İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 38. BİRLEŞİM · CUMA

2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)

Reşat Doğru

Tokat Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 38. Birleşim · 3. yasama yılı · 26 Aralık 2008 · 1.296 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Reşat Doğru (MHP), 26 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 1.296 kelime.

Reşat Doğru (MHP, Tokat). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim tutanağı, 26 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/resat-dogru-23-2008-12-26-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim-3 (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MHP GRUBU ADINA REŞAT DOĞRU (Tokat)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2009 Yılı Bütçe Kanun Tasarısı’nın Dördüncü Kısım “Çeşitli Hükümler” bölümü 25’inci madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce Cizre’deki hain saldırıda şehit düşen askerlerimize Cenabıhak’tan rahmet, yaralı askerlerimize acil şifa, milletimize sabır ve başsağlığı diliyorum.

Türkiye’nin üye olduğu uluslararası kuruluşlara bakınca, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliğinden tutun da İslam Kalkınma Örgütü, Dünya Ticaret Örgütü, Karadeniz Ülkeleri Ekonomik İşbirliği Teşkilatı gibi ekonomik ve siyasal örgütler yanında, NATO gibi askerî örgütler, UEFA, FIFA gibi spor alanındaki örgütlenmeler olmak üzere dünyadaki bir çok kuruluşu görürüz.

Ülkemizin bu tür kuruluşlara üye olması, dünya üzerindeki konumumuz açısından önemli bir göstergedir. Tabii bu kuruluşlara üye olduğumuz için bir çoğuna da ciddi oranda para ödüyor ve üyeliğimizi devam ettiriyoruz.

Ülkemiz 1 Temmuz 1875 yılında Dünya Posta Birliğine, 1911 yılında Uluslararası Olimpiyat Komitesine, 24 Ekim 1945'te Bileşmiş Milletlere üye olmuştur.

Devletlerin üye olduğu kuruluşlar yanında belediyeler de çeşitli uluslararası kuruluşlara üye olmuşlardır. Bazılarının üyelikleri de onlarcadır. Bunların yanında bazı genel müdürlükler de uluslararası kuruluşlara üye olmuşlardır. Mesela, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, Avrupa Orta Vadeli Hava Tahminleri Merkezine üyedir.

Kurulan kuruluşların hepsinin bir kuruluş hikâyesi ve hedefi vardır. Örneğin, Birleşmiş Milletler Teşkilatı, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 20’nci yüzyılın ilk yarısında yaşanan ve insanlığa acılar yaşatan savaşların tekrarını önlemek ve uluslararası güvenliği koruma amacı ile kurulmuştur. Ülkemiz de 191 üyeli bu kuruluşa 1948 yılında üye olmuştur.

Bu kuruluşların devletler arasında iş birliğinden tutun da barışın korunmasına kadar görevler yapması tüzüklerinde yazılmıştır. Ancak şu anda Irak yanıyor. 1,5 milyon insan Amerika Birleşik Devletleri işgalinden dolayı ölmüş durumdadır. Bunların içerisinde Türkler de yoğunluk içerisindedir. Afganistan yıkılıyor. Kafkaslar, Balkanlar, Orta Doğu’da yangın var. Acaba bu kuruluşun görevlerini tam olarak yaptığını söyleyebilir miyiz?

Tarihte bir kaç devletin kontrolünde, istedikleri kararları çıkartan, istedikleri ülkelere saldırtan, istedikleri yaptırımları yapan durumdan kurtulduklarını, tarafsızlık içerisinde olduklarını söylemek mümkün müdür?

Bugün, dünyanın birçok yerinde kan akıyor, haksızlıklar almış başını gidiyor. Bunlar ne yapıyorlar? Özellikle konu Türkler olunca hiçbir devletin kılı kıpırdamıyor. Azerbaycan’da Hocalı’da 1990’lı yıllarda katliam yapıldı. Türklerin bir günde yüzlercesi öldürüldü, 1 milyon insan kaçkın duruma geldi. Evini barkını, tarlasını bırakıp zorla göç ettirildiler. Şu anda Azerbaycan’ın birçok yerinde bu insanlar maalesef perişan bir şekilde yaşam mücadelesi veriyorlar. Ancak bir de bakıyorsunuz ki Birleşmiş Milletler Teşkilatı olsun veyahut da çeşitli sivil toplum kuruluşları olsun bu insanlara ne gözlerle bakıyorlar ne de onlarla ilgili çeşitli kararların alınması noktasında bir girişimde bulunuyorlar.

Tarihe bakmış olduğumuz zaman, tarihte Kırım’daki, Ahıska’daki durum da bunlardan farklı değildir. Doğu Türkistan’da yaşananları ise artık dünyada bilmeyen kalmamıştır. Çin, nükleer denemeleri Türkler üzerinde yapmıştır. Sakat doğumlar her gün farklı bir şekilde karşımıza çıkıyor ve bir noktada da Türklerin soyuna da bir saldırı olmuş olduğunu burada görüyoruz. Konu Türkler olduğu zaman hiçbir uluslararası kuruluştan ses çıkmıyor ve seyirci kalınıyor, bazen sadece bir kınamayla geçiştirilmiş olduğunu da görüyoruz.

İkinci olarak, NATO Teşkilatı İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kuruldu. Bu esnada dünyada var olan iki kutuptan birinde yer almak gerekiyordu, ülkemiz de Batı’yı, NATO’yu seçti. Bu kuruluşun amacı, üye devletleri silahlı bir saldırı karşısında korumaktır. Bunun için de NATO devletleri arasında ortak bir savunma anlayışı geliştirmiş, her ülke de ciddi manada buna katılım payı olarak para ödemiştir. Yani biz üzerimize düşen görevi fazlasıyla yapıyoruz. Ülkemiz Büyük Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh.” sözüne sadık kalarak barışın yanında yer almış ve taahhüdünü yerine getirmek için gerekirse Kore’ye asker göndermiş, Afganistan’a, Kosova’ya, Lübnan’a da barış için asker ve para göndermiştir.

Peki, bizim ülke olarak sormamız gerekmiyor mu? Türkiye’ye bir komşu ülkeden PKK terör örgütü tarafından saldırı yapılıyor. Neden bütün üye devletler buraya ülkemizi korumak için asker göndermiyor, yardım yapmıyor? Yardımı bırakın, PKK örgütünü, katilleri destekliyor, maddi ve manevi yardım yapmış olduklarını da görüyoruz. Hatta bazı ülkelerin de koruma içerisine almış olduklarını da görüyoruz.

Artık ülke olarak bu kuruluşları sorgulayıp bize ne kadar faydası oluyor diye düşünmemiz gerekmiyor mu? Daha neyi bekleyeceğiz? Ülkemizin birliğine, dirliğine, kardeşliğine “demokraside gelişim” adı altında saldırıyorlar, saldıranları himaye etmiyorlar mı?

Yine üçüncü olarak, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü’nden bahsedeceğim. Bu örgüt, Karadeniz’de kıyısı bulunan ve denizlerden ekonomik olarak yararlanan ülkeler arasında, Türkiye’nin girişimi ile iş birliğini geliştirmek için kurulmuştur. Türkiye, Arnavutluk, Azerbaycan, Bulgaristan, Ermenistan, Gürcistan, Moldova ve Rusya kuruluşta yer aldıktan sonra Yunanistan da bu birliğe katılmıştır.

Yunanistan, Karadeniz ile bir bağlantısının olmamasına rağmen Batı’nın baskısıyla bu birliğe katıldı. Şimdi, sormak gerekmez mi, neden bu birliğe katıldı ve bu birlikte neredeyiz? Ne tür hizmetler yapılıyor? Daha nasıl iyi bir şekilde iş birliği yapabiliriz? Bunları tartışmamız gerekmiyor mu?

Sayın milletvekilleri, ülkemiz, 17 Temmuz 1998’de Uluslararası Ceza Mahkemesine üye olmuştur. “Uluslararası toplumu yakından ilgilendiren soykırım suçları, insanlığa karşı işlenen suçlar, savaş suçları ve saldırı suçlarını işleyen kişiler üzerinde yargı yetkisine sahiptir. Bu ceza mahkemesi yetkisi içerisinde taraf devlet veya özel bir anlaşma ile başka bir devlet toprakları üzerinde yerine getirir.” deniliyor. Acaba bu yetkiler, Türkiye Cumhuriyeti ve Türkler için ne kadar kullanıldı ve kullanılmaktadır? Ülkeler birbirleriyle ticari ve ekonomik ilişkileri artırdıkça bu tür uluslararası örgütlenmeler de hızla artmaktadır. Türkiye’miz, özellikle 1980’li yıllarda girdiği dışa açılma politikasının sonucu olarak bu tür kuruluşlara üye olma girişimini de artırmış bulunuyor, ancak bu kuruluşlara hazine olarak ve üye olan kuruluşlarımız olarak ne kadar para ödüyoruz, bunun da açıklanması gerekiyor. Buradan Hükûmet yetkililerine soruyorum: Hepsini bilmeyebilirler ancak şu anda, bazı önemli, üye olduğumuz kuruluşlara ne kadar para ödüyoruz? Kamuoyu olarak bunu öğrenmek istiyoruz.

Görüştüğümüz bu 25’inci madde genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçe idareleri tarafından üye olunan uluslararası kuruluşlar ile ilgilidir. Maliye Bakanlığı tarafından izne tabi olması, üyelik aidatı olarak verilen miktarın tespitinde faydası olacağı kanaatindeyim.

Sayın milletvekilleri, dünyadaki etkinliği hızla artan sivil toplum kuruluşları, Türkiye’nin Avrupa Birliğine tam üyeliği yolunda geldiği müzakere aşamasında ülkemiz için daha büyük bir önem kazanmıştır. Bu süreçte sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelerek şemsiye kuruluşlar oluşturma yoluyla etkinliklerini artırma girişimleri yoğunlaşmıştır. Ülkemizdeki kuruluşlar dış ülkelerdeki benzer kuruluşlarla iş birliği içerisindedir. Özellikle son yıllarda bunu açık bir şekilde görüyoruz. Ülkemizdeki birtakım vakıflar ve dernekler yurt dışındaki ülkemizin lehinde veyahut aleyhinde bulunan birtakım kuruluşlarla iş birliği içerisindedir. Bunların açık bir şekilde bir “şemsiye” adı altında toplanmakta olduğunun da görüntüsü içerisindeyiz.

Avrupa ve Amerika’dan sonra ülkemizde somut bir güç hâline gelen, yasama, yürütme, yargı ve medyadan sonra beşinci güç olarak toplumsal yapıdaki yerini alan sivil toplum kuruluşları, devlet ve ekonomi sektörünün yanında üçüncü bir sektör olarak meşruiyet kazanmaya başlamıştır. Bu durumda, İslam dünyasında, Avrupa Birliği şemsiyesi altındaki kuruluşlar dikkatle takip edilmesi gerekir duruma da gelmiş durumdadırlar. Yani, onların çalışmalarını yakinen takip etmek ve gerektiği zaman da onlara gerekli cevabı vermek mecburiyetinde olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Sivil toplum kuruluşlarının önemi küçümsenemez ama hiçbir kimsenin, hiçbir kuruluşun bu milletin değerlerine, birlik ve beraberliğine karşı faaliyetlerde bulunması da kabul edilemez. Bu ülkenin 21’inci yüzyılda lider ülke olması tarihî sorumluluk olarak mutlaka gerçekleşmelidir.

Teslimiyetçi politikalarla, “sat kurtul, ver kurtul” politikalarıyla büyük devlet olunmaz. Büyük devlet, kararlı duruş sergileyerek kendi öz değerlerimize sahip çıkarak olunacaktır. Balkanlar, Orta Doğu, Orta Asya, Kafkaslar lider ülke Türkiye’yi bekliyor. Bu da Türk milliyetçilerinin hedefi ve beklentisidir. Bu hedefin mutlaka gerçekleşmesi gerekir çünkü Balkanlarda barışın olması, Orta Asya’da barışın olması, Orta Doğu’da barışın olması, Kafkaslarda barışın olması güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti devletinin, lider ülke Türkiye'nin olmasından geçmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun.

REŞAT DOĞRU (Devamla)Bunu da zaten dış güçler anlamış olduğu için Türkiye’mizde oyun üzerine oyun tezgâhlıyorlar. Oyunlar öyle bir duruma geliyor ki Türk milletinin millî birlik ve beraberliğinin bozulmasından tutun da her türlü değerlerine saldırı şeklindedir. Bu çatı altında da bazen bunlarla karşılaşıyoruz ama şurası unutulmamalıdır ki 70 milyonun hepsi kardeştir. 70 milyon insanımız kimlerin kendisine ihanet ettiğini, kimlerin millî birlik ve beraberliğini bozduğunu yakından takip ediyor ama ben inanıyorum ki 70 milyonumuz geçmişte de -tarihin her döneminde olduğu gibi- zor dönemlerden çıkmasını bilmiş ve bilecektir. İnanıyorum ki lider ülke Türkiye mutlaka kurulacaktır.

Bu bütçenin ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyor, yüce Meclisimizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

103 konuşma daha · 26 Aralık 2008

103 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook