2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında
Tokat Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 32. Birleşim · 5. yasama yılı · 14 Aralık 2010 · 1.110 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Reşat Doğru (MHP), 14 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA); konuşma 1.110 kelime.
Reşat Doğru (MHP, Tokat). “2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim tutanağı, 14 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/resat-dogru-23-2010-12-14-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA REŞAT DOĞRU (Tokat)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı, Diyanet İşleri Başkanlığı, TİKA ile Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere huzurunuzdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerimin başında, Kerkük Türklerinin çok değerli insanı Abdurrahman Kızılay’ı rahmetle, minnetle anıyorum, kendisine ve ailesine Allah’tan rahmet diliyorum. Kendisinin dünya Türklüğüne çok büyük hizmetleri olmuştur.
Sayın milletvekilleri, Atatürk tarafından, 1924 yılında, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere kurulan Diyanet İşleri Başkanlığımız, ülkemizin ve milletimizin bölünmez bütünlüğünü sağlamada görevli önemli bir kurumumuzdur. 80 bin cami, 10 bin Kur’an kursu, 100 bini aşkın personeli ile büyük bir kuruluş olan Diyanetin siyaset üstü, baskı kabul etmeyen durumda çalışması gerekmektedir ancak hiç de böyle değildir.
Bakınız, yıllardan beri beklenen teşkilat kanunu, ortak mutabakat zemini varken, muhalefetin verdiği önergelerin hiçbirisi kabul edilmeyerek, eksiklikleriyle kanunlaşmıştır yani önemli bir fırsat kaçırılmıştır. Örneğin, din hizmetleri sınıfında çalışan dört yıllık dinî yüksekokul mezunları 3000 ek gösterge alırken, aynı işi yapan diğer dört yıllık okul mezunları 2000 ek gösterge almaktadırlar. Ayrıca, 4/B personelinin ek ödeme ve ek ders ücreti almamaları da adaletsiz bir durumu ortaya koymuştur.
Diyanet nerede ise iktidarın yandaş sendikaları tarafından yönetilmektedir. Siyasi telefonla, idareciler eliyle bizzat başka sendika mensuplarına baskı yapılmakta, sendika değiştirmeleri için ise zorlanmaktadırlar. Bunların bir örneğini Niğde ilinde yaşamış bulunuyoruz. Niğde İl Müftülüğünde veri hazırlama ve kontrol işletmeni sınavını kazanan bir memurun ataması AKP ve yandaş sendika tarafından engellenmiştir. Memura baskı yapılmış, daha sonra memur sendikasını değiştirince bu atama gerçekleştirilmiştir. Sizce bu durum doğru mudur?
Diğer bir örnek: Nevşehir Türk Diyanet Sen İl Temsilcisi Ahmet Doğan’ın, Şube Yönetim Kurulu Üyesi Osman Berkbilek‘le beraber başına gelenleri şöyle söylemek gerekir: Sendikal faaliyetleri sonucu bu arkadaşlar hakarete uğramışlar, daha sonra sicilleri bozulmuş ve tayinleri çıkarılmıştır, hatta tayinleri sonrasında cemaatle bile vedalaşmadan başka bir yere gönderilmişlerdir. On yılını dolduran müftüler yer değiştirirken, şimdi de cemaatle işi olmayan müdür ve memurlar yer değiştiriyor, bunu da anlayamıyoruz. Camiye, din adamlarımıza siyaset bulaşmamalıdır; adil, eşit, tarafsız şekilde hizmet yapılmalıdır.
Sayın milletvekilleri, AKP İktidarında Belediye İmar Kanunu’nda yapılan değişiklikle “Gereken yerlere cami yapılır.” ibaresi kaldırılıp “…ibadethaneler yapılır.” cümlesi konulmuştur. Bu değişiklik sonrasında, ülkemizde, başta büyük şehirler olmak üzere, yüzlerce ev kilisesi açılmıştır. Böylece misyonerler ülkemizde cirit atmaya devam etmekte ve köylere kadar uzanan faaliyetlere girmektedirler. Bu konuda halkımızın ve özellikle Diyanet İşleri Başkanlığımızın çok duyarlı olması gerekmektedir. Halkımız Trabzon Sümela Manastırı’nın ve Van Akdamar Kilisesi’nin açılmasını ve ayin izni verilmesini de kabul etmemektedir.
Sayın milletvekilleri, 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla ülkemiz dışında yeni Türk devletleri ortaya çıktı. Bu durum Türk dünyasında büyük bir değişimin ve atılımın olabileceği umudunu getirdi. “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne” tabiri çok heyecanlı bir söylem olsa bile, Türk dünyasında beklenen umudun kolay bir şekilde gerçekleşmeyeceğini de kısa bir zaman içerisinde belirtti. Yaklaşık yirmi yıllık süre değerlendirildiğinde görülecektir ki buralarda neler değişmiş, beklenen kalkınma, gelişmede nerelere gelinmiş, halkın beklentileri ne olmuştur? Ancak sevinmemiz gereken odur ki devletlerin bağımsızlıkları devam etmekte, ileriki yıllara ise emniyetli bir şekilde bakmaktadırlar.
Sayın milletvekilleri, bu zamana kadar geçen bağımsızlık süresi ülkelerin hayatında çok uzun süre sayılmaz. Bağımsızlığın ilk yıllarından itibaren, Türk dünyasına, AKP İktidarına kadar çok önemli hizmetler yapılmıştır. Ekonomik, sosyal ve siyasi ilişkiler geliştirilmiş, 1,3 milyar dolar Eximbank kredisi açılmıştır. TİKA, Büyük Öğrenci Projesi, Manas ve Ahmet Yesevi Üniversitesi gibi, çok önemli yüzlerce proje gerçekleştirilmiştir. Geçmiş olan yirmi yıllık sürenin neredeyse yarısı AKP İktidarında yaşanmıştır. AKP İktidarı, birinci iktidar dönemi sonuna kadar bu dünyayı hiç görmemiş, tamamen yok saymıştır, ancak 2007’den sonra, Avrupa Birliğinden dışlanma neticesinde buralara döner gibi olmuştur ancak ciddi ve uygulanabilir bir proje yapılmamıştır, yapılanlar da ağır aksak şekilde devam etmektedir.
Türk cumhuriyetlerindeki insanların sosyal durumuna bakılınca, yüzde 80-90’ının çok fakir, binde 1’inin zengin, yüzde 10-15’inin normal yaşam seviyesinde olduğunu görürsünüz. Bu durum -kitlesel fakirlik- ülke içinde ve ülkeler arasında sosyal ve siyasal çatışmaların yaşanmasına sebep olmaktadır. Bu durum radikal ideolojilerin beslenmesine dolayısıyla ülke içi istikrarsızlığa da neden olmaktadır.
Türkiye, bağımsızlığın ilk yıllarında heyecanlı ve duygusal ilişkileri terk etmiş ama geçmişte gücünün ötesinde yaptığı vaatlerden dolayı da büyük sıkıntılar çekmektedir. Ayrıca, Çin, İran, Rusya, ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinin gözü de maalesef buralarda olup Türkiye Cumhuriyeti’nin başarısızlığını beklemektedirler. Öyleyse, Türkiye Cumhuriyeti devletinin Orta Asya devletleriyle çok sıkı bir iş birliğine girmesi gerekmektedir. Türkiye'nin Avrupa Birliği dışı alternatifleri olduğu kabul edilmelidir. Bu da Türk cumhuriyetleriyle birlikte olunmak ve ciddi adımların karşılıklı atılmasıyla olacaktır.
Türk dış politikası Batı’ya bağımlılıktan tamamen kurtarılmalı, lider ülke Türkiye temelleri mutlaka atılmalıdır. Bunun için de Türkiye Cumhuriyeti ile Türk cumhuriyetleri devletleri arasında güven bozucu her şeyden kaçınılmalıdır.
Bugün Azerbaycan-Türkiye Cumhuriyeti ilişkileri maalesef bozulmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin Ermenistan’la ilişkileri Türk devletleri tarafından yakın takip edilmektedir. Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti ile Kıbrıs ilişkileri de yakın takip edilmektedir.
Sayın milletvekilleri, Ermenistan işgal ettiği Azeri topraklarından derhâl çekilmeli ve ondan sonra ikili ilişkiler başlatılmalıdır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devleti yaşamalıdır. Her iki ülkeyle ilişkilerdeki zafiyet Türk dünyasını bize kaybettirecektir. Özbekistan’la ilişkiler bir türlü normalleştirilememiştir. Bizler Orta Asya’nın ve Türk milletinin en önemli ülkesi olan bu ülkeden vazgeçemeyiz. Kazakistan ve Türkmenistan ile ilişkiler aksatılmadan devam etmelidir. Kırım Türkleri, Ahıska Türkleri, AKP İktidarında unutulmuştur. Kırım Türklerine bin konut TİKA marifetiyle alınmış ancak AKP 5 bin konutluk projeyi bile yürütememiş, yürütmemiştir. Ahıska Türklerine, Gürcistan Ahılkelek bölgesine geri dönüş için destek olunmamıştır. Ahıska Türklerine, Kırım Türklerine yapılanlara benzer destekler verilmeliydi.
Irak’ta ABD işgaliyle beraber 1 milyon Müslüman insan katledilmiştir. Bunlar içerisinde binlerce Irak Türkü vardır. Kerkük, Musul, Telafer gibi yerlere Peşmergeler saldırmışlar ve demografik yapıyı da bozmuşlardır. Türkler zorla göç ettirilmişlerdir ancak Türkiye'nin kırmızı çizgileri askerin başına çuval geçirmeyle bitirilmiştir.
Sayın milletvekilleri, Türk dünyasına baktığımız zaman öncelikle yapılması gereken en önemli işimizin ortak dil sorununun çözülmesi olduğunu görmek mecburiyetindeyiz. Atatürk, Türkiye’ye her lehçe ve şivede uygun, basit ve sağlam bir alfabe kazandırmıştır. Bütün Türk toplulukları aynı alfabeyi kullanırsa Türkler, Araplar gibi konuşma dilinde anlaşamasalar bile yazı dilinde anlaşabilirler. Böylece dil ve fikir birliğine kavuşarak aralarında iş birliği gerçekleştirilebilir.
Türk dünyası için tek bir dil merkezi kurulmalıdır. Sonrasında Türk kültür merkezleri kurularak ortaklıklar birer birer ortaya çıkmalıdır. Türk dünyası üzerinde yapılan araştırmalar artırılarak TİKA, Dış Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı daha aktif hâle getirilmelidir. TİKA, Kurulduğu günden itibaren çok önemli görevler yapmıştır ancak son yıllarda bir eksen değişikliği, kayması da göstermektedir. Kuruluş amacı dışına AKP İktidarı zamanında çıkarılmış ve Afrika başta olmak üzere çok farklı yerlere dağılmıştır. Hâlbuki yeni kurulan Türk devletleriyle ilişkiler istenilen seviyeye çıkmamış olup daha yapılacak birçok iş bulunmaktadır. Türk dünyasında TİKA’nın üzerine düşen birçok görev ve sorumluluklar vardır. Bunlar dururken başka coğrafyalara fazlasıyla açılmak doğru değildir. Dışişleri Bakanlığının yapacağı görevler TİKA’ya yaptırılmaya çalışılmaktadır. Bu, kuruluş amacına ters düşmektedir.
Yeni kurulan Dış Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığına süratle destek olunmalıdır, güzel bir mekân içerisinde faaliyetlere kadrosunu da kurarak devam etmelidir. Her geçen zaman ülkemiz ve Türk dünyası aleyhine işlemektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
89 konuşma daha · 14 Aralık 2010