Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Romanya Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
Kocaeli Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 25. Birleşim · 1. yasama yılı · 7 Ocak 2016 · 1.221 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Saffet Sancaklı (MHP), 7 Ocak 2016 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Romanya Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle); konuşma 1.221 kelime.
Saffet Sancaklı (MHP, Kocaeli). “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Romanya Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim tutanağı, 7 Ocak 2016. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/saffet-sancakli-26-2016-01-07-turkiye-cumhuriyeti-hukumeti-ile-romanya-hukumeti-arasinda-savunma-san (erişim: 29 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=43149
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)MHP GRUBU ADINA SAFFET SANCAKLI (Kocaeli)Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Konuşmama başlamadan önce, Osman arkadaşıma teşekkür ediyorum. Dedim ki arkadaşlar oy kullandıktan sonra gitmesin bir zahmet, ilk defa konuşacağım. Teşekkür ederim Osman Bey.
OSMAN AŞKIN BAK (Rize)Hayırlı olsun. Sağ ol kaptan.
SAFFET SANCAKLI (Devamla)Sağ olun.
Bugün sizlerle Balkan coğrafyasıyla ilgili yaşanmış ve çok acı tecrübelerle şahit olunmuş bir iki olayı paylaşmak istiyorum. Bu anlatacağım olaylar, belki bizlere günümüzde ülkemizde yaşanan ve yaşatılmak istenen kaos ortamıyla ilgili bir fikir verebilir ve daha hassas düşünmemizi sağlayabilir.
Benim atalarım, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Konya Karaman bölgesinden şu andaki Sancak bölgesine göç ettirilmiş, Türklüğümüzü ve Müslümanlığımızı hem yaşamak için hem de Türk’ün ve Müslüman’ın adaletini oralarda göstermek için oraya gönderilmiştir. Oradaki soyadımız “Smailagiç”tir yani Türkçesi “İsmailoğulları”. Tabii, İsmailoğulları, hepinizin bildiği gibi, Osmanlı, Balkanlardan çekilmeye başladıktan sonra, Anadolu coğrafyasına çekildikten sonra, bizler, Türkler orada kaldıktan sonra büyük eziyet çektik ve büyük baskı altında kaldık. Özellikle, benim doğmuş olduğum Sancak bölgesinde -eski ismi Yugoslavya olan- bize Türklüğümüzü ve Müslümanlığımızı yaşatmamak için ellerinden geleni yaptılar. Tabii, o dönemlerde yapılan baskılar sonucunda Türkiye Cumhuriyeti, soydaşlarına sahip çıkarak, kendi soydaşlarının ana vatana gelmesi noktasında anlaşma yaparak Yugoslavya’yı ikna etmiştir. Tabii, bu anlaşma yapılırken Yugoslavya’nın 2 tane şartı var. Birincisi, kişilerin herhangi bir mahkemelik durumunun olmaması. İkincisi, tüm mal varlıklarını satmak zorunda olmaları, yani, “Evet, ana vatana gidebilirsiniz ama üzerinizde hiçbir mal varlığı olmayacak.”
Tabii, yüz binlerce Türk var orada ana vatana gelmek isteyen. Herkes, malını mülkünü satışa çıkarıyor ama alan olmadığı için de satamıyorlar. Rahmetli babama ben “Bu işi nasıl çözdünüz?” diye sorduğumda, dedi ki: “Evladım, kalan komşularımız vardı, bütün mal varlığımızı komşuların üzerine yaptık, hatta tapu masraflarını da cebimizden ödedik ve cebimizde 1 lira olmadan ana vatana geldik.” Ben çocuktum, 2,5 yaşındaydım ana vatana geldiğimizde. Biraz büyüdükten sonra rahmetli babama sordum, dedim ki: “Baba, İsmailoğulları, Balkanların en büyük ailelerinin başında gelen bir ailedir. Biz o kadar malı mülkü, o kadar toprağı, o kadar araziyi nasıl bırakıp geldik, niye geldik?” Dedi ki: “Evladım, mal mülk her zaman alınır, her zaman kazanılır ama bize Türklüğümüzü ve Müslümanlığımızı yaşatmadıkları için biz, her şeyimizi bıraktık, özgür bir vatana, toprağımıza, al bayrağımızın altına ve ezan sesinin altına geldik. Onun için, hiç merak etme çok yakın bir zamanda gün gelir mal, mülk gene kazanılır.”
Bunları niye anlattım size? Birazdan Yugoslavya’nın nasıl dağıldığını anlatacağım da… Ben orada doğdum, hâlâ şu anda o bölgede, kanımı taşıyan, soy ismimi taşıyan, “Smailagiç” soy ismiyle yaşayan 10 binin üzerinde akrabalarım var. Bu olayları yaşadık, bir yerden okuyup da anlatmıyorum.
Yugoslavya nasıl dağıldı? 1970’li yılların ortalarında Yugoslavya’da çok güçlü bir lider var, hatırlayanlarımız var tabii, Tito. Ülkede diğer komünist ülkelere göre refah seviyesi yüksek, iyi yaşayan bir ülke. 75’li, 76’lı, 77’li yıllarda halkın arasında bir konuşma başlıyor. Bu konuşma ne? O dönemde Yugoslavya’da 7 tane etnik grup var: Boşnaklar var, Hırvatlar var, Sırplar var, Slovenler var, Makedonlar var. Bunlar ne konuşmaya başlıyor biliyor musunuz sayın milletvekili arkadaşlarım: “Bizler, evet, iyi yaşıyoruz ama bizim daha iyi yaşamak için bazı isteklerimiz olacak. Nedir bunlar? Biz ana dilimizde de kendi eğitimimizi yapalım, bayrağın yanına başka bir bayrak da koyalım, ne olacak ki, zaten huzur içinde yaşayan bir ülkeyiz. Hatta daha da mutlu oluruz bunları yaparsanız.” Tabii, bu konuşuluyor, konuşuluyor, zaman geçince Tito’nun danışmanları, yardımcıları kendisine gidip halktan böyle bir istek olduğunu söylüyor. Kendisi de diyor ki: “Peki, ne yapalım? O zaman, bir referandum yapalım.” Ve referandum yapılıyor, yüzde 90’ın üzerinde “evet” oyu çıkıyor ve bütün etnik gruplar kendi ana dillerinde istedikleri gibi eğitim, bayrağın yanına başka bir bayrak daha koyarak hayatlarını mutlu bir şekilde devam ettiriyorlar. İlk birkaç sene bir problem yok ama Tito öldükten birkaç sene sonra, 90’ın başında, Yugoslavya, 18 milyon nüfusu olan Yugoslavya, 7 parçaya bölünüp ülke 7 tane küçücük ülkeler hâline geliyor. Ve şu anda hepimiz yaşıyoruz bu 7 tane ülke ne hâlde, ne durumda.
Tabii, bu kirli senaryolar, hem dış güçlerin hem bilmem kimlerin bu senaryoları Türkiye Cumhuriyeti’nde de uygulanmak isteniyor arkadaşlar. Bizim, burada milletvekilleri olarak, halkımızı temsil eden milletvekilleri olarak çok uyanık olmamız gerekiyor. Tabii, bir ülkeyi bu hâle getirmek istiyorsan, önce millî, manevi değerlerinin yıpratılması ve bu konuda ciddi bir çalışma yapılması gerekiyor. Kimse üzerine alınmasın, kimseyi suçlamak için söylemiyorum, buraya herhangi bir polemik için de çıkmadım, hiç tarzım da değil ama bazı gerçekleri, bu son yıllarda yaşanan bazı gerçekleri de burada konuşmak istiyorum arkadaşlar.
Son yıllarda millî, manevi değerlerimiz ciddi manada yıpranmış vaziyette. Bundan on yıl önce konuşmaya bile korktuğumuz, düşünmeye bile çekindiğimiz olaylar, maalesef normal hâle gelmeye başlamıştır arkadaşlar. Birkaç tane örnek vermek istiyorum. Son yıllarda, özellikle, çok hassas olduğumuz “Türk” kelimesi, Anayasa’dan çıkarılmak istenmektedir. Türk Bayrağı, tahrik unsuru olarak görülmeye başlanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti tabelaları birçok yerden kaldırılmıştır. İstiklal Marşı okunurken ayağa kalkmayarak saygısızlık gösterilmiştir. Andımız, okullarda yasaklanmıştır ve kaldırılmıştır. “Bayrak” şiiri, aynı şekilde, okullardaki kitaplardan çıkarılmıştır. Bu ülkenin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün büstleri yıkılmaya başlanmıştır. Camilerimiz maalesef ve maalesef propaganda malzemesi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, çeşitli, uydurulmuş davalarla prestiji ve önemi ciddi manada sarsılmıştır.
Bundan birkaç sene önce Balkanlarda bir ülkeye gittiğimde, oranın Millî İstihbarat Teşkilatı ayarındaki adamını tanıyorum ben, arkadaşım; sohbet ettiğimizde -ülkenin ismini vermeyeyim, şey olmasın diye- bana dedi ki: “Saffet kardeş, ben Amerika’da on beş gün Beyaz Sarayda ağırlanan tek resmî adamım bu ülkenin tarihinde.” “Tebrik ederim, ne yaptınız orada?” dedim, “On beş gün, ülkemizin sorunlarını, geleceğini konuştuk ve dünyayı konuştuk.” dedi. “Sonra ne yaptınız?” dedim, “Sonra ülkeme gelir gelmez 2.500 kişiyi tutukladım.” “Peki, niye tutukladın?” dedim, “Hükûmeti devirmek, ülkenin düzenini bozmak istedikleri için tutukladım." dedi. “Peki, kimlerdi bunlar? Meslek grupları nedir?” dedim, dedi ki: “Asker var, polis var, gazeteci var, iş adamı var.” ve birkaç tane daha meslek saydı. Bu anlattığım hikâye, birkaç yıl öncesini hatırlatıyor mu sevgili arkadaşlar size? Yani birileri bir yerde bir oyun oynamaya başladı mı, onu da tutturdukları zaman bunu ülke ülke devam ettiriyorlar. İşte, bizim burada uyanık olmamız gerekiyor.
Tabii, bütün bunları anlattım, daha önce ana vatandan Balkanlara göç edip vatan kaybeden bir kardeşiniz, daha sonra da tekrar Balkanlardan ana vatana dönerken bir vatan daha kaybetmiş yani iki defa vatan kaybetmiş bir milletvekili arkadaşınız olarak konuşuyorum ve buradan sesleniyorum bir Türk evladı olarak: Benim artık kaybedecek başka bir vatanım kalmamıştır, benim gidecek başka bir vatanım da kalmamıştır. Son yıllarda Suriye’den gelen birçok insanı biz istihdam ettik, bakıyoruz, ediyoruz çünkü biz Türk milletiyiz, biz zor durumda olan insanlara bakarız, evimizi açarız, cebimizdeki son paramızı da veririz ama bizler eğer Türkiye’de, Allah korusun, bu duruma, bir sıkıntıya gelecek bir durum olursa ben biraz evvel dedim ya benim gidecek yerim yok, kaybedecek vatanım yok, sizlerin de yok arkadaşlar. Hiç birimizin ne kaybedecek bir vatanı var ne de gidecek yerimiz. Bizi kimse kabul etmez.
Ulu Önder Atatürk’ün kurtuluş savaşı vererek bize emanet etmiş olduğu bu Türkiye Cumhuriyeti bizim sahip çıkmamız gereken en önemli noktadır. Bunu herkes çok iyi bilsin ki Türkiye Cumhuriyeti bölünmez bir bütündür. Bunu herkes bilsin ki Türkiye Cumhuriyeti’nin 1 santimetrekaresini kimseye vermeyiz. Bunu herkes çok iyi bilsin ki şehitlerimizin kanından ilham alan Türk Bayrağı’nı gönderden indirtmeyiz, yanına da başka bayrak koydurtmayız. Bunu herkes çok iyi bilsin ki semalarda yükselen ezan sesini kimsenin susturmasına müsaade etmeyiz.
Saygıdeğer milletvekilleri, yüzyıllardır bu coğrafyada “Hristiyan dininin haçı mı, yoksa İslam dininin sembolü hilal mi?” savaşı yaşanmaktadır. Bunun kavgası yüzyıllardır vardır. Tabii, bizler İslam dininin sembolü olan hilalin etrafında toplanmış bulunuyoruz ve bu mücadeleden galip çıkmak için elimizden geleni yapıyoruz.
Tabii, Balkanlarla ilgili son bir iki örnek daha vererek konuşmamı bitireceğim. Dakikam…
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
83 konuşma daha · 7 Ocak 2016