İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 80. BİRLEŞİM · SALI

Konya ilindeki göl, göletler, içme ve sulama barajları ve obruklardaki su miktarının azalması ve bu azalmaya küresel ısınma ile tarımsal sulamanın etkisi hakkında

Osman Pepe

Kocaeli Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 80. Birleşim · 5. yasama yılı · 27 Mart 2007 · 950 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Osman Pepe (AK Parti), 27 Mart 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KONYA İLİNDEKİ GÖL, GÖLETLER, İÇME VE SULAMA BARAJLARI VE OBRUKLARDAKİ SU MİKTARININ AZALMASI VE BU AZALMAYA KÜRESEL ISINMA İLE TARIMSAL SULAMANIN ETKİSİ HAKKINDA); konuşma 950 kelime.

Osman Pepe (AK Parti, Kocaeli). “Konya ilindeki göl, göletler, içme ve sulama barajları ve obruklardaki su miktarının azalması ve bu azalmaya küresel ısınma ile tarımsal sulamanın etkisi hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim tutanağı, 27 Mart 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-pepe-22-2007-03-27-konya-ilindeki-gol-goletler-icme-ve-sulama-barajlari-ve-obruklardaki (erişim: 1 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c151/b080/tbmm221510800017.pdf

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Konya Milletvekili Ahmet Işık'ın, Konya bölgesindeki kuraklıkla ve sulama sularıyla alakalı olarak yapmış olduğu gündem dışı konuşmaya cevap vermek için huzurlarınızdayım.

Değerli milletvekilleri, günümüzde artık dünyada konuşulan en önemli konulardan birisi, küresel ısınma, iklim değişikliği. Türkiye'de de dünyayla eş zamanlı olarak konuşuluyor ve tartışılıyor. Elbette ki, iklim değişikliği ve küresel ısınma denildiği zaman, bu, bütün sektörleri yakından ilgilendiren, ekonomiyi son derece yakından ilgilendiren son derece hayati bir konudur. IPCC'nin Paris'te hükümetler arası panelde dile getirmiş olduğu husus, son yüzyıl içerisinde dünyadaki iklim değişikliği, sera gazları marifetiyle, maalesef, dünya ısısında 0,74 santigrat derecelik bir artış meydana gelmiştir. Bu 0,74 santigrat derecelik artışın sebebi sanayileşme ve kentleşmedir ve elbette ki bunun kaçınılmaz neticesi olan karbondioksit emisyonlarıyla dünya atmosferinde meydana gelen sera tesiri oluşturan gazlardır. İşte, Türkiye, son yüzyıl içerisinde dünyadaki bu gelişmelerden elbette ki kendisini ayrı bir yere koyamazdı, çünkü biz de aynı dünyada yaşıyoruz. Küresel ısınmayla ve küresel ısınmanın neticeleriyle mücadele etmek, ulusal programlarla tek başına halledilecek bir mesele değildir. Bu, uluslarüstü ittifaklarla sağlanabilecek bir çözümdür. Biz, Türkiye, kendi iklim senaryolarını, millî iklim senaryolarını hazırlarken önümüzdeki yüzyıl içerisinde Türkiye'nin nasıl bir iklimle karşı karşıya kalabileceğini de görme imkânına sahip oluyoruz. En iyisinden en kötüsüne yapılan analizlerde, hazırlanan senaryolarda Türkiye 2070-2100 yıllarında, 1960-1990 arasındaki iklim değişikliği veyahut da iklim durumu ne ise Türkiye'nin ikliminin aşağı yukarı aynı olacağı öngörülüyor. Bu, bizim Bakanlığımızın bağlı kuruluşu Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü ile İstanbul Teknik Üniversitesinin birlikte hazırlamış olduğu bir rapordur.

Ancak, bu en iyimser rapor. Bir de elbette ki en kötümser rapora baktığımız zaman, senaryoya baktığımız zaman şunu görüyoruz: Türkiye'nin Ege, Akdeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde ciddi değişikliklerin olması söz konusu. Bugün ekilip biçilebilen pek çok araziyi o gün ekip biçme imkânımız kalmayacak, bugün turizmde çok ciddi marka olan şehirlerimiz bugünkü cazibelerini yitirebilecekler. Bu elbette ki en kötü senaryoya göre öngörülen neticeler. Burada bizim sadece turizm bölgesi, sadece enerjiyle alakalı, sadece tarımla alakalı değil, ekonominin bütün sektörlerinin etkileneceğini zaten hemen sözümüzün başında ifade etmiştim.

Şu andaki rakamlara baktığımız zaman, Türkiye'deki yağışlara baktığımız zaman, ısı derecelerine baktığımız zaman, yaz ve kış sıcaklıklarına baktığımız zaman dikkatimizi çeken bir husus var. Ankara ve İstanbul'da 1926'dan 2006, yani seksen yıllık yağışlara baktığımız zaman, yağışların grafiğine baktığımız zaman İstanbul ve Ankara'da çok ciddi bir değişikliğin olmadığını görüyoruz. Ama, Konya ve Karaman'da ise yağışlarda aşağıya doğru bir azalmanın olduğunu görüyoruz. Yani, Konya havzasında, Karaman'la birlikte Türkiye'nin tahıl ambarı, pancar ambarı olan bu bölgede yağışlarda belirgin bir azalmanın olduğunu görüyoruz. Elbette ki bu, bizi çok ciddi şekilde yakından ilgilendiren ve tedbir almamız gereken bir husustur. Konya havzasında, Ahmet Işık arkadaşımızın da ifade ettiği gibi, yer altı suları çok bilinçsiz olarak kullanılmaktadır. Bu yer altı sularının kayıtlara tabi olarak bilinçli bir şekilde kullanılması için, Devlet Su İşleriyle birlikte Tarım Bakanlığı ve bizim Bakanlığımızın birlikte yapmış olduğu çalışmalar var. Göllerde seviyelerin hızla düştüğünü görüyoruz. Bazı göllerdeki bilinçsiz su çekilmesi, sulamada kullanılan suyun çekilmesi, maalesef, en düşük kotun altına, göllerde düşerek, oradaki eko sistemi tamamen tahrip edecek noktalara varmaktadır.

Yine, yer altı sularının bilinçsiz kullanılması, Tuz Gölü'nün tuzlu suyunun boşalan alanları istila edebileceği ve Konya Ovası'nı tamamen kaybedebileceğimiz endişesini de ortaya çıkartıyor. Burada yapılacak olan çalışma, elbette ki, şu andaki kuralsız sulama kuyularını belli bir disipline etme, onları bazı noktalarda, sulak alanlarda kapatma. Zaten bu konuyla alakalı, Bakanlığımızın, valiliklere göndermiş olduğu genelgeler var. Kaçak olanlar, sulak alanlara tamamen kapatılacak. Şu anda yasal olmayan şekilde faaliyetlerini sürdürenler de belli bir disipline, belli bir kontrole kavuşturulacaklar.

Tabii, burada, Mavi Tünel'den bahsetmeden geçmek mümkün değildir. Konya Ovası'nın havzalar arası su transferiyle sulama imkânına kavuşturularak çok daha verimli bir hâle getirilmesi, verimin çok daha yükseltilmesi, bizim, Hükümet olarak, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızın, Devlet Su İşleri marifetiyle öne çıkarttığı ve gerçekleşme safhasına getirilmiş bir projedir.

Bir başka hususun daha altını çizmekte fayda görüyorum: Biz, Çevre ve Orman Bakanlığı olarak, Tuz Gölü'nün civarındaki bütün atık su arıtma tesislerini, bütün çöp depolama tesislerinin hepsini rehabilite ediyoruz, hepsini modernize ediyoruz. Konya Büyükşehirin atık suyu Tuz Gölü'ne akıyordu, şimdi Tuz Gölü'ne akmayacak. Oradaki arıtma tesisinden sonra, atık su arıtma tesisinden çıkan temiz su tarımda kullanılabilecek hâle gelecek. Sadece Konya'da değil, Aksaray'da, Şereflikoçhisar'da, Cihanbeyli'de, Kulu'da, bütün yerleşim yerlerinde aynı çalışmaları yapıyoruz.

Sayın milletvekillerini, bir hususun altının çizilmesinde fayda görüyorum: Küresel ısınma ve onun kaçınılmaz neticesi iklim değişikliğiyle mücadele etmek, elbette ki, sadece bakanlıkların, sadece Hükümetin, belediyelerin işi değildir. Bu iş, ülkedeki yaşayan herkesin ortak olacağı, birlikte yüklenecekleri bir sorumluluktur, yani, herkese sorumluluk düştüğü gibi, her kuruma sorumluluk düştüğü gibi, sokaktaki insanımıza da evdeki kadınımıza da çocuğumuza da herkese de sorumluluk düşüyor. Temel sorun şudur: Enerjiyi ekonomik kullanmak, enerjiyi yenilenebilir enerji kaynaklarına yöneltmek, rüzgâr enerjisini, jeotermal enerjiyi, güneş enerjisini kullanmak. Şu anda, Türkiye, su kaynaklarının ancak yüzde 36'sını kullanabiliyor. İnşallah, Devlet Su İşleri ve Enerji Bakanlığımızın yapmış olduğu çalışmayla Türkiye'de atıl bir tek suyun kalması söz konusu olmayacaktır; bu çalışmalar da sürdürülüyor.

Bir başka husus da elbette ki, enerji çok iyi, verimli bir şekilde kullanılırken, israf edilmeden kullanılırken, onun kadar önemli olan, Türkiye'nin zaten sınırlı olan su kaynaklarını çok iyi korumamız gerekir. Bunun en büyük sigortası, Türkiye'nin ormanlarının korunmasından geçiyor, çünkü, çok iyi biliyoruz ki, toprağın korunması için, suyun kalitesinin ve kaynağının ve rezervinin muhafaza edilmesi için, havanın kalitesinin sürdürülmesi için olmazsa olmaz olan, orman alanlarının sürdürülmesi, kalitesinin ve miktarının artırılmasıdır; bunu da yapıyoruz.

Değerli milletvekillerim, küresel ısınma, Türkiye'nin gündeminde bundan sonra çokça elbette ki yer alacak ve bu konuyla alakalı toplumsal bilincin yükselmesi, bu konunun çözümünü kolaylaştıracaktır. Onun için, küresel ısınma ve onun kaçınılmaz neticeleriyle alakalı ne kadar konuşma yapılırsa, ne kadar yazı yazılırsa, ne kadar yorum yapılırsa, ne kadar panel düzenlenirse, buradan hep birlikte kazançlı çıkarız.

Vesile olan Değerli Milletvekili Arkadaşımız Ahmet Işık'a ve bizi dinleme lütfunda bulunan Sayın Başkan ve değerli milletvekili arkadaşlarıma saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

25 konuşma daha · 27 Mart 2007

25 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook