İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 67. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Ölçme, seçme ve yerleştirme merkezi başkanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanun tasarısı (s.s.616)

Sami Güçlü

Konya Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 67. Birleşim · 5. yasama yılı · 16 Şubat 2011 · 995 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Sami Güçlü (AK Parti), 16 Şubat 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 67. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.616)); konuşma 995 kelime.

Sami Güçlü (AK Parti, Konya). “Ölçme, seçme ve yerleştirme merkezi başkanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanun tasarısı (s.s.616)”. TBMM Genel Kurulu, 67. Birleşim tutanağı, 16 Şubat 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sami-guclu-23-2011-02-16-olcme-secme-ve-yerlestirme-merkezi-baskanliginin-teskilat-ve-gorevler (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA SAMİ GÜÇLÜ (Konya)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, ÖSYM Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Teklifi’ni ve bu kapsam içerisinde yeni vakıf üniversitelerinin kurulmasını, ilave birkaç hususu daha kapsayan tasarıyı görüşeceğiz. Dolayısıyla, evvela hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezinin Türkiye için ifade ettiği önemi arkadaşlarım da söylediler, benden önce konuşanlar, ben de bu konuda eğitimin, yükseköğretimin, üniversitelerin ve üniversitelere öğrenci seçmenin artan taleple birlikte önemli olduğunu, bu önemin Türkiye’nin şartları içerisinde giderek daha da ileri bir kıymet kazandığını ve bu dönemde yükseköğretim alanında yapmış olduğumuz çalışmaların içinde, -muhalefete mensup arkadaşlarımızın eleştirmesine ve bazı hususlarda düşünceleri bize göre farklı olmasına rağmen- ben çok önemli hamleler olduğunu düşünüyorum. Evvela oluşturduğumuz kurumlar üniversitelerdir ve Türkiye, yükseköğretimde belli bir standardı yakalamış ülkeler arasındadır ve yeni kurulan üniversitelerimiz de bu zemin üzerinde, bu çıta seviyesinde bir eğitimi hedeflemektedir, aksi hâlde bir gerilemenin işaretidir. Bununla ilgili olarak elde de bu eleştiriyi yapan arkadaşlarımız bir tahminde bulunmaktadırlar. Aslında son yıllarda kurulan vakıf üniversiteleriyle ilgili kaygılarını dile getirirken yükseköğrenimde fiilen ortaya çıkmış bir gerilemeden değil, muhtemel olabilecek bir gelişmeden bahsetmektedirler ki çok erkendir. Yani bu bir temenni olmamalıdır. Tam aksine, kim, hangi iktidar döneminde olursa olsun, yükseköğrenim alanındaki gelişmelerin sevinçle, ümitle ve önemle gelişmesini takip etmek lazım ve bu konuda biraz daha, hep beraber iyi niyetli olmamız lazım. Çünkü kurduğumuz, oluşturduğumuz kurumlar bu kavram içerisinde ve Türkiye’nin bir geleneği var, bu geleneğin içerisinde. Başlangıçta düşüncelerimiz doğrultusunda yanlış bir şey yapıyor olsak bile kendini düzeltebilecek tek kurum üniversitelerdir. Dolayısıyla, bu ümidi muhafaza etmemiz gerekir.

Ben yükseköğretimle ilgili bu girişten sonra Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkeziyle ilgili birkaç hususa değinmek istiyorum. Biraz önce konuşan arkadaşımız “Yükseköğretim Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezinde bir değişiklik ihtiyacı nereden doğdu?” diye, ona da bir cevap teşkil edecek şekilde… Türkiye’de evvela Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezinin kurulmaya başlamasının tarihi 1961’dir. O zamana kadar bir seçme merkezine ihtiyaç olmamıştır. Türkiye’nin kapasitesi ve öğrenci sayısı itibarıyla kurumlar bunu kendi içinde halletmişlerdir. Ama Ankara Üniversitesi Senatosu 1961’de bu konuda bir başlangıç yapmış, 63 yılında Üniversitelerarası Kurul bir karar almış ve 1964’te Ankara Üniversitesini bağlayacak şekilde ama diğer kurumların da arzu ederlerse gönüllü olarak katılabilecekleri bir merkezî sınav sistemini yürürlüğe koymuştur. İki yıl sonra bu görev İstanbul Üniversitesine verilmiştir ve İstanbul Üniversitesi uzun süre bunu gerçekleştirmiştir ama 1973’te sınav sorularının çalınması üzerine 74’te bu görevi tekrar Ankara’ya devretmiş, Hacettepe Üniversitesi görevi devralmış ve 1974’te üniversiteye giriş sınavlarının tek merkezden yapılması konusu Üniversitelerarası Kurul tarafından kararlaştırılmış ve ÜSYM faaliyete geçmiştir. 1980’de değişikliğe uğramış ama bu değişikliğe uğrarken, değerli arkadaşlarım, 1974’te özerk bir kurum olan ÜSYM yani karar alma ve resen hareket etme kabiliyetine sahip bir kurum, 1980 darbesinden sonra “ÖSYM” adını alırken ve YÖK’e bağlı bir kurum hâline gelirken bu tüzel kişilik, kamu tüzel kişiliği özelliğini de kaybetmiştir.

Burada değerlendirilmesi gereken bir husus vardır: Bu gelişmenin bütün safhalarında Sayın İhsan Doğramacı vardır. Yani 1961’de Üniversitelerarası Kurulun Başkanıdır, Ankara Üniversitesinin Rektörüdür, 1974’te Hacettepenin Rektörüdür, Üniversitelerarası Kurul Başkanıdır, 1980 sonrasında YÖK Başkanıdır ve dolayısıyla, Üniversitelerarası Kurul- Hacettepe Üniversitesi-YÖK-Bilkent çizgisi içerisinde ÖSYM bir önemli halkadır.

Fakat bu yapı içerisinde kurumsal özelliği çok zayıf kalmıştır. Mesela, Öğrenci Seçme Yerleştirme Merkezinin temel mevzuatı 2547 sayılı Kanun’da bir maddedir, YÖK’e bağlı bir kurumdur. İkincisi: 124 sayılı Yükseköğretim Üst Kuruluşları ile Yükseköğretim Kurumlarının İdari Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmündeki Kararname’de bununla ilgili çok fazla bir düzenleme söz konusu değildir, bir görev yönetmeliği söz konusudur. En önemli, ÖSYM’nin Kuruluş, İşleyiş ve Görev Yönetmeliği 1982’de çıkmıştır. Onun dışında yükseköğretim kurumlarıyla ilgili Disiplin Yönetmeliği, Sicil Yönetmeliği ve görevde yükselme yönetmelikleri vardır, başka bir mevzuat söz konusu değildir.

Şimdi, bu yapı içerisinde çok önemli bir görev üstleniyor Öğrenci Seçme Yerleştirme Merkezi ama başkanının atanması doğrudan YÖK Başkanına bağlı, geçici görevle; 2547’nin 38’inci maddesine göre yapılıyor ve geçici yapılıyor. Bu konuda kadrosu da zaten söz konusu değil.

İki: Bu kadar önemli görevi yapan şahsın kendi üniversitesinin dışındaki özlük haklarının dışında ek bir ödeme alması da genellikle söz konusu değil, sadece 400 lira civarında ikinci görev aylığı ve yine benzer rakam büyüklüğünde bir fazla mesai ücreti. Ayrıca, atama yetkisi yok çünkü bu yetki YÖK Başkanının.

İkincisi: Disiplin konusunda yetkisi yok, yetki YÖK Başkanının. Döner sermayeyle ilgili, geçici bir dönem kurulmuş olan döner sermayeden yine YÖK Başkanı sorumlu ve yaptığı iş, merkezî birimler ve her düzeydeki personel üzerinde genel gözetim ve denetim görevini yapmak ve sicil vermektir.

Dolayısıyla, bu yapı içerisinde çok etkili, önemli, toplumun güvenini kazanan ve bunu mahfaza edecek bir büyük hizmeti vermektir. Geriye dönüp baktığımızda yükseköğretimle ilgili bu alan içerisindeki öğrenci seçme yerleştirme merkezine Türkiye’de yaklaşık kırk yıldır faaliyet gösteriyor değerli arkadaşlarım, kamuoyunda çok olumlu bir izlenimi var, örnek oluyor, âdeta, Türkiye’deki insanlara, Türkiye’de yaşayan insanlara, Türklere gelecekle ilgili iyi işleyen kurumların varlığına ait bir örnek teşkil ediyor. Yaptığı iş, öğrencilerimiz için, aileleri için, toplumumuz için büyük önem arz ediyor, milletin geleceği âdeta, çünkü bunların bilgilerini ölçecek, sıralayacak ve üniversitelere de yerleştirecek. Bunu zamanında yapacak, etkili yapacak, adil yapacak ve kayırmacılık olmadan yapacak. Dolayısıyla, öyle bir duygu ortaya çıkıyor ki, hepimiz çocuklarımızı okuttuk üniversitelerde, içimizde yükseköğretimde görev yapan insanlar var, öğrencilerle karşı karşıyaydık ve biz, gerek kendi çocuklarımız gerekse öğrencilerimizin aldığı puanlarla girdiği bölümler arasında mukayese ettiğimizde vicdanen şu kanaate varıyoruz: Bu kurum bu görevi yapıyor. Kendi çocuklarımız ve okuttuğumuz öğrencilerle ilgili bu duyguya kapılmak bir kurum açısından çok önemli, bunu yerine getirebiliyor. Ama biraz önce verdiğim misalde mevzuatı yok, özerk değil, yetkileri sınırlı, bir personel rejimi yok. Bu kurum bu görevi nasıl yapıyor? Bu kurum bu görevi gerçekten de başkanlarından tutarak orada çalışan insanların özverili çalışmasıyla yapıyor ve bir başka husus: Toplumun güven duygusu o kadar önemli ki bunu kimse sarsmak istemiyor -hiçbir kurum sarsmaz- dıştan bir müdahale yapmak ihtiyacı da olmuyor.

Bize düşen görev, yeni yapılaşması içerisinde bu kurumu tekrar çok daha güvenilir bir hâle getirmek ve bunu korumak zorundayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAMİ GÜÇLÜ (Devamla)Kadrolaşmayla ilgili kaygılar için şunu söylemek istiyorum: AK PARTİ’nin Hükûmetine ve Türkiye Cumhuriyetine eğer zarar vermek istiyorsa Yükseköğretim Kurulu bu konuda bir kadrolaşmaya gidebilir ama bu doğru değildir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

72 konuşma daha · 16 Şubat 2011

72 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook