Elektrik piyasası kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:249)
İzmir Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 127. Birleşim · 2. yasama yılı · 8 Temmuz 2008 · 1.808 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Oktay Vural (MHP), 8 Temmuz 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 127. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ELEKTRİK PİYASASI KANUNU VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:249)); konuşma 1.808 kelime.
Oktay Vural (MHP, İzmir). “Elektrik piyasası kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:249)”. TBMM Genel Kurulu, 127. Birleşim tutanağı, 8 Temmuz 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oktay-vural-23-2008-07-08-elektrik-piyasasi-kanunu-ve-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dai (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA OKTAY VURAL (İzmir)Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın milletvekilleri, Elektrik Piyasası Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinize saygılarımı arz ederim.
Tabii, Türkiye bugün, aslında ekonomik ve siyasi belirsizliklerin yaşandığı, aynı zamanda ekonomik ve siyasi risklerinin bedelinin millet tarafımızdan ödenmeye başlandığı bir dönemi yaşıyoruz. Dolayısıyla, bugün gelinen noktada Türkiye’nin geleceği açısından bu gelişmelerin toplumda önemli bir güvensizlik kaynağı oluşturduğunu ifade etmek istiyorum.
Yapılan çalışmalarda vatandaşlarımızın yüzde 73’ü Türkiye’nin çok kötü bir yolda olduğunu ifade ediyor. “Beş yıl öncesi iyi mi, kötü mü?” diye sorulduğunda, yüzde 49’u “Kötü.” yüzde 11’i “Aynı.” demiş, sadece yüzde 29’u “Daha iyi.” demiştir. Geleceğin nasıl olduğunu soranlar açısından da yüzde 62’si geleceğin çok daha kötü olacağını ifade etmektedir.
Yine yapılan bir çalışmada “Beş yıl önce durum daha iyiydi.” diyenlerin oranı yüzde 45,2’dir, “Değişmedi.” diyenlerin oranı ise yüzde 26,8’dir.
Aslında, bütün bu sonuçlar vatandaşın Türkiye’nin bugün geldiği durumdan memnun olmadığını, gelecek konusunda da AKP’nin bir umut vermediğini ve millet nezdinde de popülaritesinin ortadan kalktığını göstermektedir. Bunlar, aslında bir sonuçtur. Bu bakımdan, bugün geldiğimiz bu noktada Türkiye gerçekten büyük risklerle karşı karşıya. Ekonomide açıklar devri: Dış ticaret açığı 2002’ye göre 5 kat artmış, cari işlemler açığı 24 kat artmış, özel sektörün döviz pozisyon açığı artmış ve Türkiye’nin maalesef riskleri artmıştır.
Bugün geldiğimiz bu noktada da aslında bugün tartıştığımız konuda da yeni bir açıkla karşı karşıya olduğumuzu bu kanun ortaya koyuyor: Enerji açığı. Türkiye’de bir enerji açığı sorunu vardır, arz güvenliği sorunu vardır. “Bu arz güvenliği sorununu çözebilmek için ne yapabilirim” diye Hükûmet bu tasarıyı getirmektedir. Demek ki bugüne kadar riskler öngörülmemiş, yönetilmemiş ve maalesef, Türkiye, enerjisiz kalabileceği bir döneme adım atmıştır.
Bütün bunların hepsi, bakıldığında, aslında AKP politikalarının bir sonucudur. Aslında 16/11/2002’de Sayın Başbakan Acil Eylem Planı’nı açıkladığı zaman şunları söylemişti: “Adı üstünde, acil eylem. Enerji piyasası rekabete açılacak. Elektrikte TRT payı kaldırılacak. Enerji fiyatları üzerindeki yükler azaltılacak. Bir yılda işletme hakkı devri tamamlanacak, enerji kayıpları azaltılacak.” Bugünkü Hükûmet, 10 Ocak 2008’de, bu sefer yine kayıp kaçak oranının indirileceğini acil durum olarak ortaya koymuş; yine “Elektrik üretimi ve dağıtımının özel sektöre katılımı sağlanacak.” demiş, “Elektrik arz güvenliği artırılacak.” demiş. Dolayısıyla, ilk Hükûmetten, 16 Kasım’dan, 2002’den bugünkü Hükûmetin Acil Eylem Planı’na baktığımız zaman elektrikte “acil” dedikleri hiçbir hususu gerçekleştirememişler.
İşte, bugün geldiğimiz bu noktada, yine Dokuzuncu Kalkınma Planı’nda “Arz güvenliği için kaynak ve ülke çeşitlenmesi yapılacak.” Bugün kaynak ve ülke çeşitlenmesinin yapılmamasının sonuçlarını görüyoruz. “Kamu sektörden çekilecek.” denmiş, biraz sonra konuşacağımız yasayla göreceksiniz, kamu nasıl sektörün içine çekilmek isteniyor, onun planını yapıyoruz. Kamu, düzenleyici denetleyici rolü çerçevesinde arz güvenliğini takip edecek” diyoruz. Düzenleyici ve denetleyici rolü olan Enerji Piyasasının arz güvenliğinden nasıl uzaklaştırıldığını biraz sonra kanunlaştıracağız. Dokuzuncu Kalkınma Planı bunu söylüyor. Bugün getirdiğimiz bu kanun, Dokuzuncu Kalkınma Planı’nın hedeflerini gerçekleştirmek yerine, eleştirileri doğrultusunda yeni hükümler getirmektedir.
Şimdi, Dokuzuncu Kalkınma Planı’nı bu Meclis kabul etti ve “Bu kalkınma planına uyulmalı ve komisyonlarda da kalkınma planlarına uyum esası öncelikle görüşülmelidir ve gözetilmelidir.” demesine rağmen, bu kanunda kalkınma planıyla ilgili herhangi bir hükmün yer almadığını görüyoruz.
“Yatırımda öncelik özel sektörün olacak.” denilmiş ve Dokuzuncu Kalkınma Planı’nda 2006 yılında öngörülen 2,5 katrilyonluk yatırım 2013 yılında 2,6 katrilyon olarak belirlenmiş ve bugün görüştüğümüz, bugün çıkartacağımız yasayla arz güvenliği açısından kamu tekrar yatırımcı olarak gündeme sokulmuştur. Böylelikle, yine, kalkınma planındaki “Yatırımda öncelik özel söktürün olacaktır.” yaklaşımına oldukça aykırı bir kanunu bugün görüşmüş olacağız.
“Sanayi aboneleri lehine değişiklik yapılacak.” denilmiş. Bugün yapılan son zammı da dikkate aldığımız zaman mesken ve sanayi aboneleri arasındaki fiyat farkı sadece yüzde 9-10 civarında kalmıştır.
Bütün bu gelişmelerle ilgili getirilen kanun, esas itibarıyla, bugüne kadar AKP’nin arz güvenliği konusunda atmadığı adımların, yapmadığı yatırımların, işletemediği piyasanın neticesinde buraya gelmiştir. Dolayısıyla bugün Enerji Piyasası işletilememiş, Bakanlık görevini yapamamış ve Türkiye maalesef ciddi bir enerji açığıyla karşı karşıya kalmıştır.
Bakın, kanunda hep 2012 yılı, 2013 yılı, 2010 yılı gibi, zamanlamayla ilgili yatırımların acil bir şekilde yapılmasını öngören tedbirler vardır. Enerji yatırımlarını bu kadar kısa sürede yapma isteği aslında bugüne kadar AKP döneminde, bu elektrik sektörüne, özellikle, gerekli yatırımın yapılmamasından kaynaklanmıştır.
1999 yılında 26.119 olan kurulu güç, 2002 yılında 31.856 megavata yükselmiş, bugün 2007 sonu itibarıyla 40.777 megavat olmuştur. Kurulu güç artışı 2001 yılında yüzde 4, 2002 yılında yüzde 12,4 olmuşken, 2007 yılında kurulu güç artışı binde 5 olmuştur. Dolayısıyla, AKP döneminde açıkçası 3.513 megavat 2002 yılında işletmeye alınmışken, 2007 yılında işletmeye alınan kurulu güç sadece 212 megavattır. Bugün AKP’nin işletmeye aldığı, bu dönemde işletmeye alınan elektrik enerjisi üreten santrallerin çok önemli bir kısmı, kendisinden önceki hükûmetlerin planladığı, yatırımını yaptığı yatırımlardır ve bugün baktığımız zaman eğer doğal gaz dışındaki elektrik santrallerinin ömrünün üç ila yedi yıl arasında yapıldığını düşünürsek, bir iktidar döneminde maalesef AKP yeterince yatırım yapmış değildir. Mesela, Afşin-Elbistan: 13/11/2006 tarihinde işletmeye girdi. Bunun sözleşmesi 5 Haziran 1998’de imzalanmış, 2000’de temeli atılmış, fiilen işe başlamıştır. 2006 Temmuz ayında yine 320 megavat Çanakkale-Çan. Yine, bunun sözleşmesi 15/10/1998’de yapılmış, 25/06/2000 tarihinde de temeli atılmıştır.
Bütün bunları dikkate aldığımız zaman açıkçası AKP döneminde maalesef kurulu güce, enerjiye yatırım yapılmamıştır, kendi geçmiş dönemindeki yatırımların neticesinde elektriği vatandaşımıza iletmiş ve ama artık kurulu gücün yetmeyeceğinin de farkına varılmıştır.
1999-2000 arasında kurulu güç artışı yüzde 21,2’dir. 2003-2007 arasında artış yüzde 14,6 olmuştur ve tüketimin giderek artmış olmasına rağmen kurulu gücün azalmış olması çok ciddi bir arz güvenliği sorunu ortaya çıkarmıştır ve böyle bakıldığı zaman, yine Enerji Bakanlığı, TEDAŞ’ın 2007 yılında arz güvenliği açısından yaptığı üretim kapasite projeksiyonu çalışmasında diyor ki: “Güvenilir üretimlerde 2.877 gigavat ve 4.452 gigavat saat azalma olmuştur.” Bu projeksiyonla enerji ithalatı-ihracatı dikkate alınmamasına rağmen, Türkiye’de önemli bir arz açığıyla karşı karşıya olunduğunu ortaya koymuştur. 20 milyar kilovat saat bir açığın kısa vadede ortaya çıkabileceği ifade edilmiştir.
İşte, bu dönemde elektriğe yeterince yatırım yapmayan Hükûmet, bugün arz güvenliğini sağlamak açısından kamu kurumlarını görevlendiren bir tasarıyla karşı karşıya kalmıştır. Öyle ki, elektrik bulunamayan bir ülkede… Elbette dış ülkelere elektrik satmamız mümkün, Yunanistan’a elektrik satıyoruz, Irak’a da satıyoruz. Bakın, Türkiye’de kurulu güce yatırım yapmayanlar, 12 Kasım 2003 tarihinde kısa vadede 2004’te Irak’a bin megavat enerji ihracı, yetmedi 5 bin megavat da yakın gelecekte Irak’a enerji ihraç edeceğiz diyorlar. Hangi kurulu güçle? Kendi kurulu gücünüz yok. Bugün bu tasarıyla Türkiye’de birtakım özel sektöre teşvikler getirip arz güvenliği açısından da kamuya görev vererek ancak bu arz açığımızı kapatacakken, Hükûmet, yurt dışına olmayan elektriğimizi satma anlaşmaları dahi imzalayabiliyor. Dolayısıyla, bu kadar gözünün ucunu görmeyen bir Hükûmet, gerçekten Türkiye’yi ciddi bir enerji açığıyla karşı karşıya getirmiştir. Bugün çıkartacağımız kanun, aslında, acilen yapılması gereken birtakım yatırımların önünü açmak için öngörülmüştür. Bu kanunda maalesef çevre duyarlılığı yoktur, orman duyarlılığı yoktur, mera duyarlılığı yoktur. Bütün bunlarla ilgili sorunları aşabilmek ve kısa vadede bunun sosyal maliyetini vatandaşa yükleyecek bir kanun tasarısıyla bunun önünü açmak istemektedir, sadece elektrikte değil, doğal gazda da. İşte, doğal gazda da 2011 yılından itibaren, mevcut kontratlarla birlikte talebi dikkate aldığımız zaman, arz artık talebi karşılayamayacak duruma geliyor. Doğal gazda da arz açığı var, elektrikte de arz güvenliği maalesef yok olmuş durumdadır. O bakımdan, bugün geldiğimiz bu noktada ,maalesef, Türkiye bu arz güvenliğini sağlayacak tedbirleri de almış değildir.
Bakınız, petrolle ilgili, biliyorsunuz, bu Meclis bir Ulusal Petrol Stok Ajansı kurulmasını öngördü, doksan günlük bir petrol stoklama mecburiyeti getirdi. Sayın Bakana sordum; 2005, 2006, 2007’de bu petrol stokuna uymayanlarla ilgili tespitler yapıldığını, rafinerilerin uymadığını, akaryakıt istasyonlarının uymadığını, aslında bu kanunla ortaya konulan Ulusal Petrol Stok Ajansının da hiçbir yaptırımının olmadığını; dolayısıyla, açıkça, Türkiye’nin, böyle kritik fiyat dalgalanmalarının olduğu bir dönemde stoksuz bir şekilde piyasaya girdiğini ifade ediyor.
Doğal gaz yer altı depolaması sadece Marmara’da kuyularda var. Ne oldu Tuz Gölü’nde? Bir sürü yolsuzluklar, bir sürü usulsüzlükler. Maalesef, doğal gazda da arz açısından, fiyat şoklarına karşı bizi koruyabilecek ve arz güvenliğini sağlayacak depolama yapılamadı, stok yapılamadı. Bugün geldiğimiz bu noktada bunun bedelini milletimiz ödüyor. Üç aylık bir stokla, geçmiş bedellerle, vatandaşa, tüketicilerimize, petrolümüzü, doğal gazımızı satabilecek iken ya da elektrik üreticilerine satabilecek iken, bunun bütün riski fiyat olarak vatandaşımıza yükleniliyor. Açıkçası, Hükûmetin özellikle bu piyasalarda yeterince stok oluşturmaması zaten piyasanın oluşmamasını sağlıyor. Böyle bir piyasa oluşmadığı zaman da buna müdahale etmeniz gerekmektedir, bugünkü de açıkçası bir müdahaledir.
Bugün, piyasa açısından bakıldığı zaman, 2009 yılı, açıkçası gerçekten piyasa işlemiyor, acil yatırım yapması lazım. Doğal gazda kriz, elektrikte kriz, tabiri caizse bir enerji kriziyle karşı karşıya olabiliriz. O bakımdan çok ciddi yatırımların yapılması gerekmektedir ve açıkçası bu kanunun, bu şekilde, bu yatırımların önünü açıp açmayacağı hususu da oldukça düşündürücüdür, endişe verici yönü vardır. Çünkü piyasa yoktur, piyasada bu arz güvenliğini sağlayacak kamu kurumlarının karar alma mekanizması ta Bakanlar Kuruluna kadar uzatılmaktadır. Bunlar zamanında karar almadığı zaman, arz güvenliği açısından piyasaya diğer aktörler de girmediği zaman, milletimiz bunun bedelini elektriksiz kalmakla, enerjisiz kalmakla ödemek durumunda kalacaktır. Tabii bütün bunlarla birlikte, maalesef, ülkemizde önemli ölçüde dış piyasaların da etkilediği enerji fiyat artışı… Bu enerji fiyat artışı Türkiye’yi çok kötü bir dönemde yakalamıştır. Cari işlemler açığımızın ve özellikle değerlenmiş paranın etkisiyle bu enerji fiyat artışının… İleride bu cari işlemler açığının sürdürülemeyeceği dikkate alınarak büyük bir bedelle karşı karşıya kalabileceğimizi düşünüyorum.
IMF’nin yaptığı son Dünya Ekonomik Outlook (Bakış) Raporu’nda, Türkiye riskli ülkeler arasında gösterilmektedir. Cari işlemler açığı bu fiyatların artışından dolayı gayrisafi millî hasılanın yüzde 7,6’sına yükselecektir -daha önce 6,3’tü- dolayısıyla, böyle bakıldığı zaman enerji fiyatlarının önemli ölçüde vatandaşlarımızı etkileyeceği bir döneme gidiyoruz.
Tabii beceriksiz, verimsiz bir yönetimin sonucu şok zamlardır. Onun için, Türkiye elektrikte yüzde 40 zamla karşı karşıya kalmıştır. Vatandaş birdenbire elektrik faturasının yüzde 40 arttığını görmektedir. Peki, daha önce bunlarla ilgili tedbirleri niye almadınız? Çünkü artık deniz bitti, yürütülemezdi. Vatandaşlar tüketim pattern’lerini ayarlamışlar ve buna göre gelirlerini dağıtmışlar, siz birdenbire yüzde 40’lık bir zam yapmakla vatandaşın bütçesine bir darbe vurdunuz. Bunlar son derece yanlış politikalardır. Şok edici politikalar, vatandaşın harcanabilir gelirini, başka yerlerden kaydırarak, buraya ikame etmesi sonucunu doğurur ki bunun önemli ölçüde fakirleşme meydana getireceğini düşünüyoruz.
Tabii, bu zammın bir başka yönü daha var: Belki de tüketimi kısmak için getirilen bir husustur, vatandaş tüketemesin, ödeyemesin diye. Bir Sayın Bakan bunu ifade etmişti; vatandaş ödeyemesin, tüketemesin, tüketemeyince elektriğe ihtiyaç kalmayacak, dolayısıyla arz açığı böylelikle ortadan kaybolacak diye bir yaklaşım tarzı. Doğrusu, bunu vatandaşlarımızın bu medeniyetten faydalanmasını engelleyen bir husus olarak görüyoruz.
AKİF AKKUŞ (Mersin)Orta Çağ karanlığına geri götürecekler.
OKTAY VURAL (Devamla)Tabii “Sanayide yük azaltılacak.” demişti. Elektrikteki vergi yüküne bakıldığı zaman, Türk sanayicisi OECD ortalamasına kıyasla yüzde 62 daha pahalıya satın almıştır enerjisini. Yüzde 62 daha pahalı! Sayın Bakan geçen konuşmada diyor ki: “Türkiye’de en ucuz elektriği satıyoruz diğer Avrupa ülkelerine göre. En ucuz doğal gazı satıyoruz Avrupa ülkelerine göre.” Bugün baktığımız zaman, satın alma gücü paritesine göre, görüldüğü gibi, gerek elektrik fiyatında bütün ülkelerden… Bakın, Portekiz’den, Polonya’dan, Avusturya’dan, İrlanda’dan, İngiltere’den, İspanya’dan, Yunanistan’dan çok daha pahalı elektrik tüketiyor sanayicilerimiz. Vergi payımız da yine OECD ülkeleri içerisinde en pahalı, 4’üncüsü, yüzde 18,5’lik bir vergi payı var. İşte, böyle bir yapı içerisinde nereden nereye geldik? 16 Kasım 2002 “Sanayide vergi yükü azaltılacak.” azaltılmadı, “Arz güvenliği sağlanacak.” sağlanmadı, “TRT payı kaldırılacak.” kaldırılmadı, “Dağıtımda özelleşme olacak.” olmadı. Peki, ne yapıldı? Zamdan başka bir şey değil. Türkiye’de maalesef bu konularla ilgili önemli ölçüde Hükûmetin eleştirilecek yönleri var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
32 konuşma daha · 8 Temmuz 2008