İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 59. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Çalışma saatleri ve konuları hk.

Pervin Buldan

Iğdır Milletvekili ·

Genel Kurul, 59. Birleşim · 4. yasama yılı · 10 Şubat 2010 · 1.025 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Pervin Buldan, 10 Şubat 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇALIŞMA SAATLERİ VE KONULARI HK.); konuşma 1.025 kelime.

Pervin Buldan (Iğdır). “Çalışma saatleri ve konuları hk”. TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim tutanağı, 10 Şubat 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/pervin-buldan-23-2010-02-10-calisma-saatleri-ve-konulari-hk (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

PERVİN BULDAN (Iğdır)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde işlenen faili meçhul cinayetlerin araştırılmasıyla ilgili olarak vermiş olduğumuz Meclis araştırma önergesinin lehinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bildiğiniz üzere, ülkemizde, özellikle 1990 yılından sonra işlenmeye başlanan ve siyasi nitelikli olduğu tespit edilen cinayetler vuku bulmuştur. Dönemin HEP il başkanı Vedat Aydın’ın 1991 yılında öldürülmesiyle başlayan siyasi cinayetlerin işlendiği süreçte sayısı binleri bulan yurttaşımız katledilmiştir. Bu süreçte, analar, babalar, kızlar, oğullar, eşler, her biri can parçası binlerce insanımız yitirilmiştir. Genç, yaşlı, çocuk gözetilmeksizin özellikle birçoğu Kürt kökenli olan binlerce yurttaşımız kaybedilmiş, birçoğunun kaybedilişinin ardından cesetlerine ulaşılmış ve binlercesinin akıbetinden de hâlâ haber alınabilmiş değildir. Sistemli olarak ve hedef gözeterek işlenen binlerce cinayet aydınlatılamamış ve faili meçhul cinayetler olarak adlandırılarak yakın ülke tarihimizde üzeri kapatılmaya çalışılan bir olgu olarak yerini almıştır.

Siyasi cinayetlerin ilk kurbanı olan değerli siyasetçi Vedat Aydın’a o ilk kurşun sıkan bulunamadı ve sonrasında her yıl ve hatta her gün daha da artarak binlerce insanımıza aynı kurşun sıkıldı. Aynı kurşun, insan hakları savunucularından aydınlara, gazetecilere, iş adamlarına, köylülere, gazete dağıtımcısı çocuklara ve nihayetinde evinin kapısının önünde beklemekten başka hiçbir suçu ve edimi bulunmayan on iki yaşında bir yürek olan Uğur Kaymaz’a sıkıldı.

Aynı kurşunun sahipleri binlerce insanımızı daha kaçırıp kaybettiler ve Parlamentomuzun değerli üyesi Mehmet Sincar’a da aynı güçler tarafından kurşunlar sıkıldı.

Görgü tanıkları hep aynı noktada birleşti: Kaçıranların resmî kimlikleri ve silahları vardı. Aynı eller tarafından işlenen cinayetlerden geriye kalan bedenler üzerinde bırakılan aynı işkencelerin izleriydi.

Tüm bunlar yaşanırken Susurluk’ta patlayan gerçeklik, bu insanlık trajedisinin organizatörlerine ilişkin bilgiler ortaya koydu.

Faili meçhul cinayetler, 1997 yılında, Başbakanlık Susurluk Raporu’na taşındı. Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkan Vekili Kutlu Savaş tarafından hazırlanan ve yalnızca bir kısmı kamuoyuna açıklanan raporda, JİTEM’in yapısı, Emniyet, MİT ve çeteleşme ilişkileri, Özgür Gündem gazetesinin bombalanması ve birçok faili meçhul cinayet ele alındı ancak derin devlet ya da kontrgerilla olarak kabul edilen sorumlular bizzat devlet tarafından alenen korumaya alındı.

Meclis bünyesinde kurulan Susurluk Araştırma Komisyonu da hiçbir sonuca vardırılmadı. Komisyonda adı geçen hiçbir asker hakkında herhangi bir soruşturma açılmadı. Komisyon, devlet sırrı gerekçesiyle, çoğunlukla, hiçbir devlet kurumundan bilgi alamadı. Susurluk Komisyonu, hazırlamış olduğu raporunda, cinayetlerin faillerinin yer aldığı bölümü sansürleyerek kamuoyundan gizledi.

Yine Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde kurulmuş olan Faili Meçhul Cinayetler Araştırma Komisyonu Raporu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca hasıraltı edildi. Nitekim, sonradan açıklamalarda bulunan Komisyon üyeleri, Komisyon çalışmalarının engellendiğini, bu nedenle de bir sonuca varamadıklarını ifade ettiler. Komisyon üyesi, dönemin Fazilet Partisi Bingöl Milletvekili Hüsamettin Korkutata, varlığı Genelkurmay tarafından inkâr edilen JİTEM’i yerinde incelediklerini, ciddi bilgilere ve canlı tanıklara ulaştıklarını ancak üzerlerinde korkunç bir baskının oluşturulduğunu belirtiyor. Bunun dışında, bilgi istedikleri hiçbir resmî kurumun ve ilgili kişilerin Komisyona bilgi vermediklerini ve bütün bunların yanında, dönemin Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk’un, kendilerine, askerî yetkilileri Komisyona çağırmamalarını söylediklerini ifade etmektedir. Dolayısıyla Meclis bu olayları yeterince araştıramamış, belli bir noktaya getirilen araştırmaların da önü devlet güçlerince tıkanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Şemdinli olayı yaşandığı zaman “Sonuna kadar gideceğiz.” diyen Başbakan, karar değiştirdi ve “Halk tanıklık yapamaz.” diyerek kendisi açısından bu dosyayı kapattı. İddianameyi hazırlayan savcı meslekten men edildi ve böylelikle adalet arayıcıları bir daha mahkûm olurken onlarca bombalamanın ve failleri aydınlatılamayan cinayetlerin üzeri tekrar örtüldü. Şemdinli olayını araştırmak için kurulan Meclis araştırma komisyonunun raporu da sümen altı edildi. Tamamlanmasının üzerinden yıllar geçmesine rağmen Meclis raporunun hâlâ matbaada basımı beklediği söylenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her şey çok açık bir şekilde ortadayken, olayları aydınlatacak onca veri elde edilmişken ne yargı ne Hükûmet ne de diğer devlet yetkilileri bu konuda görevlerini yerine getirmediler ve binlerce cinayetin faillerinin korunmasına devam edildi. Hrant Dink öldürüldü, onca delile ve tutuklu bulunan tetikçiye rağmen failleri hâlâ bulunamadı. Zirve Kitap evinde de yapılan katliamda deşifre olan polis-asker ilişkisinin üzerine gidilmedi. Sivas’ta 33 aydınımızın yakılmasından sorumlu tutulan kişilerin iadesi için devlet hâlâ ciddi bir çaba içerisine girememiştir. Faili meçhul bırakılan cinayetlerin tetikçilerinden olan birçok Hizbullah üyesi “af” adı altında serbest bırakıldı, Gazi katliamına katılan JİTEM üyeleri serbest bırakıldı. 1990 yılından sonra Kürtlerin yaşadığı coğrafyada binlerce cinayet ve kaybettirme olayı gerçekleştirildi. 1993 yılında Turgut Özal’ın ölümünün ardından Başbakan Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanı olması, DYP Genel Başkanlığına getirilen Tansu Çiller’in Başbakan olmasıyla beraber faili meçhul cinayetler Ankara, Adana ve İstanbul gibi batı şehirlerinde de işlenmeye başlandı. Bu dönemde itirafçılar, eski Ülkücüler, polis memurları ve mafyaya kadar uzanan bir çete ağı faaliyetlerine hız verildi. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller 93 yılında İstanbul Holiday Inn Oteli’nde yaptığı basın toplantısında “PKK’ye yardım eden Kürt iş adamlarının listesi elimizde. Bunlardan hesap soracağız.” diyerek Kürt iş adamlarını hedef tahtasına koymuş ve arkasından Kürt kökenli iş adamlarına yönelik faili meçhul cinayetler serisi başlamıştır. Bu dönemde daha birçok Kürt avukat, siyasetçi ve bürokrat öldürülmüştür. Kürt işverenler Kocaeli’ne bağlı olan Sapanca’da infaz edildiler ve bu dönemde Sapanca Alay Komutanlığını da şimdiki Ergenekon sanığı olan Veli Küçük yapmaktaydı.

Değerli milletvekilleri, bu cinayetlere ilişkin birçok delil ve beyan olmasına rağmen resmî merciler hiçbir girişimde bulunmamıştır. “Savaş Buldan’ın öldürülmesi devlet açısından yararlı bir olaydır.” diyerek olaydaki suçunu sahiplenen kişilerin beyanlarına rağmen, Mehmet Ağar “Bin operasyon düzenledim.” demesine rağmen hâlâ bu bin operasyonun ne olduğu ve kimlere yönelik olduğu öğrenilemedi. Bu bin operasyonda daha kaç cinayetin işlendiği ve kaç insanın kaybedildiği gerekli soruşturmalar yapılmadığından kimse tarafından bilinmedi. Faili meçhul cinayetlerin önlenmesi amacıyla yanına çıkan heyete “Fırat’ın kenarında kaybolan kuzunun hesabı benden sorulur.” diyen Süleyman Demirel, sorumlusu olduğu bu karanlık dönemin hesabını veremedi. “Devlet, devlet politikası olarak adam öldürür.” diyen Süleyman Demirel’e, “Devlet, adam öldürmek için değil, yurt taşlarını korumak için vardır. Bu durumda yasalarımıza göre suç işliyorsun, hesabını ver.” diyecek bir mahkeme bulunamadı. İşte en son Hüseyin Baybaşin bu cinayetlerin organizatörü olarak Süleyman Demirel’e işaret etti: “Kürt iş adamlarının isimlerinin yazılı olduğu ölüm listesini gördüm. Mehmet Ağar da Askerî Yargıtay eski Başkanı İlhan Şener de bu listenin Süleyman Demirel tarafından hazırlandığını ve infazları durdurmanın imkânsız olduğunu söylediler.” şeklinde beyanda bulundu. Ancak Süleyman Demirel susmaya devam ediyor ve hiçbir savcı bu iddiaları dikkate alıp harekete geçmiyor çünkü bizim ülkemiz adaleti sağlayacak bir iradeden mahrumdur ne yazık ki. Taş attı diye jet hızıyla yıllarca cezaya çarptırılan çocuklar var bu ülkede. İşlenmiş binlerce cinayetin zanlıları ise köşklerinde, çiftliklerinde kendilerine hiçbir zaman dokunulmayacağı düşüncesinin verdiği güvenle keyif sürmektedirler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepimiz bu karanlık dönemin tanığıyız, birçoğumuz ise bu dönemin hem tanığı hem mağduruyuz. Düşünsenize…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

39 konuşma daha · 10 Şubat 2010

39 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook