İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 130. BİRLEŞİM · SALI

Kamu finasmanı ve borç yönetiminin düzenlenmesi hakkında kanun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerinde değişiklik yapılması hakkında (key) (s.s.237)

Oğuz Oyan

İzmir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 130. Birleşim · 2. yasama yılı · 15 Temmuz 2008 · 2.216 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma

Kaynak göster

Oğuz Oyan (CHP), 15 Temmuz 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 130. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU FİNASMANI VE BORÇ YÖNETİMİNİN DÜZENLENMESİ HAKKINDA KANUN İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (KEY) (S.S.237)); konuşma 2.216 kelime.

Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Kamu finasmanı ve borç yönetiminin düzenlenmesi hakkında kanun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerinde değişiklik yapılması hakkında (key) (s.s.237)”. TBMM Genel Kurulu, 130. Birleşim tutanağı, 15 Temmuz 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-23-2008-07-15-kamu-finasmani-ve-borc-yonetiminin-duzenlenmesi-hakkinda-kanun-ile-baz (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçen hafta, iki iktidar partisi milletvekilinin ve Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili Sayın Nur Serter’in verdikleri kanun tekliflerini konuşmak üzere hazırlanmıştım. Bunların içinde yer alan bir düzenleme konut edindirme yardımı idi. Bugün, bu tasarının -bu teklifin daha doğrusu- geri çekildiğini -geçen hafta da öğrenmiştik geri çekildiğini ama- bugün bunun yerine yirmi iki maddelik, ekleriyle beraber otuz maddeye yakın bir Hükûmet tasarısının geldiğini ve bunun da içinde konut edindirme yardımının da düzenlendiğini görüyoruz.

Şimdi, burada iki bölüm hâlinde görüşülecek, maddeler üzerinde önergeler olacak, arkadaşlarım bu maddeler üzerinde bu önergeler vesilesiyle görüşlerini ifade edecekler. Büyük olasılıkla burada yapılacak görüşmelerde KEY’le ilgili, konut edindirme yardımıyla ilgili tartışmalar herhâlde ağırlık taşıyacak. Ama izin verirseniz, bu tasarının, bu teknik düzenlemenin bütünü hakkında da bazı şeyler söylemek istiyorum.

Bir kere, değerli arkadaşlarım, burada, bu 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun üzerine, esas itibarıyla bununla ilgili değişiklikler üzerine görüşeceğiz. Bu Kanun ve bundan daha sonra 5018 sayılı Kanun, Türkiye’de geçtiğimiz dönemlerde, mali disiplin ve esas olarak kamu yönetiminde saydamlık itibarıyla çok önemli iddialar taşıyan düzenlemeler olarak gündeme gelmiş idi. Yani bunun ne kadar uygulandığı, ne kadar bu alanda ilerleme kaydedildiği doğrusu çok tartışmalıdır. Hemen şu kadarını belirteyim: Bu 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a rağmen Türkiye’de bütçe hakkının burada kullanılmasıyla ilgili sıkıntılar, sorunlar hep oluyor. Örneğin, yürütme başlangıçta belirlediği bütçe açığına göre borçlanacak. İyi ama hangi bütçe açığına göre, tahmine göre mi, gerçekleşmeye göre mi? Burada önümüze getirilen bütçelerde başlangıç açığı hep yüksek gösteriliyor dolayısıyla yürütmeye borçlanma yetkisi bol kepçe veriliyor. Daha sonra açık daha düşük çıkıyor ama yürütme, Hazine, çok yüksek, ona kıyasla bütçe hakkımızı aşan, Parlamentonun devrettiği yetkiyi aşan oranlarda borçlanmaya devam edebiliyor.

Tabii, bugünkü tasarıyla, sınırlı olarak bakarsak, şunu söylemek mümkün birkaç madde hâlinde. Hemen hızla söyleyeyim: Bir kere bu 4749’la, Hazineden sorumlu Devlet Bakanına aşırı yetkiler veriliyor. Zaten 4749, sayılı Yasa’nın kendisi bu aşırı yetkilerle donanmış bir yasa idi, şimdi buna yeni eklemeler yapıyoruz. Örneğin, şimdi burada hemen 8’inci maddeyle ilgili baktığımızda yeni bir, aşırı bir yetki devri olayına tanıklık edebiliyoruz. Yani burada, maddede yer alan düzenlemeyle, ilgili bakana yasada belirlenen oranı 5 katına kadar artırma yetkisi veriliyor.

Değerli arkadaşlarım, biliyorsunuz biz 1984 yılında bir de Katma Değer Vergisi Kanunu çıkarmıştık. Bu Kanun’la yüzde 1 ile yüzde 40 arasında ya da standart oran yüzde 10’du, bunu 4 katına kadar artırmaya, yüzde 1’e kadar indirmeye yetki vermiştik biz Maliye Bakanına. Bir daha artık kırk sene boyunca bu konunun, bu katma değer vergisi oranının buraya gelmesi söz konusu olabilir mi? Yani resmen yasama organı bu konudaki düzenleme yetkisini devretmiştir. Hatta öyle devretmiştir ki, artık KDV’de yüzde 10 standart oranı bile bulunmamaktadır. Şimdi burada yeni, böyle “beş katına kadar” gibi çok yüksek katlarla verilen yetkiler var. Buna aslında biraz yarı mamul tasarı üretme meselesi diyebiliriz. Bu şuna benzer: Kuru fasulyeyi haşlarsınız, verirsiniz hükûmete. Hükûmetin bundan acaba fasulye yemeği mi yapacağını, piyaz mı yapacağını, yoksa aşureye mi katacağını bilemezsiniz. Biz böyle bir yasama organı mı olmak istiyoruz, yoksa, burada adı sanı konulmuş, tam olarak çıkmış, yasaların ne anlama geldiğini bilen bir yasama organı mı olmak istiyoruz; buna karar vermek durumundayız.

Şimdi, ikinci bir konu, yine bu tasarıyla ilişkili: Bütçenin gelir-gider hesaplarıyla ilişkilendirilmeksizin hazine alacağının terkinini düzenleyen maddeler var bu tasarı içinde. Örneğin, madde 18’in geçici 16’ncı maddesine baktığınızda, burada Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarıyla ilgili bir düzenleme göreceksiniz. Bu maddenin geçici 17’nci maddesine baktığınızda, TMSF ile ilgili düzenleme göreceksiniz. Bunlar tartışılabilir ama burada tartışılmaması gereken mesele, böylesine bir kamu mali yönetimi disiplininin bu kadar kolayca elden çıkarılması olayıdır.

Keza, gene bir başka düzenlemeye de geçebilirim bununla ilgili örnek olarak ama önce şunu söyleyeyim: Burada sadece 4749’a, yani şu an konuştuğumuz tasarıda -yasa değişikliği yapıyoruz- o Yasa’ya aykırılık değil, 5018 sayılı Yasa’ya da aykırılıklar olduğunu söylemek isterim. Çünkü, 5018 sayılı Yasa’da da bütçenin şeffaflığı açısından ve bazı gelir ve giderlerin, bütçenin gelir ve gider kalemleriyle ilişkilendirilmeksizin özel hesaplarda takibi için düzenleme yapılmasına izin verilmemektedir. Oysa, birçok torba kanun geldi önümüze, bunların hepsinde bu tür düzenlemeler yapılıyor, yani aslında âdeta yürütme şeffaflıktan kaçmaktadır, yani burada göstermelik olarak bize “şeffaflık, hesap verme, sorumlu” vesaire gibi birtakım tılsımlı sözcükler söyleniyor ama her vesileyle şeffaflıktan kaçan bir Hükûmetle karşı karşıyayız.

Değerli arkadaşlarım, bunun bir örneği de konut edindirme yardımıyla ilgili burada yapılan düzenleme. Şimdi, burada şeffaflıktan kaçış şu şekilde: Özel tertip birtakım tahvillerle, konut edindirme yardımından alacaklı olan hak sahiplerine bir destek. Nasıl? İşte, Emlak Bankası Gayrimenkul Yatırım Ortaklığına, eğer onun yükümlülüğünü aşan şeyler söz konusu ise, bir hazine finansmanı -özel tahvillerle- öngörülüyor.

Ancak, ilginç olan, bu öngörü yapılırken, bu özel tertip devlet iç borçlanma senetlerinin, bu 4749 sayılı Yasa’nın 6’ncı maddesinin ikinci fıkrası hükümleri uygulanmaz deniyor. Yani o 4749 sayılı Kanun’un 6’ncı maddesinin ikinci fıkrası şunu düzenliyor, diyor ki: “Özel tertip devlet iç borçlanma senetleri ancak karşılığında ilgili yıl bütçe kanununda yeterli ödenek olması kaydıyla ihraç edilir. Yıl içinde ortaya çıkan ve önceden öngörülmeyen gelişmeler için özel tertip devlet iç borçlanma senedi ise ancak ödenek kalemleri arasında aktarma yapılarak ihraç edilebilir.” Şimdi, peki önceden nasıl öngörmediniz, onu merak ediyorum.

Konut edindirme yardımıyla ilgili düzenleme Türkiye’nin önüne geçen sene en son 30 Mayıs 2007 tarihinde apar topar getirildi ve çıkarıldı. Seçime iki aydan az bir zaman kala, seçim kararı almış bir parlamentodan çıkarıldı. Yani bilinen olay neydi: Bu ödemelerin en geç 2008’de yapılacağı. Peki niye 2008 bütçesinde buna ilişkin ödenekler konulmadı? Birinci soru bu. İkinci soru: Konulmadı diyelim, atladınız, belki 2009’a kalır dediniz, peki niye şimdi bütçenin kalemleri arasında aktarma yaparak kanuna uymuyorsunuz da, “Bu hüküm uygulanmaz.” diyorsunuz? Değerli arkadaşlarım, yani bir kere, daha önümüzü göremeyecek, altı ay sonrasını göremeyecek şekilde eğer ülkeyi yönetiyorsak burada çok ciddi bir sıkıntı vardır, ülkenin yönetilemediğini bu gösterir. Ama en azından bütçenin bu disiplinine uymak açısından iktidarın bugün bizim buradaki muhalefet eleştirisinde olduğundan daha özenli, daha dikkatli olması gerekmez mi? Bu soruyu size soruyorum.

Şimdi konut edindirme yardımıyla ilgili başka şeyler söylemek istiyorum bu vesileyle. Ama ona geçmeden bir şeyi daha söyleyeyim, bir konuya daha gireyim izninizle. Burada bu tasarının yaptığı, getirdiği düzenlemelerle bir mali yük ortaya çıkmaktadır. Peki bu mali yükle ilgili olarak 5018 sayılı Kanun gereğince niçin bizim bilgimize, orta vadeli program çerçevesinde en az üç yıllık bir dönem için hesaplanarak bilgimize sunulmamaktadır? Niçin, gene 5018’in öngördüğü şekilde, Devlet Planlama Teşkilatı ve Hazine Müsteşarlığı bu bilgileri, bu görüşleri sunmamakta, bu tasarının ekine eklenmemektedir? Yani, burada bizim bütçe hakkımız ne olmaktadır? Bu soruyu umarım iktidar partisi milletvekilleri de kendilerine sorarlar. Ayrıca, “stratejik ölçüt” gibi birtakım muğlak kavramlar üzerinden yasa yapılmayacağını buradan ayrıca belirtmek isterim.

Efendim, konut edindirme yardımı meselesine gelirsek, bir kere şu çok ilginç: Geçen yıl mayıs ayında bu Yasa çıktı, ancak geçen yıl mayıs ayında Yasa çıktığında on bir ay önce komisyondan çıkmış bir yasayı çıkarmıştık. Yani konut edindirme yardımıyla ilgili tasarının komisyondan geçmesi 2006 yılında gerçekleşmiş iken, 2007 yılının Mayıs ayında yasası çıktı ve bu Yasa’da da şu düzenleme vardı: İşte, bu listeler hazırlanacak, bunlar için altı aylık süre veriliyor. Yetmezse Bakanlar Kurulu bir üç ay daha verecek, toplam dokuz ay sonra ödenecek. Peki, 30 Mayıs 2007’den bu yana kaç ay geçmiştir acaba? Bugün itibarıyla bakarsak, tam on üç buçuk ay geçmiştir. Peki, ortada bir liste falan var mı, hangi listeler var, ne kadar miktar para ödenecek, bu Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığındaki toplam net aktif değer nedir; bu konuyla ilgili herhangi birinizin bir bilgisi var mı? Yani ne kadarlık bir hak sahibi kitlesinden bahsediyoruz? Ne kadarlık -bunların toplam net aktif değer varlıklarından- bu Gayrimenkul Yatırım Ortaklığında var olduğundan söz edebiliyor muyuz? Yani, dolayısıyla burada konut edindirme yardımı ile ilgili olan bilinmezler bilinenlerden çok daha fazla.

Şimdi, uygulamanın biraz daha yakın tarihli safahatına bakalım. Bir kere, geçen yıl 30 Mayısta, tam da seçim arifesinde bu tasarı geçirilerek, kanunlaştırılarak bir seçim malzemesi üretilmek istenmiştir. Bu seçim malzemesi üretilmiştir ama listelerin oluşturulmasına ilişkin tarih, yani yönetmeliğin çıkarılma tarihi 14 Ağustos 2007’dir. Yani, 22 Temmuzda seçimler olmuştur ve halkı aldatmak adına o seçimlerde bu kullanılmıştır: “Biz çıkardık kanunu, dağıtıyoruz ediyoruz, hazırlanıyor…” Ama listelerin hazırlanmasına ilişkin yönetmelik 14 Ağustos 2007 tarihinde çıkarılmıştır.

Değerli arkadaşlarım, yani, şimdi, burada dokuz aylık bir süre veriliyor ama bu dokuz aylık sürenin iki buçuk ayı daha baştan, yönetmelik çıkmadığı için kaybediliyor. Hak sahipleri açısından bu ciddi bir olay çünkü acaba, gerçekten bu süre doğru kullanılabildi mi, bu sürede gerçekten alacaklar doğru hesaplanabildi mi? Yani, esas olarak 14 Ağustostan sonra başlaması gereken bir süreydi ve bu sürenin bitiminde de gerçekten her şey belli olmalıydı. Her şey diyorum çünkü Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığındaki taşınmazların değeri dokuz ay sonrasındaki değerine göre hesaplanıyor. Peki, bugün on dört ay geçtiğine göre, aradaki farkın, değerin hesabını kim verecek? Yani, dokuz ay sonrası, eğer hesaplarsanız mayıstan itibaren, bu yılın başlarında doluyordu. O zamandan bu zamana aktif değerler ne oldu? Şimdi, tabii, burada konu karışık bir konu ama ben mümkün olduğu kadar basitleştirerek biraz daha geliştirmeye çalışacağım.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, temmuzda hazinenin çok yüklü bir borç ödeme programı olduğu için, ödemelere geçilmesi için, temmuz ayının da atlatılması için iktidar elinden geleni yapmıştır. Yani, bugün itibarıyla temmuzun ikinci yarısına girdik. Ödemeler vesaire, küçük bir iki tane belki göstermelik şey yapılır, temmuz ayını da atlatmış bulunuyoruz. Yani, ağustos ayında, eğer olursa, ödemeler başlayacak gözüküyor. Peki ama nasıl olacak ve bunlar gerçekten hak sahiplerinin hak ettiği miktarlar olacak mı? Bugün Başbakan açıkladı AKP Grubunda, dedi ki: “2 milyar 855 milyon YTL dolayında bir para aktarılacak.” Peki, bunun ne kadarını acaba bugün burada geçirdiğimiz hazinenin devlet iç borçlanma senetleri üzerinden bu Fona, yani Konut Edindirme Yardımı Hesabına aktaracağız? Ne kadarını aktaracağız, bunu bilemiyoruz. Yani, hak sahipleri adına biriken paralar niçin 2 milyar 855 milyon mertebesine erişmemiştir? Bunun hesabını bize kim verecek? Çünkü –bugün, burada, birazdan değineceğim- en asgari hesaplamalar bile bu hesapta en az 6 milyar yeni Türk lirası dolayında bir kaynak olması gerektiğini gösteriyor.

Şimdi, Başbakan diyor ki: “2 milyar 855 milyon aktaracağız -yani yarısından az bu söylediğim miktarın- ama bu kadar da para yok, onun için hazineden buraya kaynak aktaracağız.” Yani hazine zararı ile, hazineyi zarara uğratarak biz bu hesaba para aktaracağız. Ama, peki, o hesapta en az olması gereken 6 milyar YTL nerede? Bunun hesabı nasıl görülecek?

Değerli arkadaşlarım, şimdi farazi şeyler var, 8,5 milyon kişiye ödeneceği söylendi. 8,5 milyon kişinin listesi var mı? Ben olduğuna inanmıyorum, bir. Varsa bile bunların önemli bölümünün bundan haberi olacağına inanmıyorum ve üç: Burada kişi başına 1 lira ile 1.391 lira arasında bir pay düşeceği söyleniyor. Yani 10 liranın altında alacağı olan birisinin gidip de bunu almak için zahmete gireceğini düşünüyor musunuz? Dolayısıyla burada “milyonlarca hak sahibi” dediğiniz o küçücük alacak sahipleri, dolmuş parasına değmediği için zaten bunu almayacaklar. Bu kadar gürültü koparmanın anlamı yok. Burada bu “hak sahibi” dediğiniz 8,5 milyon kişinin yarısına bile ödeme yapılamayacak. Onun yarısı kadarının da, yani dörtte 1’i kadarının da eline üç beş kuruş para geçecek. Ama gerçekten hak ettikleri para o mu olacak?

Bakın, şimdi, ben size işin özüyle ilgili birkaç soru daha sorayım: Şimdi, bu çıktığı andan itibaren, yani 1/1/1987’den itibaren, konut edindirme yardımı, devletin vatandaşı bir kandırma operasyonu olarak başlamıştır. O zamanki Bakan Mükerrem Taşçıoğlu “Herkesi konut sahibi yapacağız.” diyordu, “İsteyen, istemeyen herkesi yapacağız.” diyordu. Ne oldu? Bu fonda toplanan paraların sadece yüzde 1,6’sı hak sahiplerine şimdiye kadar -1995’e kadar süre içinde- ödendi. Yani bu tam anlamıyla devletin halkı aldatmasıydı. Ama şimdi bu “tasfiye operasyonu” adı altında yeni bir aldatma operasyonu yürütülmektedir, o nedenle de dikkatinizi buna çekmek istiyorum.

Şimdi -biliyorsunuz- 1999’dan itibaren bu hesapta işte 395 trilyon olduğu iddia edildi. Bu 395 trilyonun da 50 trilyonunu şahsi çabalarımla hesaba ben eklettirmiştim, bunu da ayrıca belirteyim, soranlara, merak edene anlatırım. Bu 395 trilyonun daha sonraki dönemlerde, geçen sene getirilen tasfiye yasasına göre faiz yürütülerek bugüne getirilmesi amaçlanmıyor. 395 trilyonu, 1999’dan alıp bugüne faiz yürütseniz en az 6 milyar YTL ediyor ya da 6 katrilyon. Bunu yapmıyorsunuz. Ne diyorsunuz? Bir formül üretiyorsunuz yasanızla ve diyorsunuz ki, o formüle göre -formülü anlatmayayım, çok zaman alacak ama- mevcut net aktif değer çok önemli, yani 1999 yılında 395 trilyon eski lirayla ya da 395 milyon lira olan para karşılığında bir gayrimenkul, bir taşınmaz, hak sahipleri adına Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı olarak teşkil edilmiş. Yani, dolayısıyla o 395 trilyon artık ne olarak gözüküyor? O taşınmazların hissedarları olarak biz gözüküyoruz. Peki, o taşınmazların gerçek değeri doğru bir şekilde, ekspertiz değeri olarak hesaplanabiliyor mu? Yani, bunun ne olduğunu bilmiyoruz. Burada bir yasa tartışıyoruz, bu yasada o 395 trilyonluk, 1999 hesabıyla devredilen taşınmazlar bugün ne olmuştur? Bunu bilmiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bunu bilmiyoruz, yani bu konuda Toplu Konuttan yapılan bazı açıklamalar var, 3 katrilyon dolayında olduğu söyleniyor. Doğru mudur? Ben doğru olduğuna inanmıyorum.

Şimdi, -bazı şeyleri geçeceğim çünkü vaktim sınırlı ama- size şu kadarını söyleyeyim: Bir kere, Toplu Konut yönetiminde olan bu EGYO, yani Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığında 430 bin dönüm arsa vardır. Şimdi, buradaki mesele acaba nedir, bu soruyu soralım. “Bu hak sahiplerinin paralarını KEY olarak ödüyoruz” derken, bu 430 bin dönüm arsanın kalan bölümlerinin TOKİ’ye iyi bir şekilde, düşük maliyetlerle devredilmesinin amaçlanıp amaçlanmadığı konusunda net bir bilgiye sahip misiniz? Bir. İkincisi, 2003 sonrasında, yani AKP döneminde Toplu Konut, bu Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı elindeki taşınmazları çeşitli usulsüz, şaibeli işlemlere konu etmiştir. Bu, doğrudan doğruya Yüksek Denetleme Kurulu raporlarına geçmiştir. KİT Komisyonunda olan arkadaşlar bilirler, 2004-2005 raporlarını özellikle okuyunuz, orada nasıl şaibeli şekilde bizim adımıza kayıtlı bu arsaların -hak sahibi olanlar burada çoğunluktadır, ama Türkiye’de milyonlarca insan var- onlar adına bu taşınmazların nasıl peşkeş çekildiğini… Bu sözcüğe alerjisi olanlar varsa ”peşkeş” tam yerine oturan bir kelimedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

24 konuşma daha · 15 Temmuz 2008

24 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook