Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında(s.s.506)
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 131. Birleşim · 4. yasama yılı · 8 Temmuz 2010 · 1.199 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Sacid Yıldız (CHP), 8 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 131. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUN İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA(S.S.506)); konuşma 1.199 kelime.
Sacid Yıldız (CHP, İstanbul). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında(s.s.506)”. TBMM Genel Kurulu, 131. Birleşim tutanağı, 8 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sacid-yildiz-23-2010-07-08-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanunun-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukm (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
SACİD YILDIZ (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu -tam bir yıl evvel, bir yılı da geçmiş, 2009’un Mayıs ayında vermişler- engellilerle ilgili önergesi üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi sevgiyle selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, özürlülük günlük yaşama katılmayı engelleyen fiziksel işlevlerdeki bir sınırlılık hâlidir. Özürlülük doğuştan ya da sonradan meydana gelebilen bir durumdur. Elimde bir liste var benim. Buna göre, Türkiye'de özürlüler ayrılmış, dünyada da böyle, bu şekilde; genellikle ortopedik özürlüler yani bacağı, kolu sakat olanlar, görme özürlüler, işitme özürlüler, dil ve konuşma özürlü ve zihinsel özürlüler diye ayrılmış.
Bunlardan, özürlülerin çoğu doğuştan değil, sonradan olmadır değerli arkadaşlar. Mesela, örnek vereyim: Ortopedik özürlülerin yüzde 73’ü sonradan, yüzde 23’ü doğuştan, yüzde 3 kadarı da bilinmeyen nedenlerle oluyor. Bu, tüm kadın ve erkeklerdeki rakamlar; ayrı ayrı kadınlarda, erkeklerde de rakamlar var ama onları vermek istemiyorum. Görme özürlülerin gene yüzde 76’sı sonradan, yüzde 20’si doğuştan; işitme özürlülerin yüzde 67’si sonradan, yüzde 29’u doğuştan, yüzde 3 kadarı bilinmeyen nedenlerle; dil ve konuşma özürlülerinde ve zihinsel özürlülerde, aşağı yukarı, sonradan olma biraz daha, az değil ama öbürlerine göre az; mesela dil ve konuşmada sonradan özürlü yüzde 50, doğuştan yüzde 46; zihinsel özürlülerde de sonradan yüzde 40, doğuştan yüzde 47 oluyor.
Bu demektir ki, bu doğuştan değil, sonradan oluyor.
Sonradan olan özürlülükler engellenebilir, azaltılabilir, doğuştan da azaltılabilir, ona da konuşmamda değineceğim. Sonradan özürlü olma hâli, kazalar ve kronik hastalıklar neticesinde meydana gelmekte iken doğuştan özürlülüğün nedenleri ise öncelikle genetik ve kalıtsal hastalıklar ve bunlara bağlı bozukluklardır, gebelik süresince geçirilen bazı hastalıklar, ilaç ve madde kullanımı ve yetersiz beslenmedir. Mesela, bundan otuz-kırk sene evvel bir ilaç alınmıştı –Almanya’da meşhur- buna bağlı kol, bacak sakatlıkları ortaya çıkmıştı. Doğuştan özürlülük nedenleri önlenebilir nedenlerdir, sonradan özürlülük nedenleri ise azaltılabilir nedenlerdir. Ülkemizde özellikle akraba evliliklerini düşünürsek bu akraba evlilikleri ülkemizde yüzde 29 oranındadır, Güneydoğu’da yüzde 37’lere kadar çıkmaktadır ve bu akraba evliliklerinden sonra doğan çocuklarda büyük oranda, bunların üçte 1’i özürlü olmaktadır. Bunlar, basit, önlenebilir nedenlerdir. Oysaki mesela trafik kazaları, deprem, terör, silahlanma sonucunda sonradan olan şeyler de oldukça engellenebilir, azaltılabilir.
Ülkemizde 8,5 milyon özürlü yaşamaktadır. Türkiye, özürlüler sorununu en yoğun yaşayan ülkelerin başında gelmektedir. Bunun tartışılmaz bir gerçek olduğu, bu gerçeğe rağmen, özürlü yurttaşlarımızın büyük bir kısmının eğitim ve sosyal açıdan karşılaştıkları sorunların çözüme kavuşturulmadığı da bilinen bir gerçektir. Ülkemizde yaşayan özürlü vatandaşlarımız ne yazık ki bu gerçekler bilindiği hâlde hâlâ hak ettikleri yaşamı sürdürememektedirler ve oldukça ihmal edilmektedirler. Özürlülük, sadece bu sorunu yaşayan kişiyi değil, ailesini, yakın çevresini, tüm toplumu ekonomik, sosyal ve psikolojik olarak etkileyen bir sorundur. Özürlü yurttaşlarımız bu ülkenin ikinci sınıf yurttaşı değillerdir. Onları anlayarak, yaşadıkları sorunları içselleştirerek sorunlarına kalıcı çözümler bulabilirsek ancak o zaman sosyal devlet olabiliriz çünkü özürlü yurttaşlarımızın sorunları bir insan hakları sorunudur değerli arkadaşlar. Türkiye’de yaşayan emeklilerin sorunları, yoksulların sorunları, işsizlerin sorunları, yaşlıların sorunları nasıl bu ülkenin ortak sorunu ise özürlülerin sorunları da bu anlayışla ele alınmalıdır.
Sayın Lokman Ayva da salonumuza geldi, inşallah bunları dinliyordur. Aynı komisyonda çalışıyoruz ama Lokman Bey’in görme özürlü olmadığı, her şeyi gördüğü söyleniyor arkadaşları arasında. İnşallah, bizi de dinler. Bu konularda çözüm arayışları da var, yoğun çalışmaları da var kendisinin. Kendisine teşekkür ediyoruz.
Özürlüler, yasal haklarını kullanırken birçok sıkıntıyla karşılaşmaktadırlar. Çıkarılan yasalar, kâğıt üzerinde önemli hak ve kazanımlar getirmiş gibi görünse de bunlar, yasa sayfalarında kalmaktadır. 3 Aralık 2008’de, Dünya Özürlüler Günü’nde, uluslararası anlaşmayı burada onayladık fakat bunlar günlük yaşama geçmedi değerli milletvekilleri. Onayladık ama, bunu en iyi belki Lokman Ayva arkadaşımız bilir, günlük yaşama geçmedi. Çok iyi yasalar çıkarıyoruz, uluslararası uyum yasaları çıkarıyoruz ama bunları ne yazık ki yaşama geçiremiyoruz.
Özel eğitim ve rehabilitasyon hizmetleri de Anayasa’ya göre devletin asli yükümlülüğü iken son yıllarda hızla özel sektöre devredilmiş ve bu alanda acımasız bir rekabetin doğmasına neden olmuştur. Özel eğitim merkezlerinde verilen eğitim, özürlülerin gelişimine yetmemektedir.
Değerli arkadaşlar, özürlüler için eğitim çok önemlidir. Bu nedenle, eğitimlerinin -benden evvelki konuşmacılar da değindi zaten bu konuya- desteklenmesi gerekmektedir çünkü özürlülerin en önemli sorunu, eğitimsizlik, yoksulluk, işsizlik ve bu nedenle istihdam edilememe, üretken olamama durumlarıdır. Bunlar, kısır döngü hâlinde şey yapmaktadır; eğitimsizse iş bulamamaktadır, iş bulamayınca yoksullaşmaktadır, yoksul olunca rehabilitasyon yapamamaktadır, kendisini geliştirememektedir. Zaten özürlü bir kimse, engelli bir kimse, eğitilmemişse, dediğim gibi, bu kısır döngü içine girmektedir değerli arkadaşlar.
Özürlülerle ilgili sivil toplum kuruluşları, bu hizmetleri özel sektöre devrederek, özelleştirerek, engelliler üzerinden rant sağlanmasına son verilmesini istemektedirler. Ayrıca, devletin körler okullarını kapatması da özürlülerimizi oldukça mağdur etmiştir. Ülkemizde –yanlışım varsa Lokman Bey düzeltir- 700 bin civarında görme engelli kişi var.
Değerli arkadaşlar, bunların 48 bin tanesi çocuk ve bunların ancak 3.500 kadarı özel eğitim alabilmekte yani bunları eğitemiyoruz, 48 bin çocuğu eğitemiyoruz.
Özürlüler için, fiziksel çevrenin, kamu binalarının ve kamusal kullanım alanlarının kendilerine uyumlu hâle getirilmesi büyük önem taşımaktadır. Mesela, önümüzde gene referandum var, iki ay sonra referandum var. Ben, daha evvel konuşmamda da söyledim, bu engellilerin 1’inci katta oy vermeleri, sandıkların o şekilde ayarlanması lazım ama maalesef, engellilerin 1’inci, 2’nci, 3’üncü katta sandıkları olmakta, oy verememektedirler, siyasal haklarını kullanamamaktadırlar.
Engellilerle ilgili bir toplantı düzenleniyor. Bu toplantı her nedense Harbiye Kültür Merkezi’nde düzenleniyor. Orada, televizyonlarda da gördük, engelliler oraya girip çıkamıyorlar. Engelliler adliyeden hakkını alacak, adaletten, mahkemeden hakkını alacak; oraya girip çıkamıyor. Hatta bu vesileyle bir engelli, arabası harap olduğu için Adalet Bakanına dava açmıştı. Engellilerle ilgili, metrobüs kuruyoruz, onların ulaşımını sağlayamıyoruz. Tiyatro ve diğer, bale, opera sahnelerinde her zaman engellilere uygun alanlar yok. Bunu da ben Kültür Bakanına sormuştum, cevabı da bu şekilde: “Bir kısmında var ama hepsinde yok.”
Fiziki çevre koşulları özürlülere uygun olmadığından binlerce özürlü evlerinde hapis hayatı yaşamaya mahkûm edilmektedirler. Trafik lambaları görme engelliler için kullanılabilir hâle getirilmeli, tüm kamu binalarında görme engellilerin alfabesiyle işaretlenme yapılmalıdır.
Anayasa’nın 61’inci maddesinde “Devlet, sakatların korunmaları ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirler alır.” ifadesi yer almaktadır. Bu hüküm mutlaka en kısa zamanda yerine getirilmelidir.
Ülkemizde ağır bir şekilde yaşanan ekonomik kriz, istihdam alanında onarılması güç sorunların doğmasına neden olmuştur. İstihdam alanında ortaya çıkan bu sorunlardan özürlü yurttaşlarımız da olumsuz etkilenmektedir. O nedenle, özel gerekçeleri nedeniyle istihdam sorununu daha ağır yaşadıkları gerçeği göz ardı edilmeden, özürlülerin istihdamına dönük olarak yaşadığı sorunlara kalıcı çözümler bulunmalıdır.
Özürlülüğü yalnızca engellilerin ya da ailelerinin karşı karşıya bulunduğu bir sağlık sorunu olarak değil, sosyal boyutlarıyla toplumu yakından ilgilendiren bir konu olarak ele almak onlara yapılmış en büyük iyilik olacaktır. Bu sorunları çözmede siyasi iradeye büyük görevler düşmektedir ve her milletvekili bu konuyu titizlikle ele almak zorundadır. Herkesin bir gün kendisinin de özürlü olabileceği gerçeğini akıldan çıkarmaması ve özürlülerimize bu şekilde yaklaşması gerekmektedir.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak her ortamda özürlülerin sorunlarını dile getirdik ve getirmeye de devam edeceğiz. Onların bu ülkede hangi sıkıntılarla karşı karşıya olduklarını çok iyi bilmekteyiz. Özürlü yurttaşlarımızın daha iyi bir yaşam düzeyine kavuşturulmasının toplumsal bir sorumluluk olduğunun bilincindeyiz. Parti programımızda da özürlülere ilişkin geniş yer vardır, geniş yer ayırdık. Cumhuriyet Halk Partisi olarak konuyla ilgili çok sayıda soru önergesi, araştırma önergesi ve kanun teklifi verdik. Bu araştırma önergelerinden bir kısmını izninizle söyleyeyim: Mesela Ali Rıza Ertemür’ün, Denizli Milletvekilimiz; Rıza Yalçınkaya’nın, Bartın Milletvekilimiz; Hulusi Güvel’in, Adana Milletvekilimiz; Çetin Soysal’ın, İstanbul Milletvekilimiz, araştırma önergeleri vardır. Çok sayıda hepimizin soru önergesi vardır. Benim engellilerle ilgili yasa teklifim var.
Sayın Aliye Kavaf’a sorduğumda “Niye kamuda engelliler çalışmıyor?” diye… Çünkü kamuda 48.549 kadronun 38.192’si boş yani yüzde 79’u boş ve bu kamuda boş olan kadrolar, bunların çoğunu söyleyeyim: Mesela Adalet Bakanlığında –verilen cevapta bana- İçişleri Bakanlığında…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
59 konuşma daha · 8 Temmuz 2010