İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

GENEL KURUL · 120. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Genel Kurul · Açıklamalar

Serkan Sarı

Balıkesir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 120. Birleşim · 4. yasama yılı · 5 Ağustos 2026 · 1.085 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma · Günün kaydı →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

SERKAN SARI (Balıkesir)Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e "Başkomutanlık" ünvanının verilmesinin 105'inci yıl dönümü. Bugün bu onuru yaşıyoruz. Cumhuriyeti kuran ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurucusu olduğu Cumhuriyet Halk Partisinin Grup Başkan Vekili olarak söz almış olmanın da gururu içerisindeyim.

Türk milletinin kaderinin pamuk ipliğine bağlı olduğu tarihin en karanlık ama bir o kadar da en şanlı dönüm noktalarından birini anmak üzere bugünü "Başkomutanlık Günü" olarak ilan etti. O günlerde Ankara'da, Türkiye Büyük Millet Meclisinin taş duvarları arasında vatanın bağrına saplanmış düşman süngülerinin soğukluğu hissediliyordu. Kütahya-Eskişehir muharebeleri kaybedilmiş, Yunan ordusu Ankara'ya, Polatlı sınırlarına kadar dayanmıştı. Meclis çatısı altında umutsuzluk rüzgârları esiyor, "Vatan gidiyor mu?" sorusu zihinleri kemiriyor, karar alma mekanizması yavaş, zaman ise tükenmekteydi. İşte, o en karanlık saatte Meclis kürsüsüne bir lider çıktı, milletin temsilcileri topyekûn bir varoluş mücadelesi için tek bir isme, Mustafa Kemal Atatürk'e sığındılar. Meclis sarsılmaz bir güvenle kendi elindeki yasama, yürütme yetkilerini yani milletin egemenlik gücünü üç aylığına Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e verdi. Bu sıradan bir rütbe ve sıradan bir makam temsilî değildi, bu, ateşten bir gömlek giymek, milletin geleceğinin tüm sorumluluğunu tek bir omuza yüklemekti. Mustafa Kemal Paşa millî iradeye olan saygısından ötürü bu yetkiyi sadece üç aylığına kabul etmiştir. O diktatörlük peşinde koşan bir asker değil Meclisin yani milletin emrinde bir nefer olduğunu şu sözlerle ifade etmiştir: "Efendiler, zavallı milletimizi esir etmek isteyen düşmanları mutlaka mağlup edeceğimize dair olan emniyet ve itimadım bir dakika olsun sarsılmamıştır. Bu dakikada da bu tam itikadımı sadık milletime ve dünyaya karşı ilan ederim." diyerek bu inancını, milletine olan güvencini de ifade etmiştir. Bu yetkinin hemen ardından Başkomutan ilk iş olarak Tekâlif-i Milliye emirlerini yayımlamıştır. Nedir bu emirler? Ne kadar zor ve güçlükler içerisinde kurulan bir cumhuriyet olduğunun altını çizmek istiyorum, bazen bu Mecliste unutulduğuna inanıyorum. Ordunun çarığı, çorabı, ekmeği, tüfeği yoktu, Başkomutanlık emriyle Türk milleti evindeki iki çoraptan birini, ambardaki buğdayının yarısını ordusuna teslim etmiştir. Başkomutanlık makamı sadece ordunun değil topyekûn bir milletin tek yumruk hâline geldiğinin göstergesiydi. Sonuç ne mi oldu? Gücün tek elde toplanmasıyla sağlanan o muazzam hız ve inanç önce Sakarya'da düşman taarruzunun gücünü kırdı, ardından da Büyük Taarruz'la işgalciler bu topraklardan sökülerek atıldı. Millî Mücadele'nin ve egemenliğin sarsılmaz iradesini bizlere miras bırakan başta ebedi Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere o tarihî karara imza atan Meclisteki tüm mebuslarımızı, kahraman ecdadımızı saygı, minnet ve şükranla anıyorum, ruhları şad olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

Tabii, gündemimize de gelirsek... Ne yazık ki ülkemizin içinde bulunmuş olduğu bu ekonomik sıkıntılar Maliye Bakanının ve AKP iktidarının vermesi gereken bir hesabı da ortaya koymaktadır. Aradan otuz yedi ay geçti, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in ekonomi programı iktidar tarafından bir başarı hikâyesi olarak anlatılıyor. Onlar Nebati'den görevi aldıklarında -yine aynı AKP iktidarı- yüzde 38,2'ydi enflasyon oranı, üç yılın sonunda, otuz yedi ayın sonunda 31,7'ye geriledi. Bakarsanız, bu kadar çilenin sonunda elde edilen bir başarı hikâyesi yok. Ha, bunlar TÜİK verilerine göre ifade edilen rakamlar, mesela temmuz ayında TÜİK 1,78; İTO 2,06; ENAG 3,07 açıkladı, bu rakama göre bakarsak şu anda enflasyon aslında 50,7 ama makyajlanmış rakamlarla dahi otuz yedi ayın sonunda elde edilmiş bir başarı hikâyesi yok ortada. Bu bedeli milyonlarca emekli, emekçi, esnaf, sanayici, dar gelirli vatandaş ödedi. AKP iktidarı enflasyonla mücadeleyi üretimi artırarak, verimliliği yükselterek ve yapısal reformlarla değil vatandaşı yoksullaştırarak çözmeyi tercih etmiştir. Yüksek faiz politikasıyla yatırımlar yavaşladı, işletmeler finansmana ulaşmakta zorlandı, kredi muslukları kapandı, iç talep baskılandı ve ekonomik yük doğrudan vatandaşın omzuna yüklendi.

Şöyle ifade edebiliriz: Toplanan 100 liralık verginin 22 lirasını faize ayıran bir AKP iktidarından bahsediyoruz. 2026 yılı için faize ayrılan toplam rakam 2 trilyon 742 milyar lira. Bu bir tercih meselesidir. Bu, sermayeden yana tercih, yandaştan yana bir tercih kullanıldığını; üretimden, çiftçiden, esnaftan, çalışandan, emekçiden yana bir tercih kullanılmadığını da açık bir şekilde göstermektedir. Bugün açıklanan enflasyon oranı düşmüş olabilir ama vatandaşın pazarda, markette, kirada, ulaşımda ve temel ihtiyaçlarda ödediği fiyatlarda böyle bir düşüş hissetmediği de açıkça ortada.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERKAN SARI (Balıkesir)Sayın Başkan...

BAŞKANBuyurun.

SERKAN SARI (Balıkesir)Çünkü enflasyonun gerilemesi fiyatların düştüğü anlamına gelmez, sadece zamların yavaşladığını bize gösteriyor. Son üç yılda oluşan fahiş fiyat artışları vatandaşlarımızı da kalıcı bir hayat pahalılığıyla karşı karşıya bırakmaktadır; artan maaşlar, yapılan zamlar ne yazık ki enflasyonun gerisinde kaldığı için alım gücü her geçen gün düşmektedir. En düşük gelirli yüzde 20'lik kesime baktığımızda, 100 liralık gelirlerinin 29 lirasını gıdaya, 39 lirasını konut kirasına, 9 lirasını ulaşıma yani 77 lirasını temel giderlere harcamakta, geriye kalan 23 lirasıyla çocuğunun okul masraflarını, sağlık giderlerini, elektriğini, suyunu karşılamakta ve hayallerini hayata geçirebilmek için çabalamakta, ne yazık ki yoksulluğa mahkûm edilmektedir. Üstelik, bu süreçte ücret artışları enflasyon karşısında erimiş, sabit gelirlinin alım gücü de ciddi şekilde düşmüştür. TÜİK'in açıkladığı oranlar ne olursa olsun, vatandaşın yaşadığı gerçek enflasyon mutfakta, pazarda ve faturalarda hissedilmekte.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERKAN SARI (Balıkesir)Sayın Başkanım...

BAŞKANBuyurun.

SERKAN SARI (Balıkesir)AKP iktidarı bugün enflasyondaki sınırlı gerilemeyi başarı olarak göstermeye çalışmakta ama bu gerçekleri görmekten kaçsa da vatandaşımız sokakta gerçeklerle yüzleşmiş vaziyette. Buradan uyarıyorum: Türkiye'nin ihtiyacı günü kurtaran, yükü vatandaşın sırtına yükleyen politikalar değil üretimi önceleyen, gelir adaletini sağlayan, enflasyonla mücadeleyi toplumun refahını koruyarak yürüten akılcı ve sürdürülebilir bir ekonomi yönetimiyle mümkündür ama ne yazık ki AKP iktidarı bugüne kadar bu gerçekleri görmezden gelmektedir. Umut ediyorum ki bundan sonraki süreçte de daha farklı adımlar atacaktır.

Bir diğer konumuzsa kamu emekçileri. Kamu emekçilerinin ücreti çalışırken bölündü, emekli olunca da yok edildi. AKP iktidarı kamu emekçilerine ödediği ücretin önemli bir bölümünü prime esas kazanca dâhil etmeyerek kamuda yasal görünümü bir kayıt dışı ücret düzenine kurmuştur. Ek ödeme, ilave ödeme, tazminat, döner sermaye, ek ders, fazla mesai, seyyanen zam gibi ödemeler bordroda bulunmakta ancak emekli aylığı ve ikramiye hesabına dâhil edilmemektedir. Aslına bakarsanız, kendi memurunu dolandıran bir anlayışla ücret politikası uygulamakta AKP'nin kadroları. Yani maaş bordroda var, emeklilik hesabında yok, ikramiyelerde yok. Kamu emekçilerinin aylık gelirinin yarısından fazlasını oluşturabilen bu ödemelerden prim kesilmemesi prime esas kazancı asgari ücret seviyesine kadar düşürmektedir. Kamu görevlisi yıllarca aldığı gerçek ücret üzerinden değil düşük gösterilen kazanç üzerinden emekli edilmektedir. Özel sektörde gerçek ücretin bildirilmesini isteyen devlet kendi çalışanları söz konusu olduğunda SGK'ya bildirim yapmamaktadır. Bu uygulamayla aslına bakarsanız bir kamu kurumunun diğer bir kamu kurumunu dolandırmaya çalıştığı da açıkça ortadadır. Bu sebeple de ne yazık ki Temmuz 2023'ten bu yana kamu emeklisinin aylık ve ikramiye kaybının toplam tutarı kişi başına 800 bin lira ila 900 bin lira arasında hesaplanmaktadır. Bunun yaklaşık 350 bin lirası ödenmeyen aylık farkları, 500 bin liradan fazlası ise emekli ikramiye sabrına katılmayan tutarlardandır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERKAN SARI (Balıkesir)Son olarak tamamlıyorum Başkanım.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

125 konuşma daha · 5 Ağustos 2026

Günün kaydı →
125 konuşmanın tamamı →