Türk borçlar kanunu tasarısı hakkında (s.s.321)
Ordu Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 13. Birleşim · 4. yasama yılı · 4 Kasım 2009 · 1.275 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Rıdvan Yalçın (MHP), 4 Kasım 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK BORÇLAR KANUNU TASARISI HAKKINDA (S.S.321)); konuşma 1.275 kelime.
Rıdvan Yalçın (MHP, Ordu). “Türk borçlar kanunu tasarısı hakkında (s.s.321)”. TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim tutanağı, 4 Kasım 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ridvan-yalcin-23-2009-11-04-turk-borclar-kanunu-tasarisi-hakkinda-s-s-321 (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA RIDVAN YALÇIN (Ordu)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 321 sıra sayılı Türk Borçlar Kanunu Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Meclis Grubu adına söz almış bulunuyorum, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, üzerinde konuşacağım bölüm, tasarının 31 ve 60’ıncı maddelerinden oluşan kısmına ilişkindir. Maddeler üzerinde değerlendirmeler yapacağım gibi genel değerlendirmeler de yapmaya çalışacağım. Öncelikle belirtmeliyim ki tasarının geneli üzerinde yapılan konuşmalar ve özellikle Sayın Faruk Bal’ın isabetle ifade ettiği üzere yürürlükteki yasada gerekli tadilatları yapmak yerine tümden yürürlükten kaldırılarak seksen üç yıllık oluşmuş birikimi sıfırlamak doğru değildir.
Yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu 1926 yılında yasalaşmış, bugüne kadar da eksiklerine rağmen başarıyla uygulanmıştır. Daha önce görüşülen kapsamlı temel kanunlar için de ifade ettiğimiz üzere, oluşmuş borçlar hukuku birikimini, içtihat birikimini, doktriner birikimi işe yaramaz hâle getirmek, tarihî bir binayı aslına uygun restore etmek yerine komple yıkıp yeni bina yapmak anlamına gelmektedir ki bu isabetli olmadığı gibi işlevsel de değildir. Bu kanun tasarısı geçecekse de mevcut Yasa’nın numarası ve tarihi mutlaka muhafaza edilmelidir. Bu anlamda kanun tasarısı genel sistematiği çok bozmasa da madde numaralarının değiştirilmesi uygulayıcılar, hukuk eğitimi alanlar ve verenler, kanundan etkilenecek olanlar bakımından ciddi sakıncalar doğuracağı gibi, bugüne kadar bu kanunla ilgili basılmış bütün eserleri de değersiz hâle getirecektir. Madde numaralarının değiştirilmesinin sakıncaları Türk Ceza Kanunu ve Türk Medeni Kanunu tecrübelerinde yaşanmıştır. Bu durum yargılama süresinin uzamasına, zaman bakımından uygulamada önemli sorunlar yaşanmasına neden olmaktadır. Burada amaç bütün büyük temel kanunlarda yapıldığı gibi cumhuriyetin kuruluş hatıralarını incitmek değilse, geleneklerine bağlı ve saygılı her meclis gibi bu yüce Meclis de madde numaralarının sayı ve tarih numarasının muhafazasını başarmalıdır. Bunun dünyada başarılı örnekleri bulunmaktadır. Farklı yöntemlerle sistematik korunabilmektedir. Kaldı ki maddeler ve gerekçeler incelendiğinde önemli değişikliklerin yüzde 10’lara bile tekabül etmediği görülecektir. Örneğin, benim üzerinde konuştuğum 30 maddenin 21’inde sadece doğruluğu tartışılır dil sadeleştirmesi yapıldığı, kalan maddelerde ise kısmi değişiklik yapıldığı yukarıda belirttiğimiz görüşleri teyit etmektedir. İktidar partisinin tercih ettiği bu yöntem nedeniyle, mutlaka yapılması gerekli değişikliklerin de yapılamayarak geciktiği, bu durumun ülkemiz ve insanımız aleyhine olduğunu da hatırlatmak isterim.
Sayın milletvekilleri, genel gerekçede belirtildiği üzere tasarı sekiz yıllık bir çalışmanın ürünüdür. Özellikle Bilim Kurulunun önemli emekleri bulunmaktadır. Tasarıya bilim çevrelerinden tenkit ve katkılar da yansımıştır. Tasarının son şeklinin belirlenmesinde Bakanlık bürokrasisi, Sayın Komisyon Başkanı ve üyelerinin emek ve katkılarını da unutmamak gerekir.
Üzerinde konuştuğum bölüm içerisinde önem arz eden değişiklikler 55 ve 60’ıncı maddelerde yapılmıştır. Mevcut Kanun’da 47’nci maddede manevi tazminat sadece cismani zarara düçar olan kimseye verilebilecekken bu maddenin tasarıda karşılığı olan 55’inci maddede ağır bedensel zarar doğması hâlinde zarar görenin yakınlarına da tazminat verilebilecek şekilde kapsam genişletilmiştir.
Mevcut Kanun’un 47’nci maddesinde manevi tazminat bakımdan sadece ölenin ailesi hak sahibi olabiliyorken yeni düzenlemede “yakınları” tabiri kullanılarak zarara uğrayan ya da ölen kişiyle düzenli ve yoğun bir ilişkinin varlığı hâlinde tazminata hak kazanılacağı benimsenmiştir. Bu düzenleme magazinel boyutuyla eleştirilse de önemli bir eksiklik giderilmiş, kapsam çağdaş yaklaşımlara göre genişletilmiş olmaktadır.
Tasarının mevcut Kanun’daki 49’uncu maddeye karşılık gelen 57’nci maddesinde ise kısmi değişiklik öngörülmektedir. Bilim çevrelerinde madde başlığındaki “zedelenme” tabirinin Medeni Kanun’a uyumlu olmadığı, bunun yerine “ihlal” ya da “saldırı” tabirlerinin daha yerleşik olduğu belirtilmektedir. Bu maddede mevcut Kanun’da yer alan tazminat miktarının tayininde tarafların sıfatı, makamı, sosyal ve ekonomik durumlarının dikkate alınacağı, madde metninden, eşitlik ilkesine aykırılık görülmesi, bu hususların belirtilmesinin gereksizliği gerekçeleriyle çıkartılmıştır. Ancak 55’inci maddede belirtilen ölüm ya da ağır bedensel zarar hâllerinde yakınların da manevi tazminat talep edebilme olanağı bu madde için düşünülmemiştir. Oysa uygulamada bir kişinin kişilik haklarının ihlal edilmesinden yakınları ve özellikle aile bireylerinin en az zarar gören kadar etkilendiği görülmektedir. 55’inci maddede yapılan reform bu maddede de yapılırsa daha anlamlı olacaktır.
Tasarının 60’ıncı maddesinde önemli bir değişiklik öngörülmektedir. Düzenlemeyle öncelikle ikili teselsül sistemi terk edilerek bir bütün olarak aynı hükümlere tabi tutulmuştur. Ancak maddedeki esas önemli değişiklik ikinci fıkrada öngörülen müteselsil sorumluların yükümlü tutulacakları miktar bakımından getirilen yeniliktir. İlk bakışta zarar görenlerin aleyhineymiş gibi algılansa da uygulamada kendi uhdesindeki tazminattan ödemekle kurtulmak isteyen ancak tazminatın tamamını ödemeden teselsül sorumluluktan kurtulunulamadığı için bunu yapamayan borçlular olduğundan çoğu kez alacaklılar da mevcut durumdan zarar görmekteydi. Bu maddeyle hem borçlular hem alacaklılar tarafından gerekli önemli bir değişiklik yapılmış bulunmaktadır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; maddeler üzerinde daha fazla teknik ayrıntıya girmeyi Genel Kurul çalışma mantığıyla çok bağdaştırmıyorum. Borçlar Kanunu, modern bir ülkede ihtiyaç duyulan kişi hürriyetini, sözleşme hürriyetini, hukuki işlem ve eylemlerde hak ve borçları düzenleyen önemli bir temel kanundur. Ancak çağdaş dünyayla benzer kanunlar yapmak, hatta dünyadaki en iyi kanunu yazıp kanunlaştırmak fiilen içselleştirilmediği sürece, devletinizi modern yapmayacağı gibi, milletinizi de mutlu kılmaya yetmemektedir.
Eğer sizin ülkenizde taksitle satışa ilişkin ne kadar ayrıntılı düzenleme yaparsanız yapın, yaşlı ya da cahil insanlar “Çekilişten hediye çıktı.” gibi kandırmacalarla değersiz bir mal karşılığı senet imzalatılıp iade hakkını kullanmak istediğinde ulaşılamayan bir telefon, olmayan bir adres ile karşılaşıyorsa kanununuz bir işe yaramıyor demektir.
Sizin ülkenizde temsil kurumu ne kadar güzel düzenlenirse düzenlensin, boğaz tokluğuna, muhtaç insanlara şirketler kurduruluyor, çekler imzalatılıyor, insanlar dolandırılıyorken, bunları yaptıranlar çarptığı paraların keyfini sürerken, alacaklı giden malına yanarken, mahkemelerle, vergi dairesiyle ceza tehdidiyle uğraşan kullanılan garibanın çığlığı duyulmuyorsa sizin hukukunuz çare üretmiyor demektir.
Siz “ifa” yı, “itfa”yı ne kadar güzel yazarsanız yazın, ülkenizde ödeme aracı olan çek vade aracına dönüşmüşse ve sayısız insan alacağını alamazken sayısız insan da cezaevinde bulunuyor ve hukukunuz dolandırıcı ile iyi niyetli borçlular arasında ayrım koyamıyorsa modern devlet olamamışsınız demektir.
Siz istediğiniz kadar başarılı ödünç sözleşmesi belirleyin, eğer sizin ülkenizde yoksul köylü ancak tefeci tüccardan açık senet karşılığı avans alabiliyor ve hayatı boyu ödese de senedini alamıyor, borcu bir türlü bitmiyorsa, sizin ülkenizde ekmeğe muhtaç işçi daha işe girdiği gün atıldığında üzerinde “Bütün haklarımı aldım, işvereni ibra ederim.” yazacak boş bir kâğıda imza atmak zorunda kalıyorsa, sizin ülkenizde maaşlar bankadan ödenecek diye kanun çıkarıp asgari ücret kadar bankadan ödeyip üzerinin elden ödenmesine ve dolayısıyla tazminatlarının düşük kalmasına ses çıkarılmıyorsa, siz hizmet akdini çok çağdaş düzenlemiş olabilir, açığa atılan imzanın üzerinde yazılanı muteber kabul ederek belki modern dünya ile uyumlu bir kanun da yapmış olabilirsiniz ancak ülke gerçeklerini görmemiş, ah edenleri duymamış olursunuz.
Eğer ülkenizde bir malın satış fiyatı “Fatura alacak mısınız?” diye sorulup cevabına göre değişiyorsa haksız rekabeti yasaklamanız anlamlı olabilir mi?
Sizin ülkenizde neredeyse bütün işletmeler bir gayriresmî bir resmî defter tutmak durumundaysa, sizin ülkenizde Çalışma Bakanı Meclis kürsüsünden kaçak istihdam oranının yüzde 50 olduğunu belirtiyorsa, nasıl serbest rekabetten, sözleşme hürriyetinden, iradelerin özgür buluşmasından bahsedebilirsiniz?
Sizin ülkenizde belediye şirketleri belediye ihalesine girebiliyor ve birkaç ayarlı firma dışında talepli çıkmıyorsa ve taşeronlaşmaya mecbur bırakılmış bir özel sektörünüz varsa nasıl düzenden bahsedebilirsiniz?
Sizin Başbakanınız bir yayın kuruluşuna boykot emrediyor ve yayın kuruluşları haksız, devasa cezalara muhatap oluyorsa “Özel hukukun anayasasını yapıyoruz.” lafınızın ne anlamı kalır?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Yalçın, konuşmanızı tamamlayınız.
RIDVAN YALÇIN (Devamla)Kamu kurumlarında özelleştirilmiş hizmetlerde insanınız hangi firmaya, kimin firmasında çalıştığını dahi bilemiyorsa siz nasıl özgür iradelerle kurulmuş bir sözleşmeden bahsedebilirsiniz?
Sizin ülkenizde kamu görevlisine giyim yardımının nereden alacağı dikte ediliyorsa, promosyon parasını kendi rızası dışında birileri kullanıyorsa, kamu ihalesi verilenlere nereden mal tedarik edeceği dikte ediliyorsa, kimi çalıştıracağı tembihleniyorsa, müteşebbise kime reklam vereceği, kime vermeyeceği referans oluyorsa gelin, sözleşme serbestisinden, özgür iradelerin buluşmasından bahsedin, bakalım inanan bulabilecek misiniz?
Sizin ülkenizde insanlar mecburen böbreklerini satıyor, müşteri bulabiliyorsa ve hastanelerinizde normal bir operasyon kolaylığında bu işlemler yapılabiliyorsa acaba sizin kanununuzdaki satış sözleşmesinin bu dramı neresinde aramak gerekir diye düşünmek bile istemiyorum.
Sayın milletvekilleri, örnekler çoğaltılabilir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
RIDVAN YALÇIN (Devamla)Bitiriyorum Sayın Başkan.
Görünen odur ki ülkemizin eksiği kanun yapmak değil, her alanda adil, dürüst, şeffaf bir yönetim anlayışını sağlamak ve rekabetçi ekonomik ortamın istismarını önlemek iradesini ortaya koymak olmalıdır. Bu konuda devri iktidarınızın iyi sınav vermediği bütün kamuoyunun bilincindedir, bilgisindedir. Dilerim, bu kanun işaret ettiğim konularda da bazı yeniliklerin önünü açar ümidiyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
58 konuşma daha · 4 Kasım 2009