İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 29. BİRLEŞİM · SALI

2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı ve plan ve bütçe komisyonu raporu ile 2006 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2006 bütçe yılı kesin hesap tasarısına ait genel uygunluk bildirimi ve eki raporlarının sunulduğuna dair sayıştay başkanlığı tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.sayısı: 57-58)

Şaban Dişli

Sakarya Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 29. Birleşim · 2. yasama yılı · 4 Aralık 2007 · 2.357 kelime · yaklaşık 12 dakikalık okuma

Kaynak göster

Şaban Dişli (AK Parti), 4 Aralık 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 29. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI VE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAPORU İLE 2006 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2006 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISINA AİT GENEL UYGUNLUK BİLDİRİMİ VE EKİ RAPORLARININ SUNULDUĞUNA DAİR SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI TEZKERESİ İLE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAPORU (S.SAYISI: 57-58)); konuşma 2.357 kelime.

Şaban Dişli (AK Parti, Sakarya). “2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı ve plan ve bütçe komisyonu raporu ile 2006 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2006 bütçe yılı kesin hesap tasarısına ait genel uygunluk bildirimi ve eki raporlarının sunulduğuna dair sayıştay başkanlığı tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.sayısı: 57-58)”. TBMM Genel Kurulu, 29. Birleşim tutanağı, 4 Aralık 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/saban-disli-23-2007-12-04-2008-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-ve-plan-ve-butce-komis (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA ŞABAN DİŞLİ (Sakarya)Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı hakkında AK Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyor, 2008 yılı bütçesinin ülkemize ve Türk milletine hayırlı olmasını diliyorum.

2008 mali bütçesinin hazırlanmasında emeği geçen, başta Maliye Bakanımıza, bakanlarımıza ve bürokratlarına, Plan ve Bütçe Komisyonu Başkan ve üyelerine ve personeline teşekkürlerimi sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşeceğimiz 2008 yılı bütçesi AK Parti Hükûmetlerinin altıncı bütçesi olacaktır, 2003 yılı geçici bütçe hariç. Hepimiz biliyor ve inanıyoruz ki, bundan önceki bütçelerde olduğu gibi 60’ıncı Hükûmetimizin bu bütçesi de çok başarılı olacak ve hedeflerini tutturacaktır.

2002 yılından bu yana Türkiye’nin içinden geçtiği gerek iç gerek dış etkenlerden kaynaklanan bazı olumsuzluklara rağmen, Türkiye, yirmi iki çeyrek kesintisiz kalkınmasını ve büyümesini sürdürerek dünyada örnek gösterilen bir performans sergilemiştir. Şimdi, ekonomisiyle, sosyal kalkınmasıyla, dış politikadaki dinamizmiyle ve 22 Temmuz 2007 seçimlerinde perçinleşen siyasi istikrarıyla, içeride ve dışarıda itibarı ve saygınlığı her geçen gün artmış ve artmaya devam eden bir ülke konumuna gelmiştir. Artık, hepimiz, önümüzü görür, geleceğe güvenle bakar hâle geldik.

AK Parti Hükûmetlerimiz toplumun her kesimiyle iletişim içindedir. AK Parti Hükûmetlerimiz açık, planlı ve programlı çalışmayı kendine hedef seçmiş, yönetimiyle siyasi istikrar ve güven, yani siyasi kredibilite tesis etmiş, ekonomik istikrarın devamlılığını sağlamıştır. Ekonomik istikrar da kendini, biraz sonra değineceğim ekonominin temel göstergelerine tüm bu geçmiş iktidarımız döneminde yansıtmıştır, yansıtmaya da, Sayın Bakanımızın az önce söylediği gibi, devam edecektir. Yani enflasyona yansıtmıştır, faizlere yansıtmıştır, kurlara yansıtmıştır, büyüme ve istihdama yansıtmıştır, ekonominin temel göstergelerine ve toplumumuzun her kesiminin hayat kalitesini yükseltmesine yansıtmıştır. Küresel ekonomi içinde Türkiye’nin yerini yukarılara, saygın seviyelere taşımış ve taşımaya devam edecektir.

Bazı göstergelerde, özellikle dış dinamiklerden kaynaklanan geçici değişimler olmuştur. O durumda dahi, dalga boyuna baktığımızda, gene ekonomimizin kırılganlıklara ne kadar dirençli hâle geldiğini görmek mümkündür. Bu sıkıntıların herhangi birisi iktidarımızdan önce olduğunda, Türkiye’nin karşılaştığı krizleri ve sorunları hepimiz biliyoruz. Bunları, maalesef, geçmiş dönemlerde hep birlikte yaşadık.

Değerli milletvekilleri, şunu söylemek istiyorum: Biz yönetmeyi bilen bir hükûmetiz. Hiçbir sorunu hasıraltı etmeden, sorunların birer birer üstüne gidiyor ve krizleri ülkemiz lehine fırsatlara çeviriyoruz.

Bizim dönemimizi bir başka açıdan değerlendirecek olursak, en önemli faktörlerden birisi, mali disiplin ve mali politikalarımızdaki başarı -ki Sayın Bakanımız bu noktayı çok detaylı anlattı- ve özel sektöre sağlanan imkânlarla, yani yatırım ortamının iyileştirilmesi, devletin özel sektörün üretebileceği, yapabileceği ekonomik faaliyetlerden çekilmesi gibi, özel sektör yatırımları büyümenin motoru olmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, dünyaya bir bakalım. Küresel ekonomideki globalleşme süreci ve Türkiye ve benzeri yükselen piyasaların performansı dünyada büyümenin 2006 ve 2007 yılında da devam etmesini sağladı. 2005 yılında tüm dünya yüzde 4,8 hızla büyürken, 2006 yılında dünya büyümesi yüzde 5,4 olarak gerçekleşti. 2007 yılında yüzde 5 civarında, 2008 yılında da yüzde 4,5 civarında büyüme beklenmektedir.

Dünya ekonomisinin esas büyümesi, Türkiye ve diğer yükselen piyasaların ekonomik büyümeleriyle sağlandı. Türkiye’nin bütün dünyada saygı gören ve 2007-2008 sürecinde de devam edecek büyüme performansını ileriki bölümlerde anlatacağım.

2008 yılı içinde Amerika ekonomisinin bir ölçüde yavaşlayacak olması beklenmektedir. Avrupa Birliği ve ülkemizde büyüme sorunu beklemiyoruz.

Dünya çapındaki büyüme, bazı alanlarda talep artışına dayalı fiyat artışları yarattı. Bu talep baskısı özellikle enerji fiyatlarında ve emtia fiyatlarında büyük artışlar gündeme getirdi. Artık bir dünya öncüsü olan Türkiye de bu olası gelişmelerden bir ölçüde etkileniyor. Ancak, Türkiye’nin enflasyonu düşürme ve mali disiplin sağlama başarısı ve bunların sonucu olarak 2006 ve 2007 yıllarındaki küresel dalgalanmalardan ülkemizin minimal ölçüde etkilenmiş olması Türkiye ekonomisinin kırılganlığının büyük ölçüde azalmış olmasının ve ekonomik direncinin yükseldiğinin önemli bir kanıtıdır.

Bildiğiniz gibi, geçtiğimiz günlerde petrol fiyatları varil başı 100 dolar değerini zorladı. Sonra biraz geriledi ve bu hafta sonu itibarıyla de yeniden 90 dolarlara doğru düştü. Bu gelişmenin cari dengeye önemli etkisinin bilincindeyiz. 2002 yılında, bildiğiniz gibi, ham petrolün varil fiyatı sadece 23,4 dolardı ortalama.

Talep ile artan emtia fiyatları da tüm dünya açısından enflasyonist bir risk yaratmaktadır. Bu riskler, ülkemizde üretimde sağlanan faktör verimliliği nedeniyle minimize edilmiştir. Son bir yılda dünya çapında toptan gıda fiyatları endeksi yüzde 30,8 civarında, gıda dışı sanayi ürünleri fiyatları da yüzde 30,5 artış sergilemiştir.

Dünya, son iki yılda bir finansal kriz riski altında yaşadı. Amerika Birleşik Devletleri'nde subprime denilen düşük gelirlilere verilen konut kredilerinin artan faiz oranlarından etkilenmesi ile başlayan sorunlar, bu tür riskli kredileri paketleyen varlığa dayalı menkul kıymet kuruluşları ve bankaları, bu tür varlıkları satın alan hedge fonu denilen kurumları ve bu hedge fonlarını kredilendiren bankaları büyük zararlara uğratmış ve kredi veren bankalar, bu dalgayla Amerika Birleşik Devletleri ve AB içinde zararlara uğramışlardır.

Birçok merkez bankaları hem piyasaya para sürme hem faiz düşürme hem de sorunlu mali kuruluşlara kredi verme mecburiyetinde kalmıştır. Yani, daralan kredi akışkanlığını açmak için merkez bankaları piyasalara likidite sağlamışlar. Her ne kadar ortadaki sorunlu mali kuruluş zararları 800 milyar dolar civarında olarak tahmin edilse de bu rakam söz konusu ekonomilerin ve finans piyasalarının hazmedebileceği bir rakamdır.

Bugün itibarıyla gelişmiş ülkelerin merkez bankalarının kredi piyasasında verdikleri destek ve güvencelerle sorunu kontrol altında tuttukları görülüyor yani kriz henüz Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliğinde reel sektöre yansımamış. Bu gelişmeler, ülkemizin attığı finansal sektördeki reform adımları nedeniyle ekonomimizi artık çok az etkileyebilmektedir, hatta ülkemiz için bazı olumlu fırsatlar da yaratabilecektir.

Finansal dalgalanmalar çok kısa zamanda bütün dünyaya yayılsa da reel dalgalanmaların, reel sektör krizlerinin bir ülkeden diğer ülkesine geçmesi zaten uzun zaman alır. Bu nedenle de henüz bizim gibi gelişen ülkeler ve yükselen piyasalar grubu ülkelerde Amerika Birleşik Devletlerindeki sorunların büyük etkisi görülmemektedir.

İthal enerji ve enerjide bağımlılık sorunu, dünya piyasalarında arz-talep dengelerine ve fiyatlara büyük ölçüde endekslidir. Ayrıca, bulunduğumuz bölgede İran -Amerika Birleşik Devletleri ve İran- yine Amerika Birleşik Devletleri arasındaki gerginlikler de daha da artan gerilime ve çekişmelere yol açtığı takdirde ülkemizin etkisini etkileyebilir. Ancak bu tür gelişmelere karşı en önemli sigorta poliçesi, Türkiye’nin kendi ayağının üzerine daha da sağlam basmasıdır. Bunun en güçlü yolu da Hükûmetimizin, az önce Bakanımızın açıkladığı gibi, sıkı maliye politikasını sürdürmesi, yapısal reformlara devam etmesi, özelleştirmeler ve Avrupa Birliği çıpasını devam ettirmekten geçmektedir. Hükûmetimiz ve partimiz bu bilinçtedir. Avrupa Birliği konusu, toplumumuz tarafından çok yakından takip ediliyor, sivil toplum kuruluşlarınca geniş ölçüde destekleniyor ve Hükûmetimizin kararlılıkla yürüttüğü önemli bir projedir.

Burada bilinmesi gereken, Avrupa Birliği ile müzakerelerin devam etmesi, genel kriterlerin, yani Maastricht Ekonomi ve Kopenhag Siyasi Kriterlerinin birer birer tutturulması, AB ilerleme raporlarında da kayıt altına alındığı gibi, ekonomimizin işleyen serbest piyasa ekonomisi şartlarını sağlamış olması ve Avrupa Birliğinden gelebilecek ekonomik rekabet baskısına karşı direncimizin olmasıdır.

Avrupa Birliği süreci, ekonomimize uzun vadeli bir perspektif sağlamaktadır. Hükûmetimizin hedefi ise, bu süreçle beraber, hak ettiğimiz gibi, ülkemizde demokrasimizi daha da güçlendirerek ve sürdürülebilir bir büyümeyle ekonomik zenginliğimizi Avrupa Birliği düzeyine çıkarmaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, ekonomimizin kendi genel durumunu geçmiş beş yıllık performansına da bakarak rakamlarla ve 2008 bütçe beklentilerimizi bazı rakamlar çerçevesinde değerlendirmek istiyorum: 1993-2002 yılları arasında ortalama olarak sadece yüzde 2,6 oranında büyüyebilen Türkiye ekonomisi, 2003-2006 yılları arasında bu oranın neredeyse 3 katına yakın bir oranda yani yüzde 7,3 oranında büyüme kaydetmiş; 2007 yılı sonunda da büyümenin hedefin üzerinde, yüzde 5,2 olması beklenmektedir.

2002 yılında 183 milyar dolarlık millî gelir seviyesiyle dünya ekonomileri arasında 26’ncı sırada yer alan ülkemiz, 2006 yılında 400 milyar doların üzerinde millî gelir seviyesiyle dünyanın 17’nci büyük ekonomisi hâline gelmiştir. Millî gelirimizin 2007 yılında 489 milyar dolar seviyesine çıkması beklenmektedir. Bunun kişi başı millî gelire yansıması ise, aynı dönemler göz önünde bulundurulduğunda, 2002 yılında 2.598 dolardan 2007 yılında 6.625 dolara çıkmasıdır. Bu rakamlar şunu göstermektedir: Büyüme açısından ülkemiz farklı bir platoya sıçramıştır. Büyümenin sürdürülebilirliğini sağladık, yirmi iki çeyrek büyüdük. İç ve dış kaynaklı herhangi bir olumsuzluk olması durumunda ise kırılganlığın dalga boyunu azalttık, yani verimliliğe dayalı, sürdürülebilir bir büyüme çizgisi yakaladık.

Bu büyüme hızıyla birlikte enflasyonda da ciddi düşüşler yaşadık. Sağladığımız siyasi istikrar ve güvenin yanında, hükûmetlerimiz döneminde uygulanan para ve maliye politikaları sayesinde enflasyonist beklentiler kırılmış ve enflasyon, tek haneli rakamlara gerilemiştir.

Hedeflerde ufak sapmalar da olsa, önemli olan ivmenin belli bir bant içinde aşağıya doğru olmasıdır. Böylece, ekonomi içindeki oyuncular önünü makul bir sürede görebilir hâle gelmiştir. Enflasyon, 2002 yılında yıllık yüzde 29 nokta seviyelerinden 2006 yılında yüzde 7,72’ye gerilemiş, 2007 yılında da yüzde 8 civarı olması beklenmektedir. Bildiğiniz gibi, kasım ayı sonu itibarıyla TÜFE, yıllık bazda yüzde 8,4 olmuştur.

Aynı periyotlara bakacak olursak, faizlerde 2002 yılı başından bu yana, nominal faizler yüzde 70’lerden yüzde 15-16’lara kadar düşerken reel faizler yüzde 20-30 aralığından yüzde 10’un altına kadar gerilemiş ve Ekim 2007 itibarıyla yüzde 9,8 olarak gerçekleşmiştir.

Para ve maliye politikalarında gösterdiğimiz kararlılık ve beklentilerin iyi yönetilmesiyle orta ve uzun vadeli reel faizlerin düşmesi devam edecektir. 2002 Ekim ayında yüzde 64 olan YTL cinsi iskontolu devlet iç borçlanma senetlerinin faiz oranı, 2006 Nisan ayında yüzde 14’e kadar düşmüştür, 2007 Ekim ayında da yüzde 16 seviyesinde. Beklentilerimiz 2008’de bunun daha da düşeceği yönündedir. Bu ortamın kamu maliyesine yansımasının etkileri ise son beş yıldır verdiğimiz faiz dışı fazla bütçe açığının iyileşmesi, borç stokunun gayri safi millî hasılaya oranında iyileşme ve borç stokunun kompozisyonundaki değişimlerde görülmektedir.

Benzeri gelişmeleri istihdamda da yaşadık. İstihdamda yapısal bir dönüşüm yaşıyoruz. 2002 yılından bugüne tarımdan tarım dışı sektörlere hızlı bir geçiş gerçekleşmektedir. Tarım istihdamında birikimli olarak son dört yılda yüzde 19 azalma görülmüş, buna karşı sanayi sektöründe yüzde 17,2 oranında yeni istihdam sağlanmıştır. Daha çarpıcı gelişme ise hizmet sektöründe olmuş, 2002’den bu yana en fazla istihdam alan sektör hizmet sektörü olmuştur. Bu sürecin önümüzdeki dönemde de devam etmesini bekliyoruz. Toplam işsizlik oranı ise, az da olsa bir düşüş ile, 2002 yılında yüzde 10,3’ten 2007 yılı sonunda yüzde 9,2 seviyesine gerilemiştir.

Temel göstergelerdeki bu gelişmeler ekonominin dengelerine nasıl yansımış diye bakacak olursak: Bütçe dengesi, mali disiplinin başarısıyla, bütçe açığının gayri safi millî hasılaya oranı 2002’de yüzde 14,6’dan 2006 yılında binde 8 olarak gerçekleşmiş, 2007’de bu oranın, seçim yılı olmasına rağmen, yüzde 2,3 olarak gerçekleşeceği tahmin edilmektedir. Görüleceği gibi, bu alanda da Türkiye, mali popülizmle mücadelede örnek gösterilen bir ülke olmuştur.

Dış ticaret dengesine bakacak olursak, yıllık ticari açığımız büyük seviyede, buna bağlı olarak da yıllık cari açığımız 34-35 milyar dolar seviyelerinde. Cari açık konusunda bilmemiz gereken şu: Açık nereden kaynaklanıyor, nasıl finanse ediliyor ve bu açığı yönetip yönetemeyeceğimiz. Ticaret açığının net 13 milyar doları yatırım için gerekli olan makine ve teçhizat ithalatından kaynaklanmaktadır. Bu açığın 30 milyar dolara yaklaşan bir kısmı ise enerji ithalatından kaynaklanıyor. Bunun finansmanını nasıl yapıyoruz? Doğrudan yatırım 15 milyar dolar finansman sağlıyor. Tüketim mallarında dış ticaretimiz net 25 milyar dolar fazla veriyor. Mali fon girişi 15 milyar dolar ve özel sektörün borçlanması ise 23,5 milyar dolar finansman getiriyor. Görüldüğü gibi, cari açığın yüzde 60’a yakın kısmı doğrudan küresel yatırımla finanse ediliyor.

İktidarımız döneminde yerleşen istikrar ve güven ortamı sayesinde, doğrudan küresel yatırımların önümüzdeki dönemde de artarak devam edeceği beklenmektedir. Uzun vadeli kredi ve sermaye, doğrudan küresel yatırımla beraber cari açığın finansman kalitesini büyük oranda geliştirmiş, bu da kırılganlıkları azaltmıştır. Cari açık, geçmiş yıllardaki gibi devletin borçlanmasıyla değil, büyük bir kısmı özel sektör kaynaklı sermaye hareketleriyle finanse edilmektedir. Türkiye ekonomisinin göstergelerinde gözlenen düzelme, kamu borçlanmasının gelişimine baktığımızda da kendini gösteriyor. 2002 yılında yüzde 78 olan kamu net borç stokunun gayri safi millî hasılaya oranı 2006 yılında yüzde 45’e geriledi. Bu oranın 2007 yılı sonunda daha da düşerek yüzde 39-40 seviyelerine gelmesi beklenmektedir.

Bu arada değinmekte fayda var: Uluslararası Para Fonuna olan toplam borcumuz, 2002 yılı sonunda 26 milyar dolar olan seviyesinden, 22 Kasım 2007 itibarıyla 7,4 milyar dolar seviyesine gerilemiş, 2003 yılı başından itibaren Türkiye net borç ödeyen ülke konumundadır.

İç borçlanmanın vadesi, 2002 yılında ortalama dokuz aydan, 2007 yılında ortalama otuz altı aya kadar çıkarılmış, böylece mevcut borç stokunun ortalama vadesi de yirmi ki aya kadar yükselmiştir. Yani, borçlanmalarımız, risk ve maliyet unsurları gibi piyasa koşulları da göz önünde bulundurularak, 2007 yılında da ağırlıklı olarak YTL cinsi ve sabit faizli, mümkün olduğunca uzun vadeli ve yeterli düzeyde nakit rezerv bulundurulacak şekilde gerçekleşmiştir.

Diğer yandan, merkezî yönetim toplam borç stoku içindeki döviz cinsinden ve dövize endeksli borçların payı, 2002 yılında yüzde 58 iken, 2006 yılı sonunda bu oran yüzde 37’ye düştü. 2007 yılının eylül ayında bu oran yüzde 33’ün altına indi. Bu gelişmeler borç stokunun kur riskine karşı daha korunaklı bir yapıya kavuşmasını sağladı. Genel borç profiline baktığımızda ise, özel - kamu dağılımı olarak, özel sektör borç stokunda bir artış olduğunu görüyoruz.

Dış faaliyeti bulunan özel sektörümüzün büyük özelleştirmelerde dış finansman sağlayabilmesi, risksiz ve takdir edilmesi gereken bir olgudur. Kaldı ki, 100 milyar doları aşan ihracatıyla Türkiye artık dış dünyaya entegre olmuş ve güçlü bir küresel oyuncudur. Yani, Türk ekonomisinin oyuncuları da artık finansman ihtiyaçlarını gereken vadede, istedikleri meblağda ve uygun fiyatlarla, uluslararası veya yerli finans kuruluşlarından, bankalardan karşılayabilir duruma gelmiştir. Özel sektörümüz, kur riskine karşı, serbest kur rejiminin bilincindedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu gelişmelerin küresel sistemde Türkiye’yi nereye taşıdığına bakacak olursak, Türkiye’nin, uluslararası derecelendirme kuruluşlarınca notu, 2002 yılından bu yana üç kademe artmıştır. Ülkemiz, Rekabet Gücü Endeksinde 73’üncü sıradan 53’üncü sıraya çıkmıştır. OECD Raporuna göre Türkiye, son on yılda en çok doğrudan küresel sermaye çeken yedi ülke arasında gösterilmiştir. Türkiye, dünyanın 17’nci büyük ekonomisine sahip bir ülke konumuna gelmiştir. Avrupa Birliği ülkeleri içinde bütçe açığı en düşük ülke olmuştur. Gene, Dünya Bankasının İş Ortamı 2008 Raporu’nda -ki, bu rapor ülkelerin yatırım ortamlarının iş yapma kolaylığına göre kıyaslandırıldığı rapor- Türkiye, geçen yıla göre 34 sıra atlayarak, 175 ülke arasından 57’nci sıraya yükselmiştir.

Ülkemizin son yıllarda gösterdiği güçlü ekonomik performansın bir sonucu olarak da, IMF nezdindeki oy gücümüz geçtiğimiz yıl artmış, ayrıca, Dünya Bankası, IMF 2009 yıllık toplantısının 6-7 Ekim 2009 tarihinde ülkemizde, İstanbul’da yapılmasına karar verilmiştir. Dünyanın en önde gelen finans kuruluşlarının bir araya geleceği ve yaklaşık 10 bin kişinin katılması beklenen bu toplantı, IMF, Dünya Bankası toplantısı ülkemizin tanıtımında da önemli katkıda bulunacaktır.

Son olarak, ekonomik gelişmelerin toplumumuzun genel hayat kalitesine yansımasına bakacak olursak, Hükûmetimiz, eğitim harcamalarında, sağlık harcamalarında, sosyal koruma ve sosyal yardım programlarında büyük oranda artışlar yapmıştır.

İlk defa, hükûmetlerimiz, bütçelerinde en fazla payı Millî Eğitim Bakanlığına ayırmışlardır.

Bunun yanında, duble yollarla, hava ve tren yolu ulaşımındaki gelişmelerle, toplu konut üretimiyle, doğal gaz kullanımındaki artışla, son olarak da KÖYDES ve BELDES programlarıyla, toplumumuzun tüm kesimlerinin hayat kalitesi artmıştır.

Sonuç olarak, Türkiye bir fırsatlar ve beklentiler ülkesi olmuştur. Elbette bu oluşumu devam ettirmek ve yönetmek için, güven verme, yetkin olma, hem de sorumluluk sahibi olmaya devam edeceğiz. Siyasi istikrar devam ettikçe, demokratik yapımız güçlendikçe, ekonomik performansımız sağlıklı bir şekilde artarak sürdürülebilir bir yapıya kavuşacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle, tekrar 2008 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinize saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

15 konuşma daha · 4 Aralık 2007

15 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook