İçeriğe atla

24. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 30. BİRLEŞİM · CUMA

2014 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı ile 2012 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı nedeniyle

Sedef Küçük

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 30. Birleşim · 4. yasama yılı · 13 Aralık 2013 · 768 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Sedef Küçük (CHP), 13 Aralık 2013 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2014 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2012 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI NEDENİYLE); konuşma 768 kelime.

Sedef Küçük (CHP, İstanbul). “2014 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı ile 2012 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı nedeniyle”. TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim tutanağı, 13 Aralık 2013. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sedef-kucuk-24-2013-12-13-2014-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-ile-2012-yili-merkezi (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=27516

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

CHP GRUBU ADINA SEDEF KÜÇÜK (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünün 2014 bütçesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi adına söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

2012 yılında devlet tiyatrolarının yaptığı harcama ve işlemleri gerektiği gibi denetleyemedim çünkü siyasi iktidarın yönlendirmesiyle Sayıştay üst yönetimi Türkiye Büyük Millet Meclisine yolladığı raporları budadı. Milletimin bana verdiği bütçe hakkını kullanarak vatandaşlarımızın ödediği vergilerin usulüne uygun olarak harcanıp harcanmadığını tespit etmem Hükûmetçe ve Sayıştay üst yönetimi tarafından engellendi. Sözlerime bu durumu protesto ederek başlamak istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, hayatı anlamanın ve anlatmanın yollarından birisi, belki de en kalıcı olanı sanattır. Çoğumuz Shakespeare’i biliriz ama Shakespeare’in yaşadığı dönemde hüküm süren kralın adını hiçbirimiz hatırlamayız ya da devrim sonrası Fransa hakkında çok fazla fikrimiz olmayabilir ama hemen hepimiz Victor Hugo’nun “Sefiller” romanı hakkında az ya da çok bir şeyler biliriz ya da Köroğlu’nun “Benden selam olsun.” dediği Bolu Beyi kimdir bilmeyebiliriz ama o başkaldırı Köroğlu’nun sözlerinden bugüne kadar ulaşmıştır. Sanat, ideolojilerden de yöneticilerden de yönetim biçimlerinden de uzun yaşar. Sözün özü, hayat kısa ama sanat sonsuzdur.

Bakanlık bütçesi Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülürken Sayın Bakanın da isabetle belirttiği gibi, ekonominiz yıkılabilir, yeniden yaparsınız; sanayinizi yok ederler, yeniden yaparsınız ama kültür yok olduğu zaman, bir daha asla bunu yerine koyamazsınız. Evet, kültürü ve kültürün en önemli taşıyıcılarından birisi olan sanatı ve sanatçıları işte bu nedenle gözetmemiz gerekir, Anayasa’mızın 64’üncü maddesi de bunu emreder. Ancak, bunu yalnızca güzel söylemlerle ve Anayasa hükmüyle başarmak mümkün değildir. Eğer hem kültürü ve sanatı korumaktan söz edip hem de sanata gizli ya da açık sansür uygulanıyorsa veya “Gezi’ye destek verdi, tweet attı.” diye sanatçılar hakkında soruşturmalar açılıyorsa ortada büyük bir çelişki var demektir. Eğer hem sanatın desteklenmesinden dem vurulup hem de protestoya katılan tiyatro ve tiyatrocular bu nedenle mali destekten yararlandırılmıyorsa ortada haksız bir cezalandırılma, bir cadı avı var demektir. Eğer Bakanlık yardım yapacağı gruplara genel ahlaka uygunluk protokolü imzalatıyorsa, “Yardım alan tiyatrolar genel ahlak kurallarına uygun oyun sahnelemezse verilen yardım geri alınacak.” deniliyorsa ortada açıkça baskı var demektir. Bütün bu örnekler, sanatçıyı sindirmeye çalışan, sanatın muhalif kimliğini ortadan kaldırmayı amaçlayan bir düşünce sisteminin yansımasıdır. Sanatın “genel ahlak” gibi belirsiz ve ucu açık bir kavramın içine hapsedilmesini de anlamak mümkün değildir. Öncelikle, ölçüt nedir? Genel ahlaka aykırılık nerede başlar, nerede biter? Buna kim, neye dayanarak karar verir? Hem özgür sanattan söz edip hem de ucu açık sınırlamalarla sanata ket vurmak ancak bizim gibi ülkelerde rastlanan bir gariplik olsa gerek.

Değerli milletvekilleri, “Devlet Tiyatroları verimli değil, devlet eliyle sanat yapılmaz.” gerekçesiyle Devlet Tiyatrolarının özelleştirilmesi veya kapatılması son iki yıldır iktidar tarafından sürekli gündeme getirilmektedir. Her ile bir devlet tiyatrosu yapılması projesinden bugün geldiğimiz son nokta hakikaten trajiktir. Öncelikle, kültür kurumlarını birer iş yeri gibi değerlendiren, sanatı basit bir gelir gider hesabına indirgeyen, “Zarar ediyorlar.” gerekçesinin arkasına saklanarak sanatı ve sanatçıyı baskı altına almaya çalışan bu girişimin tamamen karşısında olduğumuzun bilinmesini isterim. Devlet Tiyatrolarında tabii ki, repertuvar seçiminden başlayarak pek çok alanda sorunlar olabilir, yapısal sorunlar da bulunabilir. Bu durum zaten tiyatrocular tarafından dile getirilmektedir. Ancak, bir reform ihtiyacı varsa ve bu da yapılmak isteniyorsa, sanat kurumlarını özelleştirmek yerine, özerkleştirmek yolunun tercih edilmesi kanaatindeyim. Zaten, çağdaş pek çok ülkede de yapılan budur. Birçok ülkede sanat kurumları yönetimsel anlamda özerktir ve hiçbirinde de devlet “Parayı ben veriyorum, o hâlde düdüğü ben çalarım.” zihniyetinde değildir.

Devlet Tiyatrolarında ya da Devlet Opera ve Balesinde bugün amaçlanan reform değildir. Amaç, sanatın bertaraf edilmesidir. Çünkü, sanat yandaş değildir, olamaz da. Hatta, sanat, doğası gereği muhaliftir, itaat etmez, eleştireldir. Hiçbir toplumsal muhalefete, en ufak bir eleştiriye dahi tahammülü olmayan bir anlayışın, tabii ki sanatın muhalefetine de göz yumması beklenemez. (CHP sıralarından alkışlar) Yaratılmak istenen, iktidar güdümlü bir sanattır ve demokrasilerde de hiçbir şekilde örneği yoktur. Ancak, şundan da emin olunmalıdır: İktidar güdümlü sanat bir ülke kültürüne yapılabilecek en büyük kötülüktür. İktidarı eleştirdiği için, iktidarın uygulamalarına karşı çıktığı için sanatçılar cezalandırılırsa, kurumlar kapatılmakla tehdit edilirse, kültür politikası bir kişinin istek ve tercihlerine göre biçimlenirse, o ülkenin yalnızca sanat dünyasına zarar vermiş olmazsınız, geleceğe de hiç kimsenin sahiplenmeyeceği kötü bir miras bırakmış olursunuz.

Böyle kötü miras bırakmış pek çok iktidar geldi geçti. Tarih, sokaklarda yakılan kitapları, yasaklanan oyunları, sansürlenen eserleri yazmaktadır ama tarih hep sanatın kazandığını da yazmaktadır. Ne kadar çabalanırsa çabalansın, ne yapılırsa yapılsın, eninde sonunda sanat yine ayakta kalacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; salonu elinden alınan tiyatro sanatçısı Emre Kınay “Sanatı hayattan çıkarırsanız hayatta ne kalır?” diye soruyor ve devam ediyor: “Hiç kimse ölmez ama siyah beyaz bir dünya olur.” Doğru söylüyor. “Hiç kimsenin bu toplumun renklerini elinden almaya hakkı yoktur.” diyor.

Her şeye rağmen, 2014 yılı bütçesinin ülkemiz kültür hayatına ve tüm toplumumuza hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

104 konuşma daha · 13 Aralık 2013

104 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook