İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 38. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (maliye bakanlığı, kamu ihale kurumu, gelir idaresi başkanlığı, özelleştirme idaresi başkanlığı bütçeleri, gelir bütçesi ile 2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı'nın maddeleri)

Osman Coşkunoğlu

Uşak Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 38. Birleşim · 2. yasama yılı · 13 Aralık 2007 · 899 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Osman Coşkunoğlu (CHP), 13 Aralık 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (MALİYE BAKANLIĞI, KAMU İHALE KURUMU, GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI, ÖZELLEŞTİRME İDARESİ BAŞKANLIĞI BÜTÇELERİ, GELİR BÜTÇESİ İLE 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI'NIN MADDELERİ)); konuşma 899 kelime.

Osman Coşkunoğlu (CHP, Uşak). “2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (maliye bakanlığı, kamu ihale kurumu, gelir idaresi başkanlığı, özelleştirme idaresi başkanlığı bütçeleri, gelir bütçesi ile 2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı'nın maddeleri)”. TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim tutanağı, 13 Aralık 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-coskunoglu-23-2007-12-13-2008-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-maliye-bakanligi-kam (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak)Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı’nın 22’nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak için huzurunuzdayım.

Bu madde, kadroların kullanımına ilişkin esasları düzenliyor. AKP İktidarının kadroları kullanımına ilişkin politikaları ve uygulamaları çok ciddi bir sorun arz etmeye başlamıştır. Öncesi de olan bir yaklaşım vardır. Maalesef, değişmesi gereken bir yaklaşım. Devlet kadroları ile ilgili giderek artan bir itibar yitirme ve yıpranma söz konusudur. Devletin, gururla “benim kadrolarım”, örneğin “benim eğitim kadrolarım”, “benim öğretim kadrolarım” diyeceği öğretmenler, çeşitli düzenlemelerle, AKP iktidarı döneminde çeşitli düzenlemelerle bir ihtiyaç olduğu zaman çağrılıyor ücretli öğretmen, başka bir ihtiyaç olduğu zaman vekil öğretmen, başka bir ihtiyaçta sözleşmeli öğretmen. Yani bu çok önem verdiğimiz eğitim kadrosu, oradan, buradan eklenen, gerektikçe oradan buradan tutulan öğretmenler grubu hâline getirilmiştir. Bu, sadece devletin kadrolarını yıpratmıyor, ülkenin eğitim ve öğretimini de yıpratıyor. Giderek velileri daha çok dershanelere ve daha çok masraflara yönelten bir durum ortaya çıkarıyor. Bedava kitap veriliyor bir yandan, bir yandan devletin eğitim konusundaki özenini yürütmesi gereken öğretmenlere, örneğin devlet kadroları olarak, yeterince itibar verilmiyor ne maddi olarak ne manevi olarak. Bu söylediklerim diğer devlet memurları için de, kadroları için de geçerlidir.

Eğitim gibi bir diğer önemli kadro da yargı kadrosudur. Bir Yargıtay başkanının “Hâkimler vicdanı ile cüzdanı arasında sıkışmış durumda.” deme durumunda kalması ne kadar acı değil mi, AKP iktidarı döneminde! Bu durumların düzeltilmesi gerekir. Bu durumlar, sadece o memurlarımız için, devletimizin o çalışanları için değil, bütün Türkiye için düzeltilmesi gereken önemli sorunlardır. Fakat, düzeltilmek yerine giderek daha olumsuz bir yöne gidiyor. Bunun ideolojik bir nedeni var: Devlete inanmamak, devleti daima olumsuz görmek… Elbette, devleti şişirmek veya devlette gereksiz bürokrasiyi yaratmak, devlette yetersiz çalışma ortamları elbette yakınma konusudur. Buna biz de katılıyoruz. Fakat, bu, devlet kadrolarını olumsuz göstermek, itibar yitirttirmek, yıpratmak için haklı gerekçeler değil. Oysa, ha bire duyuyoruz, işte “Devlet yapamıyor, özel daha iyi yapıyor.”

Değerli arkadaşlarım, size özel konusunda, yani piyasalar konusunda çok duyarlı olan Amerika Birleşik Devletleri’nde yirmi yıl önce olmuş bir olayı anlatmak istiyorum. Yaklaşık yirmi yıl önce, üstelik Reagan döneminde, yani tutucu, sağcı ve serbest piyasaya her şeyin üstünde önem veren bir anlayışın hükûmette olduğu bir dönemde Amerika Birleşik Devletlerinde, günün birinde, bir lise mezunu, devlet okullarından mezun bir öğrencinin doğru dürüst okuma yazma bilmediği ortaya çıktı ve kıyamet koptu. Önde gelen dergilerin kapak resmi oldu, önde gelen gazetelerin, medyanın baş haberi hâline geldi. Türkiye’de ha bire sıfır çekiliyor, kimse aldırdığı yok. Ha, şimdi, önde gelen haber oldu yirmi yıl önce, Reagan döneminde Amerika’da bu Johnny okuyup yazma yapamaz –“Johnny” orada “Mehmet” anlamında genel bir isim- okuyup yazamıyor doğru dürüst diye. Ne yaptı bu hükûmet, oradaki sağcı hükûmet? “Ha, devlet doğru dürüst okutup yazma öğretemiyor, bu işi özele bırakalım.” mı dedi? Hayır. Devlet okullarını özel okullara rakip duruma getirmek için gerekli altyapı, olanak, ekonomik olanakları ve fiziki altyapıyı sağlamak için çok ciddi bir kampanyaya girişti, işte, bu serbest piyasa ekonomisinin egemen olduğu Amerika’da. Türkiye’de kraldan çok kralcı bir davranış var. “Özele bırakalım, devlet yapamaz, devlet şöyle kötü…” Bu kadroları kötüleyerek, bu kadroları zor durumda bırakarak hiçbir yere gidemiyoruz ve bu politikaların mutlaka değişmesi gerekir.

Sayın Maliye Bakanı burada değil, fakat sık sık duyuyoruz: “Sadece özeller değil, yabancılar da bize güveniyor. Yabancılar da bize güveniyor ki gelip satın alıyor.” diyor. Yani, buna da değinmeden edemeyeceğim. Evet, yabancılar gelip bizim varlıklarımızı satın almakta, Hükûmete güvenmekte son derece haklı. Geldiler, Türk Telekom’u satın aldılar. Türk Telekom’u satın aldıktan bir ay sonra kurumlar vergisi yüzde 30’dan yüzde 20’ye indirildi. Satın alan bunu bilmiyor muydu? Şu geçtiğimiz bir yıl içerisinde dolar bazında yüzde 70’in üstünde rant geliri, euro bazında yüzde 50’nin üstünde rant geliri… Elbette bu Hükûmete güvenir ve sever. Buna, bizim de bir itirazımız yok. İşte, halkımızın güvenerek, memurlarımızın güvenerek iyi çalıştığı ve yurttaşımıza iyi hizmet verebildiği bir ortamı yaratan Hükûmeti arıyoruz.

Kadroların atanmasıyla ilgili diğer bir artan kaygımız da… Bunu, -kötü niyetle atfetmeyeyim-: iyi niyetle yapıldığını varsayarak, sizlere bunu uyarı olarak dün de ifade ettim, dün gece de, bugün tekrar söyleyeyim. Belli bir kurumda arzu edilen performans gösterilmiyor olsa bile “Haa bu kuruma biz kendi yandaşımızı atarsak daha iyi çalıştırırız.” veya “Bu kurumu adam etmek için onu cezalandırmamız gerekli, başına bir dert atama yaparak…” Bunlar denendi ve başarılı olmadı. Bunları tekrar denemekte yarar yok. Sayın Başbakandan sık sık “Biz Ay’dan, Mars’tan mı getiriyoruz atadıklarımızı?” sözünü duyuyoruz değil mi? Dün ben burada bir atamadan, çok kritik noktaya yapılan bir atamadan söz ederken, o atananın bazı özelliklerini sayarken, bana “suç mu?” diye bağırıldı sizin sıralarınızdan sayın AKP milletvekilleri. Yani bizim kriterlerimiz, kilit noktalara yapacağımız atamalardaki kullanacağımız kriterler Ay’dan, Mars’tan gelmemesi ve suç işlememesi mi olmalı? Bu yeterli mi? Suç mu işledi deniyor? Zaten, suç işleyeni veya sanık durumuna düşeni milletvekili adayı yapıp dokunulmazlık zırhı arkasına saklıyorsunuz, onu da gördük, ama bunlar yeterli kriter değil değerli arkadaşlar; Ay’dan, Mars’tan gelmemiş olması veya suç işlememiş olması yeterli kriter değil. Çok daha başka ve çok daha yukarıda kriterlerden söz etmemiz gerekir.

Nitekim, bakın, daha bu sabah burada, 15. Ulusal Bilim Olimpiyatları -TÜBİTAK’ın düzenlediği- vardı bu sabah ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Köksal Toptan çok ilginç bir konuşma yaptı. Aslında bildiğimiz konular ama orada vurgulanması önemliydi. Sayın Başkan şöyle dedi; aynen okuyorum, not aldım: “Bu kadar zeki bir genç kadroya dünyanın hiçbir ülkesi sahip değildir. Bu beyinler ve akıllar yeterince neden kullanılamıyor? Burada bir yanlış yapılıyor.” dedi. Doğrudur. Bu yanlışın sonucunu biz, beyin göçünde on birinci sırada yer almakta buluyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

127 konuşma daha · 13 Aralık 2007

127 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook