406 sayılı telgraf ve telefon kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.1074)
Uşak Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 61. Birleşim · 4. yasama yılı · 9 Şubat 2006 · 1.657 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Osman Coşkunoğlu (CHP), 9 Şubat 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 406 SAYILI TELGRAF VE TELEFON KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.1074)); konuşma 1.657 kelime.
Osman Coşkunoğlu (CHP, Uşak). “406 sayılı telgraf ve telefon kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.1074)”. TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim tutanağı, 9 Şubat 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-coskunoglu-22-2006-02-09-406-sayili-telgraf-ve-telefon-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, Türk Telekomun özelleştirilmesinden sonra ortaya çıkan bir sorunu çözme amacını güden bir yasa teklifini tartışıyoruz. Bu yasa teklifi hakkında Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini sunmak için huzurunuzdayım.
Bu yasa teklifi, özelleştirilen Türk Telekomda, aslında çoktan öngörülmüş olması gereken bir tehlikenin ortaya çıkması üzerine, alelacele, Meclis gündemine getirilmiştir. Nedir o tehlike; Türk Telekom özelleştirildikten sonra, Türk Telekom çalışanlarının, yasal haklarını kullanarak, Türk Telekomu terk edip, kendilerinin kamu kurum ve kuruluşlarına nakillerini talep etme eğilimi ortaya çıkmıştır. Bu, neden çıkmıştır; çok sayıda, binlerce -çeşitli rakamlar veriliyor- binlerce çalışan, Türk Telekom çalışanı, Türk Telekomu bırakıp başka bir kamu kuruluşuna veya kurumuna naklini istemiştir. Bunlar neden çıkıyor; çok haklı bir ihtiyaç; hiç de, hiçbir kimsenin küçümsemeye hakkı olmadığı bir ihtiyaç; herkesin, hepimizin, sizlerin de duyduğu bir ihtiyaç olan iş güvencesi ve iş tatmini sonucudur. Alıcı, Türk Telekomu alan, birtakım cazip maaş önerilerinde bulunmuştur; bu, yetmemiştir, insanlar iş güvencesi ve iş tatmini, çalışanlar iş güvencesi ve iş tatmini aradıkları için nakillerini istemiştir. Bu ne demektir; Türk Telekomun, çok önemli olan hizmetlerini veremez duruma düşmesi demektir.
İşte, bu tehlikeyle karşı karşıya gelince, alelacele, bu yasa teklifi getirildi; 1 maddelik, yürürlük maddeleriyle birlikte 3 maddelik. Aslında, komisyonlarda tamamlanmış olan ve Genel Kurul gündemine girmeyi bekleyen -70 küsur maddelik- elektronik haberleşme yasası da bu yasanın gördüğü işi görecekti; ama, onu bile beklemeden, alelacele, bir panik içerisinde bu yasayı biz görüşüyoruz; bir kere, bunu saptayalım. Bu Meclisin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, bu Yüce Meclisin, bu yurttaşlarımızın temsil edildiği Yüce Meclisimizin, zaman zaman gereksiz tekrarlara başvurduğunu tespit edelim, saptayalım. Üstelik, ortaya çıkan sorun bir sürpriz değildir.
Değerli arkadaşlarım, bu yasa teklifi, birden Türk Telekomun içinin boşalması tehlikesiyle karşı karşıya kalan alıcı firmanın, Türk Telekomun yüzde 55 hissesinin şimdiki sahibinin, insan kaynakları politikalarını geliştirmek için belli bir süreye ihtiyacı olması sonucu ortaya çıkıyor. Bir süre veriyoruz işverene; bu süreyi verebilmek için, çalışanı da şu anda nakil hakkı kullanma acelesinden kurtarıp, kaçınılmaz olarak çalışana da bu süreyi veriyoruz; yani, bu beş yıl içerisinde şu veya bu şekilde sözleşmesi iptal edilirse, tekrar kamuya geçme hakkını saklı tutması, tabiî, çalışanı şu anda ferahlatacak mı; onu da göreceğiz, o ayrı mesele, onu bilemeyiz; ama, bu yasanın amacı budur.
Değerli arkadaşlarım, bu vesileyle, hükümetin sadece yanlış politikalar izlemekte -bize göre yanlış tabiî, farklı siyasî görüşler olduğu için- olduğunun değil, bu bizim yanlış gördüğümüz politikaların uygulamasını da yanlış yaptığının bir yeni örneği dahadır, yanlışlar zincirindeki bir halka dahadır. Öyle inanıyorum ki, tahmin ediyorum ki, en azından, eğer milletvekilliğimden sonra üniversiteye dönecek olursam, bu özelleştirme süreci, bu özelleştirme politikasının uygulandığı zincirin halkalarının her birindeki inanılmaz yanlışlıkların kötü bir örnek olarak ders kitaplarında bile yer alması gerektiğini düşünüyorum.
Bu özelleştirme süreci içerisindeki bütün halkaları saymama burada imkân yok; fakat, birkaç tanesini hatırlatmak istiyorum.
Birincisi, özelleştirme, kendisi zaten yanlış bir politikaydı, özelleştirme taraftarı olan bir ideoloji sahibi olan bir parti için bile yanlıştı. Neden; çünkü, bilimsel çalışmalar, araştırmalar, Dünya Bankası raporları, hepsi göstermiştir ki, telekom gibi bir sektörde yapılacak özelleştirme; yani, tekel niteliği olabilecek sektörde yapılacak bir özelleştirmeden önce tamamlanması gereken aşamalar vardır. Bunlardan birincisi serbestleşmedir. Serbestleşmenin tam olarak tamamlanması, ondan sonra rekabet ortamını düzenleyici kurulun, yani Telekom kurumunun rekabet ortamını düzenleyici güç ve donanımla, personelle donatılması gerekli ki, hem bir piyasa oluşsun, hem de o piyasanın düzgün çalışması garanti altına alınabilsin; yani, özelleştirmeyi savunan bir ideoloji bile bunu ister. Oysa, ne serbestleşme gerçekleştirilmiştir, yasa gereği 2004 başında gerçekleştirilmiş olması gereken serbestleşme gerçekleştirilmiştir ne de Telekom kurumu arzu edilen güce kavuşmuştur. Zaten, Elektronik Haberleşme Yasası, Meclis gündemine gelmeyi bekleyen yasanın bir amacı da budur; ama, at, arabanın arkasına sürülmüştür; önce özelleştirme yapılmış, ondan sonra, bu gibi, esas bitirilmiş olması gereken konular ele alınmaktadır. Bunun yarattığı tehlikeyi sektörde görüyoruz. Özel bir tekel yaratılma tehlikesiyle karşı karşıyayız; bunu da görüyoruz. Bu özelleştirmenin kendisi yanlıştı. Nitekim, özel tekel kaygısı etrafı sarmıştır; bu, bir halkadır, sözünü etmek istediğim özelleştirme sürecindeki yanlışlarda.
İkincisi, yasanın kendisi yanlış hazırlanmıştı. Yasada, kablo da özelleştirmeye tabiydi ilk haliyle. Ben burada, yine, konuşurken, kablonun özelleştirilmesine karşıyız, çeşitli nedenlerle; ama, illa özelleştirecekseniz, bari kabloyu bunun dışında tutun dedim, bunu dedik. Dinlenmedi, yasa çıkarıldı; arkasından, birkaç ay sonra çıkarılan bir torba yasanın bir maddesinde, kablo, özelleştirme kapsamı dışında bırakıldı, Türksat AŞ'ye verildi. Biz, eleştiri değil sadece, öneriyi de getiriyoruz; o dinlenmiyor ve Meclisin zamanı, bu patinajlarla… Yani, yanlış politikayı uygulamada bile doğru adım atılamadan, patinajlarla zaman geçiriyoruz. Bu, verebileceğim bir örnek. Yasanın kendisi de yanlıştı, sonradan kısmen düzeltildi.
Hukuka uygunluğu -üçüncü halka- her zaman karşıya çıkan sorunlardan biri. Hukuka uygunluğu kuşkulu. İşte, TÜPRAŞ'ı Danıştay iptal ettiği ihalesini. Bunun üzerine, gözler, tabiî, Türk Telekoma çevrildi.
TELAT KARAPINAR (Ankara)Türk Telekomu reddetti.
OSMAN COŞKUNOĞLU (Devamla)Hayır, reddetmedi. Hayır… O, bugün, bir tanesini reddetti. 19 tane veya 20 tane açılmış dava vardır, belki Sayın Bakanım daha iyi bilir; 19 veya 20 tane açılmış dava vardır. Edebilir, etmeyebilir; o, bizim konuşma hakkımız değil; ama, bir kuşku var. Nitekim, Sayın Bakan da bu kuşkuyu dile getirdi, dünkü gazetede çıkan açıklamasında. Yargıda problem var demek doğru değil. Doğru; ama, hukukî altyapının gözden geçirilmesi gerekebilir. Danıştaya hangi kararların gideceğinin gözden geçirilmesi, çıkacak sorunları azaltabilir. Yani, biz, kendi yasama icraatımızı, kendi politikalarımızı, hukuka ve hukuk sürecine uydurmak değil, hukuku veya hukuk sürecini kendimize uydurmak gibi -hükümetin tutarlı olduğu konulardan bir tanesidir bu- bir örneğini daha yaşıyoruz.
Çok ilginçtir ki, gündemde bekleyen elektronik haberleşme yasasında da idare mahkemesine gitme, belli konularda idare mahkemesine gitme hakkı alınıyor, Danıştaya gitme hakkı veriliyor. Şimdi, Sayın Bakan "Danıştaya gitme hakkını da belki alabiliriz, farklı bir hukuk yapılandırması yapabiliriz" diyor. Hukukla bu kadar olay bazında oynamak, icraatlarımızda, politikalarınıza uygun değilse hukuku değiştirmek anlayışı çok ciddî bir yanlıştır ve sık sık duvara vurma sonucuna varıyor. Ondan sonra da hukuku suçluyoruz veya suçluyor -tabiî, biz değil de- suçlayanlar. Yani, bu süreçte diğer bir sözü edilmesi gereken, tekrar eden hatalardan birisi de hukuka uygunluğu konusunda ortaya çıkan kaygılardır.
Dördüncü konu, çalışanına saygı duymak. AKP'nin "önce insan" gibi söylemleri oluyor. Önce insansa, hadi bu sattığımız, Telekom dediğimiz, bu kadar stratejik önemi, teknoloji bakımından bu kadar önemi olan bir kurumu arazi, bina gibi satıyor, satılıyor. Bunun içindeki insanları, bunun çalışanlarını, bunun emekçilerini önceden düşünmek gerekmez mi?! Bu satış sonrası ortaya çıkabilecek sorunları önceden düşünmek gerekmez mi?! Hayır, onlar da düşünülmedi. İşte, şimdi bir tehlikeyle karşı karşıya kalındı. Alelacele, 12 Şubat gibi bir önümüzdeki zaman sınırı içerisinde bir maddelik bir yasayı çıkarıyoruz. Bunlar, bu Meclisin çalışma üslubu, çalışma âdeti olmamalı. Arada bir, alelacele bir yasa gerekebilir, arada bir, bir yasada hata yapılabilir, sonradan düzeltilebilir; ama, bunun bir âdet haline geldiğini görmüş olmaktan ciddî olarak üzüntü duyuyorum, bunu ifade etmek isterim.
Neden bunlar oluyor? Yasalar çıkarılıyor, ondan sonra patinaj yapılıyor, düzeltme yapılıyor, öngörülmesi imkânsız olmayan birtakım sorunları düzeltmek için panik yaratılıyor. İstikrar dediğimiz, değerli arkadaşlarım, sadece tek parti hükümeti değildir, politikaların öngörülebilirliğidir, öngörülebilir durumlar için politikalar demektir. Şimdi, neden bunlar olmuyor? Neden bunlar olmuyor? Bunların olmamasının en önemli nedeni, özelleştirme âdeta bir tutku haline geldi. Önceleri, bir amaç olmasını eleştiriyordum ben özelleştirmenin, özelleştirme bir amaç değil, araçtır diyorduk; şimdi, amacı da aşan bir tutku haline geldi. "Bir an önce satalım…" Haa, bu, hukukî sorun çıkarırmış... O zaman, hukuku kötüleriz... Haa, bunu Cumhurbaşkanı veto edermiş… O zaman, devlet kurumlarını önümüzde engel gibi göstermeye çalışırız. Ama, çalışanları isyan ediyormuş… O zaman, döneriz, çalışanları suçlarız. Bu, olmaz!.. Bu, olmaz!..
Özelleştirme bir amaç değildir; özelleştirme, hele hele bir tutku olarak, refleksle yasa çıkarmak "aman, bir an önce satayım" anlayışında yaklaşılacak bir konu değildir genel olarak. Hele hele Telekom gibi bir, Türk Telekom gibi bir kuruluş için hiç böyle olmamış olması gerekirdi. Özelleştirme bir araç olabilir; belli kurumların özelleştirmesi bir araç olabilir. Neyin aracı olabilir, bunu unutmayalım, neyin aracı olabilir; ekonominin gelişmesi için, teknolojinin gelişmesi için, insanımızın, çalışanımızın emeğinin hakkını alabilmesi için, istihdam yaratılması için… Bunlardır amaç. Oysa, bir özelleştirme bütün bu amaçların tersine işliyorsa, bu neye hizmet ediyordur; teknoloji geliştirmeye… Örneğini çok defalar yaşadık. Teletaş özelleştirildi, Alkatele geçti. Alkatel Teletaş oldu, satıldı. Teletaşta ar-ge bölümü, araştırma geliştirme bölümü kapatıldı ondan sonra, kapatıldı… Orada çalışan mühendisleri ben, Amerika'da "teknoloji vadisi" denilen, "silikon vadisi" denilen teknoloji vadisinde gördüm. "Türkiye için teknoloji üretecektik; şimdi, burada teknoloji üretiyoruz" diyor. Şimdi, neye hizmet etti o?! Bu Telekom da bundan başka bir şeye hizmet etmeme tehlikesi altında. Kehanet yapmak istemiyorum, olumsuz konuşmak istemiyorum; ama, öyle bir riskin olduğunu geçmişte yaşananlardan ve diğer ülkelerde yaşanmış olanlardan bilmemek, öngörmemek mümkün değil değerli arkadaşlarım.
Teknolojiye hizmet etmesi beklenmeyen, insanına… İşte gazetelerde haberler çıkıyor. Çok çok üzülüyorum; çalışanlar hakkında bu haberler. Neymiş; Telekom çalışanı işin kolayına kaçıyormuş da, kalmak istiyormuş da, şuraya buraya naklini istiyormuş.
Değerli arkadaşlar, çalışmak bir insanın hakkıdır, iş sahibi olmak bir insanımızın hakkıdır. Bunu böyle bir lüks gibi görmek, bunu böyle bir ulufe gibi görmek, ne kadar yanlış. Hükümetlerin görevi, istihdam yaratmaktır -istihdam yaratmak derken, devlet, basma üretsin, ayakkabı üretsin… Hemen, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşleri bu şekilde, zaman zaman yanlış değerlendiriliyor; onu demiyorum- İstihdam yaratacak bir ekonomidir. Bunu başaramayınca, devletin burada sorumluluğu vardır. Burada dönüp de çalışanı suçlamak, ne kadar haksız bir şey.
Çalışan güvence istiyormuş; bu haksız bir talep mi?! Çalışan işini kaybetmemek istiyormuş; bu haksız bir talep mi?! Çıkın bu kürsüden söyleyin "çalışanlar, güvence istemek, istihdam istemek haksız bir taleptir" deyin, söyleyin; eğer değilse, bu haklı talebe yanıt vermek zorundayız. Bunu bir ulufe gibi… İşte, birtakım çalışanları suçlamak, ne kadar yakışıksız bir şey. Bu, hükümetlerin görevidir.
Dolayısıyla, birçok eksiğine rağmen, birçok eksiğine rağmen bu yasa, bu 1 maddelik yasa teklifi, hiç değilse, bir yandan işverene tabiî insan kaynakları politikalarını geliştirmek için süre tanırken kaçınılmaz olarak, ister istemez, çalışana da belli bir süre tanımış oluyor. Bu bakımdan, bu hatalar zincirinin bir tanesini daha yarım yamalak düzeltme -eksikleri vardır; onu madde üzerinde konuşan arkadaşlarımız söyler- yarım yamalak bir düzeltme çabası içerisinde olan bir yasadır. Bu nedenle, bu yasayı, Cumhuriyet Halk Partisi olarak destekleyeceğiz; bu yasa teklifini, Cumhuriyet Halk Partisi olarak destekleyeceğiz; fakat, yapılmış olan bu hatalardan, bu zincirin, özelleştirme zincirinin her biri hata dolu. Bundan bir an önce vazgeçmenin, politikaları düzeltmenin, hukuku düzeltmenin -hukuku kendimize uydurmak değil, çalışanı kendimize, taleplerimize uydurmak değil- hükümetin bir görevi olduğunu, bir kez daha, hatırlatır; hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
40 konuşma daha · 9 Şubat 2006