Anayasa mahkemesinin kuruluşu ve yargılama usülleri hakkında (s.s.696)
Ordu Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 82. Birleşim · 5. yasama yılı · 24 Mart 2011 · 1.087 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Rıdvan Yalçın (MHP), 24 Mart 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ANAYASA MAHKEMESİNİN KURULUŞU VE YARGILAMA USÜLLERİ HAKKINDA (S.S.696)); konuşma 1.087 kelime.
Rıdvan Yalçın (MHP, Ordu). “Anayasa mahkemesinin kuruluşu ve yargılama usülleri hakkında (s.s.696)”. TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim tutanağı, 24 Mart 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ridvan-yalcin-23-2011-03-24-anayasa-mahkemesinin-kurulusu-ve-yargilama-usulleri-hakkinda-s-s-696 (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA RIDVAN YALÇIN (Ordu)Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan 696 sıra sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın üçüncü bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Meclis Grubu adına söz almış bulunuyorum. Konuşmamın başında yüce Meclisin değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, üzerinde konuştuğum bölüm daha ziyade Anayasa Mahkemesinin kuruluşunda mali hükümleri içeren bir bölümdür. Bu kürsüde üç gündür mali hükümler çerçevesinde Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyelerine bu kanunda birtakım özel imtiyazlar tanındığına ilişkin ifadeler kullanıldı. Ben, böyle bir yakıştırmayı hiçbir hâkime, hele Anayasa Mahkemesi gibi bir yüksek yargı organı hâkimlerine konduramıyorum. Onun için böyle bir değerlendirme içerisinde bulunmayacağım ama keşke en azından böyle bir kuruluş kanunu içerisinde olmak yerine bu husus başka bir kanunda değerlendirilmiş olsaydı daha zarif olabilirdi diye düşünüyorum.
Değerli milletvekilleri, tabii, tasarının siyasi yönü etraflıca konuşuldu, ben de biraz sonra siyasi tarafıyla ilgili değerlendirmeler yapacağım ama öncelikle üzerinde konuştuğum bölümde önemsediğim, hukuki anlamda da önemsediğim iki maddeyi sizlerin, Sayın Bakanın ve Genel Kurulun takdirine sunmayı arzu ediyorum. Keşke Hükûmet sırasında Sayın Çiçek oturuyor olsaydı belki…
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara)Buradayım Sayın Yalçın.
RIDVAN YALÇIN (Devamla)Burada mısınız efendim, tamam efendim.
Şimdi, Sayın Bakanım, önce şunu belirtmek istiyorum: Bu 66’ncı maddede “mahkeme kararları” diye başlayan bir bölüm var. Şimdi, daha önceki Anayasa Mahkemesi Kanunu’nda da şimdi görüştüğümüz tasarıda da düzenlenmemiş bir alan var, o da Anayasa Mahkemesinin yürütmeyi durdurma kararları verip veremeyeceği meselesi açıkta kalmış bir konu. Daha önce uygulamada gelişip uygulanmıştı. Zaman zaman anayasal bir yetkiye dayanmadığı eleştirileri yapılsa bile yürütmeyi durdurma müessesesinin ne kadar önemli bir görev ifa ettiğinin birçok somut örneğini de yaşadık. Anayasa Mahkemesi kararları malumunuz üzere geçmişe de yürümeyen kararlardır. Bu kanunda da aynı düzenleme, paralel düzenleme bulunmaktadır. Bu nedenle, geçmişe yürümeyecek karar olduğu düşünülünce yürütmeyi durdurma müessesesinin bu kanunda düzenlenmemiş oluşunu önemli bir eksiklik olarak değerlendiriyorum. Eğer arzu ederse iktidar grubu, bu konuda, 66’ncı madde üzerinde verdiğimiz bir önergeyi daha da olgunlaştırıp yürütmeyi durdurma müessesesini bu kanun içerisine koymak mümkün olacaktır. Bana göre de uygulamada çok ciddi bir görev ifa edecektir diye düşünüyorum.
Değerli milletvekilleri, ikinci husus ise, 67’nci maddede yer alan yargılamanın yenilenmesi meselesidir. Bu düzenlemeye göre, siyasi parti kapatma davaları ve Yüce Divan sıfatıyla bakılan davalarda Anayasa Mahkemesinin verdiği kararlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından bir ihlalle karşılık bulursa yani bir temel hak ve hürriyetin ihlali ya da bir yargılama ihlali olduğu tespit edilmiş olursa bu maddeye göre bir yıl içerisinde müracaat edildiğinde Anayasa Mahkemesinin yargılamanın iadesi yani tekrar yargılama yapmasını öngören bir hüküm.
Şimdi, değerli Bakanım, değerli arkadaşlar, şunu özellikle sormak istiyorum: Bu konunun belki genel hükümler çerçevesinde de değerlendirilmesi mümkün ama şimdi pratikte şöyle bir örnekle karşılaştığımızı düşünün: Özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin zaman zaman terörü, şiddeti bir yöntem olarak seçen partilere karşı bir tolerans içerisinde olduğunu biliyoruz. Benzer bir uygulamanın gerçekleştiğini düşünelim. Bu Mecliste olan bir siyasi parti uluslararası hukuk standartlarına mutlaka uyacak bir Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatıldığında bunun doğal sonuçları olarak da milletvekilleri düşecek ve malları da hazineye devredilecek.
Peki, bu aşamadan sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu kararda bir hak ihlali olduğuna kanaat ederse, böyle bir karar verirse o zaman şöyle mi olacaktır: Bu maddeye göre Anayasa Mahkemesi tekrar yargılama yapacak, yargılamanın iadesi hükümlerine göre ve mesela, şunu mu söyleyecektir: “Biz bu partiyi yanlış kapatmışız, geri açıyoruz; milletvekillerinin vekilliğini hatalı düşürmüşüz, vekillik sıfatını iade ediyoruz; el koyduğumuz, hazineye geçmiş malları da geri mi veriyoruz?” diyecektir ya da Yüce Divanda yargılanan bir şahısla ilgili bir ihlal tespit edildiğinde o infaz duracak mıdır, o şahıs yeni duruma göre nasıl bir pozisyonla karşılaşacaktır? Bu hususu ben, hukuki anlamda da müzakere edecek bir muhataplık anlamında da Sayın Bakana özellikle yöneltmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, daha önce de bu kürsüde birçok kez ifade ettiğim üzere bir siyasi kararın, bir siyasi duruşun, tercihin elbette taraftarları olacaktır, karşıtları olacaktır, beğenenleri olacaktır, beğenmeyenleri olacaktır. Neticede, böyle olduğu için siyasi partiler vardır. Herkes aynı fikri düşünüyor olsaydı siyasi partilere de gerek olmazdı.
Şimdi, bu durum içerisinde, bu çerçeve içerisinde baktığımızda yargı kararlarını, yargı tercihlerini siyaset gözüyle değerlendirmenin çok ciddi bir hata olacağı düşüncesindeyim. Bir yargı kararı, değerli milletvekilleri, ondan doğrudan etkilenmeyen, o kararın doğrudan tarafı olmayan, kamuoyunda, kamu vicdanında aynı değer içerisinde olmalıdır. Yani o davanın tarafı olmayan herkes o yargı kararına saygı duymalı ve bunu benimsemelidir ama bugün, özellikle son üç yıldır, hatta iktidara geldiğiniz günden beri, belki daha öncesinden beri yargıyla öyle bir bilek güreşi içerisindesiniz ki, öyle bir ideolojik karşıtlık içerisindesiniz ki yargının sorunlarına çözüm arayacak ne zaman bulabildiniz ne de imkân yarattınız. Ve bugün maalesef, ülkemizde öyle bir noktaya geldik ki değerli arkadaşlar, tutuklanan bir şahıs için milletimizin yarısı “Ne iyi oldu da tutuklandı, Türkiye'nin en suçlu insanı buydu.” kanaatini taşırken toplumumuzun diğer yarısı “Ne masum insan, haksız yere cezaevine düştü.” kanaatini taşımaktadır. Bu, yargı kararları üzerinde olabilecek bu ayrışma, bu çatışma, bu kamplaşma ülkedeki hukuka olan inancı, hukuka olan saygıyı, mahkemelere olan hürmeti yok edecek ve bir kaos ortamına bizi sürükleyebilecektir. Maalesef, Sayın Başbakanın, “Biz vuruşa vuraşa geldik.” beyanıyla bizi getirdiği toplumsal psikoloji, “Yargı bizim ayaklarımızda prangadır.” şeklindeki tanımlamasıyla oluşan sosyal psikoloji bizi bu üzücü durumlara getirmiş olmaktadır.
Değerli milletvekilleri, böyle bir günde, görüyorum ki arkadaki sayın milletvekilleri bizi dinlemek yerine kahkahalarla gülmeyi tercih ediyorlar. Anlıyorum “Belki listede tekrar olur muyuz, seçilir miyiz?” kaygısı taşımaları doğaldır ama bu ortam, Meclisteki bu ortam bile aslında seçim kararı almış ve belki hukuki anlamda bir meşruiyet problemi olmasa da siyasi etik bakımından süresini tamamlamış bir Mecliste Anayasa kanunu gibi, Anayasa Mahkemesi kanunu gibi çok önemli bir temel kanunun aslında bir sonraki döneme bırakılmasının ne büyük bir ihtiyaç olduğunu da bu arkadaşlarımızın gayriciddi tutumlarından anlıyorum.
Değerli milletvekilleri, siyaset etme biçimi olarak çatışmacı bir anlayışı seçtiniz. Elbette, Türkiye’deki her siyasi ekol gibi zaman zaman yargı kararlarından mağduriyetler yaşadığınız olabilir. Bunların en önemli somut örneği bir 367 kararıdır. Sayın Genel Başkanımız, çok net hatırlıyorum, Trabzon’daki mitingde bu kararın yanlış olduğunu kürsüden ifade etmiştir. Fakat bir baktığınızda hangi siyasi ekol bu mağduriyetlerden nasibini almamıştır? Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi kapatılmış vatan millet sevgisi uğruna bütün ömrünü adamış insanların partisi Milliyetçi Hareket Partisi kapatılmış ama kapatılan bu partiler bir devlet kurumuna karşı nefret içerisinde olmak yerine bu mağduriyetlerin vakarı içerisinde olmayı tercih etmiştir.
Şimdi, bakıyorum, sizleri, belki, kongrelerinizde, çalışmalarınızda kendi taraftarlarınız alkışlayabilir ama bir de toplumun diğer tarafından, sizinle aynı frekansta olmayan insanlar gözüyle bakmayı da becerebildiğinizde bu alkışların, keskinleşen bu alkışların aslında toplumda bir karşıt keskinlik de doğurduğunu görecek ve bu keskinleşmenin aslında ne sizin ne de milletimizin hayrına olmadığına kanaat edeceksiniz diye ümit ediyorum.
Bu sağduyuyu içinizde taşıyan insanlar olduğunu biliyor, hayırlı akşamlar diliyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
67 konuşma daha · 24 Mart 2011