İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 112. BİRLEŞİM · SALI

Ak parti grup başkanvekilleri nihat ergün, bekir bozdağ, sadullah ergin, mustafa elitaş, nurettin canikli ve 20 milletvekilinin; chp genel sekreteri önder sav'ın dinlenmesi iddiasının bütün yönleriyle araştırılması ve varsa sorumlularının ortaya çıkarılması amacıyla verdiği meclis araştırma önergesi. 10/203

Oktay Vural

İzmir Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 112. Birleşim · 2. yasama yılı · 3 Haziran 2008 · 1.893 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Oktay Vural (MHP), 3 Haziran 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 112. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: AK PARTİ GRUP BAŞKANVEKİLLERİ NİHAT ERGÜN, BEKİR BOZDAĞ, SADULLAH ERGİN, MUSTAFA ELİTAŞ, NURETTİN CANİKLİ VE 20 MİLLETVEKİLİNİN; CHP GENEL SEKRETERİ ÖNDER SAV'IN DİNLENMESİ İDDİASININ BÜTÜN YÖNLERİYLE ARAŞTIRILMASI VE VARSA SORUMLULARININ ORTAYA ÇIKARILMASI AMACIYLA VERDİĞİ MECLİS ARAŞTIRMA ÖNERGESİ. 10/203); konuşma 1.893 kelime.

Oktay Vural (MHP, İzmir). “Ak parti grup başkanvekilleri nihat ergün, bekir bozdağ, sadullah ergin, mustafa elitaş, nurettin canikli ve 20 milletvekilinin; chp genel sekreteri önder sav'ın dinlenmesi iddiasının bütün yönleriyle araştırılması ve varsa sorumlularının ortaya çıkarılması amacıyla verdiği meclis araştırma önergesi. 10/203”. TBMM Genel Kurulu, 112. Birleşim tutanağı, 3 Haziran 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oktay-vural-23-2008-06-03-ak-parti-grup-baskanvekilleri-nihat-ergun-bekir-bozdag-sadullah-ergi (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MHP GRUBU ADINA OKTAY VURAL (İzmir)Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, AKP grup başkan vekillerinin Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreterinin dinlenmesi konusunda vermiş olduğu araştırma önergesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin görüş ve düşüncelerini sizlerle paylaşmak üzere huzurunuzdayım. Bu vesileyle hepinize saygılar sunuyorum.

Sayın milletvekilleri, aslında bugün, biraz önce Sayın Bakanın da ifade ettiği ve bir yargı sürecine de intikal etmiş bir konu hakkında, biz bir araştırma önergesini görüşüyoruz. Dolayısıyla, bu konunun aslında çok yönlü, hukuki, idari ve Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ele alınması gerçekten son derece önemli. Ancak sadece adli bir olay, sadece bir kişinin dinlemesine ilişkin bir araştırma önergesi, gerçekten, aslında bizim korumamız gereken ve milletvekillerinin sorumlu olduğu milletin değerlerini, hangi değerlerini korumamız gerektiğine ilişkin yeterince bir açıklık vermemektedir.

Şimdi, biz burada neyi arıyoruz? Biz burada milletimizin hangi hakkının, hangi hukukunun, hangi özgürlüğünün peşindeyiz? Bizim, sadece bir olayı, bir dinleme olayının olup olmadığını araştırmaktan öteye, böyle bir olay ekseninde milletimizin Anayasa’da, çeşitli kanunlarda bahsedilen özgürlüğüne yönelik bir tehdit var mıdır yok mudur, bunu değerlendirmemiz lazım; bizim, milletvekilleri olarak aradığımız budur. Millet için burada bir soruşturma yapıyoruz, bir araştırma yapıyoruz. O zaman millet için anlamı nedir, bunu ortaya koymak lazım. Sadece bir olayın olup olmadığını ifade etmek, doğrusu böyle bir olayı yeterince algılamadığımızı, bunun sebep ve sonuç ilişkilerini yeterince ortaya koyamadığımızı ifade eder ve maalesef böyle bir olay münasebetiyle sorun… İki parti arasındaki bir tahterevalli siyasetinin malzemesi olarak kullanılması gibi bir yanlışla karşı karşıyayız, meseleye böyle bakmamamız gerekiyor. Dolayısıyla biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu sorun ekseninde… Biraz önce ifade edildi ve Sayın Bakan “Hodri meydan!” dedi. Aslında biz “Hodri meydan”ı yediden önce yapmıştık, “Birleştirilsin.” demiştik. Ama maalesef bu iki araştırma önergesi, Milliyetçi Hareket Partisinin verdiği araştırma önergesi, Türkiye’de milletin hakkını, hukukunu korumayı; özgürlüğünü korumayı; demokrasi ve insan hakları ekseninde oluşan tehditleri ortaya koyup bunların çözüm yollarını, bu tehditleri ortadan kaldıracak çözüm yollarını araştırmaya ilişkin bir önergemiz maalesef kabul edilmedi. O zaman buradan siyaseten ne hedefliyoruz biz? Hepimizin peşinde koştuğu siyaset nedir? Bu milletin hakkını, hukukunu bu eksende araştırmamız gerekirken maalesef bu araştırma önergeleri birleştirilememiş ve bu yönüyle olay sadece bu eksende değerlendirilmiştir. Burada biraz önce Sayın Bakanın ifade ettiği “Hodri meydan!”, zaten bizim araştırma önergemiz hazır, işte gündemde. Yapılacak bir tek iş var: Bu araştırma önergelerinin birlikte görüşülmesini temin etmek.

Değerli arkadaşlarım, dolayısıyla, bugün burada böyle bir olayda Sayın Bakan “Hodri meydan!” dedi, biz de açıkça bu sözün tutulmasına davet ediyoruz. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak yarın buradayız. Danışma Kurulu toplantısına da buyurunuz, beraber ve birlikte imza atalım, yarın da bu araştırma komisyonunu hep beraber, birlikte kuralım ve milletimizin gerçek manada hakkını, hukukunu, özgürlüğünü koruyacak tedbirlerin neler olduğunu araştıralım. O bakımdan, bugün burada böyle bir vesileyle Sayın Bakanın meseleye daha kapsamlı bakılması gerektiği düşüncesini paylaşıyoruz, ama bu düşüncesini çok değerli AKP grup yöneticilerinin hayata geçirmesini de bekliyoruz.

Şimdi, Sayın Bakan araştırma önergesiyle ilgili yaptığı konuşmada “Böyle bir dinleme yoktur.” diye ifade etti. Değerli arkadaşlarım, araştırma önergesinin gerekçesi, birinci cümle: “Bugüne kadar ülkemizde birçok kişi yasa dışı dinlemelerin mağduru olmuşlardır.” Araştırma önergesi bunu söylüyor ve “Bugüne kadar…” diyor. Demek ki yasa dışı dinlemeler olmuştur. Şimdi bunun mağduru kimdir, sorumlusu kimdir? Sorumluların cezalandırıldığını duyduk mu, mağdurlar var da cezalandırılanı duyduk mu? Duymadık. Dolayısıyla, yasa dışı dinlemelerle ilgili mağduru olduğuna ilişkin hüküm cümlesi, Sayın Bakanın “olmadığı” şeklindeki bir yaklaşım tarzıyla tamamen çelişmektedir. O zaman yapılması gereken husus, bugüne kadar bu mağdurların hepsinin neden mağdur olduğunu, kimlerin dinlediğini, hangi mekanizmalarca dinlendiğini ortaya koymaktır. Mesele sadece bir partinin genel sekreterinin dinlenmesi değildir. O bakımdan bizim, böyle bir konuyla ilgili meseleye bakarken olay bazında değil, bunu siyaseten kullanmak ve işte gaflet ya da fırsatçılık ekseni etrafında değerlendirmek için değil, gerçekten değerli milletimizin, kurumlarımızın bu konuda endişelerini ortadan kaldıracak tarzda meseleye bakmamız gerekir. Biz bunun peşinde olmalıyız. Onun için, umut ediyorum ki bu konuyla ilgili Milliyetçi Hareket Partisinin önergesi kabul edilir.

Esasen, yani bu endişenin kaynağı sadece bir şahıstan da kaynaklanmadı. Değerli arkadaşlarım, çok kimsenin görüntüleri, sesleri, çeşitli iletişim kanallarında yayınlandı, yayınlanmadı mı? Hepsi yayınlandı. Kim dinledi bunları? Şimdi, kanunumuza göre, yasal mercilerin dışında birtakım yerler dinleyemeyeceğine göre, o zaman “Bunları kim dinledi?” sorusunun cevabını milletimize vermemiz gerekir. Şimdi bütün milletvekillerimizin kafasında vardır, gerçekten, bunlar çeşitli, YouTube’da, burada yayınlanıyorsa bunları kim dinledi, kim servis yaptı? Bunlar hakkında ne soruşturma açtınız, ne tedbir aldınız?

MEHMET ŞANDIR (Mersin)Niye engellenmedi?

OKTAY VURAL (Devamla)Değerli arkadaşlarım, bu soruların cevapları ortada kalırsa, bir parti genel sekreterinin dinlenmesi ekseninde olayı ele alırsak bu iş sadece siyasi partiler arasında kullanılan bir malzemeye dönüşür. Oysa sorun, demokrasi, özgürlük, insan hakları, yönetim anlayışı ve siyaset anlayışıyla ilgilidir. Bütün bunları dikkate alacak şekilde bu meseleye bakmamız gerekmektedir.

Bu bakımdan, Sayın Genel Başkanımız, 20 Mayısta grup toplantısında -daha böyle bir olay yoktu- bütün bu olaylarla ilgili çeşitli kanallarda yayınlanan kişi ve kurumların temsilcilerinin ses ve görüntülerinin yayınlanması üzerine ortaya koyduğu görüş ve düşünce, esasen bu konudaki endişelerin giderek arttığını ve tedbir alınması gerektiğini söyledi ve nitekim ondan sonra kamuoyunda şu ya da bu şekilde CHP Genel Sekreterinin dinlendiğine ilişkin iddialar ortaya çıktı. Ama o güne kadar ne yaptık biz? Ne yaptınız? Ne yaptınız? Dolayısıyla, YÖK Başkanı Erdoğan Teziç’le ilgili, GES Başkanıyla ilgili, savcılarla ilgili, her yerle ilgili değerli arkadaşlarım…

Şimdi, bir merkez var, birileri dinliyor değerli arkadaşlarım. Şimdi, devlet diyemez ki “Kanuni dinleme benimdir, bunlar kanunsuz dinlemedir.” Devlet kanunsuz dinlemeleri de takip edecek ve benim güvenliğimi koruyacak. “Bunlar nasıl dinlemiş?” diyemezsiniz. Beni korumak, insanlarımızı, kişilerimizi, kurumlarımızı korumak zorundayız.

O bakımdan, korunması gereken değerler ekseninde sorunu ele almak ve bu yönüyle korumamız gerekenin demokrasi, hürriyet, insan, aile ve hukukun üstünlüğü olduğunu düşünüyoruz.

Tabii, özellikle küreselleşme süreciyle birlikte bu enformasyon teknolojileri vasıtasıyla gerçekten insan toplum ve birey işleyişi çok kritik bir öneme sahip olmuştur değerli arkadaşlarım. Bugün haberleşme demokrasinin altyapısıdır ve bütün bu gelişmelerle birlikte millî güvenliğin de en önemli unsuru hâline gelmiştir. Günümüzde artık bilgi savaşları olmakta, haberleşme kanallarına, iletişim kanallarına hâkim olmayla ilgili çeşitli dış müdahaleler oluşmaktadır. Bugün sadece bir telefon dinlemesinden bahsediyoruz değerli arkadaşlarım. Telekomünikasyonun içerisinde ses var, görüntü var, veri var, semboller var, her şey var. O zaman sormamız gereken husus, bizim bu bilgimizi, düşüncelerimizi ifadelerimizi yaydığımız bu iletişim kanallarının güvenliği nedir peki? Bunu kim koruyacak?

Değerli arkadaşlarım, bunu kim koruyacak? Devlet koruyacak. Devletin koruması lazım. Gerçekten bu konuda en önemli sorunlardan biri, kanaatimize göre, bu bizim haberleşmeyle ilgili altyapımızın açık müdahalelere açık olmasıdır. Düşünün, eğer birileri dinliyorsa, Türkiye üzerinde başka emelleri olanlar da bu haberleşme ve telekomünikasyon şebekeleri aracılığıyla verilerimize, sembollerimize, seslerimize ulaşabiliyorsa, bu sorun bir millî güvenlik sorunudur. Girilebildiğine göre, dinlenebildiğine göre güvenliğimiz nerede? O bakımdan, bu güvenlik konusu gerçekten son derece önemlidir ve boyutu bu anlamda almak lazım.

Değerli arkadaşlarım, biz, bilgisayarlarınızda bir sürü dosyalarınız var, verileri iletiyoruz, sesi de iletiyoruz. Nereye gidiyor, ne yapıyor, kim takip ediyor?

Şimdi, size söylüyorum: Avrupa Birliğinde, şu ülkelerde, bu ülkelerde, çeşitli yazılım programları ve dinlemeyle ilgili hususlar konusunda Meclis ayağa kalkıyor, yapamazsın diyor, bunları sokmayalım diye söylüyor. Peki, biz neyi koruyoruz? Şu dinlenmiş mi, bu dinlenmemiş mi… Dinlenme bir sonuçtur. Bunun sebeplerini araştırmak, bu sorunun köküne inmemiz gerekmektedir. Buna inemezsek değerli arkadaşlarım, bu tehdidin boyutunu algılayamayız ve gerçekten çok ciddi, büyük bir eksiklik olur.

Biraz önce ifade ettiğim gibi, haberleşme, demokrasinin bir temel altyapısıdır. Şüphesiz düşünce ve ifadeyi yaydığımız bu altyapı, hem altyapının olması hem altyapının güvenilir olması gerekmektedir. Bu bakımdan, kanuni sebepler dışında kullanılamayacağı temin edilmelidir.

Değerli arkadaşlarım, demokraside vatandaşımız devletine, kurumlarına güvenmelidir. Ben bir işletmeden bir hizmet alıyorsam, bir milletvekilimiz burada bir hizmet alıyorsa, bu hizmeti aldığı yer ve bu hizmetin verildiği kuruma güven olmalıdır. Güven olmazsa, değerli arkadaşlarım, nasıl birbirimizle haberleşeceğiz, nasıl özgürlüğümüzü kullanacağız, nasıl insan haklarını daha yüksek seviyelere getirebileceğiz? O bakımdan, bugün, bu sorunun doğurduğu bir başka sorun da en büyük sorun da haberleşmemizi güven altına alması gereken kurumlara olan güvenin zedelenmesidir değerli arkadaşlar. Düşününüz, sizi koruması gerekenler, sizin iletişiminize müdahaleyi koruması gerekenler eğer iletişime müdahalenin odağı oluyorsa, kurumlara olan güven olduğu zaman vatandaş demokrasiden, yönetimden uzaklaşır, sadece elitler ve özel menfaatler hâkim olur oraya.

Değerli arkadaşlarım, burası Türkiye Büyük Millet Meclisi. Türkiye Büyük Millet Meclisinde, bu şekilde birtakım özel menfaat gruplarının ya da çeşitli vesilelerle siyasi güç gruplarının bu tür etkinlikle bu araçlara sahip olması konusunu gerçekten çok iyi değerlendirmemiz gerekir. Millette korumamız gereken değer onun özgürlüğüyken, maalesef, burada hiyerarşik yapı içerisinde kendi hiyerarşisindekilere hizmet etmek ön planda olur. Kime servis yapmak lazım? Amirine servis yapayım. Kimin hakkında? Muhalifi hakkında, onu sevmeyeni hakkında. Böyle demokrasi olmaz değerli arkadaşlarım. Böyle bir demokrasi altyapısı olmaz. Onun için bu tartışmalarda biraz önce Sayın Bakanın ifade ettiği, gerçekten bu endişe ve kuşku, demokrasimiz açısından gerçekten büyük bir tehdittir. Bugün, ne hazindir ki Türkiye Büyük Millet Meclisinin güvenliğiyle ilgili milletvekillerimizin soruları oluyor, telefonlarıyla ilgili soruları oluyor. Bütün bunların hepsini dikkate alacak şekilde meseleye bakmamızda büyük fayda görüyorum. O bakımdan, bu kurumlara olan güvenin azalmasını bir tehdit olarak görmek lazım. Bu basit bir tartışma değildir.

Değerli arkadaşlarım, kanuni yetkileri elinde bulunduranlar hakkında eğer şüphelerimiz kanaatleşirse yalnızlaşırız ve böyle bir toplum içerisinde giderek yaşanmaz, giderek huzursuz bir toplum hâline, birbirinden şüphe edenlerin oluştuğu bir toplum hâline dönüşürüz. Demokrasi böyle gelişmez. O bakımdan, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz konunun bu boyutta ele alınması gerektiğini düşünüyoruz.

Haberleşme özgürlüğü kişilerin birbirleriyle, toplumla her türlü kuracağı iletişimin özgürlüğünü ifade eder, özel hayatın gizliliğini, ifade özgürlüğünü de kapsar. Aslında Anayasa’mızın, kanunlarımızın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin bununla ilgili normatif hükümleri var. Sorun normlarda değildir Sayın Bakanım. Kanunlarda vardır elbette, kanunda var ama asıl sorun kanuni yetkiyi, gücü elinde bulunduranların bunu kullanması ve denetlenmesiyle ilgili sorundur. O bakımdan, normatif anlamlı bir değerlendirme yapmak yerine bunun gerçek hayatta nasıl kullanıldığını, neden kullanıldığını ortaya koymak gerekir. O bakımdan, haberleşme teknolojilerindeki bütün bu gelişmeler aslında düşünce ifade hürriyetiyle, demokrasiyle çok ilişkili ama değerli arkadaşlarım, bu enformasyon teknolojileri suç ve suçluyla mücadele konusunu da çok zorlaştırıyor. O bakımdan, bu konularda muhakkak bir denetleme, muhakkak suç ve suçluyla mücadelede bu teknolojileri kullananlarla mücadele etmemiz de gerekiyor. Bir taraftan özgürlük diğer taraftan da güvenlik. Bu dengeyi nasıl kuracağız, nasıl güveneceğiz ve nasıl özgürlüğümüzü kullanacağız? O bakımdan, yasa dışı müdahaleleri tespit etmemiz ve açıkçası, bu konuda sorumluları ortaya çıkarmamız gerekmektedir.

Şimdi, son bir yılda kamuoyuna yansıyan izinsiz ve gizli dinlemelerin açıkça ortaya çıkmasına, basın-yayın organlarında açıkça yayınlanmasına rağmen TCK 132’ye göre suç olan bu eylemlerden hiçbir soruşturma yapılmamış olması bu tür kanunsuzluklara cesaret vermiştir. Bugün herkes kendisinin dinlendiği kuşkusunu taşımakta ve kaygı giderek bir korku imparatorluğu psikolojisine yol açmaktadır.

Bakınız, biraz önce Sayın Ulaştırma Bakanı söyledi. Dedi ki: ”Dinlenir.” dedi, “Tedbir alamazsınız.” dedi, “En iyisi konuşmamak.” Düşünebiliyor musunuz değerli arkadaşlarım, konuşmamayı bir tedbir olarak öngörüyoruz. Nasıl bir anlayıştır değerli arkadaşlarım? Ne demek? “Kırıcılar alın.” diyor. Hepimiz evimizin çevresine birtakım kırıcılar mı alacağız? Peki, kurumlarımız nerede, devletimiz nerede, bu devlet niye var, kurumlar niye var, Telekomünikasyon Başkanlığını niye kurdunuz? Niye yaptınız bunları? “En iyisi konuşmamak…”

Değerli arkadaşlar, acaba, arzu edilen konuşmamak mı? Bakın, ABD’nin özgürlükler raporunda, zannederim bu ülkenin özgürlükler raporunda diyor ki: “Bireyler misilleme korkusundan dolayı hükûmeti eleştirememiştir.” Bakın, ülke raporuna giriyor. “Evet, düşünce ve ifade özgürlüğüyle ilgili hükümler vardır ama hükûmet gazetecilere otosansür uygulanması konusunda baskı yapmıştır.” diyor. Bunlar olmadı mı? Bunlar oldu, bunlar yaşandı.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, o zaman ne yapılmak isteniyor? “En iyisi konuşmamaktır.” de, herkes korksun. Değerli arkadaşlarım, aman ha, aman ha, herkes korksun! Arzu edilen, muhalefeti, kendisine muhalif olanları, kişi ya da kurumları sindirmek, yıldırmak, suskunluğa mı itmektir? İşte bunu diyoruz. Böyle demokrasi olmaz; bu, diktatörlük; bu, totaliter rejim. Seçim yapmaya da gerek yok bunun için. Onun için bu vahim bir hatadır ve bu ifade “En iyisi konuşmamaktır.” demek, biraz önce Sayın Bakanın şikâyet ettiği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

26 konuşma daha · 3 Haziran 2008

26 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook