İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 121. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Dokuzuncu kalkınma planı hakkında (s.s.1214)

Selami Yiğit

Kars Milletvekili ·

Genel Kurul, 121. Birleşim · 4. yasama yılı · 28 Haziran 2006 · 6.233 kelime · yaklaşık 31 dakikalık okuma

Kaynak göster

Selami Yiğit, 28 Haziran 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 121. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DOKUZUNCU KALKINMA PLANI HAKKINDA (S.S.1214)); konuşma 6.233 kelime.

Selami Yiğit (Kars). “Dokuzuncu kalkınma planı hakkında (s.s.1214)”. TBMM Genel Kurulu, 121. Birleşim tutanağı, 28 Haziran 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/selami-yigit-22-2006-06-28-dokuzuncu-kalkinma-plani-hakkinda-s-s-1214 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ANAVATAN PAR­TİSİ GRUBU ADINA SELAMİ YİĞİT (Kars) - Sayın Baş­kan, değer­li mil­let­vekil­leri; görüş­mek­te ol­duğumuz Dokuzun­cu Yedi Yıl­lık Kal­kın­ma Planı hak­kın­da Anavatan Grubu adına söz al­mış bulunuyorum; hepinizi say­gıy­la selam­lıyorum.

Değer­li mil­let­vekil­leri, ön­celik­le şunu belirt­meliyim, Kal­kın­ma Plan­larının Yürür­lüğe Kon­ması ve Bütün­lüğünün Korun­ması Hak­kın­da Kanunun 2 nci mad­desi, kal­kın­ma plan­larının komis­yon­lar­da en çok yir­mi gün için­de görüşülüp tar­tışılıp karara bağ­lan­masını ön­gör­mek­tedir. Oy­sa, görüş­mek­te ol­duğumuz ve Av­rupa Bir­liği hedef­lerine göre dizayn edilen ve yedi yıl­lık süreyi kap­sayan bu doküman, Plan ve Büt­çe Komis­yonun­da sadece iki gün tar­tışılabil­miş­tir.

Av­rupa Bir­liği proje kriter­lerine uyum sağ­lamak açısın­dan, beş yıl yerine yedi yıl­lık bir süreyi kap­sayacak bir biçim­de hazır­lanan Dokuzun­cu Kal­kın­ma Planının ana ek­seni, 2014 yılın­da Tür­kiye'nin Av­rupa Bir­liğine tam üye olacağı bek­len­tisi üzerine otur­tul­muş­tur. Dokuzun­cu Kal­kın­ma Planının bir baş­ka dik­kat çekici yönü de, çözüm önerileri ve prog­ram­ları getir­mek yerine, sadece sorun­ları ve hedef­leri or­taya koy­masıdır.

Değer­li mil­let­vekil­leri, ön­celik­le, Dokuzun­cu Kal­kın­ma Planın­da or­taya konulan hedef­ler ger­çek­çi değil­dir. Dokuzun­cu Kal­kın­ma Planına dayalı olarak hazır­lanan or­ta vadeli prog­ram­da, 1 Amerikan Doları, 2006 yılın­da 1,450 YTL, 2009 yılın­da 1,478 YTL olarak ön­görül­müş­tür. Günümüz­de 1,600 YTL'yi aşan doların durumunu göz önün­de bulun­durur­sak, Planın hiç de ger­çek­çi ol­madığı görül­mek­tedir. Cari açığın, 2006 sonu için 27,8 mil­yar dolar, 2009'da 34,4 mil­yar dolar olacağı ön­görül­mek­tedir. Oy­sa, şim­diden cari açık 28 mil­yar dolar seviyesin­dedir. Bu cari açık oran­larıy­la, Tür­kiye'nin kesin­tisiz ve bir büyüme tren­di için­de ol­ması müm­kün değil­dir. Tür­kiye'yle bir­lik­te, 5 Av­rupa Bir­liği ül­kesi, yüz­de 5'in üzerin­de cari açık ver­mek­tedir; an­cak, bu ül­keler, büyük öl­çek­li yar­dım­lar ve yatırım­cı yaban­cı ser­mayeyi çekerek açık­larını önem­li öl­çüde kapat­mak­tadır­lar. Oy­sa, Tür­kiye, Av­rupa Bir­liği stan­dar­dını yakalamak is­tiyor­sa, en az beş yıl sürey­le is­tik­rar­lı bir büyüme süreci geçir­melidir.

Değer­li mil­let­vekil­leri, Amerikan Dolarını 1,450 YTL olarak hedef­leyen Hükümet, büyük öl­çek­li cari açığın finans­manının düşük kur­la finan­se edileceği ve sürek­li dış­borç bulunabileceği var­sayımıy­la hareket et­mek­tedir. Cari açık açısın­dan Tür­kiye, Av­rupa ül­keleri arasın­da İz­lan­da, Bul­garis­tan, Por­tekiz, Roman­ya ve Macaris­tan'la bir­lik­te en kötü 7 ül­ke arasın­da yer al­mak­tadır. Oy­sa, Av­rupa Bir­liği ül­kelerin­de cari açığın mil­lî gelire oranının yüz­de 3'leri geç­memesi bir kural­dır.

Dokuzun­cu Yedi Yıl­lık Kal­kın­ma Planın­da önümüz­deki bir­kaç yıl için­de küresel ekonomide hiç­bir den­gesiz­liğin yaşan­mayacağı var­sayımın­dan hareket edil­miş­tir. Oy­saki, ulus­lararası piyasalar­daki dal­galan­malar daha şim­diden Planın hedef­lerini al­tüst et­miş­tir. Cari açığın mil­lî gelire oranının yük­sel­diği dönem­ler kriz dönem­leridir. 1992 ve 2000 yıl­ların­da cari açık yük­sek ol­muş­tur ve ar­dın­dan ağır ekonomik kriz­ler gel­miş­tir.

Sayın Baş­kan, değer­li mil­let­vekil­leri; iş­siz­lik oran­ları Tür­kiye'nin sağ­lık­lı büyümediğini or­taya koy­mak­tadır. Bu yılın verilerine göre iş­siz­lik oranı yüz­de 11,5'ten yüz­de 11,8'e çık­mış­tır. Tarım çök­müş­tür ve kır­sal alan­dan kent­lere her yıl 1 000 000 kişi iş bul­ma umuduy­la göç et­mek­tedir. Son bir yıl­da Tür­kiye'de kır­dan ken­te 1 028 000 kişi göç et­miş­tir. Buna ek olarak kent­ler­deki iş talebini de dik­kate alır­sak, her yıl 1,5 mil­yon kişiye iş bul­mak zorun­dayız. Hükümet­ler 15-65 yaş arası in­san­larımıza iş olanak­ları sağ­lamaya dönük zemin­leri hazır­lamak zorun­dadır. Tür­kiye'de üniver­site mezun­larının yüz­de 30'u iş­siz­dir. Doğu ve Güney­doğu Anadolu'da iş­siz­lik oranı yüz­de 40'lara çık­mış­tır. İs­tih­dam düzeyin­deki ver­gi yükü yüz­de 40'ların üzerine çık­mış, kayıt­dışılık art­mış­tır. Tarım­daki çözül­me ve ek­sik is­tih­dam­la bir­lik­te Tür­kiye'de ger­çek iş­siz­lik oranı yüz­de 15,7 mer­tebesin­dedir. Bazı Av­rupa Bir­liği ül­kelerin­deki iş­siz­lik oran­larının Tür­kiye'yle ben­zer­lik gös­ter­mesi bizi yanılt­mamalıdır. Unut­mamalıyız ki, Av­rupa Bir­liği ül­kelerin­de kişi başına düşen mil­lî gelir biz­den en az 5 kat faz­ladır.

İs­tih­dam sorun­larının çözümüne dönük olarak 2009 yılına kadar Plan­da hiç­bir hedefin ol­madığı, Plan­da yer alan Or­ta Vadeli Prog­ram şemasın­da ken­dini gös­ter­mek­tedir. Ay­rıca, Hükümet, üç­buçuk yılı aş­kın ic­raat dönemin­de iş­siz­lik­le il­gili hiç­bir somut çözüm önerisi getir­memiş­tir.

Değer­li mil­let­vekil­leri, Dev­let Plan­lama Teş­kilatının hazır­ladığı Plan Tas­lağın­da, 2013 yılı için ön­görülen kişi başına düşen yıl­lık gelir 8 000 dolar iken, Yük­sek Plan­lama Kurulun­dan çıkan tas­lak­ta bu rakam 10 100 dolara çıkarıl­mış­tır. Oy­sa, Dün­ya Ban­kası tarafın­dan yayım­lanan 2006 yılı ekonomik verileri raporu sonuç­larına göre, yapısal reform­ları ger­çek­leş­tir­mek kay­dıy­la, Tür­kiye'de 2005-2015 yılın­da kişi başına düşen yıl­lık gelir an­cak 6 000 dolar seviyesin­de olacak­tır. Bu hususu Sayın Koç­yiğit de ay­rıca belirt­ti.

Değer­li mil­let­vekil­leri, ay­nı biçim­de, Yük­sek Plan­lama Kurulun­da, önümüz­deki yedi yıl­lık süreye iliş­kin it­halat ve ih­racat hedef­leriy­le oy­nan­mış­tır. Yine, Dün­ya Ban­kasının 2006 ekonomik gös­ter­gelerine iliş­kin raporuna göre, Tür­kiye, gelir dağılımın­daki adalet­siz­lik açısın­dan per­for­man­sı en kötü ül­keler arasın­da yer al­mak­tadır. Rapora göre ül­kemiz­de nüfusun en zen­gin yüz­de 10'u ile nüfusun en yok­sul yüz­de 10'u arasın­da 17 kat fark bulun­mak­tadır. Gün­de 2 doların al­tın­da bir gelir­le yaşayan nüfus oranı yüz­de 10,3'ten yüz­de 18'e kadar çık­mış­tır.

Değer­li mil­let­vekil­leri, ay­rıca ül­kemiz, 25 Av­rupa Bir­liği ül­kesi için­de böl­gesel eşit­siz­lik­lerin de en faz­la ol­duğu ül­ke konumun­dadır. Av­rupa Bir­liği 2007-2013 malî büt­çe dönemin­de aday ül­kelere proje bazın­da des­tek ver­mek üzere 15 mil­yar euroluk bir kay­nak ayır­mış­tır. Bu büt­çe üzerin­de henüz bir uz­laş­ma sağ­lanamamasına kar­şın, kay­nak­tan azamî öl­çüde pay alabil­mek kay­gısı, geç­miş dönem­ler­de zaten hayata geçirilemeyen plan an­layış­ların­da kök­lü bir değişik­liği zorun­lu kıl­mış­tır.

Dokuzun­cu Kal­kın­ma Planının 2006 yılı itibariy­le er­telen­mesi, 2007 yılıy­la bir­lik­te yedi yıl­lık bir sürece dayan­dırıl­ması da Av­rupa Bir­liğinin proje kriter­lerine uyum sağ­layabil­me kay­gılarını önp­lana çıkar­mak­tadır.

Anayasamızın 166 ncı mad­desi çer­çevesin­de, ekonomik, sos­yal ve kül­türel kal­kın­mayı, özel­lik­le sanayinin ve tarımın yurt düzeyin­de den­geli ve uyum­lu biçim­de geliş­mesini, ül­ke kay­nak­larının döküm ve değer­len­diril­mesini yaparak verim­li bir şekil­de kul­lanıl­masını plan­lama görevini dev­let adına üst­lenen Dev­let Plan­lama Teş­kilatının iş­levini yeniden tar­tışılır hale getir­miş­tir.

Dev­let Plan­lama Teş­kilatının iş­levini yeniden tar­tışılır hale getir­miş­tir. Dev­let Plan­lama Teş­kilatı, bu süreç­te kal­kın­ma plan­laması yapan bir kuruluş ol­mak­tan çıkarak, Av­rupa Bir­liği stan­dart­ların­da proje havuzu sis­temini dev­reye sokan bir kuruluş ol­ma sürecine gir­miş­tir. Böl­gesel kal­kın­ma ajans­ları kurul­masına iliş­kin yasanın uy­gulamaya baş­lamasıy­la bir­lik­te Dev­let Plan­lama Teş­kilatı, Anayasada belir­tilen iş­lev­lerin­den daha da uzak­laşacak­tır.

Değer­li mil­let­vekil­leri, Hükümetin uy­guladığı maliye ve ver­gi politikalarıy­la, yüz­de 66 oranın­daki dolay­lı ver­gilerin payı 6 puan ar­tarak yüz­de 72'ye çık­mış­tır. KDV, Özel Tüketim Ver­gisi ve Özel İletişim Ver­gisi gibi dolay­lı ver­gilerin payı da yüz­de 72-73 mer­tebesine çık­mış­tır.

Tür­kiye'de kişi başına düşen mil­lî gelir, Av­rupa Bir­liğinin beş­te 1'i ve kişi başına tüketicilerin ödediği reel ver­gi, Av­rupa Bir­liği ül­kelerin­deki ver­gilerin 3-4 katıdır.

Sanayinin geliş­mesin­de çok önem­li bir fak­tör olan elek­trik, akar­yakıt, doğal­gaz gibi temel gir­diler­den alınan ver­gilerin çok yük­sek ol­masının yanı sıra, is­tih­dam üzerin­deki ver­gi yükü de yüz­de 42'ye çık­mış­tır.

Daha ön­ce belirt­tiğim üzere, cari açık açısın­dan Tür­kiye, Av­rupa ül­keleri olan İz­lan­da, Bul­garis­tan, Por­tekiz, Roman­ya ve Macaris­tan ile bir­lik­te cari açığın en yük­sek ol­duğu 7 ül­ke arasın­da yer al­mak­tadır.

2005 yılı sonu itibariy­le ih­racatımız 7 mil­yar doların üzerine çık­mış; an­cak, it­halat da 115 mil­yar dolar­la rekor kır­mış­tır. 2005 yılı sonun­da 23 mil­yar doları geçen cari açık, 2006 yılın­da 28 mil­yar dolara yak­laş­mış­tır. Cari açığın mil­lî gelire oranı yüz­de 8'leri bul­muş­tur. Plan­da, Av­rupa Bir­liği üyelerinin çok üzerin­de sey­reden cari açığın önümüz­deki süreç­te düşeceği var­sayıl­dığı gibi, finans­manı konusun­da da her­han­gi bir çözüm önerisi getiril­memiş­tir.

İt­halatın ih­racata oranının büyümesi, Tür­kiye'nin ulus­lararası rekabet gücünün giderek zayıf­ladığını gös­ter­mek­tedir. Büyüme ol­duğu dönem­ler­de, böy­le ih­racata yönelik dönem­ler­de bile, ih­racata yönelik teks­til, turizm gibi sek­tör­ler­de baş gös­teren sıkın­tı, sanayinin rekabet gücünün ar­tırıl­ması için, ekonomik sis­temin bir bütün olarak yeniden tasar­lan­masını zorun­lu kıl­mak­tadır.

Tür­kiye, ser­maye ve emek kul­lanımı yanı sıra, tek­nolojik değişim sonucu verim­lilik ar­tışına ayar­lı, verim­lilik ve is­tih­dam sağ­lamaya dönük, sür­dürülebilir bir büyüme sağ­layacak, zen­gin kuzey ül­kelerinin tarım süb­van­siyon­ların­dan et­kilenen, ulus­lararası pazar fiyat­ları, Çin ve Hin­dis­tan'ın ucuz emek gücü kar­şısın­da rekabet edebilecek küresel bir stratejiyi kur­mak zorun­dadır. Plan­da, maalesef, bu öğeler muğ­lak bırakıl­mış­tır.

Değer­li mil­let­vekil­leri, savun­ma sanayii, Tür­kiye için ön­celiği olan, ül­ke güven­liğini doğ­rudan il­gilen­diren bir sek­tör­dür. Tür­kiye, ulusal güven­liği sağ­lamanın yanın­da, böl­gesel bir is­tik­rar un­suru ol­mak is­tiyor­sa, savun­ma sanayiini ekonomik olarak güç­len­dir­meli ve rekabet edilebilir bir yapıya kavuş­tur­malıdır. Tür­kiye'nin böl­gesel bir güç ol­ma potan­siyelinin değer­len­diril­mesine yönelik olarak plan­da her­han­gi bir viz­yon or­taya konul­maması düşün­dürücüdür.

Değer­li mil­let­vekil­leri, ener­ji sek­törü, Tür­kiye'nin Or­ta As­ya ve Or­tadoğu ener­ji kay­nak­larının kav­şak nok­tasın­da bulun­ması nedeniy­le stratejik bir öneme sahip bir sek­tör­dür. Sanayi sek­törünün rekabet gücünü de doğ­rudan et­kileyecek olan ener­ji alanın­da al­ter­natif kay­nak­lara yönel­me, ucuz, güven­li ve sürek­li kay­nak­lar yarat­ma zorun­luluğu var­dır. Tarım sek­törünün verim­liliği ve rekabet gücüne kavuş­turul­ması, önümüz­deki Av­rupa Bir­liği sürecin­de kritik bir önem taşımak­tadır.

Av­rupa ül­kelerin­de tarım­sal üretimin yüz­de 65'i hay­van­sal, yüz­de 35'i bit­kisel üretime dayan­mak­tadır. Tür­kiye'de ise bu oran tam ter­sidir. Av­rupa Bir­liği politikaları çer­çevesin­de des­tek­leme politikaların­dan yok­sun kalan tarım kesimin­de çözül­me baş­lamış­tır. Bu çözül­me, kent­lere göç ve iş­siz­liği et­kileyen bir un­sur­dur. Tarıma yeniden rekabet gücü kazan­dır­mak ve verim­liliği sağ­lamak için teş­vik politikaları yeniden göz­den geçirilerek gönül­lü arazi bir­leş­tir­meleri yapıl­malı, tarım­sal sanayi geliş­tiril­meli, ürün plan­laması yapıl­malı, hay­van­cılığı geliş­tirecek projelere ön­celik veril­meli, tek­nolojik des­tek sağ­lan­malı, doğ­rudan gelir des­teği ürün plan­lamasıy­la bir­lik­te ailesel baz­da yeniden değer­len­diril­meli, tarım­sal ürün­lerin ih­racatına yönelik tarım, yatırım ve teş­vik politikaları hayata geçiril­melidir.

Değer­li mil­let­vekil­leri, Tür­kiye'de, eğitim sis­teminin, bu yapısıy­la sanayinin gerek­sin­melerine yanıt ver­mesi müm­kün değil­dir. Av­rupa Bir­liği ül­kelerin­de eğitim sis­temi içerisin­de mes­lekî ve tek­nikeğitimin oranı yüz­de 75'tir. Tür­kiye'de ise, eğitim sis­temin­de, Av­rupa Bir­liği ül­kelerin­deki sis­temin tam ter­si bir piramit oluş­turul­muş, üniver­siteye en­deks­li bir or­taöğ­retim sis­temi kur­gulan­mış­tır. Bu çar­pık sis­temin sonun­da, her yıl, hiç­bir mes­lekî for­mas­yonu ol­mayan 1,5 mil­yon genç üniver­site kapısın­da zor­lan­mak­ta, bun­lar­dan an­cak yüz­de 20'si yük­seköğ­renim şan­sı el­de et­mek­tedir. Eğitim sis­temin­de Av­rupa Bir­liği stan­dart­ların­da niteliği yük­sel­tecek, sanayinin ih­tiyaç duy­duğu eleman ih­tiyacını kar­şılayacak radikal değişik­lik­lere gidil­mesi er­telenemeyecek acil bir ih­tiyaç­tır.

Yüz­de 60'lara varan kayıt­dışı ekonomi, yıl­lık 1,5 mil­yar dolara yak­laşan kaçak­çılık, kamu yatırım­ların­daki azal­ma, özel­leş­tir­meler­de or­taya çıkan sorun­lar ve sağ­lık sek­törün­deki yaşanan­lar kök­lü değişik­lik­leri gerek­li kıl­mak­tadır.

Ül­kemiz, Dokuzun­cu Kal­kın­ma Planının uy­gulanacağı yedi yıl­lık süreç­te cid­dî bir yol ay­rımın­dadır. Ulus­lararası piyasalar­la rekabet edebilecek is­tik­rar­lı bir ekonomik yapının oluş­turul­ması ve Av­rupa Bir­liği stan­dart­larının yakalanabil­mesi için yatırım or­tamının iyileş­tiril­mesi, sanayi ve tarım sek­tör­lerinin rekabet gücüne kavuş­turul­ması, ih­racata dönük bir yatırım prog­ramı ile kesin­tisiz büyümenin ger­çek­leş­tiril­mesi, ver­gi adaletinin sağ­lan­ması, is­tih­dam sorunun çözüm­len­mesi, gelir dağılımın­daki adalet­siz­liğin gideril­mesi, finans sek­törünün üretici kesim­leri ve yatırım­ları des­tek­leyecek niteliğe kavuş­turul­ması, iş­gücü piyasalarının iyileş­tiril­mesi ve emeğin niteliğinin ar­tırıl­ması, her alan­da tek­nolojik yenilen­me sağ­lan­ması için ger­çek­çi ve akıl­cı bir viz­yon­la yeni bir prog­rama ih­tiyaç var­dır.

Değer­li mil­let­vekil­leri, bu Planın tüm ek­sik­lik­lerine rağ­men ül­kemize yarar­lar getir­mesini diliyor, Yüce Mec­lisin üyelerini say­gıy­la selam­lıyorum. (Anavatan Par­tisi sıraların­dan al­kış­lar)

BAŞ­KAN - Sayın Yiğit, teşek­kür ediyorum.

AK Par­ti Grubu adına Kocaeli Mil­let­vekili Muzaf­fer Baş­top­çu.

Sayın Baş­top­çu, buyurun. (AK Par­ti sıraların­dan al­kış­lar)

AK PAR­Tİ GRUBU ADINA MUZAF­FER BAŞ­TOP­ÇU (Kocaeli) - Sayın Baş­kan, sayın mil­let­vekil­leri; 1214 sıra sayılı 2007-2013 dönemine ait olacak Dokuzun­cu Kal­kın­ma Planı görüş­meleri kap­samın­da, AK Par­ti Grubumuz adına söz al­mış bulunuyorum; bu vesiley­le de, hepinizi say­gıy­la selam­lıyorum.

Sayın Baş­kan, sayın mil­let­vekil­leri; çok genel bir değer­len­dir­me yapıp, es­ki beş yıl­lık kal­kın­ma plan­larıy­la kar­şılaş­tır­dığımız­da, bu Planın, AK Par­ti Hükümetimiz tarafın­dan, fark­lı bir an­layış ve yapıda hazır­lan­dığını görüyoruz. Hepimizin bil­diği gibi, bun­dan ön­ceki kal­kın­ma plan­ları, ör­neğin, tarım, sanayi, sağ­lık, eğitim hiz­met­leri gibi anabaş­lık­lar al­tın­da uy­gulaması ay­rın­tılı bir şekil­de açık­lan­mış, bir­kaç yüz say­falık plan­lar­dı. Dokuzun­cu Plana bak­tığımız­da ise, ay­rın­tısı ol­mayan, ama, ken­di için­deki tutar­lılığıy­la, dinamik bir yapıda, dün­ya ger­çek­leriy­le ör­tüş­müş, kısa, öz, 100 say­falık bir plan görüyoruz.

Bu Hükümet dönemin­de yapılacak iş­ler­le il­gili olarak, temel fel­sefe, hep daha çok katılımın sağ­lan­dığı, demok­ratik, ger­çek­çi, top­lum­sal talep­leri önp­lan­da tutan, or­tak akıl­la çözüm üreten bir yapı ol­muş­tur. Bu neden­ledir ki, Dokuzun­cu Kal­kın­ma Planı hazır­lanır­ken, bütün kamu kurum ve kuruluş­ları ile özel kesim, sivil top­lum ör­güt­leri, akademis­yen­ler, kısacası, tüm il­gililer çalış­maların için­de ol­muş­lar, Dev­let Plan­lama Teş­kilatımızın eş­güdümün­de, 57 ih­tisas komis­yonun­da 2 252 kişi görev yap­mış­tır. Bütün amaç, ül­ke kay­nak­larını en verim­li şekil­de kul­lanarak, kal­kın­manın sağ­lan­ması ve in­sanımızın refahının ar­tırıl­ması, sür­dürülebilir kal­kın­ma ve geliş­miş ül­keler düzeyine gelin­mesidir.

Sayın Baş­kan, sayın mil­let­vekil­leri; bu Planın temel niteliği, is­tik­rar için­de büyüyen, gelirini daha adil pay­laşan, dün­ya öl­çeğin­de rekabet gücüne sahip, bil­gi top­lumuna dönüşen, Av­rupa Bir­liğine üyelik için uyum sürecini tamam­lamış bir Tür­kiye modelidir.

Dün­yamız­da hemen hemen bütün ül­kelerin kal­kın­ma plan­ları var­dır. Gazeteci ar­kadaş Karadeniz yöresin­de röpor­taj­lar yapar­ken köyün birin­de yaş­lı bir nineye şöy­le bir soru sor­muş: "Nine, diyor­lar ki: 'Karadeniz'de her ev­de bir Temel var­dır.' Bu doğ­ru mudur?" Nine cevap veriyor: "Tabiî doğ­rudur uşağım, hiç temel­siz ev olur mu?!" Evet, bütün ül­kelerin bu şekil­de kal­kın­ma plan­ları da var­dır.

Sayın Baş­kan, sayın mil­let­vekil­leri; Tür­kiye'deki plan­lı kal­kın­ma tarihî sürecine kısaca bir göz atacak olur­sak, 1929 dün­ya büyük ekonomik krizin­den son­ra, ger­çek­çi bir yak­laşım­la, genç cum­huriyetimiz­deki ekonomik sorun­ları çöz­mek için, ül­kemiz­deki ilk sanayi ve kal­kın­ma planı, 1933 ve 1937 yıl­ları arasın­da cum­huriyetimizin kurucusu Mus­tafa Kemal Atatürk dönemin­de uy­gulan­mış, çok büyük yeni kuruluş­lar­la, or­talama yüz­de 7, yüz­de 8 büyüme oran­ları sağ­lan­mış­tır. Ne tesadüf­tür ki, ay­nı, AK Par­ti Hükümetimizin son üç yıl­da sağ­ladığı yüz­de 7,8'lik büyüme gibi.

1963-1980 yıl­larını kap­sayan plan­lar it­hal ikameli olup, bir yer­de içe kapanık, "ken­di tüketimimizi ken­dimiz üreteceğiz" temel yapısın­dadır.

1980 son­rası plan­lar­da ih­racata yönelik sanayileş­me ana hedef ol­muş.

Bugüne bak­tığımız­da ise, bu Plan­da, mak­ro den­geler gözetilerek ön­celik­leri belir­leyen açık, şef­faf, net, sor­gulanabilir, hesap sorulabilir, hem kamu hem de top­lumun bütün kesim­leri için hedef bir­lik­teliğini sağ­layan stratejik amaç­lar belir­len­miş­tir.

Bu bağ­lam­daki geliş­me ek­sen­leri de şun­lar ol­mak­tadır: Rekabet gücünün ar­tırıl­ması, is­tih­damın ar­tırıl­ması, beşerî geliş­me ve sos­yal dayanış­manın güç­len­diril­mesi, böl­gesel geliş­melerin sağ­lanımı, kamu hiz­met­lerin­de kalitenin ve et­kin­liğin ar­tırıl­ması.

İletişimin saniyeler­le sağ­lan­dığı kocaman bir köy ol­muş dün­yamız­da para kazan­mak giderek zor­laş­mak­tadır. Sınır­ların hemen hemen yok ol­duğu bir or­tam­da eğer rakip­leriniz­le rekabet edecek gücünüz ve üretiminiz yok­sa, sizi hep zor gün­ler bek­leyecek­tir. Ar­tık, rakip­leriniz ken­di ül­keniz­dekiler değil, sizin için yarışıp rekabet edeceğiniz diğer ül­keler­deki rakip­leriniz­dir. Kaliteli malı ucuza üretebil­diğiniz sürece ayak­ta kalabilir­siniz. Bu iş, ay­nen bisik­lete binip yol al­maya ben­zer ki, bisik­let­te devam­lı pedal bas­mak zorun­dasınız­dır, pedal bas­maz­sanız düşer­siniz.

Bütün ül­keler­de ol­duğu gibi, ül­kemiz­de de is­tih­dam ve iş­siz­liğe çare aran­mak­tadır. Nüfusumuz art­mak­tadır. Her yıl yak­laşık 1 000 000 kişiye iş bulun­mak­ta ve de tarım­dan ay­rılan nüfus iş bek­lemek­tedir. En ger­çek­çi yak­laşım­la şu an­da 10,3 olan iş­siz­lik oranı, 2013 yılın­da yüz­de 7,7 olacak şekil­de hedef­len­miş­tir.

Burada hemen belirt­mek is­terim ki, hiç­bir plan­da hedef yüz­de 0 iş­siz­lik ol­mamış­tır; çün­kü, bu, hiç­bir zaman ger­çek­çi olamaz.

Eğitim ve öğ­retimi iyi plan­layarak, her alan­da ih­tiyaç duyulan in­san­gücünü hem nitel hem de nicel olarak oluş­tur­mak zorun­dayız. Bu plan­lamalar kamu ve özel sek­tör iş­bir­liğiy­le sağ­lanacak­tır. İş­siz­lik ve kayıt­dışı ekonomi bu ül­kede yaşayan hepimizin sorunudur.

Sayın Baş­kan, sayın mil­let­vekil­leri; kır­sal alan­da tarım dışı yeni is­tih­dam alan­ları oluş­tur­mak için turizm, el­sanat­ları, am­balaj ve paket­leme, yöreye öz­gü ürün­lerin mar­ka haline getiril­mesi, ön­celik­ler olacak­tır. Bu konudan olarak, kır­sal kal­kın­ma kurumu kurul­ması çalış­maları devam et­mek­tedir.

Ak­tif iş­çi ve iş­gücü sağ­lama politikaları ile özel­lik­le belir­li mes­lek grup­ların­da nitelik­li eleman yetiş­tir­mek kent­ler­de sağ­lan­dığın­da, büyük met­ropol­lere göç ve oralar­da oluşan sorun­lar en aza in­dir­genecek­tir.

Sayın Baş­kan, sayın mil­let­vekil­leri; bu Planın böl­gesel gelişime yak­laşımı, es­kiler­den fark­lı olarak, kal­kın­manın aşağıdan yukarıya doğ­ru oluş­masıdır. Ül­ke coğ­raf­yasının tümünü kap­sayacak şekil­de yapılan bu değer­len­dir­meler, hem böl­gesel geliş­me ve hem de yerel kal­kın­mada önem­li bir adım olan yöredeki hal­kın ve kurum­ların lider­lik ve inisiyatif­lerini or­taya çıkaracak­tır.

Bu dönem­de yasasını çıkar­dığımız yeni ve öz­gün kurum­lar olan kal­kın­ma ajans­ları, Dev­let Plan­lama Teş­kilatımız ve yerel­le bir­lik­te ak­tif olarak çalışacak, böy­lelik­le, ül­kemizin kal­kın­masın­da ön­cü kuruluş­lar olacak­tır. Kal­kın­ma ajans­larının, katılıma ve diyaloğa açık, kap­sama alanın­daki kamu kesimi, özel kesim ve sivil top­lum kuruluş­ların­dan oluşan, bütün yerel ak­tör­leri bir araya getiren yapısıy­la, yerel düzey­de çok önem­li ve başaralı bir yönetişim ser­gileyecek­lerini um­mak­tayız, bek­lemek­teyiz.

Yerel potan­siyel­lere iv­me kazan­dırarak, bütün yerel ak­tör­lerin projelere katılıp sahip­len­me ve uy­gulan­ma süreç­lerin­de bir­lik­te ol­maları bu ajans­lar kanalıy­la ger­çek­leşecek­tir.

Sayın Baş­kan, sayın mil­let­vekil­leri; bilin­diği gibi, geç­miş­te böl­gesel geliş­meler­deki durağan­lığın sebebi, her böl­genin ken­disine öz­gü bir kurum­sal yapısının ve özel kay­nak­larının ol­mayışıy­dı. Kal­kın­ma ajans­larıy­la, böl­geler­deki kurum­sal yapılar dev­reye girerek, özel­lik­le az geliş­miş yörelerimiz­deki uz­man tek­nik per­sonel yeter­siz­liği giderilecek, çok az olan proje üretim kapasiteleri ar­tırılacak ve böl­gesel kal­kın­ma için stratejik ön­celik­ler­de kul­lan­dırılan kay­nak­lar harekete geçirilecek­tir.

Burada siz­ler­le pay­laş­mak is­tediğim bir diğer önem­li konu da, geçen­ler­de Genel Kurulumuz­da kabul edilen Tür­kiye Yatırım Des­tek ve Tanıtım Ajan­sı Kurul­ması Kanun Tasarısıdır. Çok yay­gın tanımıy­la, küresel­leşip kocaman bir köy haline gelen dün­yamız ekonomisin­de, ar­tık, ül­ke ekonomilerinin ulusal kay­nak­larını harekete geçirip özel sek­tör ön­cülüğün­de sür­dürülebilir büyümelerini ger­çek­leş­tir­meleri yal­nız başına yeter­li ol­mayıp, yaban­cı ser­maye ve yatırım kay­nak­ların­dan en çok yarar sağ­lamayı kesin bir zorun­luluk haline getir­miş­tir. Borç yükünü ar­tır­madan dış­kay­nak sağ­layıp is­tih­dam yaratarak iş­siz­liğe çare oluş­turan, dış­satım olanağı ve ver­gi geliri ar­tışı sağ­layan, ileri tek­noloji ve modern iş­let­mecilik model­leri getiren yaban­cı yatırım­ların gerek­li koşul­ları sağ­layarak doğ­rudan cez­bedil­mesi, ulusal ekonomi politikaların­da ar­tık temel strateji haline gel­miş­tir.

Bu stratejiyi sağ­lamanın koşulu, belir­li bir kurum­sal yapı ve kapasitey­le yürütül­mesi gerek­li yatırım des­tek ve tanıtım faaliyet­leridir. AK Par­ti Hükümetimiz, bu tasarıy­la -yeni yak­laşımıy­la- ül­kemiz­de, yer­li ve yaban­cı yatırım­cılara, yatırım süreci ve yatırım son­rası gerek­sinim duy­duk­ları her konuda bil­gilen­dir­me, yön­len­dir­me, des­tek ve yar­dım­cı ol­malarına olanak sağ­layacak­tır.

Ajans, idarî ve malî özerk­liği olan bir yapıda hız­la karar alıp hiz­met sunabilen, değişen koşul­lara hemen uyum sağ­layabilen, özel sek­tör an­layış ve yak­laşımıy­la çalışan, Baş­bakan­lık­la il­gili, ulusal düzey­de yatırım des­tek ve stratejisi belir­leyip uy­gulayacak olan bir kamu tüzel­kişiliğidir. Ajans, kal­kın­ma ajans­ları ve il­gili diğer kuruluş­lar­la iş­bir­liği için­de çalışacak­tır. Sayın Baş­bakan tarafın­dan belir­lenen ve bakan­lar ve özel sek­tör tem­sil­cilerin­den oluşan bir danış­ma kurulu ajan­sın omur­gası olup, yatırım des­tek ve tanıtım stratejisi konusun­da öneriler geliş­tirip, ger­çek­leş­tirilecek faaliyet­ler­le il­gili tav­siyeler bu kurul kanalıy­la sağ­lanacak­tır. Ül­kemiz­de yatırım des­tek ve tanıtım faaliyet­leri ile rekabet üzerin­deki kurum­sal kapasite boş­luğu bu tasarıy­la dol­durul­muş olacak­tır.

Sayın Baş­kan, sayın mil­let­vekil­leri; 3 Ekim 2005 tarihin­de baş­layan Av­rupa Bir­liği tam üyelik müzakereleriy­le ül­kemiz­de yeni bir dönem baş­lamış­tır. Bu süreç için­de ül­kemizin ekonomik, sos­yal, kül­türel ve siyasal yaşamın­da yeni gelişim ve dönüşüm­ler yaşanır­ken; daha çok demok­ratik­leş­me, daha çok yerel­leş­mey­le, çağ­daş norm ve stan­dart­lara ulaşılarak, hal­kımızın yaşam kalitesi yük­sel­tilecek­tir.

Hukuk dev­leti, demok­rasi, in­san hak­ları, sağ­lık, eğitim, sos­yal güven­celer, tüketici hak­ları, çev­renin korun­ması ve kurum­lar­da yeniden yapılan­ma ve iyileş­tir­meler, top­lam bir kalite an­layışı için­de in­sanımıza sunulacak­tır. Bu süreç, top­lum­sal baz­lı, şef­faf, katılım­cı ve mutabakat­ları sağ­lan­mış bir an­layış­la ger­çek­leş­tirilecek­tir.

Bu Plan dönemin­de, büyüme ve gay­ri safî yur­tiçi hâsılanın, her ikisinin de yüz­de 7 oranın­da art­ması bek­len­mek­tedir. Yine, bu Plan dönemin­de, sabit ser­maye yatırım­larının, kamuda yüz­de 9,4, özel sek­tör­de ise, yüz­de 8,1 oranın­da ar­tacağı tah­min edil­mek­tedir.

Sayın Baş­kan, sayın mil­let­vekil­leri; bu Planın en önem­li ens­trüman­ların­dan biri, plan iz­leme ve yön­len­dir­me komitesidir. Bu komite, Dev­let Plan­lama Teş­kilatı Müs­teşarı Baş­kan­lığın­da, il­gili bakan­lık­ların üst düzey yöneticilerin­den oluşacak­tır. Yıl­da en az bir kez top­lanacak olan bu komite, Plan uy­gulamalarını değer­len­dirip, hedef­lere iliş­kin geliş­meleri iz­leyecek, prog­ram­lama ve büt­çelemelere yön verecek ve yıl­lık iler­leme rapor­larını hazır­layarak Bakan­lar Kuruluna sunacak­tır. Dev­let Plan­lama Müs­teşar­lığı eş­güdümün­de kurum­lararası her tür­lü iş­bir­liği sağ­lanacak­tır.

Sayın Baş­kan, sayın mil­let­vekil­leri; Değer­li Dev­let Bakanımızın çok özel bir şekil­de açık­ladığı ve ay­rın­tılara girerek açık­ladığı Plan konusun­da ben bu kadar konuş­mak is­tiyorum ve siz­ler­le bu konuları anabaş­lık­lar halin­de pay­laş­mış ol­dum. Konuş­mamı burada tamam­lamak is­ter­ken; Dokuzun­cu Kal­kın­ma Planımızın hazır­lan­masın­da, baş­ta Dev­let Bakan­lığımız ve Dev­let Plan­lama Teş­kilatımız ol­mak üzere, emeği geçip, kat­kısı olan her­kese teşek­kür ediyoruz. Bu Planın, ül­kemizin ay­dın­lık yarın­larına bir ışık olarak ger­çek­leş­mesini, ül­kemize, in­sanımıza ve hepimize hayır­lı, bereket­li ol­masını diliyor, hepinize say­gılar sunuyorum. (AK Par­ti sıraların­dan "Bravo" ses­leri, al­kış­lar)

BAŞ­KAN - Sayın Baş­top­çu, teşek­kür ediyorum.

HALİL TİR­YAKİ (Kırık­kale) - Niye bu kadar çok al­kış­ladınız, ne ol­du?!

BAŞ­KAN - Evet, Sayın Baş­top­çu az zaman­da çok şey­ler söy­lediği için bu kadar­la ik­tifa et­ti Sayın Tir­yaki.

HALİL TİR­YAKİ (Kırık­kale) - Yok, bir şey demiyorum Baş­kan.

BAŞ­KAN - Şah­sı adına, Deniz­li Mil­let­vekili Üm­met Kan­doğan.

Buyurun Sayın Kan­doğan.

HALİL TİR­YAKİ (Kırık­kale) - Ben de buna al­kış yaparım; gel koçum!

BAŞ­KAN - Sayın Kan­doğan, size de ek­sürenizi oran­tılı olarak ver­dim.

Buyurun.

ÜM­MET KAN­DOĞAN (Deniz­li) - Sayın Baş­kan, değer­li mil­let­vekil­leri; siz­leri, say­gıy­la selam­lıyorum.

Bugün, 2013 yılına kadar hedef­lerimizi gös­teren, ül­kemiz için son derece önem­li olan bir planı görüşüyoruz; an­cak, söz­lerime baş­lamadan ön­ce, Tür­kiye için son derece an­lam­lı ve önem­li olan bir planı görüşür­ken, şöy­le, Mec­lis sıralarına bir bakıyorum. 2013 yılına kadar Tür­kiye'nin han­gi nok­talara geleceğini gös­terecek olan ve hepimizin heyecan duy­ması gereken, üzerin­de görüş­lerimizi açık­lamamız gereken, tar­tış­mamız gereken bir plan­la il­gili görüş­meler­de, 30 kişiy­le, Tür­kiye Büyük Mil­let Mec­lisin­de bunu görüşüyoruz.

Şim­di, ben, 30 mil­let­vekilinin burada ol­masın­dan şunu an­lıyorum: Mil­let­vekil­lerimiz de, bu Plana cid­dî manada yak­laş­mamış­lar, bak­mıyor­lar. Bu Planı, kâğıt üzerin­de kalacak olan, uy­gulan­ma im­kânı ve şan­sı ol­mayan bir plan olarak görüyor­lar ki, Mec­lis salonun­da değil, dışarıda, kulis­ler­de vakit geçiriyor­lar. Hal­buki, bu Planı, burada, Mec­lis sıraların­daki mil­let­vekil­lerimizin büyük bir heyecan­la, büyük bir mut­luluk­la, 2013 yılın­da Tür­kiye'nin han­gi nok­talara geleceğini merak­la bek­leyen bir an­layış içerisin­de ol­maları gerekir­ken, şu Mec­lisin sıraları beni son derece mütees­sir et­miş­tir. Her­hal­de, Sayın Bakanımızın da benim­le beraber ay­nı düşün­celer içerisin­de ol­duğunu tah­min ediyorum.

Değer­li mil­let­vekil­leri, bir kere, bu Planın cid­dî ol­madığının en önem­li işareti, Sayın Baş­bakanın bu Plana müdahale et­mesin­den kay­nak­lan­mak­tadır. Şim­di, bakıyoruz, hedef, 2013 yılın­da kişi başına düşen gelirin 8 700 dolar olarak or­taya konul­duğu bir plan­dan Sayın Baş­bakanın müdahalesiy­le, bu rakam 10 099 dolara çıkarıl­mış! Keş­ke, Sayın Baş­bakanımızın talimatı 15 000 dolar ol­say­dı! Ne kadar da güzel olur­du; kâğıda da, buraya da yazar­dık, 15 000 dolar 2013 yılı sonun­daki hedefimiz, bütün mil­let de mut­lu olur­du, mem­nun olur­du.

An­cak, ben, bu 8 700 dolar­dan 10 000 dolara çıkarılır­ken Sayın Baş­bakanın han­gi gerek­çeler­le, han­gi rakam­lar­la, han­gi veriler­le bunu yap­tığını merak ediyorum. Ben, Sayın Bakanımızın, Sayın Ab­dül­latif Şener'in böy­le bir yak­laşıma da nasıl an­layış­lı dav­ran­dığını da merak ediyorum. Sayın Ab­dül­latif Şener gibi bir bakanımızın, en azın­dan, bu nok­tada cid­dî bir kar­şı koy­ma içerisin­de ol­ması lazım gelir­di.

Şim­di, son iki ay­dır, Tür­kiye'de, özel­lik­le, döviz ve faiz­deki yaşanan geliş­meler­den son­ra bu Planın, ben­ce, hiç­bir an­lam ve önemi kal­mamış­tır, hiç­bir an­lam ve önemi kal­mamış­tır. Niye; çün­kü, bu Plan hazır­lanır­ken, mayıs ve haziran ay­ların­da Tür­kiye'de olabilecek geliş­meleri dahi değer­len­diremeyen, ön­göremeyen bir ik­tidarın 2013 yılı sonuna kadar­ki hedef­leri, plan­ları ön­gör­mesinin müm­kün ol­madığı inan­cın­dayım. O neden­le, benim, özel­lik­le bir tav­siyem var: Ne olur, bu Planının, son bir buçuk ay­daki geliş­meler de göz önüne alınarak yeniden değer­len­diril­mesi lazım gel­diği inan­cın­dayım. Bunu nereden söy­lüyorum, bunu şunun için söy­lüyorum: 2013 yılı sonun­da cari fiyat­lar­la, cari rakam­lar­la 1 ABD Doları 1,45 seviyesin­de, cari fiyat­lar­la.

Şim­di, değer­li mil­let­vekil­leri, 2006 yılının haziran ayın­da, dolar fiyatının bu rakam­lar­da ol­duğu bir ül­kede, 2013 yılı hedef­lerinizi, siz, böy­le koyar­sanız yan­lış yapar­sınız. Niçin yan­lış yapar­sınız, an­latayım.

Şim­di, bu Planın içerisine, bu Plan­da, enf­las­yon oranının 2013 yılına kadar yüz­de 25'ler seviyesin­de olacağı söy­leniyor. Yani, 2013 yılı sonuna kadar­ki or­talama enf­las­yonu top­lar­sak yüz­de 25'ler seviyesin­de olacak.

Bir de 2006 yılın­daki, bu seneki enf­las­yon, ger­çek­leşecek rakama da bakacak olur­sak, aşağı yukarı, Tür­kiye'deki enf­las­yon, bun­lar ger­çek­leşir­se, bu Plan­daki gibi olur­sa yüz­de 35. Peki, şim­di, ben buradan soruyorum: 2013 yılı sonuna kadar yüz­de 35 oranın­da enf­las­yon rakamı or­taya koyan bir plan ve bunun neticesin­de, cari fiyat­lar­la 1,45'ler seviyesin­deki bir dolar kurunun ger­çek­çi olacağını söy­leyen bir Al­lah'ın kulu çıkabilir mi; müm­kün değil!.. Yani, o zaman şöy­le bir durum or­taya çıkıyor, onu da hemen söy­leyeyim: O zaman, çok aşırı bir değer­len­miş bir Türk parası olacak kar­şımız­da yine, çok aşırı değer­len­miş bir YTL olacak.

Peki, çok aşırı değer­len­miş bir YTL'nin Tür­kiye'deki ekonomiye et­kisi nasıl olacak; şim­di onu da tar­tışalım: Çok aşırı değer­len­miş Türk parasının neticesin­de, Tür­kiye'deki ih­racat­ta cid­dî sıkın­tılar olacak. Bunun kar­şılığın­da da, it­halat­ta, şim­di ol­duğu gibi, bu dönem­de ol­duğu gibi, bir it­halat cen­neti olan bir ül­ke konumun­da olacağız. Şim­di, Tür­kiye'deki sıkın­tıların, bir­buçuk ay­dan beri or­taya çıkan geliş­melerin al­tın­da yatan sebep­lerin başın­da, Türk parasının aşırı değer­len­miş ol­ması yat­mıyor muy­du; el­bet­te, aşırı değer­len­miş ol­ması yatıyor­du. İh­racat ile it­halat arasın­daki makasın açıl­masının al­tın­daki yatan sebep ney­di; aşırı değer­len­miş Türk parasın­dan dolayı, ih­racat­çıların ih­racat yap­mak­ta sıkın­tı çek­meleri, it­halat­çıların da, it­halat ürün­lerinin son derece ucuz ol­masın­dan dolayı, Tür­kiye'nin bir it­halat cen­neti ol­masıy­dı. Şim­di, ters taraf­tan ele alacak olur­sak, böy­le bir or­tam­da hedefiniz, 2013 yılı sonun­da, cari açığı da yüz­de 3'ler seviyesine in­direceğinizi söy­lüyor­sunuz. Şim­di, bu ne yaman bir çeliş­kidir!.. Bunu, nasıl açık­layabilir­siniz, nasıl izah edebilir­siniz?! Bir taraf­ta aşırı değer­len­miş YTL, diğer taraf­ta, cari açığın yüz­de 3'ler seviyesine getiril­mesi, ih­racat ile it­halat arasın­daki makasın kapan­ması!.. Sadece bu nok­tadan ele alacak olur­sak, ben id­dia ediyorum ki, bu Plan, sadece kâğıt üzerin­de kalacak olan bir plan­dır, uy­gulan­ma şan­sı ol­mayan bir plan­dır. Buradaki rakam­ların hiç­biri ger­çek­çi rakam­lar değil­dir.

Şim­di, bir rakam daha vereceğim: İş­siz­lik­le il­gili rakam­ların 2013 yılı sonun­da yüz­de 7,7'ye düşeceğini söy­lüyor­sunuz. Bu, sizin Planınız­daki rakam­lar; 7,7. Şim­di, ben buradan soruyorum; üç­buçuk yıl­lık AK Par­ti İk­tidarı dönemin­de, or­talama büyüme yüz­de 7,5.

MEH­MET CEY­LAN (Karabük) - Yüz­de 7,8.

ÜM­MET KAN­DOĞAN (Devam­la) - 7,5 or­talamanız. Or­talamanız 7,5; hesap­layın. Üç senenin or­talamasını yapın 7,5.

Plan­daki hedefiniz, or­talama büyüme yüz­de 7. Şim­di, ben soruyorum: Üç­buçuk yıl­lık or­talama büyüme yüz­de 7,5 olan bir Tür­kiye'de iş­siz­lik sorununu çözememiş­ken… Çözemediniz. Dev­ral­dığınız dönem­deki, 2002'deki iş­siz­lik oranı 10,3. Şim­di gelinen nok­tadaki iş­siz­lik oranı, üç­buçuk yıl­lık yüz­de 7,5 büyüme oranının ol­duğu Tür­kiye'de daha yukarıda. 2006 yılı hedefiniz -bakın, onu da söy­lüyorum- yüz­de 10,4. Yani, bu sene eğer ger­çek­leş­tirebilir­seniz, dev­ral­dığınız 2002'deki, o kriz or­tamın­dan son­raki yıl­daki iş­siz­lik oranın­dan daha yük­sek bir iş­siz­lik rakamını biz ger­çek­leş­tireceğiz diyor­sunuz, onun al­tına ineceğinizi söy­lemiyor­sunuz.

Şim­di, ben, size soruyorum: Yüz­de 7,5 kal­kın­ma hızıy­la, iş­siz­liği al­dığınız nok­tanın üzerine çıkar­dığınız bir dönem­de, iş­siz­lik rakam­ları böy­ley­se, yüz­de 7 kal­kın­ma hızının olacağı ül­kemiz­de dönem sonun­da iş­siz­lik rakam­larını yüz­de 7,7'ye nasıl in­diriyor­sunuz?! Nasıl inecek bu rakam yüz­de 7,7'ye?! Gelin, değer­li mil­let­vekil­leri, bunu, burada izah edin. Edemez­siniz, edemeyeceğiniz de or­tada; çün­kü, rakam­lar or­tada. Siz yaz­mış­sınız "yıl­da 985 000 kişi iş sahasına katılıyor" diye siz yaz­mış­sınız buraya. Şim­di, yüz­de 7 büyümey­le de bunu erit­meniz müm­kün değil. Erit­meniz müm­kün ol­madığına göre, yaz­mış ol­duğunuz -sadece iki rakam­dan bah­sediyorum, daha o kadar çok söy­lenecek söz var ki, diğer konuş­ma hak­larım­da bunu dile getir­meye çalışacağım- bu iki rakam­da bile…

(Mik­rofon otomatik cihaz tarafın­dan kapatıl­dı)

BAŞ­KAN - Sayın Kan­doğan, konuş­manızı tamam­layınız lüt­fen.

Buyurun.

ÜM­MET KAN­DOĞAN (Devam­la) - Sadece bu iki rakamın bile ger­çek­leş­me şan­sının hiç ol­madığı, tamamen afakî rakam­lar ol­duğu ve bun­ları, uy­gulayacağınızı söy­lediğiniz bu ekonomik politikalar­la ger­çek­leş­tir­menizin müm­kün olamayacağını ifade et­mek is­tiyorum.

Şim­di, Sayın Baş­bakan 10 100 dolara çıkar­mış. Bunun hesap­laması son derece kolay. Enf­las­yonu hesap­lar­sınız, dolar kurunu hesap­lar­sınız, mil­lî geliri hesap­lar­sınız, kişi başına, vatan­daşa böler­siniz; or­taya çıkan rakam, sizin 10 100 rakamı ol­mayacağı, yine çok açık bir şekil­de kar­şımız­da duruyor değer­li mil­let­vekil­leri.

Onun için, önem­li olan, değer­li mil­let­vekil­leri, kâğıt üzerine bir şey­ler yaz­mak, çiz­mek değil; bunun sağ­lık­lı ol­ması, ger­çek­leş­tirilebil­miş ol­ması, doğ­ru ol­ması son derece önem­li.

Ben, konuş­mamın diğer bölüm­lerin­de Plan­la il­gili görüş­lerimi açık­lamaya devam edeceğim.

Hepinize teşek­kür ediyorum. (CHP sıraların­dan al­kış­lar)

BAŞ­KAN - Teşek­kür ederim.

Şah­sı adına, Hatay Mil­let­vekili Meh­met Eras­lan.

Buyurun Sayın Eras­lan.

MEH­MET ERAS­LAN (Hatay) - Sayın Baş­kan, çok değer­li mil­let­vekil­leri; ön­celik­le siz­leri say­gıy­la selam­lıyorum.

Ger­çek­ten önem­li bir Kal­kın­ma Planını veya kal­kın­maya ulaş­ma çabası içerisin­de olan bir Planı görüş­meye baş­ladık. Ben, ül­kemize, mil­letimize hayır­lı ol­sun diyorum, hayır­lara vesile ol­masını ön­celik­le temen­ni ediyorum.

Tabiî ki demok­ratik ül­keler, geliş­miş ül­keler, liberal ser­best ekonomiye sahip ül­keler gelecek­lerini plan­lar­lar, kal­kın­malarını, sağ­lık­larını, eğitim­lerini, ekonomilerini, büyümelerini, yatırım­larını bir plan dahilin­de yürütür­ler ve bu plan­ları yapar­ken, ger­çek­ten, hem mev­cut­ta var olan sorun­ları tes­pit hem de bu sorun­ların ileriki aşamada çözümüne iliş­kin bir­takım öneriler­le beraber, han­gi amaç ve han­gi araç­lar­la, amaca han­gi araç­lar­la gideceğini de belir­leyerek plan­lar hazır­lar­lar ve biz bugün, 2013 yılına kadar bir kal­kın­ma planı uy­gulanacak ve bunun görüş­melerini yapıyoruz.

Değer­li mil­let­vekil­leri, top­lumumuzun sek­törel sorun­larını biliyoruz. Yani, bu ül­kede müref­feh yaşayan in­san­lar da var, bel­ki sorunu az olan in­san­lar da var, zen­gin olan, ser­mayesi olan in­san­lar da var, işadam­ları da var, yatırım­cı da var, ih­racat­çı da var; ama, önem­li olan, bu mut­lu kesimin, ekonomik sorun yaşamayan veya kay­nak sorunu yaşamayan bu kesimin top­lam nüfus içerisin­deki payının ne ol­duğudur as­lolan, önem­li olan; ama, biz, şim­di, kal­kıp, bu kesim top­lumun yüz­de 90'ını oluş­turuyor der­sek, büyük bir hak­sız­lık yaparız; ama, bu kesim top­lumun yüz­de 3'ünü veya yüz­de 5'ini oluş­turuyor; fakat, top­lumun yüz­de 95'inin ken­di alan­ların­da, ken­di bulun­duk­ları or­tam­da, sek­törel baz­da sorun­ları var­dır ve bu sorun­lar çözüm bulamamış­tır, çözüm­le buluşamamış­tır der­sek, daha cid­dî bir siyasî yak­laşım, daha cid­dî bir siyasî an­layış ser­gilemiş oluruz diye düşünüyorum.

Biz, kal­kın­ma plan­larımızı yapar­ken, bir defa, sek­törel baz­da her bir sorunu reel olarak, cid­dî olarak, yani, ayak­ları yere basık bir yak­laşım tar­zı, ob­jek­tif bir yak­laşım tar­zıy­la belir­leyip, bu çözüm­lerin, bu sorun­ların çözümüne iliş­kin yolumuzu, kal­kın­ma planımızı yapar­ken, hedef­lerimizi koyar­ken amaca ulaş­manın paramet­relerini, amaca ulaş­manın dikilitaş­larını da ob­jek­tif yap­mak durumun­dayız. Ak­si tak­dir­de, yapacağımız Kal­kın­ma Planı, ger­çeği, taban­da, arazide ger­çeği yan­sıt­mayacağı gibi, Tür­kiye'yi ve ken­dileri için yap­mış ol­duğumuz bu kal­kın­ma planı, mil­let adına yap­mış ol­duğumuz, ül­ke adına, Tür­kiye adına yap­mış ol­duğumuz bu Kal­kın­ma Planı 2013'e kadar hiç kim­seyi, ak­si tak­dir­de, taşıyamayacak­tır.

Şim­di, mev­cut ekonomik durum bel­li. Bakıyoruz -2001 yılı ile 2005 yılı sonunu kıyas­layacağım- 2001 yılı sonun­da ekonomimizin dış­ticaret açığı 10 mil­yar dolar. Bugün gel­mişiz 2005 yılının sonuna. Bu, yazılı soru öner­gesidir, yazılı soru öner­gesinin cevabıdır bu. Sayın Bakanımız demiş ki bize: "Şu an, 2005 yılı sonu itibariy­le 42,9 mil­yar dolar ve yüz­de 300'lük bir ar­tış, dış­ticaret açığın­da, söz konusudur." Evet, it­halat art­mış mıdır; it­halat art­mış­tır; ama, ih­racat, it­halatın çok çok üzerin­de art­tığı için bir dış­ticaret açığı söz konusudur. Cari açığa bakıyoruz; 2002 yılın­da, seçim yılın­da… Hat­ta, 2001 ekonomik krizi yaşan­mış­tır. 2000'de bile 9,8 mil­yar dolar, 2001 ekonomik krizinin yaşan­dığı yıl­da 3,4 faz­la ve 2002'de ise 1,5 mil­yar dolar açık söz konusu idi. 2005 yılı sonu itibariy­le bakıyoruz; 23 mil­yar dolar, Tür­kiye'nin, Türk ekonomisinin cari açık, maalesef, bu rakam­lara gel­miş­tir. Dolayısıy­la, mev­cut bu dış­ticaret açığı ve cari açığı, as­lın­da, biz­lere ekonomik olarak bir­çok şeyi gös­ter­mek­tedir. Hem Plan içerisin­deki hedef­lerin… Yani, bir defa, bunu rehabilite et­mek lazım. Yani, dış­ticaret açığının ve cari açığın makul seviyelere çekilerek rehabilite edil­mesi gerekir ki, biz, Plan­da zik­redilen büyüme hızının yüz­de 7 küsur ol­duğunu hedef­lemişiz; bunu tut­turalım. Kişi başına mil­lî gelirin, iş­te, 10 000 küsur dolar ol­duğunu hedef­lemişiz; bunu tut­turabilelim. İş­te, cari açık den­gesinin düşeceğini, 3-4 mil­yar dolar düzey­lerine ineceğini ve iş­siz­lik oranının da yüz­de 7, yüz­de 8'ler dolay­larına ineceğini, hedefini an­cak bu şekil­de tut­turalım.

Şim­di, ül­kede gir­di maliyet­lerinin yük­sek­liği… Bakın, ver­gi oran­larının yük­sek­liği, akar­yakıt fiyat­larının yük­sek­liği, dolayısıy­la, sev­kıyat maliyet­lerinin yük­sek­liği, iş­verenin iş­çiye ödemiş ol­duğu SSK prim­lerinin ay­nı zaman­da ger­çek­ten yük­sek­liği… As­garî üc­ret 380 000 000; iş­verenin iş­çiye ödediği stopaj­la beraber SSK primi neredey­se as­garî üc­ret kadar; 300 000 000… Ener­ji fiyat­ları Av­rupa Bir­liği ül­kelerin­de 3 sent­ken, 4 sent­ken, Tür­kiye'de 9 sent, 10 sen­te sanayicimiz, tarım sek­törümüz, maalesef, pahalıya ener­ji kul­lan­mak durumun­da kalıyor. Şim­di, bu gir­di maliyet­lerinin bu şekil­de kal­ması, peki, KOBİ'lerimizi, sanayicilerimizi, yatırım­cılarımızı acaba dün­ya piyasasına nasıl taşıyacak?. Dün­ya piyasasın­da KOBİ'lerimizin, yatırım­cılarımızın, sanayicilerimizin ken­dilerini var et­mesi, global piyasalar­da rekabet et­mesini nasıl sağ­layacak ve biz, des­tek­leri, süb­van­siyon­ları, dev­let eliy­le kat­kıyı da cid­dî manada azalt­mış durum­dayız; kamu yatırım­larını azalt­tığımız gibi, tarım sek­törüne yap­mış ol­duğumuz süb­van­siyon­lar, des­tek­ler daha ön­ceki yıl­lara göre çok çok azal­dığı gibi. Mesela, 6-7 mil­yar dolar düzeyin­dey­ken tarım sek­törüne verilen des­tek­ler 1997 yılın­da, 54 ün­cü Hükümet dönemin­de, bakıyoruz, tarım sek­törüne verilen des­tek, top­lam tarım sek­törüne verilen des­tek 2-2,5 mil­yar dolar düzeyine düşürül­müş­tür.

Bu teş­vik­lerin, kay­nak ak­tarım­larının her geçen gün düş­tüğünü ve ar­tık bunun çekil­mez bir hal ol­duğunu gös­ter­mek­tedir. KOBİ'lerimiz, yatırım­cımız, ih­racat­çımız da bu nok­tada des­tek gör­meyeceği için, bu büyümenin nasıl yakalanacağını an­lamak müm­kün değil. Yüz­de 7,7 büyüme hızını ney­le yakalayacağız; yani, han­gi sanayiciy­le, han­gi teks­til­ciy­le, han­gi yatırım­cıy­la, han­gi ih­racat­çıy­la, han­gi ser­mayey­le, dün­ya piyasasıy­la yarışabilen ve o per­for­man­sı gös­terebilecek olan kim­le yakalayacağız?

Dolayısıy­la, yatırım, üretim ve ih­racat ekonomisinin güç­len­mesi gerekir ki, is­tih­dam sorunu or­tadan kalk­sın. İs­tih­dama bakıyoruz, şim­di, iş­siz­lik, mesela, yüz­de 12 dolay­larına gel­miş; fakat, Plan­da yüz­de 7, yüz­de 8 seviyesine iş­siz­lik oranının düşürüleceği söz konusu. Peki, bu is­tih­damı nasıl sağ­layacağız; yani, ön­ce bir siyasî irade olarak, ik­tidar olarak, ön­ce bir teş­vik­lerimizi, kay­nak ak­tarımımızı, süb­van­siyon­larımızı bir verelim, on­dan son­ra gir­di maliyet­lerini düşürelim, ken­di es­naf ve sanat­kârımızı, KOBİ'lerimizi, sanayici, yatırım­cı, işadamımızı, ih­racat­çımızı…

(Mik­rofon otomatik cihaz tarafın­dan kapatıl­dı)

BAŞ­KAN - Lüt­fen konuş­manızı tamam­layın Sayın Eras­lan.

Buyurun.

MEH­MET ERAS­LAN (Devam­la) - …dün­ya piyasasın­da var edelim, on­dan son­ra gelelim diyelim ki, bizim al­mış ol­duğumuz bu ted­bir­ler­le… Çün­kü, amacımız bel­li, biz amaç­larımızı biliyoruz, o amaç­lara doğ­ru yürüyoruz, yürüyeceğiz; ama, bu amaç­lara gider­ken han­gi araç­ları kul­lanacağımızı bil­miyoruz, han­gi kay­nak­ları kul­lanacağımızı bil­miyoruz ve ne kadar kay­nak kul­lanacağımızı, ne kadar kay­nak ak­taracağımızı bil­miyoruz. Bir yola çık­mışız, 2013 yılının sonun­da iş­siz­lik bu olacak, cari açık bu olacak, is­tih­dam bu olacak, büyüme bu olacak demişiz. Bunun reel ol­madığını, reel ol­mayacağını… Ay­rıca, yeniden amaç­ları belir­ler­ken, araç­larının ve kay­nak­larının da beraberin­de belir­len­mesi gerek­tiğini ifade ediyorum. Az son­raki konuş­malarım­da kat­kılarıma devam edeceğimi sunuyorum; siz­leri say­gıy­la, muhab­bet­le selam­lıyorum.

Teşek­kür ederim.

BAŞ­KAN - Teşek­kür ederim.

Sayın mil­let­vekil­leri, Planın birin­ci bBölümü üzerin­deki görüş­meler tamam­lan­mış­tır.

Şim­di, ikin­ci bölümün görüş­melerine baş­lıyoruz.

Planın ikin­ci bölümü, Plan Ön­cesi Dönem­de Tür­kiye'de Ekonomik ve Sos­yal Geliş­meler ile Plan Dönemi Hedef ve Tah­min­leri kısım­larını içer­mek­tedir.

Konuş­ma süreleri birin­ci bölüm­de ol­duğu gibi, siyasî par­ti grup­ları, Komis­yon ve Hükümet için 30'ar dakika, şahıs­lar için 10'ar dakikadır. Siyasî par­ti grup­larının süreleri bir­den faz­la konuş­macı tarafın­dan kul­lanılabilir.

Planın ikin­ci bölümü üzerin­de, siyasî par­ti grup­ları adına söz alan üyeler: Anavatan Grubu adına, Sayın Muzaf­fer Kur­tul­muşoğ­lu, Sayın Hasan Öz­yer, An­kara ve Muğ­la Mil­let­vekil­leri; Cum­huriyet Halk Par­tisi Grubu adına, Tekir­dağ Mil­let­vekili Enis Tütün­cü; AK Par­ti Grubu adına, Karabük Mil­let­vekili Meh­met Cey­lan. Şahıs­ları adına, Üm­met Kan­doğan, Meh­met Eras­lan, Faruk Koca ve Cemal Uy­sal.

İlk söz, Anavatan Grubu adına, Muzaf­fer Kur­tul­muşoğ­lu, An­kara Mil­let­vekili. (Anavatan Par­tisi sıraların­dan al­kış­lar)

Sayın Kur­tul­muşoğ­lu, süreyi eşit kul­lanacak­sınız?..

MUZAF­FER R. KUR­TUL­MUŞOĞ­LU (An­kara) - Evet.

BAŞ­KAN - Evet, 15'er dakika.

Bir ön­ceki bölüm­de Sayın Bakan konuş­masını tamam­layamadığı için ar­kadaş­larımıza peşin uzat­ma sürelerini ver­miş­tim. Bu bölüm­de, konuş­ma sürelerine ilaveten, sadece teşek­kür et­mek için, 1 dakikalık ek süre verilecek­tir. Bil­gilerinize arz ederim.

Buyurun Sayın Kur­tul­muşoğ­lu.

ANAVATAN PAR­TİSİ GRUBU ADINA MUZAF­FER R. KUR­TUL­MUŞOĞ­LU (An­kara) - Sayın Baş­kan, sayın mil­let­vekil­leri; Dokuzun­cu Kal­kın­ma Planının ikin­ci bölümü üzerine, Anavatan Grubu adına söz al­mış bulunuyorum. Söz­lerime baş­lamadan ön­ce Yüce Mec­lisi say­gıy­la selam­lıyorum.

Sayın Baş­kan, sayın mil­let­vekil­leri; Dokuzun­cu Kal­kın­ma Planı, önümüze bir yıl gecik­meli olarak gel­miş­tir. Ay­nı gecik­meler, geç­miş­te Dört, Beş ve Yedin­ci Kal­kın­ma Plan­ların­da da bir yıl gecik­mey­le gel­miş­ti. Bu tür gecik­meler, sos­yoekonomik is­tik­rar­sız­lık­ların ol­duğu dönem­ler­de ger­çek­leş­miş­tir. Bugün­ler­de AB'ye uyum sürecin­de belir­siz­lik­lerin yaşan­dığı bir or­tam yaşamak­tayız. Bu gecik­me de bu belir­siz­liğin kanıtıdır.

Sayın mil­let­vekil­leri, Dokuzun­cu Kal­kın­ma Planı, bir­çok yenilik içer­mek­tedir. İlk defa bir kal­kın­ma planı beş yıl olarak değil de, yedi yıl olarak hazır­lanıyor. Ay­rıca, bu Plan, AB'nin 2007-2013 büt­çe dönemine denk getiril­diği için, müzakereler sürecin­de AB tarafın­dan aday ül­kelere veril­mesi ön­görülen fon­lar­dan yarar­lanıl­ması plan­lanıyor. Yani, biz bu Plan­la 2014 yılın­da AB'ye tam üye olacağız.

Bu yenilik­lerin yanın­da, plan­da çok büyük hedef­ler or­taya kon­mak­tadır. Mesela, doların 2009 yılın­da 1,478 YTL olacağını ön­görüyor. Bu plan yazılır­ken dolar 1,300 YTL civarın­day­dı, şim­di ise, Mer­kez Ban­kasının da müdahalesiy­le, 1,650 YTL'ye in­diril­miş­tir. Bu plan, ön­görüleni kar­şılamamak­tadır.

Bunun yanın­da, plana göre, 2015 yılın­da kişi başına düşen gelirin 10 000 doların üzerin­de olacağı vur­gulan­mış­tır. Hükümet, şu an­da bu mik­tarın 5 040 dolar ol­duğunu söy­lüyor. Bu hesap, dolar kuru 1,300 YTL'den hesap­lan­dığın­da doğ­rudur. Doların bugün­kü fiyatıy­la, kişi başına düşen gelir 3 900 dolar civarın­dadır. Bu Planın nasıl tutacağını merak ediyorum. Üs­telik, Dün­ya Ban­kası, 2006 yılın­da açık­ladığı bir rapor­da, Tür­kiye tüm reform­ları yerine getir­diğin­de bu mik­tarın 6 000 dolar olabileceğini belirt­miş­tir.

Sayın mil­let­vekil­leri, bu Plan, tarım­sal iş­let­meler­de öl­çek büyük­lüğünün ar­tırıl­ması ile modern tarım iş­let­meciliğinin yay­gın­laş­tırıl­masını amaç­lıyor. Bunun için gerek­li des­tek­lemelerin, çev­re ve kır­sal alan­da gelir getirici faaliyet­lerin yapılacağı belir­tiliyor. Bu amaç çok güzel; fakat, yap­tık­larınız, yapacak­larınızın teminatıdır. Bir tarım ül­kesi olan Tür­kiye'de, ne yazık ki, tarımın durumu iç­ler acısıdır. Tarım­da is­tih­dam gün geç­tik­çe azal­mak­tadır. Üretim kalitesi düş­mek­te; des­tek­ler hem eşit hem de et­kili biçim­de dağıtılamıyor. Mil­letin efen­disi olan çift­çiye yeterin­ce değer veril­medi, on­lar kovul­du, hor görül­dü. Umarım, bu Plan­da geçen söz­ler tutulur ve tarım sahip ol­duğu ger­çek yere ulaşır.

Sayın mil­let­vekil­leri, bu Planın söz­de güzel yan­ların­dan biri de, demir­yol­larının önp­lana çıkarıl­ması amacıdır; fakat, özel sek­törün demir­yolu sek­törüne gir­mesinin sağ­lan­masının ay­rın­tıların­dan şüp­helerim var­dır. Büyük stratejik önem içeren demir­yol­larının han­gi şart­lar­la özel­leş­tirileceğinin şart­lara bağ­lan­ması çok önem­lidir. Kamu kesiminin yet­kilerini sadece hat yapımıy­la sınır­lan­dır­mak, demir­yol­larımızı çok ileriye götürecek bir düzen­leme değil­dir. Ay­rıca, özel­lik­le demir­yol­larının karayol­larıy­la rekabet edebilecek hale getiril­mesi için verilecek teş­vik­lerin ve yatırım­ların çok yerin­de kul­lanıl­ması gerek­mek­tedir. Bu Planı yapan Hükümet, ik­tidara gelir gel­mez ül­kemizin her yanın­da dub­le yol yapacak­larını söy­ledi, buna da baş­ladı. Bu 15 000 kilomet­re dub­le yol için kul­lanıl­mak­ta olan kay­nak­la, 33 000 kilomet­re çift hat­lı demir­yolu yapabil­me al­ter­natifini elimiz­den kaçır­dık. Şim­di de diyor­sunuz ki: "Biz demir­yolu yapacağız." Yap­tık­larınız­la plan­ladık­larınız hiç de uyuş­muyor. Bu Planı ik­tidara gel­diğiniz zaman akıl et­sey­diniz, kazanacak­larınız çok daha faz­la olacak­tı.

Sayın mil­let­vekil­leri, cum­huriyet tarihin­den bu yana demir­yol­ları yeterin­ce rehabilite edilememiş­tir. Av­rupa'yla ve diğer taşımacılık model­leriy­le rekabet edecek düzey­de değil­dir. Demir­yol­larının raya bağ­lı ol­ması ve ik­lim koşul­ların­dan -kar, don, sis, yağ­mur vesaire- karayoluna göre daha az et­kilen­mesi, güven­liği, kon­for ve rahat­lığı ar­tır­mak­tadır. Ulaş­tır­ma sis­tem­lerin­de ölüm ris­ki 1 mil­yar yol­cu/kilomet­re başına demir­yol­ların­da 17 iken, karayol­ların­da 140; yaralan­ma ris­ki demir­yol­ların­da 41 iken, karayol­ların­da 8 500'le 10 000 kişidir. Durum böy­ley­ken, kazaların top­luma maliyetini dik­kate al­mayan bir ulaşım sis­temi ter­cihi nedeniy­le ül­kemiz­de hâlâ karayol­ların­da ıs­rar edilip demir­yol­larının ih­mal edil­mesi eğilimin­den vaz­geçil­melidir. Çift hat­lı, elek­trik­li ve sin­yal­li 1 kilomet­relik demir­yolunun maliyeti düz arazide 1,4, en­gebeli arazide 3 ve çok en­gebeli arazide ise 4,2 mil­yon dolar­dır. Buna kar­şın, 1 kilomet­relik otoyolun maliyeti düz arazide 6 000 000, en­gebeli arazide 12 000 000 doları buluyor. Buradan çıkan sonuç, karayolu demir­yoluna göre 4 kat daha pahalı ol­mak­tadır.

1980'ler­den bu yana Tür­kiye karayol­larına yak­laşık 30 kat­ril­yon lira para har­can­dı. Bu paray­la 12 500 kilomet­re demir­yolu yapılabilir­di.

Pet­rol bağım­lı bir ül­ke olarak her yıl mil­yon­lar­ca doları karayol­ların­da heba eder­ken, ener­ji tüketimi karayolunun dört­te 1'i olan demir­yol­larını ih­mal ediyoruz. Karayol­ları, ulaşım yatırım­ları için ay­rılan payın yüz­de 72'sini alır­ken, buna kar­şın demir­yolunun payı sadece yüz­de 7'dir. Çoğu cum­huriyet dönemin­den kal­ma 10 900 kilomet­re demir­yolu uzun­luğuy­la dün­yada 23 ün­cü sıradayız. Amerika 195 000 kilomet­rey­le 1 in­ci sırada yer alıyor; bu ül­keyi 87 000 kilomet­rey­le Rus­ya, 71 000 kilomet­rey­le Çin, 63 000 kilomet­rey­le Hin­dis­tan, 49 000 kilomet­rey­le Kanada, 46 000 kilomet­rey­le Fran­sa ve 45 000 kilomet­rey­le de Tür­kiye'nin yarısın­dan az yüzöl­çümüne sahip olan Al­man­ya takip ediyor.

Tür­kiye'nin, boyut­larına ve koşul­larına yakın geliş­miş ül­keler olan Fran­sa ve Al­man­ya'yı yakalaması için demir­yolu uzun­luğunun 5 katına çıkarıl­ması gerekiyor.

Sonuç olarak, Tür­kiye'nin demir­yolu uzun­luğu AB ül­kelerinin or­talama 5-6 kat al­tın­da kalıyor. AB ül­kelerin­de 10 000 kişiye düşen demir­yolu uzun­luğu or­talama 5,1 kilomet­re iken, bu oran Tür­kiye'de sadece 1,4 kilomet­rede kalıyor. Bu yüz­den demir­yol­larının ül­kemizin iler­lemesi için daha modern ve daha kap­sam­lı bir hale getiril­mesi şart­tır. Bunu yapan her kim olur­sa ol­sun, o hükümete teşek­kür edeceğim, yeter ki demir­yoluna önem ver­sin. Bunu is­tiyorum.

Sev­gili ar­kadaş­larım, demir­yoluy­la karayolu arasın­daki far­kımıza bir bakalım. Ül­kemiz­de şu an­da 3 500 ton üzerin­de ticarî kam­yon sayısı 677 000, 3 500 tonun al­tın­daki; yani, 3 500 tonun al­tın­daki ticarî kam­yon sayısı yak­laşık olarak 1 200 000, otobüs sayısı ise yak­laşık olarak 158 000, otomobil sayısı ise 5 518 000'dir.

Sev­gili ar­kadaş­larım, bun­ları top­ladığınız­da Av­rupa Bir­liği ül­kelerin­de bulunan kam­yon sayısı kadar Tür­kiye'de kam­yon var. Tür­kiye'de pet­role har­canan para yıl­da 8 mil­yar dolar. Şim­di, dışa bağım­lı olan bir ül­kemiz göz önün­de tutulur­sa, eğer demir­yol­larına -cum­huriyet dev­rin­den beri, Atatürk zamanın­dan beri 4 000 kilomet­re filan yol yapıl­mış- har­casay­dık bu ener­jimizin çoğunu, bugün bu kadar dışa bağım­lı olan ül­kemiz­de pet­rol har­caması ol­mayacak­tı. Bunun yanı sıra, sadece pet­rol har­caması değil, karayol­ların­daki o kam­yon­ların, otobüs­lerin yol­lar­da yap­tığı tah­ribat, onun yanı sıra orada ölen in­san­ların can, mal kay­bını bir hesap­ladığınız­da Tür­kiye çok şey kay­bet­miş durum­dadır.

Sev­gili ar­kadaş­larım, bu prog­ramın öy­le veya böy­le yapıl­ması… Tabiî ki lazım­dı plan; ama, planı yapar­ken… Sadece bugün­kü İk­tidarı suç­lamak­la da geçir­miyorum bu demir­yol­ların­da, geç­miş ik­tidar­lar da bu demir­yol­larına neden önem ver­medi hiç bunu an­lamış değilim. Hadi on­lar yap­madı, siz ol­sun niye yap­madınız üç­buçuk senedir?

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

38 konuşma daha · 28 Haziran 2006

38 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook