İçeriğe atla

24. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 27. BİRLEŞİM · SALI

2014 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı ile 2012 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı nedeniyle

Recep Tayyip Erdoğan

İstanbul Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 27. Birleşim · 4. yasama yılı · 10 Aralık 2013 · 1.874 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Recep Tayyip Erdoğan (AK Parti), 10 Aralık 2013 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 27. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2014 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2012 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI NEDENİYLE); konuşma 1.874 kelime.

Recep Tayyip Erdoğan (AK Parti, İstanbul). “2014 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı ile 2012 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı nedeniyle”. TBMM Genel Kurulu, 27. Birleşim tutanağı, 10 Aralık 2013. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/recep-tayyip-erdogan-24-2013-12-10-2014-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-ile-2012-yili-merkezi (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=27249

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; heyetinizi saygıyla selamlıyor, 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı görüşmelerinin ülkemiz, milletimiz, demokrasimiz ve ekonomimiz için hayırlı olmasını Allah’tan niyaz ediyorum.

2014 bütçe tasarısının hazırlanmasında emeği geçen Maliye Bakanlığımıza, Plan ve Bütçe Komisyonumuza, tüm bakan, milletvekili arkadaşlarımıza, bürokrat ve teknokratlarımıza şahsım, ülkem ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Yaklaşık on bir gün sürecek Genel Kurul müzakerelerinin her boyutuyla yapıcı olmasını, karşılıklı saygı, hoşgörü ve nezaket dairesinde ilerlemesini, ülkemiz için hayırlı neticelere vesile olmasını da gönülden arzu ediyorum.

Konuşmamın hemen başında, bugün açıklanan 2013 yılı üçüncü çeyrek büyüme rakamlarının ülkemize, milletimize, hayırlı olmasını diliyorum. Türkiye ekonomisi üçüncü çeyrekte beklentinin üstünde, yüzde 4,4 oranında büyüdü. İlk üç çeyrek büyüme ortalaması yüzde 4 oldu. Geriye dönük dört çeyreğe bakıldığında, Türkiye’nin millî geliri de 822 milyar dolara ulaştı. Dünyada durgunluk devam ederken, büyüme oranları son derece düşük seyrederken Türkiye ekonomisinin bu kadar yüksek bir büyüme performansı göstermesi, hiç kuşkusuz, milletimiz adına son derece sevindirici bir gelişme. Bu güzel neticenin elde edilmesinde emeği olan herkesi, işçi, memur, çiftçi, tüccar, sanayici, ihracatçı, her bir vatandaşımızı gönülden tebrik ediyor, kendilerine teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ hükûmetleri olarak bugüne kadar 11 bütçe hazırladık, başarıyla uyguladık ve bugün 12’nci bütçenin görüşmelerini yapıyoruz. Tek parti dönemlerinin ardından demokrasi tarihimizde ilk kez bir siyasi parti, yani AK PARTİ, kesintisiz olarak on bir yıl Hükûmet görevini üstlendi ve art arda 12 bütçe hazırladı. Böyle rekor bir süre hizmet etme görevinin milletimiz tarafından AK PARTİ hükûmetlerine tevdi edilmiş olması, hiç kuşkusuz, büyük bir onurdur, büyük bir bahtiyarlıktır. Ancak, bunun çok büyük bir sorumluluk anlamına geldiğini de biliyoruz. On bir yıl boyunca bu sorumluluğun gereğini yerine getirmenin gayreti içinde olduk. Milletimizin güvenini, teveccühünü boşa çıkarmadık.

On bir yıllık süre içinde 3 genel seçim, 2 mahallî seçim ve 2 halk oylaması yapıldı. Bu 7 seçimde de milletimizin huzuruna çıktık, hesabımızı verdik ve Allah’a hamdolsun milletimizden her seferinde tam not aldık.

Türkiye, çok uzun bir aranın ardından, AK PARTİ hükûmetleriyle istikrar ve güven ortamına kavuştu. On bir yıl boyunca tesis edilen bu istikrar ve güven ortamını muhafaza ederken bu fırsatı azami derecede değerlendirmenin, Türkiye’yi tarihî başarılarla buluşturmanın mücadelesi içinde olduk.

Türkiye on bir yıllık AK PARTİ hükûmetleri döneminde, sadece 2002 yılına göre değil, sadece 2001 ekonomik krizine göre değil, önceki tüm hükûmetlere nazaran çok başarılı bir performans sergilemiş, yapılanlara kat kat fazlasını eklemiş, ilklerle, rekorlarla tanışmıştır.

Geride bıraktığımız on bir yılın hem bize, yani Türkiye’ye hem dünyaya verdiği çok anlamlı, çok değerli bir mesaj var: Zemin sağlamsa, huzur varsa, istikrar varsa, güven ve güvenlik varsa, o zemin üzerinde ekonominin de istikrarla büyüdüğünü, refahın arttığını millet olarak hep birlikte müşahede ve tecrübe ettik.

Aslında biz bunu geçmişte 2 kez daha yaşadık. Merhum Menderes’in Başbakanlığı döneminde on yıllık güven ve istikrar zemininde Türkiye ekonomisi de istikrarla büyümüş, refah artmış, ülke güç kazanmıştı. Ardından 1983-1989 arasında, merhum Özal döneminde, sağlanan güven ve istikrar zemininde yine Türkiye büyük atılımlar gerçekleştirmişti. Tek parti dönemlerinde, koalisyon dönemlerinde, darbe süreçlerinde, siyasi istikrarsızlık dönemlerinde Türkiye ekonomisi kan kaybetmiş, güç kaybetmiş, Türkiye çok ağır bedeller ödemişti. Geçmişte yaşanan, bugün de AK PARTİ hükûmetleri döneminde on bir yıldır süren tecrübe gösteriyor ki Türkiye, sağlam bir zemine sahip olduğu müddetçe büyümeye, kalkınmaya, ilerlemeye devam edecektir. Demokrasi kurallarıyla işledikçe, millî irade tüm süreçlere egemen oldukça, Türkiye, önüne koyduğu her hedefe kolaylıkla ulaşacak, hedeflerini aşacak ve aynı şekilde büyümeyi sürdürecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada, bu salon içinde her birimiz milleti yani millî iradeyi temsil etmek gayesiyle bulunuyoruz. Bizim buradaki varlık sebebimiz, millî iradenin tecellisidir. Bu salon içinde çoğunluk da azınlık da millî iradenin eseridir. İktidar partisine mensup milletvekilleri de muhalefetin vekilleri de millî iradenin gereği olarak buradadır. Millî iradeyi korumak ve güçlendirmek -altını çizerek ifade ediyorum- sadece iktidar partisi vekillerinin değil, bu salondaki her vekilin birinci vazifesidir. Türkiye'nin her meselesinin müzakere edilmesi, istişare edilmesi, çözülmesi gereken zemin işte burasıdır. Türkiye'nin her meselesinde hem muhatap hem de çözüm aracı, bu salondaki vekiller ve onların arasından teşekkül etmiş hükûmettir. Bu salonun dışında, bu salondaki vekillerin dışında hiç kimse, hiçbir kurum, Allah’tan başka hiçbir güç, bu ülkeye ve bu millete istikamet veremez. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Hiçbir vekil, hiçbir siyasi parti millî iradeyi hedef alan, millî iradeyi, Meclis iradesini zayıflatmaya çalışan saldırılar karşısında kayıtsız kalamaz.

Bakın, geçmişte maalesef, bu salonun içinde kimi vekiller, kimi siyasi partiler millî iradeye ve Meclise yönelik saldırılara karşı dik durmamış, hatta zemin hazırlamış, hatta bu saldırıları alkışlamış, onaylamıştır. Millî irade ve Meclis iradesini yok sayan bir vekil ya da siyasi parti en başta kendisini inkâr etmiş olur. Şu noktanın da altını özellikle çiziyorum: Millî iradeye yönelik tehdit sadece düşmanlardan gelmez, millî iradeye yönelik tehdit sadece silahlı güçlerden gelmez; terör millî iradeye yönelik tehdittir, şiddet içeren eylemler millî iradeye yönelik tehdittir, sermaye eğer kendisini Meclis iradesinin üzerinde vehmediyorsa bu da millî iradeye tehdittir, medya kendisini Meclis iradesinin üzerinde görüyorsa bu da millî iradeye tehdittir, birtakım çeteler, birtakım karanlık örgütler, mafya yapılanmaları millî iradeye doğrudan doğruya tehdittir. İşte, bütün bu tehditlere karşı durması gereken sadece iktidar partisinin vekilleri değil, tüm vekiller, tüm siyasi partilerdir. Millet iradesine, milletin tercihlerine yönelik her saldırı, sadece iktidar partisini değil, Meclisin tamamını hedef alır. Eğer bir siyasi parti teröre karşı net tavır sergilemiyor, terörle arasına mesafe koymuyor, terörü açık şekilde kınayamıyorsa millî iradeyi, siyaseti, en önemlisi kendisini inkâr ediyor demektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Eğer bir siyasi parti şiddet içeren sokak eylemlerini aleni destekliyorsa, oradan medet umuyorsa, hatta kendi vekilleri polise taş atıyor, hakaret ediyorsa o siyasi parti, Meclisin, millî iradenin, siyasetin saygınlığını önemsemiyor demektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Eğer, kimi sermaye çevreleri, kimi medya kuruluşları çirkin ittifaklar eşliğinde Meclisi ve millî iradeyi hedef alıyor, muhalefet ve iktidar bu saldırılara karşı ortak tepki koymuyorsa millî irade yara alıyor demektir.

Vekillerin ve siyasi partilerin güçlerini aldıkları yer sadece ve sadece millettir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Vekillerin ve siyasi partilerin hesap verecekleri yegâne makam milletin ta kendisidir. Milletten değil de terörden, şiddet içeren sokak eylemlerinden, sermaye ve medyadan güç devşirmeye çalışanlar meşruiyetlerini kaybeder, millet ve tarih nezdinde mahcubiyet yaşarlar. Yakın tarihimiz bunun çok sayıda örneğine şahitlik etti. Sandık, hiçbir hatayı hesapsız bırakmadı. Elbette sivil toplum, medya, sokağın sesi demokrasilerde önemlidir. Ancak, eline silah alan ya da elindeki gücü silah gibi kullananlar demokrasiye fayda sağlamaz, zarar verirler. Mademki bu ülke 23 Nisan 1920’de millî iradenin hâkimiyeti üzerine bina edilmiştir, öyleyse millî iradenin dışında, fâni hiçbir güç tanınamaz.

Hükûmet olarak, on bir yıl boyunca, millî iradenin tam anlamıyla tecelli etmesi, güç kazanması, bütün süreçlere hâkim olması için çok samimi bir mücadele verdik. Her meselede hakem millet oldu. Her meselede yegâne karar verici millet oldu. Milletimize inandık, güvendik. Milletimizin her meselede en iyi kararı vereceğine itimat ettik ve her zaman milletimizle hareket ettik.

Türkiye, tıpkı 23 Nisan 1920’de olduğu gibi, askerî ve sivil tüm mercilerin üzerinde olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesiyle yoluna devam edecektir.

İZZET ÇETİN (Ankara)Yalandan kim ölmüş!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)Demokrasimiz ancak bu şekilde ileri standartlara ulaşabilir. Ekonomi ancak bu şekilde büyüyebilir. Türkiye’de sosyal barış, huzur, kardeşlik ancak bu şekilde tesis edilebilir.

Siyaset için milletin desteği yeterlidir, siyasetin başka hiçbir desteğe ihtiyacı yoktur. Meclis içinde de, dışında da artık herkes, her kesim bunu anlamalı ve kabullenmelidir. Türkiye’ye, terör, şiddet eylemleri, sermaye, medya, çeteler değil, yalnızca millet istikamet çizer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; terörün yaklaşık otuz yıldır Türkiye’de siyasete nasıl etki etmeye çalıştığını hepimiz gördük ve yaşadık. Şunu kabul etmeliyiz ki terörün siyaset üzerindeki etkisi, sadece terörden değil, bundan yarar sağlamaya çalışan siyasetçilerden de kaynaklanmıştır. Siyaset kurumu kimi zaman terörün siyaseti belirleme etkisine göz yummuş ve Türkiye bunun ağır bedellerini ödemiştir. Terörün gölgesinde siyaset yapmak, terör saldırılarını hükûmetler aleyhine kullanmak, şehit cenazelerini istismar etmek, zaman zaman terörü siyaset üzerinde güçlü bir etki hâline getirmiştir. Terör saldırıları karşısında hükûmetler zora düştüğünde, bu ülkede muhalefetin ellerini ovuşturduğu görülmüştür. Öte yandan, meselenin çözümü için otuz yıl boyunca ortak bir irade oluşturulmamıştır. Geçmişte hükûmetler terör karşısında risk almaktan kaçınır hâle gelmiş, cesaretle meselenin üzerine gidememiştir.

Biz, on bir yıl boyunca bu riskten hiçbir zaman kaçınmadık. Millî irade üzerinde, ekonomi üzerinde, demokrasi, sosyal barış ve kardeşlik üzerinde bir tehdit teşkil eden terör karşısında cesur ve kararlı bir duruş sergiledik. Meseleyi sadece güvenlik boyutuyla değil, ekonomik, sosyal, diplomatik boyutuyla ele aldık. Geldiğimiz noktada, Türkiye, birliğinden ve kardeşliğinden hiçbir taviz vermeden terörsüz bir ortam inşa etmeyi başarmıştır.

Bunun belli çevrelerde çok ciddi rahatsızlık oluşturduğunu görüyoruz. Terörün yeniden canlanması ve can alması için çok ciddi gayretlerin olduğunu görüyoruz. Bir yıldır devam eden huzur sürecini sabote etmek için özellikle bugünlerde tahriklerin devreye sokulduğunu çok iyi görüyor ve biliyoruz.

Çok ilginçtir, terör, otuz yıldır, hemen her seçim öncesinde, seçimleri etkilemek üzere ihale almıştır. 30 Mart seçimleri öncesinde terörü canlandırmak için ortaya konulan tahriklerin de böyle bir gayeye matuf olduğunu çok iyi anlıyoruz.

Buradan Türkiye Büyük Millet Meclisine ve aziz milletimize açık açık ilan ediyorum: Son günlerde sahnelenmek istenen tahrikler doğrudan doğruya milli iradeye yöneliktir, huzura yöneliktir, barışa yöneliktir, en önemlisi de seçim sürecini etkilemeye yöneliktir. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve millet bu saldırılar karşısında tek yürek olduğu takdirde bu tahrikler asla başarıya ulaşamayacaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Aziz milletimizi sağduyulu olmaya, dikkatli olmaya davet ediyorum. Özellikle Doğu ve Güneydoğu'da yaşayan vatandaşlarımızın, bir yıldır devam eden huzur iklimini sabote etmeye yönelik bu kışkırtmalara karşı uyanık olmalarını rica ediyorum.

Bakınız, şu son bir yıl içinde, Türkiye genelinde olduğu gibi Doğu ve Güneydoğu illerimizde de çok farklı bir atmosfer oluştu. Bölgede ticaret canlandı, turizm canlandı, bölgede yatırımlar hız kazandı. İnsanlar köylerine dönmeye, mezralarına çıkmaya, yıllardır gidemedikleri dağlara, yaylalara gitmeye başladı. Askerimiz, polisimiz, düğünlerde vatandaşın sevincine, cenazelerde acısına eşlik etmeye başladı. Bölgeye yatırımcılar gelmeye, bölgeye Türkiye'nin her tarafından turistler, ziyaretçiler gelmeye, bölgeyle tanışmaya, kucaklaşmaya başladı.

Bugün, bunların ötesinde, bir yıldır anneler, babalar oğullarının şehadet haberini, ölüm haberini almadı. Vatanından ayrı kalan, önce devlet, ardından terör korkusuyla vatan hasretiyle yanıp tutuşan sanatçılar “ağlama” diyerek insanların umutlanmasına vesile oldular. Bu umudu kırmaya, bu heyecanı köreltmeye, kara, kışa rağmen bölgede ve Türkiye'de yaşanan bahar havasını tehdit etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Bu bahar havasına kastedenler tarih önünde hesap veremezler. Bu bahar havasının tehdit edilmesi karşısında susanlar, ellerini ovuşturanlar, sevinenler, tarih ve millet karşısında hesap veremezler. Bugün “Hükümet kaybetsin, iktidar partisi kaybetsin.” diyerek terörün yeniden can almasına göz yumanlar, sessiz kalanlar vicdanlarıyla yüzleşemez, aynada yüzlerine bakamazlar.

Burada açık açık bir kez daha söylüyorum: Yeter ki bir damla kan akmasın, yeter ki annelerin bir damla gözyaşı toprağa düşmesin, yeter ki millet kazansın, Türkiye kazansın; biz kaybetmeye razıyız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Millet bizden bu meseleyi çözmemizi istiyor. Hiçbir taviz vermeyeceğiz, milletin başını öne eğdirecek hiçbir adım atmayacağız. Ama, burada Anayasa’ya uygun hareket edeceğine dair yemin edip ondan sonra “Biz bu Anayasa’yı tanımıyoruz.” demenin anlaşılır hiçbir yanı yok.

Şehitlerimizin ruhlarını incitecek hiçbir girişimin içinde olmayacağız.

Biz, 2001 yılında, Afyonkarahisar'dan yola çıktığımızda dört tane kırmızı çizgimizi açıkladık: “Tek millet” dedik, “tek bayrak” dedik, “tek vatan” dedik, “tek devlet” dedik. Biz yola böyle çıktık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli)Adı, milletin adı?

TANJU ÖZCAN (Bolu)Milletin adı ne, milletin?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)Ve millet anlayışımız Türkiye’deki tüm etnik unsurları kapsar, hepsini kucaklarız; millet tanımı zaten budur.

İki: “Tek bayrak” dedik. Bayrağımızın rengi –kıskananlar varsa öğrensin- şehidimizin kanıdır; hilal, bağımsızlığımızın ifadesidir; yıldız, o da şehidimizin sembolüdür.

ERKAN AKÇAY (Manisa)Ne bayrağı? Söyle bir, söyle.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)Öğrenmiyorsan bil! Türk Bayrağı tabii ki, ne bayrağı olacak! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

19 konuşma daha · 10 Aralık 2013

19 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook