Orman arazilerinin değerlendirilmesiyle ilgili
Kocaeli Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 43. Birleşim · 1. yasama yılı · 11 Mart 2003 · 1.539 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Osman Pepe (AK Parti), 11 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 43. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ORMAN ARAZİLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİYLE İLGİLİ); konuşma 1.539 kelime.
Osman Pepe (AK Parti, Kocaeli). “Orman arazilerinin değerlendirilmesiyle ilgili”. TBMM Genel Kurulu, 43. Birleşim tutanağı, 11 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-pepe-22-2003-03-11-orman-arazilerinin-degerlendirilmesiyle-ilgili (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Niğde Milletvekili Erdoğan Özegen arkadaşımızın, Orman Kanununun 2/B maddesiyle alakalı görüş ve düşüncelerini dinleme imkânını bulduk. Bakanlığımızın, hükümetimizin bu konularla alakalı yapmış olduğu çalışmaları, bu vesileyle, Yüce Heyetinizle paylaşma imkânı bulduğum ve bu imkânı bizlere verdiği için kendilerine teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlar, Türkiye, orman varlığı açısından dünyanın zengin ülkelerinden birisi değildir. Ülkemizin yaklaşık olarak yüzde 26-yüzde 27'si ormanlarla kaplı olmasına karşın, bu ormanların yüzde 50'den daha fazlası verimsiz ormanlardır, ekonomik olarak ciddî bir değeri yoktur, vasıfları bozuktur; ancak, yüzde 50'ye yakınının ülke ekonomisi için, üretim için bir değer ifade ettiğini; Türkiye'nin, orman ürünleri ihtiyacını karşılama noktasında ciddî şekilde dışa bağımlı olduğunu, yılda 1,5 milyar dolara yakın orman emvali ithal ettiğimizi ve ekonomimiz için ciddî bir yük olduğunu da, bu vesileyle ifade etmek isterim.
Değerli arkadaşlar, elbette ki, ormanı, sadece ekonomik bir değer olarak görmek mümkün değildir; sağlıklı bir çevrenin, refah içerisinde yaşayabilecek bir toplumun ana dinamiklerinden, olmazsa olmazlarından birisidir orman. Onun için, insanların mutluluk içerisinde, refah içerisinde yaşayabileceği ve sürdürülebilir çevre anlayışının dünyada gelmiş olduğu son nokta, son anlayış olarak da bütün toplum katmanlarında ciddî bir ormancılık ve orman sevgisi anlayışının yerleşmesinin kaçınılmaz olduğunun altını çizmek isterim.
Ne yazık ki, biz, Türkiye'de, ormanlarımızın yeterince kadri kıymetini bugüne kadar bilemedik. Çoğu kez, hızlı göç nedeniyle, Anadolu'nun dört bir tarafından büyük kentlere yapılan göçler nedeniyle, büyük kentlerin civarındaki ormanlar, yerleşim alanları olarak, ticaret alanları olarak, yasal olmayan yollardan işgal edilmiştir. Bugüne kadar, iktidarıyla muhalefetiyle, toplumun bütün kesimlerinin gördüğü bu acı realitenin, Türkiye'deki bu çarpık sosyal olgunun, mutlaka ve mutlaka ortadan kaldırılması, bu haksız edinimlerin, mutlaka, müdahaleyle men edilmesi gereği konusunda toplumdaki her fert, her vatandaş, her yurttaş aynı şekilde düşünmektedir. Biz de, Orman Bakanlığı olarak, insanlarımızın bu haklı taleplerine birebir, aynen katılıyoruz.
Değerli milletvekillerim, yalnız, biz, çocuklarımıza, gençlerimize orman sevgisini, yeşil sevgisini bir medeniyet anlayışı olarak kabul ettiremedikten, benimsettiremedikten sonra, siz, Orman Bakanlığının kadrolarına bir bu kadar daha koysanız, sizin, orman tahribatının, orman yağmasının önüne geçmeniz mümkün değildir, orman alanlarını genişletmeniz de mümkün değildir.
Türkiye'de, her yıl, onbinlerce hektar orman alanı yakılıyor veyahut da yanıyor. Bu yangınların önemli bir kısmı, elbette ki, insan kusuruyla meydana gelen yangınlardır; ama, şunu sevinerek ifade edeyim ki, biz, Orman Bakanlığı olarak, bu alanları, çok hızlı bir şekilde, senesi içerisinde, hemen ağaçlandırıyoruz. Art niyetli insanlara, bu yanan ve yakılan orman arazileri üzerinde tasarruf imkânı vermemek, onların kafalarının en uç noktalarında oluşabilecek "buralar nasıl olsa bir gün bizim elimizde kalır, bize kimse müdahale etmez" anlayışına imkân vermemek için, Orman Bakanlığı -benden önceki bakan arkadaşlarımın da riyasetinde- bu anlayışı çok süratli bir şekilde hayata geçirmiştir. Bu vesileyle, benden önceki bakan arkadaşlarıma ve Orman Bakanlığının değerli çalışanlarına teşekkür ederim.
Değerli arkadaşlar, elbette ki, ormancılığın ve orman varlığının Türkiye'de geliştirilmesi için, Orman Bakanlığının gerçekten çok iyi yetişmiş elemanları var, dünyada bu işi en iyi bilen uzmanlarımız var, enstitülerimiz var, laboratuvarlarımız var. Dünyanın pek çok ülkesine, üçüncü ülkelere yatırım yapabilecek, onlara danışmanlık hizmeti verebilecek altyapıya sahibiz; ama, takdir edersiniz ki, Türkiye'nin içerisinde bulunduğu fevkalade olumsuz ekonomik şartlar, Türkiye'nin, kendi ormanlarını istediği şekilde geliştirmesine de engel teşkil etmektedir. 2002 yılı içerisinde, 2003 yılıyla alakalı yapılan programda, 58 000 hektarlık bir ağaçlandırma hedeflenmişti. Bakanlığa geldikten sonra, bu hedefi revize ederek 102 000 hektara çıkardık. İnşallah, 2003 yılı içerisinde, Türkiye'nin orman varlığına çok ciddî bir katkıda bulunacağımıza, elbette ki, bunu, sadece Orman Bakanlığının, Bakanı, çalışanları, örgütleriyle değil, sivil toplumun da katkısıyla yapacağımıza inanıyoruz. Sivil toplumun arkasında durmadığı, sivil toplumun inanmadığı, milletin arkasında olmadığı hiçbir proje hayatta başarılı olamaz. Bunu çok iyi bildiğimiz için, biz, devlet ormancılığından, millet ormancılığına geçmeyi esas alıyoruz; çünkü, 1945 yılında, Yüce Meclisin çatısı altında, bir gecede, millete ait ormanların kamulaştırılması neticesinde, 1945 ve 1946 yıllarında, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde tanık olmadığımız kadar çok orman yakılmıştır, 350 000 hektardan daha fazla orman yakılmıştır; Türkiye'nin yıllık ortalaması, son yirmi yıla baktığımız zaman, yaklaşık 20 000 hektardır, geçen yılki rakamımız 10 000 hektar civarındadır. Yani, millet şunu demiştir âdeta, kamulaştırmayı yapanlara: "Bana yar olmayan, sana da yar olmasın."
Milletin, köylünün sahiplenmediği, köylünün "benimdir" demediği ormanları, köylüye rağmen, millete rağmen yaşatmak mümkün değildir. Bunu bildiğimiz için, sivil toplum desteğini çok önemsiyoruz, sivil toplumla birlikte yapacağımız büyük projelerin kalıcı olacağını ve hayata geçebileceğini biliyoruz. Bunun için de, onbeş gün kadar önce, Millî Eğitim Bakanlığımızla, 15 000 000 öğrencimiz için, her çocuk için 1 fidan, 15 000 000 fidanla, koca bir orman, yeşil bir Türkiye projemize, önemli bir adım attığımıza da inanıyorum. Bu fasıldan olmak üzere, sivil toplumun bütün kesimleriyle, sendikalarla, Çalışma Bakanlığıyla, asker, sivil yetmiş milyonla bu kampanyanın, sonuna kadar arkasında olacağız, takipçisi olacağız.
Yine, 1995 yılı içerisinde, burada, Meclisimiz tarafından çıkarılmış olan Millî Ağaçlandırma Seferberlik Kanunu, ne yazık ki, herhangi bir yaptırımı olmadığı için, hayata geçirilememiştir. Şimdi, biz, onu, yeniden tahkim ederek, birtakım yaptırımlar getireceğiz ve bu konuyla alakalı devletin ilgili kurumları, üzerlerine düşeni yapmak durumunda olacaklardır.
Değerli arkadaşlar, saygıdeğer milletvekilleri; ormanlarımızın çok önemli bir kısmının verimsiz orman olduğunu ifade etmiştim. Bu verimsiz ormanların ve hazine arazilerinin ağaçlandırılması için de, özel ağaçlandırmaya fevkalade önem vereceğiz ve inşallah, 2003 yılı, bunun için, çok ciddî bir hamle yılı olacaktır. Yine, burada, Sayın Özeke'nin, 6831 sayılı Orman Kanununun 2/B maddesiyle alakalı dile getirmiş olduğu hususlara da değinmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, Türkiye'deki fotoğrafı iyi okumak lazım. Anayasamızın 169 uncu ve 170 inci maddeleri, orman ve ormancılıkla alakalı konuları tadat etmiştir. Yine, Orman Kanununun 2/B maddesi, Anayasanın 169 uncu ve 170 inci maddelerinden ilham alarak, ormanlarla alakalı birtakım tasarrufların nasıl yapılacağına veyahut da nasıl yapılamayacağına dair düzenlemeler getirmiştir. 2/B maddesi, 31.12.1981 tarihinden önce orman vasfını yitirmiş, fen ve bilim bakımından orman olma özelliği kalmamış, orman kadastrosu marifetiyle de orman dışına çıkarılmış alanların nasıl düzenlenebileceğini, nasıl tasarruf edilebileceğini ifade eden bir maddedir, bir fıkradır. Tabiî, Anaya Mahkememizin bu konuyla alakalı vermiş olduğu kararlar var.
Bugün, 2/B maddesi diye bilinen bu konudan mutazarrır olan milyonlarca insanın bu düzenlemeyi hararetle beklediği, bir an önce yapılacak anayasal ve yasal bir düzenlemenin çok ciddî bir sosyal yarayı tedavi edeceği, ekonomik sıkıntıyı ortadan kaldıracağı, ülkeye ciddî bir ekonomik getiri sağlayacağı realitesini, artık, herkesin görmüş olması lazım. Yine, bugün mahkemelerimizde 200 000'den fazla dava derdesttir. Bu davaların önemli bir kısmı da kendiliğinden düşecektir. Elbette ki, vatandaşımızla devletimizi karşı karşıya getiren, devletle vatandaşı, âdeta, hasım haline getiren bu davaları, mutlaka, ortadan kaldırarak, devletimizle vatandaşımızı barıştırarak, vatandaş ve devlet kaynaşmasını da bu vesileyle hayata geçirmek istiyoruz.
Bakın, bugün Türkiye'de şu anda 2/B kapsamına girdiği tespit edilmiş olan alan yaklaşık 500 000 hektar, yani, 5 milyar metrekare; sadece, Antalya'da 400 000 000 metrekare. Bu, İstanbul, Mersin, İzmir, Bursa gibi Türkiye'nin en gelişmiş 18 ilinde, yaklaşık olarak, 400 000 hektar, yani, 4 milyar metrekaredir. Biz, Orman Bakanlığı olarak, rayiç bedellerin ne olduğuna dair taşra örgütlerimizle mahallinde yaptırmış olduğumuz -birtakım sondajlama, örnekleme suretiyle- tespitlerde bu yerlerden 1 dolara satılacak olanların da, 40-50 dolara satılabilecek olanların da var olduğunu gördük. Biz, elbette ki, meseleye sadece para olarak bakmıyoruz. Bizim, Orman Bakanlığı olarak aslî görevimiz ormanları korumak ve geliştirmektir; ama, bu 2/B alanları öyle bir hale gelmiştir ki, artık, bu 2/B'lerin üzerinde ilçeler vardır, beldeler vardır, mahalleler vardır; milyonlarca insana ait olan yüzbinlerce konut, çok miktarda işyeri, devletin resmî binaları vardır; bunların hepsi bu 2/B'lerin üzerindedir.
Şimdi, biz, bu adımı atmakla, elbette ki, Türkiye'de yıllardan bu tarafa kangrenleşmiş bir sorunu çözmüş olacağız, vatandaşı mülkiyet sahibi yapacağız; ama, yeni 2/B'lerin oluşmaması için, yeni 2/B'lere imkân vermemek için Anayasanın ilgili maddelerinde gerekli tahkimatı da mutlaka en iyi şekilde yapmamız lazım. Başka; yapacak olduğumuz yasal düzenlemelerde, 2/B'lerle alakalı olarak vatandaşın "nasıl olsa yeni 2/B'ler olur canım" şeklinde düşünmesine imkân vermemek için de, her türlü yasal düzenlemeyi hazırlayarak, mutlaka ve mutlaka, iktidar ve muhalefetiyle en iyi şekilde, en güzel şekilde tahkim ederek çıkarmamız lazımdır.
Bu 2/B arazileri üzerindeki yüzbinlerce konutun önemli bir kısmı natamamdır. Bunlar, yasal statü kazanmaları halinde, yasallık kazanmaları halinde hızlı bir şekilde tamamlanacak, burada çok ciddî bir istihdam imkânı olacaktır. Yine, buradan, ekonomiye çok ciddî bir girdi sağlanacaktır. Bu girdi, inşaat malzemelerinden olacaktır. Bir anda, onbinlerce natamam konutun tamamlanmaya başlayacağını, pek çok binanın çatısının yapılacağını, doğramasının takılacağını, dış sıvasının yapılacağını, boyasının yapılacağını, kat mülkiyeti ve kat irtifakı için belediyelere ruhsat ve iskân için gidileceğini; böylece, belediyelerin buradan ciddî bir girdi sağlayacaklarını düşünüyoruz. Yine, bu satıştan, orman köylülerimizin refah düzeyinin önemli ölçüde yükseltilmesi için çok ciddî bir girdi sağlamayı hedefliyoruz.
Orman alanlarımızın geliştirilmesi için, şu anda, ekonomimizin şartları elvermiyor; ancak, buradan sağlanacak bir kaynakla, sistem, kendi içerisinde kendisini imar edecek, ihya edecektir. Dışarıdan, devletin bütçesinden herhangi bir desteğe gerek kalmadan, orman, kendi arazisiyle, kendi arsasıyla kendi varlığını büyüterek sürdürecektir.
Biz, bir taşla birden fazla imkânı yakalayabileceğimizi bildiğimiz için, Anayasamızın 169 ve 170 inci maddeleriyle alakalı düzenlemelerimizi, metin olarak belli bir noktaya getirdik. Zannediyorum, bu hafta sonuna kadar kesin şeklini vereceğimiz bu düzenlemeler, Anayasa Komisyonumuza gelecek, Anayasa Komisyonumuzdan sonra da, hızlı bir şekilde Genel Kurula gelerek, inşallah, yasalaşma imkânını bulacaktır.
Benim, toplumun bütün kesimlerinden -iktidar ve muhalefetten, Meclis içinden ve Meclis dışından, Türkiye'nin üniversitelerinden, yargı organlarından, bu konuya duyarlı bütün kesimlerden- aldığım izlenim şudur: Evet, 2/B, artık, çözümlenmesi gereken sosyal bir olgudur. Bunu, daha fazla uzatmanın, daha fazla kangren haline getirmenin hiç kimseye faydası yoktur, hele üzerinde yaşayan milyonlara hiç mi hiç faydası yoktur. Bunu bildiğimiz için, önümüzdeki haftalar içerisinde, bu toplumsal yaraya neşter vuracak düzenlemeyi yaparak, inşallah, inanıyorum ki, ülkemizin pek çok derdine deva olacak bir projeyi hayata geçireceğiz. Bunun için, Yüce Heyetinizi bu projemize, bu değişikliklerimize destek vermeye davet ediyor, hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
17 konuşma daha · 11 Mart 2003