Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu Teklifi münasebetiyle
Mersin Milletvekili · Halkların Demokratik Partisi
Genel Kurul, 84. Birleşim · 5. yasama yılı · 22 Nisan 2022 · 1.016 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Rıdvan Turan (Halkların Demokratik Partisi), 22 Nisan 2022 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu Teklifi münasebetiyle); konuşma 1.016 kelime.
Rıdvan Turan (Halkların Demokratik Partisi, Mersin). “Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu Teklifi münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim tutanağı, 22 Nisan 2022. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ridvan-turan-27-2022-04-22-spor-kulupleri-ve-spor-federasyonlari-kanunu-teklifi-munasebetiyle (erişim: 29 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=106750
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)HDP GRUBU ADINA RIDVAN TURAN (Mersin)Sayın Başkan, değerli vekiller ve ekran karşısındaki kıymetli halkımız; ikinci bölüm üzerine söz aldım.
Başlarken şunu ifade edeyim: Bu teklif bir bütün olarak son derece teknik ve sporun toplumsal boyutundan soyutlanarak ele alındığı bir teklif olmuş. İhtiyacımızın olduğu açık yani bu alanı yeniden yapılandırmak için bir kanun teklifine ihtiyaç var, bu hiç tartışmasız. Ancak bu teklif içerisinde son derece futbol merkezli bir açılımın olduğunu görüyoruz. Milyonlarca kadının, sporla uğraştığı hâlde adının geçmemesi bir başka defekti; ırkçılığa, kadın düşmanlığına karşı bir tedbir önermiyor olması başka bir sorun; özerk yapıların merkezîleşmeye yönlendirilmesi bir başka problem; en önemlisi de tabii, toplumsal bağlamından kopartılmış ve son derece teknik tedbirlere indirgenmiş bir niteliğe sahip.
Aslında teklif futbol üzerine kurulmuş ama kanımca, naçizane, yanlış kurulmuş çünkü son kırk senede -aslında İkinci Dünya Savaşı'ndan başlayarak söylemek mümkün ama- futbolda topun şekli haricinde her şey olağanüstü bir dönüşüme uğradı, dolayısıyla meseleyi statik bir biçimde ele alacağımıza, bu değişimi ve dönüşümü değerlendiren bir analize ihtiyaç var. Bu nedir, kısaca ifade etmek istiyorum. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra esasen eğlence ve dayanışma temelli olan kulüpler giderek ticari bir firma hüviyeti kazanmaya başladılar ama özellikle 1970’ler itibarıyla futbol bir meta hâline dönüştü ama meta olması şu anla kıyaslanabilecek düzeyde bir metalaşma yine de değildi çünkü futbol bir meta olarak stadyumda üretilen ve orada tüketilen bir niteliğe sahipti. Ancak 1990’larla birlikte, dijital platformların gelişmesiyle birlikte yine stadyumda üretilen ama eş anlamı dünyanın her tarafında tüketilen bir meta niteliğini aldı. Bu “meta” kavramını özellikle kullanıyorum ve hazzetmediğimi de ifade etmek istiyorum.
2000’li yıllarda ise metalaşmakla birlikte endüstriyel bir muhteva kazanmış olan futbol, 2000’li yıllar itibarıyla finansal bir nitelik kazandı yani endüstriyelleşmenin bir adım daha ötesinde finansal bir içeriğe sahip oldu. Bu nasıl oldu? Futbol zaten üzerinden kâr elde edilen bir niteliğe kavuşmuş ve metalaşmıştı. Bununla birlikte, ilerleyen dönemde artık takımlar, kulüpler finansal enstrümanları kullanmaya başladılar, tahvil ihraç etmeye başladılar, bono kullanmaya, bono çıkarmaya başladılar, halka arza başladılar ve sermaye piyasalarına girmeye başladılar. Ve bu son yirmi yılda bu finansallaşmanın etkisini çok görüyoruz. Bunu neden söylüyorum? Bunu söylememin sebebi şu arkadaşlar: Bu finansallaşmayla birlikte, UEFA'ya üye olan 55 tane ülkenin olduğu düşünülürse özellikle 5 ülke, Avrupa'daki 5 ülke aslan payını almaya başladı; İngiltere, Fransa, Almanya, İspanya ve İtalya. Finansallaşmanın en tepesinde olan bu ligler merkez ligleri oluştururken bunların dışında kalan ligler yani 50 ülkenin ligleri ise perifer ligler hâline geldiler. Ve bu -nerede finansal yoğunlaşma varsa orada yoğun bir sömürü vardır aslında- perifer liglerden merkez liglere doğru kas gücü göçü, para göçü büyük bir yoğunlukla devam etti. Yani aslında burada, 5 büyük ligin temsilcisi UEFA'nın bu sistemin bekçisi, bir finans firması olarak görev gördüğü bu durumda UEFA –bakın, UEFA'yı bir sportif yapılanma olarak nitelendirmiyorum- sportif bir yapı olmasının çok daha ötesinde bu 5 ligin tepede yer almasını sağlayan bir finansal aktöre dönüştü. Milyar euroluk banka hesapları olan ve milyarlarca euroyu dağıtan bir niteliğe sahip.
Aslında biz ne yapmaya çalışıyoruz biliyor musunuz? Bu hiyerarşik sisteme, yapıya itiraz etmeye değil, “Bunun dışında başka bir alternatif futbol, alternatif spor mümkündür.” demeye değil; bu hiyerarşik yapılanmanın bir benzerini Türkiye'de kurmaya çalışıyoruz. Ne yazık ki bu teklif de bu verili durumu ortadan kaldırmıyor, devam ediyor.
Şimdi, artık, öyle bir hâle geldi ki, çevre liglerden birinin Avrupa'da kupa kazanması -ne bileyim- bir işçinin çalışarak patron olması kadar zor bir hâle geldi ne yazık ki ve bizim kronik sorunumuz olan borçlanmanın da geri planında bu var. Yani bizim kulüplerimiz biraz öküze benzemeye çalışan kurbağa gibi, gelişmeye, daha iyi futbolcu almaya, daha iyi altyapıya parayı ancak borçlanarak bulabiliyor çünkü bu bir sömürü sistemi, yukarıdan aşağı, UEFA'nın bekçiliğini yaptığı bir sömürü sistemi ve bizim gibi ülkelerin takımlarına da borçlanmak dışında başka bir finansal araç kalmış durumda değil ne yazık ki.
Şimdi, hâl böyle olunca, insan düşünüyor; ya, bu UEFA normalde herkese eşit mesafede olması gereken bir kurumken… Şimdi, düşünün; herkes Barcelona-Real Madrid maçını izlemek ister çünkü bu maç olduğunda, UEFA oradan olağanüstü paralar kazanır. Bu arada, okurken dikkatimi çekti; Monaco-Porto maçı şu ana kadar en az izlenen Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası maçıymış. Ya, buradan söylemek istediğim şey şu: Kurulmuş olan bu saadet zincirinin, 5 ligle temsil edilen ve UEFA'nın da başında olduğu sistemin bir benzerini Türkiye'de 4 büyüklerle ya da 5 kulüple tekrarlamaya çalışmak ve futbolu daha finansal bir niteliğe kavuşturmaya çalışmak Türkiye futbolunun derdine derman olabilecek bir şey ne yazık ki değil.
Bu süreç içerisinde taraftar da değişti. Bakın, taraftar, giden, keyif alandı; sonrasında ne oldu? Finansal ağlarla takımına bağlı olan oldu. Forma almakla başlayan iş, şimdi, kredi kartlarını kullanmaya kadar geldi, yani aslında taraftar bir nevi müşteri oldu. Futbolcu ne oldu? Futbolcu, işin başında, günün başında bir tür futbol işçisiydi, şimdi ise bir popstara dönüştü. Sahi, bir futbolcu ne üretir? Yani “Eğlence üretir.” denilebilir ama en fazla ideoloji üretir, iktidarların sahip olduğu, devletlerin sahip olduğu ideolojiyi üretir. Bunu bugün için söylemiyorum; bakın, Pinochet’in futbola yaptığı atfın, Franco’nun futbola yaptığı atfın yani “Halkımı yüz binlik beşiklerde uyutuyorum.” demesinin, Portekizli Salazar’ın “Futbol, ‘fiesta’, ‘fado’yla eğliyorum.” demesinin geri planındaki futbol atıflarının hemen tümü, futbolun ne yazık ki geniş kitleler nezdinde, emekçiler nezdinde evine ekmek götüremeyenlerin uyuşturulduğu bir mekanizmaya dönüştüğünü gösteriyor endüstriyel ve finansal futbolun geldiği nokta itibarıyla.
Dolayısıyla artık sahada fiziksel temasa, aslında bir tür savaşa dayalı bir spor organizasyonu görüyoruz. Bakın, dünyanın en büyük palavrası, sporun, futbolun barışı doğuracağıdır. Böyle bir şey yok; finansallaşmanın bu kadar yoğunlaştığı yerde, futbolda başarının “savaş” “muharebe” kavramlarıyla anlatıldığı yerde, futbolun bu kadar kadın cinsini aşağılayan sloganlarla, taraftarlık mantalitesiyle ve ruhuyla yoğurulduğu bir yerde sporun ve futbolun -ayrı bir kategori olarak söylüyorum- barış getirebilmesi falan ne yazık ki mümkün değil. Günün sonunda da tabii ki bu, artık böyle, başta son derece taraf olma, ardından yoğun bir aidiyet hissetme, savaşa hazırlanma, kutsallara dayalı örgütlenme ve neticesinde de eril dilin çok yoğun olarak kullanıldığı bir sektör hâline geldi, dayandı.
Peki, ne olacak? Yani şimdi, hâl bu, hâl bu. Yukarıda bir organizasyon var, bizim gibi ülkeler de gücü başka bir şeye yetmediği için bu organizasyona tabi olmayı doğru politika zannediyor. Yani futbolda da böyle, Türkiye’nin geçmişte IMF’yle kurduğu ilişki, Avrupa Birliğiyle kurmaya çalıştığı ilişki, Dünya Bankasıyla kurduğu ilişki, uluslararası sermaye çevreleriyle kurmaya çalıştığı ilişki de böyle.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
67 konuşma daha · 22 Nisan 2022