Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle
İzmir Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 103. Birleşim · 2. yasama yılı · 16 Temmuz 2019 · 601 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Selin Sayek Böke (CHP), 16 Temmuz 2019 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle); konuşma 601 kelime.
Selin Sayek Böke (CHP, İzmir). “Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim tutanağı, 16 Temmuz 2019. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/selin-sayek-boke-27-2019-07-16-gelir-vergisi-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-2 (erişim: 29 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=79975
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)SELİN SAYEK BÖKE (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir kez daha yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Her madde birbirinden önemli ama o öneme dair bir duygu da burada nedense hissedilmiyor. Madde 16 ve 17 de ülkede ağır bir reel sektör krizi olduğuna dair bir itiraf esasında. Bu krizin ödenemeyen borçlar yoluyla banka bilançolarına etki ettiği madde 16’da itiraf edilirken reel sektör krizinin bir yeniden yapılandırma ihtiyacı doğuracak kadar derin olduğu da 17’nci maddede itiraf ediliyor. Dolayısıyla bir reel sektör krizi olduğu kadar bankacılık sektörünün de bir krizin kapısında durduğu bu iki maddeyle ortaya konmuş. Dolayısıyla iki madde birlikte değerlendirilmeli.
O zaman şu tespitin altını kuvvetle çizelim: Ağır bir kriz hâli var. Üstelik bu kriz geçmiş krizlere de hiç benzemiyor. Geçmiş krizlerde birkaç bankayı yeniden yapılandırmak, kamuya dair bu değerlendirmeyi yapmak yeterliyken bu sefer Türkiye’de kılcal damarlara kadar hissedilen bütün KOBİ’lerin, bütün üreticilerin bu ağır krizi derinden hissettiği dolayısıyla çok yaygın yeniden yapılandırma ihtiyacının çok belirgin ve çok boyutlu olduğu için de çözülmesi zor bir krizle karşı karşıya olduğumuz açık. Yani bu tartışma esasında salt bir teknik tartışma olmanın ötesinde Türkiye ekonomisinin geneline dair kılcal damarlarında kriz çıkartacak kadar neyin yanlış yapıldığının tespit edilmesi zorunluluğunu karşımıza koyuyor. Dolayısıyla ilk yapmamız gereken iş, her şeyden önce niye bir kredi kriziyle karşı karşıya olduğumuzu tespit etmek olmalı. Şimdi, “Ne oldu?” yanıtını “Dışarıdan geldi, başkaları yaptı, bizden kaynaklanmadı.” diyerek başkalarını suçlamak üzere kurgularla tartışırsak krize çare üretemeyiz. Dünyada bizim kontrol edemeyeceğimiz şeyler sürekli olacak zaten. Konjonktür değişecek, uluslararası gündem değişecek, beklemediğimiz şeyler olacak ama bize düşen, özellikle de iktidara düşen bu beklenmedik olaylar karşısında ekonomiyi güçlü kılacak adımları atmak olmalı. O zaman bu krizin nereden kaynaklandığını başkalarında sorumluluk aramadan kendimize bakarak ortaya koymamız gerekiyor.
Birincisi, bugüne kadar krediye dayalı ve kredi büyümesiyle ancak ayakta durabilen bir ekonomik düzen kuruldu. Üstelik de bu düzen içerisinde krediyi alan şirketlerin doğru, üretken, bir daha krediye ihtiyaç duymayacak şekilde gelir elde edecekleri alanlara yönlenmeleri için kamu yol gösterici bir rol üstlenmedi, onun yerine hep rantı işaret eden bir yöntem tercih edildi. Ne yaptı kamu? Rantı göstermek için Kamu İhale Kanunu’nu değiştirdi. Bunu yaparken işi bilene değil, yandaş gözükene rantçı ihaleleri vermeyi tercih etti. Dolayısıyla bilgi temelli bir “know-how” ekonomisi kurmak yerine kimi tanıdığının önemli olduğu bir “know-who” ekonomisi kurulmuş oldu. Bu yapı değişmediği sürece yarın biz yine burada bir kredi krizinden bahsediyor oluruz, üstelik bu seferkinden daha da derin olur ve yeniden yapılandırma ihtiyacını tartışıyor oluruz. O zaman esas tartışmamız gereken şey “Krediye bağımlı kurulmuş bu düzeni değiştirecek miyiz?” olmalı. Yani bugün bu düzenlemeyi yaparız, birkaç şirkete belki nefes veririz ama maalesef Türkiye ekonomisini kurtarmamız mümkün olmaz. Bir ay sonra, iki ay sonra, beş ay sonra, on ay sonra yeniden ve yeniden burada aynı şeyleri tartışıyor oluruz. Yani “Değişecek mi?” sorusunun yanıtı, korkarım ki bu torba yasaya bakınca değişmeyecek, hatta durum kötüleşecek.
Ranta dayalı bu düzen Kamu İhale Kanunu yaklaşık ayda ortalama 1 kez değiştirilerek kuruldu. Değişmeyeceğinin işareti tam da burada yatıyor. Şimdi, artık Kamu İhale Kanunu’nu değiştirmekten vazgeçtiniz, Kamu İhale Kanunu’na tabi olmayacak fonlar kurarak işi yürütmeye devam ediyorsunuz. Varlık Fonu, Kamu İhale Kanunu’na tabi değil; Turizm Ajansı, adı ajans ama fon, bu da kamu denetimine ve Kamu İhale Kanunu’na tabi değil. Bu anlayış değişmediği sürece krizden krize koşmaya devam ederiz.
Bu krizin ikinci sebebi: Kurallı işleyen bir ekonomik düzen tamamen yıkılmış vaziyette. Keyfî bir düzen kondu onun yerine. Parlamenter demokrasiyi yıktığınız günden bu yana, kredi krizi ve reel sektör krizi ağırlaşarak devam ediyor. Parlamenter demokrasi iyileştirilerek ve düzeltilerek Türkiye gerçeğine dönüştürülmediği her gün bu kriz derinleşmeye devam edecek.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SELİN SAYEK BÖKE (Devamla)Sayın Başkanım, bitirmek üzereyim ama biraz süre rica edeceğim.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
122 konuşma daha · 16 Temmuz 2019