Milliyetçi hareket partisi grubu adına grup başkanvekilleri izmir milletvekili oktay vural ve mersin milletvekili mehmet şandır'ın, elektrik ve doğalgaz başta olmak üzere enerji zamlarıyla vatandaşları zor durumda bıraktığı, sağlıklı bir enerji piyasası oluşturamadığı, enerji arz güvenliği için gereken tedbirleri alamadığı ve bakanlığında yolsuzluklara yol açtığı iddiasıyla enerji ve tabii kaynaklar bakanı mehmet hilmi güler hakkında (11/5)
İzmir Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 15. Birleşim · 3. yasama yılı · 11 Kasım 2008 · 1.885 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Oktay Vural (MHP), 11 Kasım 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 15. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ GRUBU ADINA GRUP BAŞKANVEKİLLERİ İZMİR MİLLETVEKİLİ OKTAY VURAL VE MERSİN MİLLETVEKİLİ MEHMET ŞANDIR'IN, ELEKTRİK VE DOĞALGAZ BAŞTA OLMAK ÜZERE ENERJİ ZAMLARIYLA VATANDAŞLARI ZOR DURUMDA BIRAKTIĞI, SAĞLIKLI BİR ENERJİ PİYASASI OLUŞTURAMADIĞI, ENERJİ ARZ GÜVENLİĞİ İÇİN GEREKEN TEDBİRLERİ ALAMADIĞI VE BAKANLIĞINDA YOLSUZLUKLARA YOL AÇTIĞI İDDİASIYLA ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER HAKKINDA (11/5)); konuşma 1.885 kelime.
Oktay Vural (MHP, İzmir). “Milliyetçi hareket partisi grubu adına grup başkanvekilleri izmir milletvekili oktay vural ve mersin milletvekili mehmet şandır'ın, elektrik ve doğalgaz başta olmak üzere enerji zamlarıyla vatandaşları zor durumda bıraktığı, sağlıklı bir enerji piyasası oluşturamadığı, enerji arz güvenliği için gereken tedbirleri alamadığı ve bakanlığında yolsuzluklara yol açtığı iddiasıyla enerji ve tabii kaynaklar bakanı mehmet hilmi güler hakkında (11/5)”. TBMM Genel Kurulu, 15. Birleşim tutanağı, 11 Kasım 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oktay-vural-23-2008-11-11-milliyetci-hareket-partisi-grubu-adina-grup-baskanvekilleri-izmir-mill (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA OKTAY VURAL (İzmir)Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Enerji Bakanı hakkında vermiş olduğumuz gensoru münasebetiyle söz almış bulunmaktayım. Hepinize saygılarımı arz ediyorum.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bu verdiğimiz gensorunun esas itibarıyla dört temel sebebi bulunmaktadır. Birincisi, özellikle 2008 yılında elektriğe ve doğal gaza yapılan şok zamların makroekonomik politika üzerindeki etkileri, diğer taraftan sağlıklı işlemeyen bir enerji piyasasının oluşturulması, enerji arz güvenliğini temin etmeye yönelik tedbirlerin alınmaması ve diğer taraftan da özellikle Bakanlığın önemli yolsuzluk iddialarıyla karşı karşıya kalmasıdır. İşte bugün bu enerji politikasını sorgulamak adına bu gensoru önergesi verilmiştir. Aslında bu gensoru önergesinin AKP Hükûmetinin yürüttüğü enerji politikası üzerinde verilmiş bir gensoru olduğunu ifade etmek istiyorum.
Sayın milletvekilleri, ekonominin içinde ihtiyacı olan enerjinin temini için öncelikli olarak; bir, fiyat istikrarının temin edilmesi; iki, arz istikrarının sağlanması gerekmektedir. Ancak böyle bir enerji güvenliği politikası oluşturulabilir. Bunun için de iktisadi, mali, fiziki ve stratejik unsurlardan oluşan bir politikanın uygulanması gerekmektedir. Bugün vatandaşlarımızın karşı karşıya kaldığı bu şok zamlar, aslında ekonomik açıdan bakıldığı zaman bu fiyatlama iki açıdan yanlıştır: Birincisi, enerji sektöründe tabiatıyla dışarıdan özellikle enerji ithal eden bir ülke olarak enerji fiyatlarındaki artışın Türk ekonomisi üzerinde önemli makroekonomik etkileri olacaktır. Bu durumda eğer bu fiyatı vatandaşımıza, sanayicimize yansıtıyorsanız, özellikle bunun makroekonomik etkilerinin hesap edilmesi gerekir. Şimdi, eğer bu artışların kalıcı olduğunu düşünüyorsanız ve böyle tahmin ediyorsanız, kalıcı bir tedbir almanız durumunda birtakım tedbirleri almış olduğunuzu varsaymamız gerekir ama bugün Hükûmet bu artışların geçici olduğunu söylüyor. Diyor ki: “Önümüzdeki birkaç ay sonra indirim olacak.” O zaman siz bu fiyat artışlarının geçici olduğunu düşünüyorsanız, özellikle tüketim tercihleri ve yatırım tercihleri arasında vatandaşlarımızın tercihlerini bu kadar derinden etkileyecek bir zammı neden uyguluyorsunuz? Bu bakımdan Hükûmetin bu tercihleri yıkıcı zamlarla etkilemiş olması doğru değildir.
Diğer taraftan, eğer bu fiyat artışlarının kalıcı olduğunu düşünüyorsanız, bunu vatandaşa yansıtmak için de bu fiyatların içerisinde vergi durumuna bakmanız lazım. Bugün akaryakıtın içerisinde yüzde 60 oranında bir vergi vardır, elektrikte ve doğal gazda yüzde 18,5 ve yüzde 19,5 oranında bir vergi vardır. Dolayısıyla bu kadar yüksek oranlı vergilerin oluşturduğu bir fiyatı tespit ederken bu hususları dikkate almanız gerekiyor ve vatandaşları korumanız gerekiyordu. Bütün bunlara rağmen, eğer Hükûmet enerji fiyatını buna rağmen artırıyorsa talebi azaltmayacak, yoksulluğu azaltacak, tüketime yönelecek politikalara ihtiyaç olduğu açıktır. Oysa Hazineden sorumlu Sayın Bakan, yapılan zammı talebi düşürmek amacıyla yaptığını söylemektedir. Ortada, talebi azaltmayacak, yoksulluğu azaltacak hiçbir tedbir mevcut değildir. Bu hususlar dikkate alındığında, yapılan zamlar makroekonomik açıdan doğru değildir.
Bir de dikkate almamız gereken, Türkiye’nin içinde bulunduğu makroekonomik konjonktürdür. Bugün, dışarıda mali kriz olarak başlayan ve Hükûmetin uyguladığı, yıllarca uyguladığı ekonomi politikalarının birleşmesiyle vatandaşımız ve reel sektörümüz derin bir ekonomik kriz içerisindedir. Bu krize yönelik yurt dışında tedbirler, vatandaşı korumak, reel sektörü korumak amacıyla tedbirler alınırken Hükûmet, tedbirler paketi, vatandaşımızı ve sanayicimizi korumak için tedbirler paketi gündeme getirmesi gerekirken maalesef, bugün, vatandaşımızı, reel sektörü vuran bu paketlerle, âdeta zam bombalı paketlerle üreticimizi, vatandaşımızı yaralamıştır. Vatandaş koruma beklerken, Hükûmet tarafından, bu şok zamlarla âdeta arkadan hançerlenmiş durumdadır.
Ekonominin durgunluk dönemine girdiğimiz son derece açıktır. Bakınız, sanayi üretim endeksi 2008’in üçüncü çeyreğinde yüzde 5,5 daralmıştır, imalat sanayisindeki daralma yüzde 6,4 olmuştur. Böyle bir ekonomik durgunluğun içinde olduğu bir ülkede, talebi kısıtlayacak, sanayicilerimizin, reel sektörün rekabet gücünü azaltacak, maliyetlerini artıracak politikalar son derece yanlıştır. Türkiye’nin bugün ekonomik krize yönelik tedbirleri, tedbirler paketini görüşmesi gerekirken, Hükûmetin uyguladığı yanlış enerji politikasıyla bu korumayı… Bırakın korumayı, zalimce, açıkçası vatandaşımız, sanayicimiz haksız zamlarla karşı karşıya bırakılmıştır.
Türkiye yirmi beş OECD ülkesi içerisinde, satın alma gücü paritesine göre, bugün, zamlardan sonra birinci sıraya çıkmıştır en pahalı elektriği tüketen... Türk sanayicisi 2007’de elektriği OECD ortalamasına göre yüzde 62 daha pahalıya satın almıştır. OECD verileri çerçevesinde satış fiyatındaki vergi payı incelendiğinde yüzde 18,5 ile OECD ülkeleri içerisinde başlarda yer almaktadır. Böyle bir ortamda zam yapmak, üretim yapmamak, rekabet etmemek demektir. Ekonominin durgunluk içinde olduğu bir dönemde bu zamlarla reel sektörün maliyetlerini artırmak, vatandaşların satın alma gücünü kısmak, tüketimini azaltmak politikasının bedelini milletimiz ödeyecektir. İşsizlik artacak, borç krizi oluşacaktır. Vatandaşlarımızın gelirleri zaten ipoteklidir. Emekliye yıllık yapılan zam oranı yüzde 8,8 olmuştur. Memura denge dışında yapılan zam yüzde 10 civarındadır. Tarım çökmüş durumdadır. Elektriğe yapılan zam yüzde 60, doğal gaza yapılan zam ise yüzde 80 olmuştur. Bu zamlar yoksulluğu artıracaktır, satın alma gücünü azaltacaktır.
Sayın milletvekilleri, bu zamlara uydurulan gerekçelerden biri de petrol fiyatlarının artışıdır. Bugün dünyada petrol fiyatları 140 dolardan 60-70 dolara düşmüştür. Şimdi, acaba Türkiye, enerji fiyatlarının düştüğü bir trende girmiş midir? Hayır. Birazdan bu petrol fiyatları konusundaki görüşlerimi de sizlerle paylaşacağım.
Hükûmetin bu zamlar karşısında bulduğu bir yöntem de indirim beklentisi oluşturmaktır. Şimdi Hükûmete sormak lazım: Eğer fiyat artışı kalıcı değilse niye zam yaptınız? İndirecekseniz fiyatları niye artırdınız? Vatandaşın geliri ipotekli, kendi gelirini artıramıyor. Siz neden vatandaşı bu oyuna, fiyat artışlarına karşı korumadınız?
Sayın Başbakan, 3 Kasım 2008’de bu zamlar yapılırken şu ifadeleri kullanmıştır: “Zam yapmasak hazineden ödeyecektik, bu da vatandaşın cebinden çıkacaktı.” Sayın Başbakanın mantığına göre, doğal gaza zam yapılmazsa hazine ödeyecek, hazine ödeyince vatandaşın cebinden çıkacak. O zaman şunu sormak gerekiyor: EGO, BOTAŞ’a doğal gaz parasını ödemiyor, mu? Elektrik Üretim AŞ BOTAŞ’a doğal gaz parasını ödemiyor. BOTAŞ’ın alacağı 15 katrilyona ulaşmış. Hazineye 2007 yılında Ankara Belediyesinin 2,5 katrilyon borcu var, EGO’nun 1,3 katrilyon borcu var, Elektrik Üretim AŞ’nin 2,2 katrilyon borcu var, Adana Belediyesinin 500 trilyon borcu var. Toplam hazine alacağı 110 katrilyona ulaşmış. İzmit Belediyesi, Elektrik Üretim AŞ, EGO, hazine garantili borçlarını ödemiyor, hazine üstleniyor.
Şimdi Sayın Başbakana sormak lazım: Belediyeler hazine borçlarını ödemiyorlar, hazine garantili borçları ödemiyorlar. Ee bunlar ödemediği zaman, bunlar vatandaşın cebinden çıkmıyor mu? AKP’li belediyelerin maliyetini vatandaşa, hazineye yükle, doğrudan doğruya bunların bedelini fiyat olarak vatandaşa yansıt! Bu haksızlıktır. Bu bir siyasi ayrımcılıktır. O bakımdan, bu politika makroekonomik açıdan son derece yanlıştır.
27 Ekim 2002 tarihinde, Sayın Başbakan Balıkesir’de 3 Kasım seçimlerini ifade ederken “3 Kasımda iktidara geliyoruz. Şunu unutmayın: Mazot fiyatlarınızı, endirekt vergileri, akaryakıt tüketim vergisi gibi, bunları kaldırmak suretiyle ucuzlatacağız.” demiştir. Şimdi soruyorum: Söz verdiniz, ne yaptınız? Nereden nereye geldik! AKP İktidarı döneminde motorin fiyatları TL bazında yüzde 150, dolar bazında yüzde 100; benzin ise TL bazında yüzde 117,4 dolar bazında yüzde 95 artmıştır. Peki, vergiler düştü mü? Hayır düşmedi. Birazdan vergilerdeki durumu da sizlerle paylaşmak isteyeceğim.
11 Şubat 2003 tarihinde, Sayın Başbakan Rize’de, o zamanlarda, zamlar yapıldığı zaman aynen şunu söylüyor: “Akaryakıt zammını biz yapmıyoruz. Önceki hükûmetlerden bu yana bu bir otomata bağlanmış mıdır? Bağlanmıştır. Değişen bir şey yok ki.” Ondan sonra da, zamlardan sonra indirimler başlayınca Sayın Başbakan “Türkiye elektriğine dokuz aydır zam yapmıyoruz. Akaryakıta zam değil, üstelik indirim yaptık.” diye ifadelerde bulunmuştur. AKP ve Sayın Başbakan, akaryakıt zammı olduğu zaman bunları kendilerinin yapmadığını, otomatiğe bağlandığını söylemiş, indirim olduğu zamansa “Biz fiyatları indirdik.” demiştir. Doğrusu, zam yaparken “otomatik”, indirim yaparken âdeta “AKPmatik” gibi davranılmaktadır.
Sayın Başbakan özellikle akaryakıta ve enerjiye zam yapılmamasının ekonomide iyi gidişin bir göstergesi olduğunu 24 Eylül 2003 tarihinde AK PARTİ kadın kolları toplantısında ifade ediyor. 14 Aralık 2003’te de Sayın Başbakan, daha önce her zaman akaryakıta zam yapıldığını ifade ederek “Şu anda direksiyonda kim var ona bak, alınan neticeye bak. Bir yıldır elektriğe, doğal gaza, akaryakıta zam yok, aksine düşürdük.” diye ifade ediyor. Peki, şimdi direksiyonda kim var? Sayın Başbakan. Doğal gaza zam yüzde 82, elektriğe zam yüzde 60. Şimdi, zam yapıldığına göre, Sayın Başbakanın mantığına göre ekonomide hâl ve gidiş son derece olumsuz. İşte, Sayın Başbakanın bu konudaki tespitine biz de katılıyoruz, gerçekten Türkiye’de ekonomik durum kötüdür. Sayın Başbakanın gerekçelerine baktığımız zaman ekonomik durum çok daha kötüdür ki yüzde 80’lere varan zamların yapılması gerekmektedir.
22 Mart 2004 tarihinde Sayın Başbakan Nevşehir’de “Daha önce akaryakıta, enerjiye zam yapılıyordu bugün niye kesildi biliyor musunuz? Hortumcuya gitmiyor, onun için.” diyor. Hatta Ümraniye’de yine 14 Aralık 2003’te diyor ki: “Bütün bunları nasıl yaptık? Hortumlar kesiliyor bu nedenle.” Şimdi, 2008 yılında yine Sayın Başbakanın mantığına göre, yüzde 80 zam yapıldığına göre herhâlde hortumlar yetmedi 48 inçlik boru hattı döşenmiş olacak ki yüzde 80 zamla bunu doldurmaya çalışıyorlar. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar) Şimdi soruyoruz: Nereye gidiyor bu zamlar? Hortumcuya gidiyorsa hangi hortumculara gidiyor? Vatandaşın cebinden kime aktarıyorsunuz? Birazdan bunu da ortaya koyacağım; kimin cebine gittiğini, vatandaştan alıp kime gönderdiğinizi söyleyeceğim. Biraz önce, belediyelerin borçlarını ödettirmeyip vatandaşa ödettirmenizin bedelini ortaya koymuştuk.
Sayın Başbakan, zamlar devam edince 22 Haziran 2005’te, bu sefer “Böyle bir şey olmaz, bu otomatik zam nasıl bir zamdır? Bunu masaya yatıracağız, bu mekanizmayı değiştireceğiz altı ay içerisinde.” diyor. “Sayın Enerji Bakanına gerekli talimat verilmiştir.” diye ifade ediyor. “Bu metotları geri bırakmamız gerekir. Hele hele böyle stratejik ürünlerde halkımıza zulmetmeye biz müsaade edemeyiz.” diyor.
Şimdi, Sayın Bakana soruyorum: 22 Haziran 2005’ten bu yana yaklaşık üç buçuk yıl geçti, ne oldu araştırmanız? Hani, böyle stratejik ürünlerde halkımıza zulmetmeye müsaade etmeyecektiniz?
Sayın Başbakan, bu sefer, bu şok zamlardan sonra yine hedef saptırıyor, son iki günde “Akaryakıt dağıtım şirketlerini mahkemeye vereceğim, olmaz böyle bir şey.” diyor. 2005’te “Mekanizmayı değiştireceğim.” diyen, mekanizmayı değiştirememiş, şimdi mahkeme kapılarında hakkını aramaya çalışıyor. Sayın Başbakan, Türkiye Büyük Millet Meclisi burada, Türkiye’yi siz yönetiyorsunuz, o zaman yapmanız gereken iş neyse onu getirin. “Mahkeme kapılarında dolaşıyor…” diye hedefi başka yerlere yöneltmeyin. Bu politikalar, doğrudan doğruya sizin politikalarınızın neticesinde uygulanmıştır.
Maskeli siyaset balosu devam ediyor. Önce “Akaryakıt fiyatlarını ucuzlatacağız.” diyorlar, aksine artırıyorlar. Zam olunca “Biz yapmıyoruz, daha önceden hükûmetler otomatiğe bağladı.” diyorlar. Zamlar devam edince “Altı ay içerisinde bunu değiştireceğiz.” diyorlar. Zam olunca “Sistem gereği oldu, dünya fiyatları arttı.” dediler, indirim olunca “Biz indirdik.” dediler. Zamdan sonra ise “İndirim yapacağız.” diye milleti avutmaya çalışıyorlar. Şimdi de “Mahkemeye gideceğiz.” diyorlar.
Sayın Enerji Bakanı, lafla peynir gemisi yürümüyor, mızrak çuvala sığmıyor; bu yanlış politikalara mazeret uydurma politikasının artık millet farkına varmıştır.
AKP döneminde, motorin fiyatlarının artışı dolar bazında yüzde 170’e ulaşmıştır. Kurşunsuz benzindeki dolar bazındaki artış yüzde 131,6 olmuştur. Oysa bu dönemde, AKP döneminde -dolar bazında son dönemdeki artışı bile dikkate alsak- dolar bazında yüzde 6,3 azalma olmuştur, son dönemde 2008 yılındaki yüzde 32 devalüasyona rağmen.
Aslında bu politikanın arkasında ne vardır? Bu politikanın, yüksek enerji ve akaryakıt fiyatlarının arkasında mali politika, vergi politikası vardır. Hükûmet vergiyi vatandaşlardan dolaylı vergi olarak almayı prensip olarak benimsemiştir, vatandaşın cebinden almayı hedeflemiştir. İşte bu politika Hükûmeti âdeta bu akaryakıt konusundaki tabanın genişlemesi münasebetiyle vatandaşın cebinden daha fazla vergi geliri koparmanın yolunu bulmuştur. Onun için vergi gelirini düşürmesi mümkün değildir.
Motorinde vergi artışı 2002’ye göre yüzde 105’tir, kurşunsuz benzinde yüzde 93’tür. Bugün kurşunsuz benzinle motorin arasındaki fiyat farkı vergi politikalarıyla düşürülmüştür. Böyle bakıldığı zaman akaryakıttan alınan vergi 2001 yılında 5,5 katrilyon iken bugün 2007 yılında toplanan vergi 25,7 katrilyon olmuştur. Hükûmet vatandaşın cebine, tüketimine el atmak suretiyle kendi harcamalarını finanse etmek durumundadır.
Bu akaryakıt politikalarına karşı fiyatlama mekanizması bu. Peki, vatandaşlarımızı korumak için ulusal petrol stokunun durumu nedir? Sayın Bakana bu ulusal petrol stoku konusunda sorduğum bir soru önergesine Sayın Bakanın verdiği cevap şudur: Ulusal petrol stoklarının gerekenin altında tutulduğunu ya da hiç tutulmadığını ifade etmiştir.
Sayın milletvekilleri, vatandaşlarımız bu doğal gazdan ya da akaryakıttan petrol stoku için para ödemektedir. 2007 yılı sonu itibarıyla 134 trilyon para ödenmiştir ama stok kapasitesi oluşmamıştır. Vatandaş stok için parasını ödüyor, bedelini ödüyor ama stoklar tutulmuyor. Sayın Bakan 2008’in başında diyor ki bu cevabı verirken: “Bu Ulusal Petrol Stoku Komisyonu işlevsiz ve yetkisizdir. Kanunu değiştirmemiz gerekir. Kapasiteyi oluşturamıyoruz.” Bir yıl geçmiştir, vatandaşı fiyat hareketlerine karşı koruyacak bir petrol stoku oluşturulamamıştır.
Peki, piyasa olarak bakıldığı zaman, TÜPRAŞ özelleştirilmiştir. TÜPRAŞ bir tekel iken bir özel tekele dönüştürülmüştür. Nerede rekabet? Rekabet olmadan fiyat düşer mi? Düşmez. Rekabeti sağlamadan özelleştirme yaptınız. Bütün özelleştirme politikaları piyasaları toptan devirle ilgilidir. O bakımdan, bu politika doğru değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
23 konuşma daha · 11 Kasım 2008