Bazı kamu kurum ve kuruluşlarına ait sağlık birimlerinin sağlık bakanlığına devredilmesine dair kan.tas. ( ss. 686 )
Ankara Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 48. Birleşim · 3. yasama yılı · 6 Ocak 2005 · 1.304 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Oya Araslı (CHP), 6 Ocak 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI KAMU KURUM VE KURULUŞLARINA AİT SAĞLIK BİRİMLERİNİN SAĞLIK BAKANLIĞINA DEVREDİLMESİNE DAİR KAN.TAS. ( SS. 686 )); konuşma 1.304 kelime.
Oya Araslı (CHP, Ankara). “Bazı kamu kurum ve kuruluşlarına ait sağlık birimlerinin sağlık bakanlığına devredilmesine dair kan.tas. ( ss. 686 )”. TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim tutanağı, 6 Ocak 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oya-arasli-22-2005-01-06-bazi-kamu-kurum-ve-kuruluslarina-ait-saglik-birimlerinin-saglik-bakanl (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA OYA ARASLI (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 686 sıra sayılı kanun tasarısının 11 inci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına görüşlerimizi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum; sizleri saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yasa tasarısıyla ilgili olarak ilk ifade etmek istediğim husus, bunun, bir katılımcı demokrasi ürünü olmadığıdır, bir katılımcı anlayışla hazırlanmamış olduğudur. Bu tasarı öyle bir tasarıdır ki, Bakanlar Kurulunun iki üyesi birbiriyle farklı görüşler ifade edebilmişlerdir.
Bakanlar Kurulunun Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, Bakanlığı tarafından düzenlenen ve 24.9.2004 tarih ve 2986 sayılı yazı ekinde Başbakanlığa gönderildiği basında yer alan inceleme raporunda, SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devredilmesi halinde, bu olayın ek malî yük getireceğine dikkatleri çekmiştir, maliyetlerin artacağını belirtmiştir, işletme özerkliği sağlanmadığı sürece ilaç ve tıbbî malzeme alımında maliyet artışları olmasının kaçınılmaz olduğunu dile getirmiştir ve ciddî bir maliyet artışıyla bu operasyonun sonuçlanacağı hususlarına dikkati çekmiştir. Basında yer alan bu metnin yalanlandığına da Türkiye'de kimse tanık olmamıştır.
Dilerdik ki, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı da bugün bu yasa tasarısı üzerinde tartışmalar cereyan ederken, Sağlık Bakanının yanında yer alsın ve ileriye sürülen eleştirileri, övgüleri bu iki Bakanımız birlikte karşılasın ve zihinlerde oluşmuş olan sorulara birlikte yanıt versinler; ama, Bakanlar Kurulu bağlamında bile bir katılmanın cereyan edemediğini, şu anda Bakanlık makamında sadece Sağlık Bakanının oturuyor olması ortaya koymaktadır.
Bunun dışında, bu tasarı, sosyal taraflarla yeterince görüşme yapılmadan, onların katkıları yeterince alınmadan, onların öne sürdüğü görüşlere yeterince önem verilmeden hazırlanmıştır. Öyle ki, bu tasarının sosyal taraflarından birini oluşturan sendikalar, mütemadiyen bu tasarının aleyhinde görüşler ifade etmişlerdir; ama, şu anda görüşmekte olduğumuz tasarı, o ifade edilen görüşlerin hiçbir şekilde şu aşamaya kadar dikkate alınmadığını ortaya koymaktadır.
Değerli arkadaşlarım, çoğunluk olmak, hele yasama organında çoğunluk olmak, belki pek çok problemi çözer, sizlere dilediğinizi, istediğinizi yapma fırsatını verir; ama, ne koşulla; Anayasanın, hukukun genel ilkelerinin sınırları içerisinde kalmak koşuluyla ve eğer, hep ifade ettiğiniz gibi, demokratik ve katılımcı demokratik bir anlayışı benimsiyorsanız, toplumun tüm katmanlarının görüşlerini, dileklerini dikkate almak suretiyle; ama, maalesef, değil toplumun bütün katmanlarının, bu tasarıyla ilgili sosyal tarafların da görüşleri yeterince alınmadan, onların eleştirileri gözardı edilerek bu tasarı hazırlanmıştır.
Bakınız, Avrupa Birliğine girmekten söz ediyoruz ve Avrupa Birliğinde şu söyleniyor: Avrupa Birliği, bir ortak değerler topluluğudur. O ortak değerlerin, Avrupa Birliği ülkelerinin paylaştığı değerlerin başında da katılımcı demokrasi anlayışı gelir. Eğer siz, şöyle bir yasada katılımcı demokrasi anlayışını gözardı ettiğinizi ortaya koyarsanız, Avrupa Birliği içerisinde yer almak umudumuz ne kadar gerçekleşebilir; bunu da dikkatlerinize ve tartışmanıza sunmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu yasa, katılımcı bir anlayışla hazırlanmamıştır; ama, acaba, kamu yararına mıdır? Bu konuda, doğrusu, çok ciddî kuşkularım var; çünkü, bu Bakanlar Kurulunun içerisinde bir bakan, konuyla çok yakından ilgili bir bakan, çalışma ve sosyal güvenlik konularıyla ilgili Bakanımız, bu tasarının ek malî külfetler getireceğinden, verimli bir sağlık hizmeti sunulmasına elverişli olmadığından söz eden birtakım görüşler ifade etmiş bulunuyor. O görüşler ortada dururken, bu tasarının, ne ölçüde kamu yararına hizmet edebileceği, doğrusu, tartışma konusudur ve çok ciddiyetle bu tartışılıp, bu soruya yanıt verilmelidir ve aksamanın nerede olduğuna çözüm getirilmelidir demek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, tartışmacı, katılımcı demokrasi anlayışının ürünü olmayan, kamu yararına ne ölçüde uygun olduğu epeyce tartışmalı bulunan bu tasarı, aynı zamanda, Anayasaya aykırı pek çok hüküm ihtiva etmektedir. Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan arkadaşlarım defeatle, Anayasaya aykırı hususlara Yüce Meclisin dikkatini çekmeye çalıştılar; ama, maalesef, burada dile getirdiğimiz eleştirilerin üzerine Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu dikkatle eğilmedi; dikkatle eğilmediği gibi, kimi arkadaşlarımız da, burada, Anayasa ve hukuk dersleri vererek, bize sanki bilmediğimiz bir şeyleri öğretme görevini üstlendiler.
Hukuk, önemli bir bilim dalıdır ve öyle bir tek kanun maddesinin bir tek cümlesini okuyarak hukukçu olunmaz, hukukî yorumlar da yapılamaz; yapılırsa sağlıklı olmaz. Hukuk öğretebilmek için de, ilkönce hukuku çok iyi bilmek, çok iyi öğrenmiş olmak gerekir. Eğer, hukuk bilmeden hukuk öğretmeye kalkışırsanız, kimseye öğretemediğiniz gibi, kimse de, sizden, öğretmeye kalkıştıklarınızı öğrenmeye çalışmaz.
Değerli arkadaşlarım, arkadaşlarımız, burada, bir savunu adına, belki de farkında olmadan bazı yanlışlara da düştüler. Hukuk, çok ince bir alan. Yani, bazen, dışpolitikada bir virgülün bile inanılmaz boyutlarda farklı sonuçlara yol açacağından söz edilir; ama, galiba, hukuk, bu alanda en fazla rakip tanımayan bilim dalı. Hakikaten, bir virgülün, bir noktanın, inanılmaz ölçüde anlamları değiştirdiğini biliyoruz.
Değerli arkadaşlarım, burada denildi ki; SSK'nın malları kamu malıdır ve bu, öyle bir ifadeyle sunuldu ki, sanki bir cebimizden bir gayrimenkulü alıyoruz, devletin öbür cebine sokuyoruz. SSK'nın malları, bu şekilde mütalaa edilecek mallar değil. SSK, özerk kamu tüzelkişiliğine sahip bir kamu kuruluşu ve SSK'nın malları üzerinde devre, satmaya karar verme yetkisi, 1997 tarihli bir yasayla, SSK yeniden yapılandırılırken, SSK Yönetim Kuruluna verilmiş. Eğer, siz, SSK Yönetim Kurulunun iradesini hiçe sayarak, bu kurumun mallarını, bir yasayla statü değişikliğine uğratırsanız, başkalarına devrederseniz, bu, doğrudan doğruya kurumun özerkliğine müdahale niteliğini taşır. Birtakım Anayasa Mahkemesi kararlarından söz edildi, hatta, 1997 tarihinde SSK yeniden yapılandırılırken getirilmiş olan bu hükümden çok önce çıkarılmış olan bir Anayasa Mahkemesi kararına dayanıldı; ama, o kararı, bugünün SSK yapılandırmasını aydınlatmak bakımından ortaya koymak hata; çünkü, SSK, şu günkü statüsüne kavuşturulmadan önce ortaya konulmuş bir karardır bu. Özerk tüzelkişilerin neyi yapıp neyi yapamayacağı, onların kuruluşlarına ilişkin kanunlarda gösterilir. Orada, özerklik bağlamında bir kuruma verdiğiniz yetkiye merkezî idarenin şu veya bu şekilde müdahale etmesine imkân tanımayı bir yasayla gerçekleştirirseniz, bu yasa, özerkliği ihlal niteliği taşıyan bir yasa olur ve Anayasanın 123 üncü maddesinden başlayarak, pek çok hükmüne de aykırı bir nitelik taşır; 123 üncü maddesindeki yerinden yönetim ilkesine aykırı olur, mülkiyet hakkına aykırı olur.
Burada, kimi arkadaşlarımız "mülkiyet hakkı, dokunulmaz değildir, sınırlandırılır" dedi; evet, sınırlandırılır; bunda kimsenin kuşkusu yok, Anayasanın açık hükmü; ama, o sınırlandırmanın nasıl yapılacağına ilişkin kurallar var Anayasada. Anayasa "hakkın özüne dokunamazsınız, demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı sınırlandırma yapamazsınız" diyor. Demokratik toplum düzeninin gereklerinden biri de, hakkın özüne dokunmamaktır. Bunun anlamı şudur: Hakta bir sınırlandırma yaptığınız zaman, mutlaka, ondan geriye kullanılabilir bir parça bırakacaksınız. Mülkiyet hakkı söz konusu olduğu zaman da, bu olayda geriye kalan parça bedeldir. Eğer, siz, bedelsiz devre, sonuçta, bedelsiz devir niteliği taşıyacak birtakım hükümler getirirseniz, bu, hakkın özünden ihlali anlamını taşır. Biz, buna karşıyız. Mülkiyet hakkının sınırlandırılmasına filan karşı çıktığımız yok; ama, bunu sınırlandıracaksanız, Anayasaya uygun bir biçimde sınırlandırınız diyoruz. Yapılan düzenleme, bu açıdan Anayasaya aykırı. Siz, devri yapıyorsunuz, mülkiyet bir yerden bir yere geçiyor; sonra, bedelini tespit edeceksiniz!..
Değerli arkadaşlarım, Anayasaya da aykırı olan bu uygulama, uygulamada da Sağlık Bakanlığının başına sayısız problem açacaktır; çünkü, bunlar, idarî yargıdan vareste işlemler değildir. Bunların hepsi idarî yargıya gidecektir, sayısız idarî ihtilaf çıkacaktır ve böylece, nizalı kazalı bir ortama da, bu yasa, Sağlık Bakanlığını adım attırmış olacaktır.
Daha başka düzenlemeler de var. Siz devri yapacaksınız, sonra, devirle ilgili bedelin nasıl tespit edileceğini, nasıl ödeneceğini bir komisyona tespit ettireceksiniz; bu da Anayasaya aykırı. Bunlar, kanunla yapılması gereken hususlardır. Bu bir yetki devridir. Bu, böyle, yasamayla, yasama organı çerçevesi çizilmeden ilk elden düzenleme yetkisi yürütmeye verilerek yapılacak bir husus değildir; bu bir yetki devridir, yürütmenin aslî düzenleme yetkisi yoktur, aslî düzenleme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir, sizlerindir değerli arkadaşlarım ve bu yetkiyi, siz, isteseniz de, Anayasaya göre, devredemezsiniz. Ben kullanmıyorum, bu seferlik nezaket göstereceğim, Sağlık Bakanlığına vereceğim, onlar kullansınlar; bunu diyebilmek iktidarında değiliz hiçbirimiz. Anayasa buna izin vermemiştir. Böyle bir yetki devri yaptığınız zaman, bu, hem yürütmenin kanunîliği ilkesine aykırı olur hem de kökenini Anayasadan almadığı için, Anayasaya aykırı bir yetki olur. Hiçbir devlet organı, kökenini Anayasadan almayan bir yetki kullanamaz. Bunlar, Anayasada, tıpkı, mülkiyet hakkının -bize, sık sık AKP Grubundan arkadaşlarımızın tekrarladığı gibi- sınırlanabileceğini; ama, hangi koşullarla sınırlanabileceğine ilişkin hüküm gibi, açık ve seçik bir biçimde Anayasada yer alan bir hükümdür.
Değerli arkadaşlarım, bizler, sizleri bu konularda ikaz etmekten yorulmayacağız; ama, dileriz ki, bize bu tür ikazları yineleme ortamı hazırlamazsınız. İstediğimiz, halkımıza, Türkiye Cumhuriyeti Devletine, üzerinde tartışma olmayan, pırıl pırıl ve sorunları çözen yasalar hediye etmek.
Bakınız "bu yasa, birinci ayağı; arkada daha başka ayakları var" diyorlar. Ben, bu yasayı evirdim çevirdim, baktım. Sorun nedir sağlık konusunda; insanlar sıralar bekliyor, günlerce, ölüm halindeki hastalarıyla; ne doktora ne ilaca kavuşabiliyor, kendisine bakacak kimse bulamıyor; sorun bu.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
78 konuşma daha · 6 Ocak 2005