele alarak "bıçak parası" adı altında tartışma başlatır, hekimleri halka şikâyet eder, "kötü emsal emsal olmaz" deyimini yok sayarak, münferit kötü olayları genelleştirerek, tüm hekimleri suçlar. Hekimleri suçlayarak eline ne geçecek, bu bilinmez. Hâkim ve savcıları suçlayan Adalet Bakanı, ordunun komutanlarıyla anlaşamayan Millî Savunma Bakanı veya sporcularıyla kavgalı kulüp başkanı başarılı olabilir mi? Sadece, bu konuda, bu yaklaşımlarıyla bile Sağlık Bakanının başarısız olduğu söylenebilir.

İlgisiz ve duyarsızdır dedim, önemli toplumsal olaylar karşısında duyarsız kalıyor dedim, buna da bir örnek vereyim, müsaadenizle. Malatya'da, yaklaşık 10 000 insan hasta. Kentin su şebekeleri hasta; ancak, Sağlık Bakanında, ne bir ses ne bir nefes. Bir değerlendirme yaptı önce, olayların ciddî ve ölümcül olmadığını bildirdi. Önce, bürokratlara, şebeke sağlam, şebekede bir şey yok dedirtti; her şey ortaya çıkıp, şebekenin kirliliği kanıtlandıktan sonra, olayı kabul etmek zorunda kaldı, olayı yerinde inceleme zahmetinde de hiç bulunmadı. Bakana sormak gerekiyor, Malatya'ya gitmek için, acaba tüm Malatyalıların hasta olması mı gerekiyordu?

Olayı küçümseme ve örtmeye de bir örnek vereyim müsaade ederseniz. Kuş gribi örneği. Zamanımız sınırlı, ayrıntılara girmeyeceğim; ancak, Sağlık Bakanlığı, "virüsün kuluçka süreci tamamlandı, salgın tehlikesi ortadan kalktı" diye bir fetva verdi.

Değerli arkadaşlarım, Meclisimizde hekim arkadaşlar var. Bulaşma, bildiğiniz gibi, kuş gribinde, göçmen kuşlar aracılığıyla oluyor. Göçmen kuşlar, kuzeyden, değişik bölgelerden geliyorlar, 170 tür kuş geliyor bu bölgeye. Literatürde, en çok taşıyıcı olarak bildirilen ördekler, o tarihte, henüz bu yedi yıldızlı kuş oteline gelmemişler. Daha ördekler gelmemiş, "kuluçka süresi doldu, salgın da bitti" diyor. Oysa, herkes bilir ki, kuluçka süresi bir canlıya virüsün veya mikrobun girmesinden sonra başlar. Dolayısıyla, her gün, her zaman yeni bir salgın olabilir. Buna hazır olmak gerekiyor. Üstelik, sadece Manyas'taki gibi yedi yıldızlı kuş cennetinin oteli değil, ama beş yıldızlı ülkemizde çok delta, çok göl ve deniz kenarı var, bu salgınlara sebebiyet verebilecek çok alan var; bu da cabası.

Şimdi, bu bilim dışı, akıl dışı bir gerekçenin, Sağlık Bakanlığı tarafından ifade edilmiş olması, fevkalade yanlıştır. İşte, biraz evvel söylediğim duyarsız ve abartma örneklerinin tipik gerçekleşenlerinden birisidir.

Bakanlığın veya Sayın Bakanın davranışlarına bir nitelik daha eklemek istiyorum: Bakanın uygulamalarından gördük ki, öngörüsü yok veya öngörüsü olmamasını bir fırsat, bir avantaj olarak kullanmak istiyor. Meclise gelen sağlıkla ilgili tasarılara bakınız; Bakanlar Kurulundan geçmiş olmasına karşın, AKP Grubunun önerileriyle, 1 maddelik yasada bile ek önergeyle değişiklik yapılmıştır, tek maddelik yasada. Diğer yasalarda, beş -on değişiklik yapılmıştır. Anlaşılacak şey değil! Bir bakanlığın, bir partinin politikası, o partinin iktidar olduğu hükümetin kararı; ama, AKP Grubu tarafından değiştiriliyor. Bu neyi gösteriyor; bir, toplumu yanıltma amacını kapsıyor; iki, özen gösterilmediğini gösteriyor, yasalar hazırlanırken yeterince özen gösterilmediğini gösteriyor, kendi partisi ve grubuyla yeteri koordinasyon yapmadığını gösteriyor. Bu açıkça gözüküyor. Ama bunu, toplumu yanıltmak suretiyle, farklı önergelerle, toplumu mevcut tasarı üzerinde konuştururken, mevcut önergelerle yasayı değiştirmiş oluyor.

Şimdi, bakın, örnekleri vereyim size. 9.7.2003'te, Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülen eleman temininde güçlük çekilen yerlerde sözleşmeli sağlık personeli çalıştırmayla ilgili yasa tasarısı yasalaştı bildiğiniz gibi. O zaman anlattık; burada yanlışlıklar var, atama, ücret, çalışma koşulları, sosyal güvenlik, iş güvencesi burada yetersiz, bu yasayla bu iş olmaz dedik. Şimdi, 22 ay geçti; Bakanın bütçe plan konuşmasında görüyoruz ki -aynen kendi ifadesi- "az gelişmiş bu illerimizde, hekim sayısı bakımından düşündüğümüz hedeflere ulaşamadık" demektedir. Bunu size söyledik, ulaşamayacağınızı söyledik; ama, dinlemediniz, bu yasayı çıkardınız. İki yıl sonra, kendi yasanızı, başarısız olarak kendiniz ilan ediyorsunuz.

İkinci bir örnek daha vereyim: Türkiye Büyük Millet Meclisinin 9.7.2003 tarihli oturumunda, 21.8.1981 tarih ve 2514 sayılı Bazı Sağlık Personelinin Devlet Hizmeti Yükümlülüğüne Dair Kanunun İptalini Öngören Tasarı burada tartışıldı, kabul edildi. Bu yasayla ilgili olarak, biliyorsunuz, Bakan, gerek Türk Tabipler Birliğinin büyük kongresinde "zorunlu hizmet diye bilinen uygulama yerine, gönüllü hizmet esasını getirmeye çalışıyoruz" dedi. Sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 9.7.2003 tarihli oturumunda "sadece şunu söylemek isterim, gerçekten, 21 inci Yüzyıla yakışmayan bir uygulamayı bugün birlikte ortadan kaldıracağız" dedi. Sonra ne oldu; sonra, 22 ay sonra, Parlamento huzurunda bütün bunları söyleyen siyaset adamı, bir Bakan, 24 yıl evvel faşist bir yönetim döneminde çıkarılmış olan bir yasayı, daha kötü biçimiyle, daha eksik ve daha büyük yanlışlarla tekrar Meclise getirdi ve bu Meclisten, kuşkusuz, o yasa da geçti parti çoğunluğu oylarıyla. O günkü oturumda demiştim ki, Allah, hiçbir siyaset adamını Sağlık Bakanımızın durumuna düşürmesin. Şimdi, bu dileğimi, anlattıklarımla beraber yineliyorum.

Üçüncü örnek de vereyim de, zamanımız sınırlı: Biliyorsunuz, öğretim üyelerinin, hastanelerde şef ve muavini kadrolarına atanması işlemi, burada konuşuldu. Bunun Anayasaya aykırı olduğu sözcülerimiz tarafından ifade edildi. Yetmedi, Cumhurbaşkanı Anayasaya aykırı buldu ve yasayı iade etti; yetmedi, şimdi Anayasa Mahkemesi iade etti yasayı ve bu arada, kanuna karşı hile yapılarak "Anayasa Mahkemesi kararları yayınlanmadı" diye atamaya devam etmektedir. Bu, yakışmaz; bu Bakanlığa da yakışmaz, siyasî partiye de yakışmaz, hükümete de yakışmaz. Hukukun üstünlüğünü savunacağız, onunla devletimizin varlığını koruyacağız. Onu, sağından solundan delerek, hukuka karşı hileler yaparak hiçbir yere gidilmez. Dolayısıyla, şu anda oraya atanmış çok değerli meslektaşlarım da, böylesine Anayasaya aykırı bir iradeyle, siyasî iradeyle atanmış oldukları psikolojisi içerisinde verimli çalışmalar yapamayacaklardır.

Değerli arkadaşlarım, kısacası, bunları söyledikten sonra şunu ifade etmek istiyorum. Biz, sağlığı temel bir hak olarak görüyoruz. Bilginin gelişimi, teknolojinin gelişimiyle ortaya çıkan sağlık hizmetlerinin herkese ve adil bir biçimde verilmesini istiyoruz; yeşilkartı olana da olmayana da, işsize de zengine de aynı kalitede ve sürdürülebilir biçimde sağlık hizmeti verilmesini istiyoruz. İstediğimiz şey budur. Bu, çağdaş sosyal demokrasinin sağlıkla ilgili olarak olmazsa olmaz koşuludur. Bu, tüm insan toplumlarının da temel ilkesi ve inancı ve de beklentisi olmalıdır. Bu, devletin görevidir; Sağlık Bakanı bunu gerçekleştirmekle görevlidir.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, kısaca, bir de sağlıktaki durumumuz nedir, ona göz atalım. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bugüne sağlık hizmetlerinde önemli gelişmeler sağlanmıştır. Ülkemizde yapılan tüberküloz, sıtma, trahom mücadelelerini -daha etkin bir sözle, sözcükle- savaşımını Türkiye kazanmıştır ve bu savaşımlar, Dünya Sağlık Teşkilatı tarafından takdirle karşılanmıştır.

Ayrıca, Prof. Fişek'in Türk tıbbına kazandırdıklarını hiç kimse unutamaz; hele sağlık personeli hiçbir şekilde unutamaz ve onun getirdiği sağlıkocakları hâlâ sağlık hizmetlerimizin, örgütlenmemizin temelini oluşturmaktadır.

Sistemin batırılması için, en azından geliştirmemek için, sağcı yönetimler ellerinden gelen her türlü çabayı göstermişlerdir. Yeni sağlıkocakları açılmamıştır, harap olan sağlıkocakları onarılmamıştır, sağlıkocaklarına doktor, hemşire, ebe atanmamıştır; doktor, hemşire atanması bir yana, yerine de yeni bir sistem ikame edilmemiştir. Yeni bir sistem gibi varsayılan aile hekimliği konusunda hiçbir altyapı hazırlığı yapılmamıştır. Dolayısıyla, aile hekimliği sisteminin Türkiye boyutunda hayata geçmesi belki elli sene gerektirecektir.

Bazı sayı ve oranlara da göz atalım. Türkiye'de kamu sektörü ve özel sektörün toplam sağlık harcamalarının gayri safî millî hâsılaya oranı yüzde 6 ila 7 oranındadır. Ülkenin gelir düzeyi dikkate alındığında, aslında, bu oran kötü bir oran değil; ama, hedeflediğimiz Avrupa ülkeleriyle ve ileri ülkelerle kıyaslanmayacak durumda.

Kişi başına sağlık harcamasında ise içler acısı bir durum var. Türkiye'de kişi başına düşen sağlık harcaması, Dünya Sağlık Teşkilatı verilerine göre, 2000'li yıllarda 100 doların biraz üzerine çıkmaktadır. Türkiye, 192 ülkenin kişi başına sağlık harcaması ortalaması olan 224 doların da altında kalmıştır. Bizden daha üst düzeyde olan ülkeler arasında Brezilya, İran, Polonya, Romanya ve Güney Afrika gibi, Güney Kore ve Uganda gibi gelişmekte olan ülkeler mevcuttur.

Daha da vahimi, OECD verilerine göre, Türkiye, satın alma gücü esas alınırsa, kişi başına sağlık harcamasında üye ülkeler arasında sonuncu sırada yer almaktadır. 30 ülke içinde Türkiye'de satın alma gücüne göre kişi başına sağlık harcaması 446 dolar düzeyinde iken, bu tutar Türkiye hariç OECD ortalamasında 2 000 dolara çıkmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

42 konuşma daha · 19 Aralık 2005

42 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook