2006 merkezi bütçe kan.tas.(adalet bak.,ceza ve infaz kur.ile tutukevleri iş yurtları kur.,türkiye adalet akademisi başk.,yargıtay başk.) 9 uncu tur
Niğde Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 36. Birleşim · 4. yasama yılı · 19 Aralık 2005 · 1.500 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Orhan Eraslan (CHP), 19 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN.TAS.(ADALET BAK.,CEZA VE İNFAZ KUR.İLE TUTUKEVLERİ İŞ YURTLARI KUR.,TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ BAŞK.,YARGITAY BAŞK.) 9 UNCU TUR); konuşma 1.500 kelime.
Orhan Eraslan (CHP, Niğde). “2006 merkezi bütçe kan.tas.(adalet bak.,ceza ve infaz kur.ile tutukevleri iş yurtları kur.,türkiye adalet akademisi başk.,yargıtay başk.) 9 uncu tur”. TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim tutanağı, 19 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/orhan-eraslan-22-2005-12-19-2006-merkezi-butce-kan-tas-adalet-bak-ceza-ve-infaz-kur-ile-tutukevl (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ORHAN ERASLAN (Niğde)Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; Adalet Bakanlığı bütçesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlarım.
Değerli arkadaşlarım, Adalet Bakanlığına ayrılan bütçe, gayri safî millî hâsılanın onbinde 33'ü oranındadır. Bu büyüklük, ancak 1999 yılında Adalet Bakanlığına ayrılan kaynağın büyüklüğüne ulaşabilmiştir. 2006 yılında konsolide bütçe bazında toplam bütçe harcamalarının yüzde 1,12'si Adalet Bakanlığına ayrılmıştır. 2006 yılı merkezî yönetim bütçesindeki artış oranı, birçok kurumun artış oranının altında kaldığı gibi, genel bütçe kapsamındaki kuruluşların ortalamasının da altındadır. 2006 yılını izleyen ödenek tahminlerinde ise, 2007 yılı için yüzde 9,7 oranında artış öngörülürken, 2008 yılında yüzde 1 azalışa yönelinmiştir. Bu bütçe rakamlarıyla, temel kamu hizmetleri içerisinde yer alan ve sosyal faydası maliyetinden yüksek olan, toplumsal yaşamın ve piyasa sisteminin teminatı olan adaletin bütçeden yeterli payı alamadığını görmekteyiz.
Değerli arkadaşlarım, bu büyüklükteki bütçeyle adalet hizmetlerinin pek çoğunu yerine getirebilme, iyileştirebilme olanağı yoktur. Örneğin, ülkemizde çağdaş ihtiyaçlara uygun adalet binaları, fizikî mekânlar yapabilme olanağı yoktur; çağdaş infaz kurumlarını gerçekleştirebilme olanağı yoktur; adlî ve idarî yargıda çalışan yargıç ve savcılarımızın ekonomik ve sosyal durumlarını iyileştirebilme olanağı yoktur; infaz kurumlarımızda hakikaten insanüstü özveriyle çalışan infaz koruma memurları ve cezaevi personelinin ekonomik ve sosyal durumlarını iyileştirebilme olanağı yoktur; mutlak yoksulluk sınırının altında bir ücretle çalışan kâtip, mübaşir ve adliye çalışanlarının durumlarını düzeltebilme olanağı yoktur. Anlaşıldığı kadarıyla, bu yıl da bu konularda bir düzelme olmayacaktır.
Sayın milletvekilleri, adalet, insanlığın çağlar boyu ortak mirasıdır. Adalet kavramı, ancak insan tabiatına kenetli bir kavramdır, başka hiçbir canlıda rastlanamaz. Adalet, kişinin değil, bütün insanlığın şuurudur. Bu itibarla, adalet duygusunu ayakta tutmamız gerekir. Adalete inancını yitiren toplumlar ayakta kalamazlar.
Değerli arkadaşlarım, Adalet Bakanlığı bütçesini değerlendirirken, hükümetinizin adaletin önüne koyduğu iki önemli engele de değinmek istiyorum. Bunlardan birisi yolsuzlukla mücadele ve dokunulmazlıklar, diğeri ise yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesi.
Sayın milletvekilleri, İktidar Partisi halka seçim öncesi söz vererek, dokunulmazlıkları kaldıracağı vaadinde bulunmuştu. İktidar üçüncü yılını doldurduğu halde, İktidar Partisi taahhüdünü yerine getirmeye yanaşmıyor. "Yolsuzluklara damardan girdik" sözleri ise, inandırıcı olmaktan uzaktır. Düşünün, Maliye Bakanına 4 kez af çıkaran, halen, başta Sayın Başbakan ve Maliye Bakanı olmak üzere hükümetin pek çok bakanı ve milletvekilleri hakkında çeşitli yolsuzluk dosyaları TBMM'de beklerken, "yolsuzluğa damardan girdik" sözü olsa olsa şaka olur. Hiçbir iktidar, iktidarınız kadar yolsuzluklara batmamıştı.
Dokunulmazlıkların kaldırılması, yolsuzlukla mücadelenin temel koşuludur. Bu husus, toplumsal beklenti haline gelmiştir; bundan kaçamazsınız. Şimdiye kadar kaçırdıklarınızı kaçırdınız, affettiklerinizi affettiniz; bu da yetmiyormuş gibi, dokunulmazlığı olmayan kimi büyükşehir belediye başkanlarınızı yargıdan kaçırabilmek için, 4483 sayılı Yasada değişiklik yaptınız; ama, toplumsal beklenti, dokunulmazlıkların kaldırılmasıdır, hem de derhal.
Sayın milletvekilleri, her şeyin sonunda adil bir mahkemenin bulunabileceği ve yapanın asla yanına kalmayacağı inancı, toplumda en büyük güven duygusunu sağlar. Adalete güven duygusu, toplumu tutan bağların başında gelir. Bundan kaçamazsınız. Dokunulmazlıkların kaldırılmamasına bahane yaratmaya hakkınız yok; üstelik bu dürüst de değildir.
Değerli arkadaşlarım, bu noktada değerlendirmek istediğim bir diğer husus da, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesidir. Merhum Faruk Erem hocamız "yargı bağımsızlığı hukuk devletinin şartıdır" derdi. Ülkemizde hakikaten yargı bağımsız mıdır; bu soruya ne yazık ki olumlu cevap verebilme olanağı yoktur. Bu konu açıldığında Sayın Bakan, hemen cevaben Avrupa'dan çeşitli örnekler vermeye çalışarak bizim ülkemizde yargının ne kadar bağımsız olduğunu açıklamaya çalışır; ancak, her ülkenin kendine özgü koşulları olduğu gerçeğini henüz bertaraf edebilmiş değildir. Sayın Adalet Bakanının yargı bağımsızlığının olduğu iddiasına başta yargı olmak üzere hiç kimse inanmamaktadır.
Sayın milletvekilleri, adil yargılama ancak bağımsız yargılama ve yargıç güvencesiyle sağlanabilir. Yargıç güvencesi, yani hâkim teminatı, yargı bağımsızlığının, bağımsız yargı da ulusun güvencesidir. Yargı bağımsızlığını ve yargıç güvencesini zedeleyen hususlar nelerdir; birincisi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı. Adalet Bakanı bu Kurulun Başkanı, Müsteşarı da Kurulun tabiî üyesidir. 7 kişilik Kurulun 2 üyesi Bakan ve Müsteşar, diğer 5 üyesi ise Yargıtay ve Danıştaydan seçilen üyelerdir. Siyasî bir kişilik olan Bakanın ve Müsteşarın Kuruldan ayrılması zorunludur. Yargının yapısı, kendi iradesine yabancı iradelerin etkisine, yani, müdahalesine açıksa, burada yargı bağımsızlığının korunduğundan söz edilemez. Anayasanın 159 uncu maddesinde Yüksek Kurulun görevleri, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma gibi hâkim ve savcıların meslek yaşamındaki tüm değişiklikler ve bunun yanında özlük hakları konularında karar verme olarak sayılmıştır. Düşünebiliyor musunuz, yüksek yargı organı üyesi olmayan birisi, yüksek yargı organına hangi kıstasa göre üye seçebilir; bu açıkça yargıya yürütmenin müdahalesidir. Bakan ve Müsteşarının Kuruldan ayrılması doğru olanıdır.
İkincisi, yargıç ve savcıların mesleğe alınma yöntemi. Yargıç ve savcı adaylarının sınav ve staj dönemi tamamen Bakanlık merkez teşkilatınca yapılmaktadır. Bakanlıkça yapılan sınav ve staj işlemleri yargıçlık ve savcılık mesleğine alınacakların yürütme organına karşı bağımsız kalmalarını gölgeleyecek niteliktedir. Her ne kadar, Sayın Bakan, kendilerinin sınavla aldıklarının 2802 sayılı Yasaya göre hâkim olmayıp, 657 sayılı Yasaya göre hâkim adayı olduğunu söylemekteyse de, bu, gerçekte basit bir mantık oyunudur. Yüksek Kurul, hâkim ve savcıları sadece adaylar arasından atayabilmektedir. Kaldı ki, Anayasa Mahkemesi Sayın Bakanla aynı kanıda değildir. Daha 1995 yılında Sayın Bakanın eski partisinin yaptığı başvuru üzerine verdiği kararda "ister adaylıktan ister avukatlıktan geçiş yoluyla olsun, yargıçlık ve savcılık mesleğine girmek isteyenlerin yürütmenin etkili olamayacağı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenecek bir sınav kurulunca, objektif ölçme ve değerlendirme esaslarına göre yapılmasını zorunlu kılmaktadır" demektedir. Karardan anlaşılacağı üzere, Anayasa Mahkemesi, sınavın Bakanlıkça yapılmasını, Anayasanın 138, 139, 140 ve 159 uncu maddelerine aykırı bulmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, gerçekte uygulama da hukuk çevrelerinin endişelerini haklı çıkarır niteliktedir. Sınavların, özellikle mülakatın bakanlıkça yapılması, bir siyasî kişi olan bakanın ve emrindeki bakanlık bürokrasisinin objektif ölçme ve değerlendirme yapamadıklarının örnekleriyle doludur. Özellikle mülakat tam anlamıyla böyle bir seleksiyonun, yani, siyasî davranışın gerekçesi haline gelmektedir. Öyle ki, yazılı sınavda 3 üncü, 5 inci, 7 nci, 8 inci, 10 uncu, 14 üncü olan başarılı adaylar mülakatta başarısız olmaktadır. Yazılı sınavda 94 alanların, görüşme anlamına gelen ve bilimsel hiçbir soru sorulmayan mülakatta 70'in altında değerlendirilmesinin hangi objektif kıstasa uyduğunu sormak isterim. Adalet Bakanlığı, derhal, ya mülakat uygulamasından vazgeçmelidir ya da mülakatı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna yaptırmalıdır.
Sayın milletvekilleri, hâkim adaylarının sınav ve mülakatlarının Adalet Bakanlığınca yapılmasının yargı bağımsızlığını zedelediğini sadece Anayasa Mahkemesi söylemiyor. Sayın Cumhurbaşkanı, Hâkimler ve Savcılar Kanununda değişiklik yapan 5375 sayılı Kanunun iade gerekçesinde de, açıkça, mülakatın Adalet Bakanlığınca yapılmasının Anayasaya uygun olmadığını belirtmektedir. AKP İktidarı, yargı bağımsızlığının temel koşulu yargıç ve savcının siyasî iktidarın tüm tasarruflarının dışında kalabilmesi ilkesine riayet etmemekte, yargıyı da kadrolaşılacak bir alan olarak görmektedir; önümüzdeki süreçte, almayı düşündüğü 4 000 yeni hâkim ve savcı adayı için önüne çıkacak pürüzleri temizlemek amacıyla yasal düzenlemeler yapmaktadır. Temmuz ayının başında, hemen, Yargıtay Başkanlar Kurulu, konuya tepki göstererek, hâkim adaylığına atamaların Adalet Bakanlığı tarafından yerine getirilmesinin yargıda siyasallaşma yaratacağına dikkat çekmişlerdir. Aynı doğrultuda, Türkiye Barolar Birliği ve 60 baro başkanı, bildiri yayımlayarak, iktidarınıza "yargıyı siyasallaştırmayın" çağrısında bulunmuşlardır. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun tarihinde ilk kez, seçilmiş 5 asil ve 5 yedek üyesi bir açıklama yaparak, Anayasanın kuvvetler ayrılığı ilkesine dikkat çekerek, yargı üzerinde yürütmenin denetim ve vesayetinin yargı bağımsızlığını ve hâkim teminatını zedelediğini belirtmiştir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; konuyla ilgili tepkiler sadece bu kadar da değildir. Danıştay Başkanlar Kurulu, yaptığı açıklamayla, yapılanların yargının siyasallaştırılması olduğunu belirtmiştir. Danıştay İdarî Dava Daireleri Kurulu, Hâkimler ve Savcılar Kanununun mülakatla ilgili 8 ve 9 uncu maddelerinin iptali için itiraz yoluna gitmişlerdir. YÖK'ün ve bilim çevrelerinin, hukuk fakültelerinin açıklamaları da bu yöndedir. Buna rağmen, hükümet, yargıyı siyasallaştırma çabasına büyük bir inatla devam etmektedir.
Değerli arkadaşlarım, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 15.12.1985 günlü ve 46/146 sayılı Kararı da bu doğrultudadır. Yine, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin hâkimlerin rolü, etkinliği ve bağımsızlığı konusunda almış oldukları 13.10.1994 günlü ve 518 inci toplantı kararı da bu doğrultudadır. Yurt içinde ve yurt dışında, tüm hukuk çevrelerinin belirlemelerine karşın, inatla yargıya müdahale ve siyasallaştırma devam etmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yargıya müdahale, yargı bağımsızlığını ve hâkim teminatını zedeleyen diğer hususlar şunlardır: Zaman yetersizliği nedeniyle sadece başlıklarını sayacağım.
Yargıçların denetimini yapan müfettişler, Adalet Bakanlığının emrindedir. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, ancak ve sadece bu raporları inceleyebilmektedir. Bu durum, yürütme üyesi olan Adalet Bakanının, yargıçlar üzerinde denetim ve gözetim hakkının olduğunu göstermektedir. Yargıçların sicilinin doldurulması, teftişi ve soruşturması, Bakanlıktan alınarak, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna bağlanmalıdır.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu sekreteryasını, Bakanlık Personel Genel Müdürlüğü yapmaktadır. Atama kararnameleri, Personel Genel Müdürlüğünün hazırladığı taslak üzerinden yapılmaktadır. Kurul, ancak, önüne gelen taslak üzerinde çalışabilmektedir, önüne nelerin gelmediğini bilebilmek durumunda değildir.
Diğer bir nokta da, yargıçların maaşları; Anayasanın 140/3 maddesine göre, ayrı bir yasayla düzenlenmesi gerekirken, siyasal gücün istek ve değerlendirmeleri doğrultusunda, her yıl, diğer kamu personeliyle birlikte belirlenmektedir.
Değerli arkadaşlarım, bu konuda söylenecek çok söz var; ancak, zaman yokluğu nedeniyle bu kadarını söyleyebiliyoruz. Hem şunu da unutmayın, yargıya her kim egemen olmak istemişse, sonu hüsran olmuştur; hiç kimsenin buna heveslenmemesi gerekir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Eraslan, konuşmanızı tamamlayınız.
ORHAN ERASLAN (Devamla)Unutmayalım ki, adil yargılama, ancak, bağımsız yargılama ve yargıç güvencesiyle sağlanır.
Değerli arkadaşlarım, zaman yokluğu nedeniyle, avukatların sosyal güvenliklerine, kamu avukatlarının ücret ve maaş durumuna, noterlerin durumuna, Adalet Bakanının hükümet sözcüsü olarak yargıya müdahale anlamına gelen demeçlerine, yurt dışından yargıya yapılan müdahalelere, yargı güvenliğinin sağlanamamasına, zamanaşımı nedeniyle düşen davalara, vilayet vilayet gezen davalara, hukuk facialarına, hukuk fakültelerinin durumuna ve kapkaçların artmasına değinemedim.
Hepinize, hukuk ve adalet dolu günler diler, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
42 konuşma daha · 19 Aralık 2005