Grup önerisi
Tokat Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 130. Birleşim · 4. yasama yılı · 7 Temmuz 2010 · 1.258 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Reşat Doğru (MHP), 7 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 130. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GRUP ÖNERİSİ); konuşma 1.258 kelime.
Reşat Doğru (MHP, Tokat). “Grup önerisi”. TBMM Genel Kurulu, 130. Birleşim tutanağı, 7 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/resat-dogru-23-2010-07-07-grup-onerisi (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
REŞAT DOĞRU (Tokat)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tütün üreticileri ve Tekel çalışanları, yani yaprak tütün işçileriyle ilgili vermiş olduğumuz önerge konusunda söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Ülkemizde tütün, sosyal, ekonomik ve politik olarak en fazla tartışılan ürünlerin başında gelmektedir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla birlikte Reji İdaresi satın alınarak devlet tekeli oluşturulmuş ve tütün politikaları belirlenmiştir.
Türkiye'nin ekolojik koşullarına uygun nitelikte bir ürün olan tütün dört yüz yıldır Anadolu topraklarında yetiştirilmektedir. Türk tütünü, genelde kıraç, fakir topraklarda yetiştirilmekte, bu topraklardan yüksek gelir getiren ürün çeşitlerinin başında gelmektedir.
Ülkemizde aile tarımı şeklinde yetiştirilmekte olan tütün, ihracat, istihdam ve devlet gelirleri açısından da önemli bir üründür. “Şark tipi tütün” olarak bilinen Türk tütünleri, nefaseti ve kokusu ile dünya piyasalarında marka olmuş ve sigara harmanlarının aranan çeşitleri arasına girmiştir.
Tütünün Türkiye'nin tarımsal ürünler dış ticaretinde önemli bir yeri bulunmaktadır. Her yıl önemli miktarlarda tütün ihraç edilmekte, Türkiye'nin genel ihracat gelirlerine önemli katkılar sağlamaktadır.
Ülkemizde son yıllarda izlenen tütün politikalarındaki yanlışlar tütün üretimini önemli ölçüde geriletmiştir. 2002 yılında 381 bin olan üretici sayısı 2007 yılı itibarıyla 222 bine, 151.853 ton olan üretim 62.771 tona düşmüştür. Bölgeler itibarıyla incelendiğinde, Ege Bölgesi'nde 2003 yılında 193 bin olan tütün üreticisi sayısı 70 binlere kadar düşmüştür.
Ülkemizde tütün üretimi ile bağlantılı olan girdi fiyatlarında yıldan yıla önemli oranda artışlar varken, son yıllarda özellikle düşük döviz kuruna bağlı olarak tütün satış fiyatları neredeyse sabit kalmıştır. Bu durum üreticilerin tütün tarımından çekilmesine sebep olmaktadır. Üreticilerimizin aile işletmeciliğine dayanan tütün üretiminden çekilmesiyle birlikte işsizlik artmakta ve büyük kentlerimize göçler olmaktadır çünkü aynı topraklarda tütünden elde edilen gelir başka ürünlerden elde edilememektedir.
Bugün büyük kentlerimizde baş gösteren asayişsizliğin temelinde yatan olguların bir tanesinin de göç olayları olduğu dikkate alındığında, tütün üretiminin ülkemiz için önemi bir kat daha artmaktadır.
Uzun yıllardan beridir ülkemizin en önemli tarımsal üretim kaynaklarından birisidir tütün. Tokat ili Erbaa ilçesinde “sarı elmas” ismi de takılmış olan bu ürün maalesef tamamen yok olmakta ve çiftçi de küstürülmektedir. Yetişmiş olduğu kıraç, susuz arazilerde diğer ürünlerden tütün kadar gelir elde edilemez. Tütün ekimiyle arazinin atıl vaziyetten kurtulması sağlanmakta ve ekonomik katkı elde edilmektedir. Şu anda bu durumdaki araziler ya boş bir vaziyette bekletilmekte ya da sırf boş kalmasın diyerek ekilmekte ve düşük verimli ürünler alınmaktadır. Bu, aynı zamanda arazilerin erozyon tehdidine de açık olması anlamına gelmektedir.
Yüz elli yıldan daha uzun bir süredir dünyanın en kaliteli tütün üretimi yapılan ülkemizde üreticiler, devletin yanlış politikaları neticesinde yabancı tütün üreticileri ve sigara kartellerine yenilmiştir. Sonuç olarak sigara fabrikaları satılmış, üretici özel sektörün insafına terk edilmiştir. Gerek Tokat’ta gerekse ülkemizin birçok yerinde sigara fabrikaları atıl bir vaziyette beklemektedir. Sigaranın ham maddesi tamamen yurt dışından gelmekte, burada paketlenip satılmaktadır. Artık ülkemizde sadece ismi yerli olan bir iki marka -ülke genelinde çok tutulduğu için- dışında bütün markalar yabancı olmuştur. Bu durumda yabancı şirketler parayı ülkemizden kazanmakta, vergiyi de kendi ülkelerine yatırmaktadırlar.
Bu yıl tütün üreticileri kilosu 2,5-3 liradan tütün satıyorlar. Geçen yıl 7 lira olan fiyatlar, bu sene yarının da altına maalesef düşmüştür. Çiftçi yaptığı işten zarar etmekte, çoluk çocuğu da aç kalmaktadır. Batılı kartellerin istedikleri maalesef olmuştur. Çiftçi gitgide küstürülmekte, tütün üretimi tamamen yok edilmektedir. AKP İktidarı bunun hesabını vermelidir. “Sigara fabrikaları kapatılmayacak, işçiler mağdur olmayacak, işçiler mağdur edilmeyecek.” diyenler tam tersini uygulamış, fabrikalar kapatılmış, işçiler de maalesef mağdur edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, çiftçilerimizin de, işçilerimizin de mağdur olmaması için tütün konusu Hükûmetçe tekrar gözden geçirilmeli, üretim konusunda yeni kararlar alınmalıdır. Bu yapılamaz ise üretim tamamen sona erecek, çiftçimiz önemli bir geçim kaynağını, ülkemiz de önemli bir ihraç ürününü kaybedecektir.
Sayın milletvekilleri, bütün bunlara ilave olarak bir de sigara fabrikalarında çalışan işçilerin durumu var ki bu daha vahim bir olay olarak karşımıza çıkmış ve ülkemizin gündemine oturmuştur. Ülkemize en büyük katma değeri sağlayan kuruluşlardan biri olan sigara fabrikaları, hepimizin bildiği gibi, “özelleştirme” adı altında satılarak faaliyetleri durdurulmuştur. Bu durum ülkemizde ticari, sosyal ve ekonomik anlamda yeni mağdurlar ortaya çıkarmıştır. Bunların en önemli mağdurları bu fabrikalarda çalışan işçiler olmuştur. Özelleştirilen veya kapatılan kamu iktisadi teşebbüslerinde işçi olarak çalışanlardan emekliliği dolmamış olanlar, 2004/7898 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’yla 657 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesi (c) fıkrası kapsamında başka kamu kuruluşlarına geçici personel statüsüyle yerleştirilmektedir.
Bu statüde olup emekli olanların haricinde, şu an sayıları 8.700’e kadar düşen 4/C çalışanlarının gerek sendikal haklar gerekse çalıştığı kurumun takdiriyle aldığı ikramiyeleri ortadan kalkmış, sosyal hakları da ellerinden alınmıştır. Gönderildikleri kurumlarda verilen işleri yaparken, gittikleri bu yerlerde kendileriyle aynı işi yapan kişinin aldığı ücretin yarısını almakta, bir mali yılda on ay çalıştırılıp iki ay çıkış verilmektedir. Hâl böyle olunca aldıkları yıllık ücret daha da azalmakta, asgari ücretin de altına düşmektedir.
Ücret almadıkları, alamadıkları dönem içinde geçimlerini temin edemeyen ve borçlanmak zorunda kalan 4/C’lilerin biriken borçları ücret aldıkları ayları da ipotek altına almaktadır. Gelirlerin düşmesi nedeniyle mağdurların çocukları üniversite eğitimlerini dondurarak eğitimlerine ara vermişlerdir. Dört ay içinde en fazla iki gün ücretli hastalık izni alabilen 4/C’lilerin kelimenin tam anlamıyla hasta olmaları bile maalesef yasaklanmıştır.
Kurumlar özelleştirildiğinde devlet, 657’ye tabi personeli yatay geçiş hakkı tanıyarak mağduriyetten kurtarıyor. Aynı şartlarda çalışan SSK’ya tabi personelin böyle bir hakkı bulunmadığından bu insanlar mağdur ediliyor. 4/C ile kamuda görev veriliyor ancak ücret ve sosyal haklar yönünden çok büyük ayrımcılığa uğruyorlar. Bu da kamudaki iş barışını maalesef bozmaktadır.
Tüm bu sıkıntılardan kurtulmak ve insanca yaşamak için haklarını aramaya çalışan işçiler, Ankara’da hem AKP genel merkezinin önünde hem de Kızılay’da güvenlik güçlerinin saldırısına maruz kalmışlardır. Kızılay’da Abdi İpekçi Parkı’nda orantısız güç kullanılarak meydanda toplanan işçiler, su ve biber gazıyla dağıtılmaya çalışılmışlardır. Aynı tabloyu, içinde bulunduğumuz hafta içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmekte olan 10 işçi üzerinde de görmüş bulunuyoruz. 10 tane işçi Türkiye Büyük Millet Meclisine kendi haklarıyla ilgili konuşmalar yapmak için gelmişler, maalesef 50-60 tane polisin etrafında, kordon içerisinde kontrol altında tutulma durumuyla karşı karşıya kalmışlardır.
Geçmişte, ağır kış şartlarında ülkemizin dört bir yanından gelerek çocuklarının ekmek parasını kurtarmaya çalışan insanlar, diğer özelleştirme kapsamı dâhilinde uygulanan yöntemlerin kendilerine de uygulanmasını istiyorlar. Bu haklı taleplerine destek için yanlarında bulunan milletvekilleri de işçilere uygulanan su ve biber gazından kurtulamamışlardır. Demokrasinin bir gereği olarak hak arayan bu insanların taleplerini yetkililere anlatırken tatsız olaylara meydan vermemek, halkla devleti karşı karşıya getirmemek için milletvekilleri ve bizler onların yanında bulunuyorduk. Gerek işçilerimize gerekse milletvekillerimize, bizlere yapılan bu eylemin demokrasi ve insan haklarıyla bağdaşır bir tarafı maalesef bulunmamıştır. Gece gündüz demeden yıllarca bu ülkeye hizmet eden işçilerimize yapılanlar Habur’dan dönenlere bile yapılmamıştır. İşte AKP İktidarının, işte bu Hükûmetin ülkesine hizmet edene verdiği değer budur. İnsanlarımız o soğuklarda sersefil meydanlarda kalmışlardır.
Şu anda Tekel işçileri son maaşlarını 1 Ekim 2010 tarihinde alacaklar. Anayasa Mahkemesi 4/C’nin iptaliyle ilgili kararını açıklamadığından işçilerin son durumları belli değildir. 8.700 işçi psikolojileri bozuk bir şekilde AKP Hükûmetinin vereceği kararı beklemektedirler. Tüm bu işçilerimizle beraber çocukları, aileleri, anne ve babaları büyük sıkıntı içerisindedir. Hükûmetin bu işçilere yaptığı zulmün hesabını kim verecek değerli arkadaşlar? Hükûmet, yasayla yapması gereken düzenlemeden maalesef kaçmaktadır. Danıştay Daireler Kurulu 4/C’nin Anayasa’ya aykırı olduğuna ittifakla karar vermiştir. Tekel işçileri 1 Ekime kadar ya 4/C’yi kabul edecekler ya da bu tarihten sonra maalesef işsiz kalacaklardır. Tüm bunlar Tekel işçilerini psikolojik ve sosyal yönden etkilerken, devlete olan saygıyı, yöneticilere olan güveni de zaafa uğratmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Doğru, konuşmanızı tamamlayınız.
REŞAT DOĞRU (Devamla)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
İçine düştükleri geçim sıkıntısı nedeniyle aile düzenleri ve ruh sağlıkları bozulan mağdurlardan son üç yılda maalesef 10 kişi intihar etmiştir.
Tekel işçilerimizin çalıştıkları yerlerde konum ve statülerinin yeniden belirlenerek günün koşullarında eşit işe eşit ücret verilmesi ve yılda on iki ay çalıştırılmaları, sağlık güvencelerinin bir zemine oturtulması, hastalık izinlerinin yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Bu hem sosyal devlet olmanın bir gereği hem de anayasal bir zorunluluktur.
Araştırma önergemize Meclisin “evet” diyeceğini umuyor, yüce Meclisi en derin saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
64 konuşma daha · 7 Temmuz 2010