Posta kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s:s:230)
Uşak Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 83. Birleşim · 3. yasama yılı · 29 Nisan 2009 · 2.040 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma
Kaynak göster
Osman Coşkunoğlu (CHP), 29 Nisan 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: POSTA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S:S:230)); konuşma 2.040 kelime.
Osman Coşkunoğlu (CHP, Uşak). “Posta kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s:s:230)”. TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim tutanağı, 29 Nisan 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-coskunoglu-23-2009-04-29-posta-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-s-s-230 (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, Posta Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın tümü üzerine Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini paylaşmak üzere huzurunuzdayım.
Bu yasa tasarısı iki düzenleme getiriyor: Birincisi, şimdiye kadar ücretsiz olarak verilen posta çeki hesabına ilişkin işlemlere belli bir ücret koyuyor. İkincisi, posta ayrım ve dağıtım sisteminin üçüncü şahıslara ihaleyle verilebileceği yani PTT bünyesinde, münhasıran PTT bünyesinde yapılmadan üçüncü şahıslara ihaleyle verilmesi meşrulaştırılıyor. Aslında şimdiye kadar yapılan bir uygulamaydı yani ayrım ve dağıtım sistemini taşeronlaştırıyor. Bu, ikinci düzenlemedir bu yasayla. Bu konudaki görüşlerimi paylaşacağım.
Şimdi, posta çeklerinin… Bu önemli bir hizmet, sunduğu, PTT’nin, posta çeki hizmeti. Bu kapsamda, posta çeki hesabı açma, açılan hesaba para yatırma, hesaptan para ödeme, hesaptan hesaba para aktarma gibi işlemler oluyor, bunlar için bir ücret konuyor.
Şimdi, bir düşünelim "Kim, bu hizmetleri kullanır?” diye, “Kimler kullanır?” diye. Bankalar yerine, bankaları kullanmak yerine niye hep PTT’yi kullanır? Daha çok küçük beldelerde, bankanın olmadığı ortamlarda, emekliler gibi toplumumuzun mağdur kesiminin daha çok bu hizmetleri kullandığını biliyoruz. Öğrenciler gibi –yine, meslek yüksekokulunun bulunduğu yörede banka olmaması veya seyyar olması nedeniyle- memurlar gibi, bu gibi kişilerin bu hizmetleri kullandığını biliyoruz. Bu bilgi ile bu hizmetlere ücret konulması eğer o ücret makul olduğu sürece düşünülebilir. Fakat bunu yaparken niye yaptığımızı da bilelim, yanlış gerekçeyle yapmayalım. Nitekim, bize sunulan gerekçe yanlıştır. Gerekçede aynen şöyle deniyor: “Bankacılık sektöründe faaliyet gösteren bankalar ve finans kuruluşları bünyelerinde bulunan farklı hesaplar arasında yapılan para transferlerinden oldukça yüklü ücretler almaktadırlar.” Yani “Bankayla bu işi yaparsanız yüksek ücretler alıyorlar.” diye bu gerekçede böyle bir açıklamanın olmasını ben doğrusu çok ayıplıyorum. Neden? Çünkü interaktif hesap denilen bir kavram vardır. İnternet kanalıyla bankacılığı kullananlar, İnternet kanalıyla yapacakları para transferinden yüklü değil, hiç ücret ödemezler. Bunu bilmeyen birisinin, hele hele haberleşmeyle ilgili, hele hele Sayın Ulaştırma Bakanının sunduğu bir yasanın içinde İnternet’te interaktif hesapla ücretsiz olduğunun bilinmemesi ayıp kaçıyor veya Sayın Bakana da bu yönde bir mesaj oluyor. Belki, İnternet’i çok kullanan yok diyecek. İnternet çok kullanan yoksa, onun muhatabı da buradadır. İnternet’in daha çok kullanılması “sayısal uçurum” dediğimiz olayı gidermek de yine haberleşme sektörüyle ilgili olarak önemli bir konudur. Bunu da bu vesileyle söyleyeyim. Eğer aklına “İnternet’in ne ilgisi var?” diye gelen olursa İnternet’in çok ilgisi var, bu vesileyle söyleyeyim.
Yalnız, eğer, işte bizim İnternet kullanıcı sayımız şuradan şuraya yükseldi, buradan buraya geldi diye parlak rakamlar görürseniz, o zaman bu parlak rakamların da çok düşük düzeyden başlayan bir şeyi 3 kişi kullanıyorsa bu 6’ya çıktığında yüzde 100 artış demektir. Çok küçük bazlardan hareketle bu kadar parlak gelişmeler olduğunu da unutmayalım. Esas karşılaştırma, diğer ülkeler ne yapmıştır, biz neredeyiz? Bunu da bu vesileyle burada kısaca söyleyip geçmek isterim.
Bakın, 2006-2007 yılında 122 ülke arasında Türkiye, Dünya Ekonomik Forumu’nca –gayet iyi biliyoruz şimdi artık hepimiz o forumu- yayınlanan Küresel Bilgi Teknolojisi Raporu’na göre, 2006-2007 yılında 122 ülke arasında 52’nci sıradaydı Türkiye. Bu ağ toplumuna hazır olma, yani İnternet’i de kapsayan çeşitli kriterlerden yapılmış bir endekse göre yapılan sıralamada 52’nci sıradaydık. 2007-2008 yılında 127 ülke arasında 55’inci sıraya düştük, son yayınlanan 2008-2009 yılında da 134 ülke arasından 61’inci sıraya düştük. Dolayısıyla bunu da bu şekilde vereyim de -İnternet’ten söz ettim- İnternet’te şöyle geliştik, böyle geliştik gibi yüzdeler verilirse, diğer ülkelerle olan sıralamayı da bilmiş olursunuz diye.
Şimdi, tabii, bu haberleşme konusunu İnternet’i söz edince, şu anda Hükûmetin çok başarılı olduğunu gördüğümüz bir konuyu da bu sektörde bahsetmeden geçemeyeceğim. O da dinleme, telekulak ile topluma salınan korkudur. İnsanlar konuşmaktan korkar hâle geldi. Bu konuda Hükûmetin başarısını söylemeden geçemeyeceğim! Oysa, haberleşme, özgürlüğün en önemli haklarından birisidir. Oysa, insanlar haberleşmekten, İnternet veya cep telefonunda haberleşmekten korkar hâle geldi. Bir baskı rejiminin ve uygulanan utanç verici, gülünç sansürlerin İnternet’te uygulandığı bir sektörden söz eder hâle geldik haberleşmede.
Bu arada, başarılı hizmet veren PTT’nin bulunduğu haberleşme sektörüne değinmeden de bu şekilde geçemeyeceğim.
Şimdi bu görüştüğümüz yasanın ikinci düzenlemesi vardır. Bu ikinci düzenlemenin yanlışlığını çok iyi anlamamız gerekir ve biz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bu yasaya, bu yaptığı düzenleme nedeniyle karşı olduğumuzu da bu noktada belirteyim.
Bu yasa tasarısı ile posta ayrım ve dağıtım işlemlerinin üçüncü şahıslara ihaleyle verileceği söyleniyor. Bunun üzerinde durmamız gerekir. Neden bunu devlet yapmıyor? Neden posta memuru, kadrolu posta memuruyla yapmıyor da taşeronlara bırakıyor, neden? Bu nedenlerin açıklamasını duymak istiyorum; soyut kavramlarla değil, somut, somut olarak duymak… İşte etkinlik artar, verimlilik artar, şu bu değil. Eğer etkinlik ve verimlilik daha az eleman çalıştırmayla artıyorsa, o zaman “elemanı işten çıkarmayın” diye özel sektöre destek olacak yasaları niye çıkarıyoruz biz? Bırakın, onlar da o zaman… Madem işçi kadrosunda daha fazla eleman bulundurmak etkinlik, verimlilik olmuyor, niye işten çıkarmayın diye bu kriz sırasında yasa çıkartıyoruz biz özel sektöre?
Denebilir ki “Efendim, bizim devlet kadroları şişkin.” Bu ezberi de bozmanın zamanı gelmiştir. “Devlet kadroları -kamuda çalışanların-Türkiye’de aşırı.” diyen bir ezber, yine hiçbir temele, bilgiye, rakama dayanmadan slogan olarak atılan bir ezberdir.
Önümde OECD rakamları var. OECD ülkelerinde toplam istihdam içerisinde devletin payı, toplam istihdamda devlet ne kadar? Finlandiya yüzde 24, Fransa yüzde 22 -toplam istihdam içerisinde devletin payı bunlar- Kanada yüzde 17, Amerika Birleşik Devletleri yüzde 15 vesaire vesaire. Türkiye? Yüzde 9! Toplam istihdam içerisinde devletin payı Türkiye’de yüzde 9, Amerika’da yüzde 15, Finlandiya’da yüzde 24. Hâlâ geliniyor, slogan olarak: “Efendim, bizim devlet kadroları şişkin, çok devlet memuru çalıştırıyoruz, onun için ihale edelim.” Bu gerekçe doğru değil. Bu gerekçe sadece yanlış ekonomik politikasından kaynaklanmış olsa yine bir derece, işte “Yanlış uygulaması bu Hükûmetin.” der geçeriz. Hayır, onun da ötesinde…
Bir: Kamu İhale Kanunu’nda yapılan değişikliklerle, üçüncü partide ihaleyle verilen işlerin kimlere, nasıl ihale edildiğini biliyoruz.
İki: Devlette memur çalıştıracaksan, PTT’de örneğin memur çalıştıracaksan KPSS’yle almak zorundasın ama taşeron firma sözleşmeyle istediğini alır. Sözleşmeyle kimleri alıyor? AKP’nin yolladıklarını.
Şimdi bu kazanç mı arkadaşlar? Bu kazanç mı? Bununla bir yere varabilecek misiniz? Ben aldığım telefonu biliyorum her gün “Bizim oğlana iş bul.”, “Bizim kıza iş bul.” diye. Hepinize de bu telefonlar geliyor. İşsizlik var, dünya üçüncüsüyüz. Şimdi bu durumda kaç kişiyi bu şekilde sözleşmeli falan diye işe sokacaksınız? Kaç kişiyi memnun edeceksiniz? İddia ediyorum 5 kişiyi memnun ederseniz, 55 kişiyi de küstüreceksiniz. Bunu yaşıyoruz.
Bu yollara başvurarak kendinizi kurtarma çabasından çıkın. Öyle “Sözleşmeyle eleman alalım, öğretmeni sözleşmeli alıyoruz, PTT dağıtıcısını sözleşmeli ihaleyle alıyoruz, devlet işlerini dışarı ihale edelim…” Devlet kendi personeline saygıyla sahip çıkmasını öğrenmeli. Öğretmenine saygıyla sahip çıkmasını öğrenmeli. O PTT memurları belli bir eğitimden geçtikten sonra dağıtım yapıyor, onlara saygı göstermesini öğrenmeli. Yoksa biz bunu ihale edelim, işte onlar alıversin 3-5 vatandaş, onlar da bizim vatandaşımız diyerek, asgari ücretle çalıştırılacak… Öyle eğreti istihdamla bir yere gidemez, saygınlığı olmaz. Devleti küçültmek değil küçük düşürüyorsunuz. Ayrıca, bundan fırsat yaratırım, işte adamımı işe sokarım…
Rahmetli Ecevit’in yaptığı en büyük hizmetlerden biridir -hepiniz bunu kabul ediyorsunuz- KPSS sınavını koymak. Nasıl baş edecektiniz bu kadar işsizi oraya buraya yerleştirmekle? 5 kişiyi koyacağız derken 55 kişiyi küstürecektiniz. Şimdi hâlâ buradan çare umuyorsunuz, hâlâ şuna, buna, yandaşıma Kamu İhale Kanunu’nun verdiği fırsattan yararlanarak ihale eder, fason dağıtım yaparım PTT’de diye buraya, bu maddeyi, bu düzenlemeyi, bu yasayla yapmaya çalışıyorsunuz.
Gelsin, birisi buraya gelsin, neden devletin kendi memuruyla, kendi eğitilmiş ve sahip çıktığı memuruyla bu işi yapmadığını anlatsın halkın önünde. Yoksa “3-5 yandaşına iş bulmak için böyle bir yola çıkıyorlar” iddiam karşılıksız kalmış olacak. Kimse gelip de devlet kadroları şişkin falan demesin, rakamları verdim.
Öğretmen ihtiyacımız çok, hele hele şu kriz zamanında. Size okuyayım: 1 milyonun üstünde, 1 milyon 150 bin çocuk okul çağı geldiği hâlde okula gidemiyor. Niye? Yeterince derslik yok, yeterince öğretmen yok. İşte buralardaki harcama, hem ülkemizin yararına harcamadır devletin yapması gerektiği ama taşeronlara bırakılacak iş değildir hem de çocuklarımızın, yarının Türkiye’sine yapılan bir yatırımdır. İşte kriz zamanında yapılacak… Biz eleştirmiyoruz, sadece somut önerilerimizle yapıyoruz.
Bakın, ekonomiyi doğru anlayalım. Daha geçtiğimiz hafta esnafımızla konuşuyordum. Size ekonomiyi doğru anlamak için bir şey daha söyleyeyim: Esnafımızın müşterisi kimdir? İşte, memurdur, işçidir, orada çalışandır. Özellikle küçük illerde -ben Uşak’tan bahsedeyim, Uşak gibi bütün iller için geçerlidir bu- esnafımızın müşterisi kimdir? Oradaki memur, işçi, diğer esnaf, emekli, bunlardır. Şimdi, siz istihdam sağlarsanız devlet kadrolarında; istihdam sağlarsanız, bu, esnafa da yarayacaktır, ekonomiye bu şekilde de dönecektir.
Bakın, size, ekonomiyi anlamak için, değerlendirmek için bir rakam daha söyleyeyim: Şimdi, böyle yine ona buna ihaleyle yapılan TOKİ evleri var. TOKİ evlerine oturan yurttaşlarımıza hayırlı olsun derim, mutluluklarını paylaşırım ama keşke o TOKİ ihaleleri de yerel müteahhitler kullanılarak yapılsaydı -o TOKİ ihalelerinde yerel esnaftan bir çivi bile satın alınmamıştır- satın almalar yerel olarak yapılsaydı, işte, o zaman -Uşak gibi küçük illerde özellikle- ekonomi bu kadar kötü olmazdı. Burada size bir rakam vereyim, bu konu çok geniş bir konu: Sadece bir yılda TOKİ’ye aylık yapılan ödemelerle -dört etap vardı Uşak’ta, dördüncüsü bitti anahtarları verilmek üzere, üçüne yerleşildi- Uşak’tan çıkıp giden para nedir -yani bu para esnafa, ekonomiye girecek olan para- çıkıp giden para ne kadardır biliyor musunuz? 6 trilyondur; 6 trilyon 560 milyon eski parayla, 6 milyon 560 bin liradır Türk lirası olarak; 6 milyon 560 bin lira! Peki, Uşak’a gelen toplam yatırım nedir geçen sene? 40 milyon! 40 milyon toplam kamu yatırımıdır. 6 milyonu TOKİ inşaatlarıyla sadece aylık ödeme olarak, bırakın inşaatların yapılmasını, müteahhitler ve satın almaları, sadece aylık ödemelerle 6 milyona çıkıyordur. Şimdi esnafı düşünelim Uşak’ta. Bu böyle.
Onun yanında, memur… “Devlet memur almıyor efendim.” Neden almıyor? Ee, işte taşeronlara verecek, onlarla yapacak. Hâlbuki, devlet kendi işini yapsa, devlet memuru, öyle şişirme değil, hatır için değil, gerçekten ihtiyaç olan yerde devlet memuru sayısı artsa, işte o zaman, Uşak, Çorum, Van -hesapları yaparsanız- Bilecik, Yalova, her yerde aynı şeyi görürsünüz, yerel esnaf da kalkınır. Taşerona vererek 3-5 kişiye belki istihdam olanağı sağlamış olacaksınız, yandaşınıza, fakat istihdam olanağı sağlayamayacaklarınızı küstürmenizden kaynaklanacak küsmeleri, kızgınlıkları… Bunları duyuyoruz biz. Bunları ben hayalimden çıkarmıyorum, her gün bana da telefonlar geliyor, aradık bilmem ne diye, kızarak Hükûmete. İş arıyor insanlar, iş! Siz hâlâ devlet şişkin, devlet şu, devlet bu şeklinde…
Tamam, devlet, işsizliği gidermeyi, sadece devlet bünyesinde memur alarak bütün işsizliği çözemez, ama her işi de taşeronlara vermek yanlıştır; ekonomik olarak yanlıştır, insani olarak yanlıştır. PTT memurlarına saygısızlıktır.
Zaman zaman -daha önce söylendi- efendim, bazı dönemlerde bayram zamanında, yılbaşında sıkışıklık oluyormuş. Evet, oluyor, PTT memurları bunu göğüsleyecek aşırı mesaiyle çalışıyor. Kendileri son derece saygıdeğer bir emek verme içerisinde. Hayır, siz yapamazsınız veya daha ucuza başkalarına yaptıracağım diyerek kendi memurunuza saygısızlık yapıyorsunuz. Ne ülke ekonomisine önemli bir katkıda bulunulur bu yasayla ne de başka bir yarar sağlanabilir. Birazcık belki yandaşlarınıza yarar sağlayabilirsiniz, o yarar da karşılaşacağınız diğer itirazlar yanında inanın, devede kulak kalır. Can suyu kredisi çıkardınız. Esnaf bana: “Allah aşkına, can suyu kredisini ne yapacağım ben? -İyi, biz de desteledik ama- Müşteri lazım bana, müşteri.” diyor. Müşteride para yok ki. O zaman, can suyu kredisiyle fazla bir şey yapılamaz.
Değerli arkadaşlarım, sözlerimi kapatırken, iki düzenleme yapan bu yasa tasarısı, birincisi, belli bir ücret getiriyor çek hesabı işlemlerine. Makul olduğu ölçüde, bu, kabul edilebilir bir şey. İkincisi, bunu taşeronlara tevdi ediyor “Ben kendi memurumu istemiyorum.” diyor “Memuruma güvenmiyorum.” diyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OSMAN COŞKUNOĞLU (Devamla)Bağlıyorum Sayın Başkan.
BAŞKANBuyurun efendim.
OSMAN COŞKUNOĞLU (Devamla)İşte, birkaç yandaş firmaya eleman sokmak için fason taşeron firmalara verilmesini öngören bu maddeyi geri çekmenizi diliyorum, hem ekonomik olarak yanlıştır hem memurunuza karşı, devlet memuruna karşı ayıptır hem de uzun vadede müşterilere, yani halkımıza iyi hizmet vermiş olmazsınız, sadece küçük birtakım hesaplarla…
Sözümü bitirirken -sözümün başında da söylemeyi istediğim fakat konuya girince unuttuğum- bu sabah şehit olan 9 askerimizin yakınlarına ve bütün milletimize başsağlığı dilerim.
Değerli arkadaşlarım, ben, buraya gelmeden önce -saat iki buçuk gibi geldim- Bilkent Üniversitesindeydim, öğlen, bazı konularda karşılıklı görüş alışverişi yapmak için. Bir canlı bomba, tam ben oradayken, Hikmet Sami Türk’ü, DSP eski Adalet Bakanını öldürmeye geldiğini iddia eden… Hâlâ peşindeler. Hayret bir şey. Yani, Ergenekon, şu, bu. Hâlâ bunları önleyemediler. Hayret bir şey! Yıllar önce onurlu bir Adalet Bakanlığı yapmış Hikmet Sami Türk için geldiğini itiraf eden bir canlı bomba bulundu. Derken ikincisi bulundu. Derken üçüncüsü saptandı, bulunamadı. Bilkent kapatıldı. Çıkamaz, giremez olduk.
Yemekte konuştuğum öğretim üyeleri evlerine telefon ediyordu. Lojmanları orada. Evlerine telefon edip, eşlerine, çocuklarına “Aman kapıyı açmayın.” Çünkü, üçüncü canlı bomba geziniyor etrafta, nereye gideceği belli olmaz. “Aman kapıyı açma.”
Zaten insanlar telefonla konuşmaktan İnternet ile haberleşmekten korkuyor, bir de bu aciz yönetim yüzünden, işte güzide bir üniversitemizde bile bu gibi durumlarla karşılaşıyoruz.
Yanlış insanların, Türkan Saylanların, Haberalların peşinde koşmayın. Bu canlı bombaların peşinde koşmanızı önerir, hepinize saygılar, sevgiler sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
ASIM AYKAN (Trabzon)Siz de sahip çıkın onlara!
OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak)Deniz Feneri ile hesaplaşın!
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
57 konuşma daha · 29 Nisan 2009