İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 46. BİRLEŞİM · SALI

Deprem riskinin araştırılarak deprem yönetiminde alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla (10/60,63,99,242,243,244,245,246,254,256)

Nusret Bayraktar

İstanbul Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 46. Birleşim · 4. yasama yılı · 12 Ocak 2010 · 1.091 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Nusret Bayraktar (AK Parti), 12 Ocak 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 46. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DEPREM RİSKİNİN ARAŞTIRILARAK DEPREM YÖNETİMİNDE ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA (10/60,63,99,242,243,244,245,246,254,256)); konuşma 1.091 kelime.

Nusret Bayraktar (AK Parti, İstanbul). “Deprem riskinin araştırılarak deprem yönetiminde alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla (10/60,63,99,242,243,244,245,246,254,256)”. TBMM Genel Kurulu, 46. Birleşim tutanağı, 12 Ocak 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nusret-bayraktar-23-2010-01-12-deprem-riskinin-arastirilarak-deprem-yonetiminde-alinmasi-gereken-onle (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul)Önerge sahibi olarak…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya)Geçen gün siz bana diyordunuz ya bu büyükşehir belediyeleri konusunda…

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kuzey Marmara fay hattı üzerindeki illerin milletvekillerinin hemen hemen her siyasi partiye mensup olanlarının, hatta sadece kuzey Marmara fay hattı değil, ülkemizin deprem bölgeleri içinde olan arkadaşlarımızın, Türkiye Büyük Millet Meclisinde depremle ilgili tedbirlerin alınması hususunda bir araştırma komisyonu kurulması ile ilgili verdiği önergelerden bir tanesini de İstanbul Milletvekili olarak ben diğer arkadaşlarımla birlikte vermiştim. Önergemiz hakkında şahsım adına söz almış bulunuyor, bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, konuşmaların son bölümlerine geldik. Konuşmalarda hep, birlik ve beraberlik içerisinde, depremle ilgili alınması gereken tedbirlerde geciktiğimizden hareketle, Meclis olarak, Hükûmet olarak, yerel yöneticiler ve vatandaş olarak neler yapılabileceği hususundaki tedbirlerin eksik olduğunu vurguluyoruz. Ben de bir kez daha bu hususun altını çizmek istiyorum.

Bilimsel ve teknik araştırmalar ve çalışmalar, özellikle kuzey Marmara fay hattında -Fransız bilim adamları, Japon bilim adamları, Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere- yapılan bütün tespit ve araştırmalar sonucu biliniyor ve görülüyor ki, her beş yüz yılda bir ve yüz yılda bir tekerrür eden 7 şiddetine yakın veyahut üstünde veyahut biraz altındaki depremlerden, son Marmara depreminden sonra, 10 Eylül 1509 tarihindeki, beş yüz yıl önceki büyük depremi anımsatacak tarzda yeni dönem senaryolar üretilmekte olduğu, bu tip senaryolardan herhangi biriyle hazırlıksız karşı karşıya kaldığımız zaman, ki özellikle Türkiye nüfusunun yedide 1’inin yaşadığı İstanbul ilinin içinde bulunduğu bölgede 7 şiddeti ve üzerinde bir deprem olduğu takdirde son derece olumsuz tablolarla karşılaşabileceğimiz konuşulmakta.

17 Ağustos 1999 depremine kadar, değerli arkadaşlar, maalesef, ülkemizde yaşayan insanların konut ihtiyaçları başta olmak üzere, ihtiyaçlarını karşılama hususunda, yasalara karşı kaçak yapılaşmada etkin tedbirler alınamamıştır. Dünyanın genel coğrafyasına baktığımız zaman, nüfusun yüzde 50’si büyük kentlerde, yüzde 50’si kırsal kesimlerde ama Türkiye’de son yıllarda bu daha da farklı bir boyut kazanmış, nüfusun yüzde 75’i büyük kentlerde, yüzde 25’i ise kırsal alanda. Büyük kent dediğimiz zaman, başta İstanbul olmak üzere, Ankara, İzmir gibi diğer büyük kentlerin sorunlarına baktığımızda, yüzde 69-70’inde kaçak yapıların mevcut olduğunu görüyoruz ve 1999 depremine kadar, bu bölgelerdeki imar planları, ikinci derecede deprem bölgesi olduğuna yönelik ve imar planları uygun olanlar göz önüne alınarak uygulama yapılmış. Ya kaçak olanlar? Hak getire…

Peki, 99 yılı depreminden sonra bu bölgeler ne oldu? Birinci derecede deprem bölgesi kuşağına alındı; İstanbul, İzmit, Düzce, Bolu gibi iller. Peki, birinci derecede deprem bölgelerindeki yapı denetim işlemleri? O dönemde, aslında, eksik, aksak dahi olsa, yapı denetim uygulamaları ciddi bir adımdı. On dokuz ilde uygulanan pilot modelle, aslında, planlı, imarlı ve ruhsatlı yapılarda depreme karşı ciddi bir tedbir alınmış oldu. Peki, 99 yılından önce yapılmış ruhsatlı ve kaçak binalarla ilgili, böyle hazırlıksız bir anda depreme yakalandığımız takdirde ne olabileceğini düşündüğümüz zaman korkutucu tablolarla karşı karşıya kalıyoruz. Yani “Hiçbir tedbir alınmadı, yerel yönetimler ve hükûmetlerde bu tedbirler eksiktir, aksaktır.” demek farklı ama yetersiz tedbir almak farklı. Mesela, yerel yönetimlere yetki ve sorumlulukların verilmesi hususunda Türkiye Büyük Millet Meclisinde alınan kararlarla il özel idarelerine, yerel yönetimlere yetkiler ve sorumluluklar oldukça fazlasıyla verildi ve bugün de tartışmasını birlikte yürütmüş olduğumuz Belediye Kanunu’nun 73’üncü maddesinde depreme karşı hazırlık veya tedbir alınması hususunda kentsel dönüşüm uygulamaları var ama maalesef içi tam doldurulamamış. Yani, bu bir iyi adımdı ama uygulamada ciddi aksaklıklar söz konusu olmuş. Bunun içinin doldurulması gerekir. Yine, yapı denetimi uygulamalarında, sadece on dokuz ile değil, imkân olur ise seksen bir ile yaygınlaştırarak Yapı Denetim Kanunu’nun daha işlevsel hâle gelmesine olanak sağlayacak düzenlemeleri de yapmamız lazım. Bakanlıklarda bu tip çalışmalar var ama biraz daha hızlandırılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinde mutabakatla kurulacak olan komisyon belki bu hizmetlerin daha etkin, daha sürekli, daha süratli, daha verimli hâle getirilebilmesine imkân sağlayacağını düşündüğümüz için bu önergelerin birleştirilerek komisyon kurulması taraftarıyız.

Nitekim, yine de -bakıyoruz- Marmara depreminden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinde aslında o dönemde de bir komisyon kuruldu. O komisyonda, bugüne atfen, günümüz şartlarına uygun, İmar Kanunu’nda ciddi değişiklikler yapılması gerekirdi; kısmi kısmi, zaman içerisinde, birlikte, geçen haftalarda da değişiklik yaptık ama yeterli değil. Sonra, belediyelere biraz daha yetki verilmesi lazım yerinden yönetim ve sorumluluk anlayışı; o da verildi, o da yeterli değil. Özellikle kamu kurumlarındaki yetkinin kime ait olduğu hususunda ciddi tartışmalar vardı, kargaşalar vardı. Hangi kurum, hangi oranlarda, ne şekilde sorumludur? Ne şekilde uygulamada ortak çözüm üretme noktasında, koordinasyonu sağlamada daha hızlı adım atılabilir? Bir bakıyorsunuz yetkinin bir bölümü Bayındırlık Bakanlığında, bir bölümü Çevre Bakanlığında, bir bölümü Afet Koordinasyonunda, bir bölümü TOKİ’de, bir bölümü belediyelerde. “O hâlde, afetlerin organizasyonuyla ilgili bir tek kurum kurulsun.” diyerek, 17 Aralık 2009 tarihinde fiilen yürürlüğe girmiş olan Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı aslında fiilen göreve başlamıştır tek merkezden bu olaylarla ilgili koordinasyonu sağlasın diye. Ama ben bütün bu çalışmalarda -maalesef itiraf ediyorum- öncelikle, deprem sonrası alınması gerekli tedbirlere yönelik çalışmalar daha etkili. Mesela, İstanbul Valiliği afet sonrası alınması gereken tedbirlerle ilgili Avrupa Birliği fonlarından ve Avrupa bankalarından kredi alarak çalışmalar yapmış; tamam, bunlar güzel. Okulların sağlamlaştırılması üzerine, köprüler ve yolların onarımı ve sağlamlaştırılması hususunda krediler almış, yürütülmüş; bunlar da güzel. Peki, özel sektörün ve özellikle vatandaşın kaldığı binalarla ilgili uygulamaların hangi esaslar dâhilinde yapılacağı hususunda eksiklikler var. Peki, yapı denetim ve belediyelerin ruhsatı gereği yapılacak binalarla ilgili alınması gereken tedbir. Bu da doğru ama en önemlisi geçmiş dönemde yapılan binalar ki ben sadece İstanbul’u örnek vereyim. Türkiye'nin büyük bölümünde buna benzer örnekleri çoğaltabilirsiniz. İstanbul’da 1 milyon 500 bine yakın bina vardır ve son saydığım bilimsel verilerle tespit edilen rakamlardaki senaryoların bir tanesinde 7 şiddetinde bir deprem olduğu takdirde İstanbul’un yüzde 34’ü –binaların- yıkılabileceği senaryosu var. 70 bin ile 100 bin insanın ölebileceği, 600 bin binanın ağır hasar göreceği, 1 milyon insanın enkaz altında kalabileceği ve doğal gaz tesislerinin, elektrik ve su şebekelerinin de hasar göreceği, ulaşım hatlarında da ciddi bir şekilde aksaklık olacağı…

Allah korusun, böyle bir deprem olduğu takdirde de insan kaybı son derece önemli. Bir insanın ölümü dahi bizim için çok önemli olmasına rağmen insanların görebileceği zararları karşılayabilmek için finans ve bütçenin de önemli olduğunu düşünüyoruz. Önce can, sonra mal ama malla tedbir almaya sıra geldiğinde 50 milyar dolar düzeyinde bir paranın ihtiyaç hâline geleceğini…

Peki, bir başka şey daha söylemek istiyorum değerli milletvekilleri: Allah korusun, İstanbul’da bir deprem olduğu zamanla bir başka taraftaki mukayeseye sıra gelince, İstanbul ekonomisinin gücü itibarıyla, Anadolu’da bir deprem olunca yardımlaşma ve destek hususunda İstanbul ciddi katkı sağlıyor ama hazırlıksız İstanbul’da bir deprem olduğu takdirde Türkiye bu depremin altından zor kalkabilir. Onun için, ben, öncelikli olarak tabii kendi bölgemle ilgili örnekleri veriyorum. Türkiye'nin her tarafı önemlidir.

Bütün arkadaşlarımızın verdiği bu önergenin tamamına ve konuşulanların büyük bir bölümüne aynen katılıyorum. Bu komisyonun kurulması lazım ama özellikle ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

30 konuşma daha · 12 Ocak 2010

30 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook