Türkiye radyo ve televizyon kanununda değişiklik yapılması hakkında, (s.s.219)
Şırnak Milletvekili ·
Genel Kurul, 111. Birleşim · 2. yasama yılı · 29 Mayıs 2008 · 1.136 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Sevahir Bayındır, 29 Mayıs 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE RADYO VE TELEVİZYON KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA, (S.S.219)); konuşma 1.136 kelime.
Sevahir Bayındır (Şırnak). “Türkiye radyo ve televizyon kanununda değişiklik yapılması hakkında, (s.s.219)”. TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim tutanağı, 29 Mayıs 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sevahir-bayindir-23-2008-05-29-turkiye-radyo-ve-televizyon-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DTP GRUBU ADINA SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 219 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Radyo Televizyon Üst Kurulu tartışılırken pek çok yönüyle tartışıldı. Yönetim çizgisi, yayın çizgisi, kadrolaşma, bütün bunlar bir şekilde tartışıldı ama her zamanki gibi tartışılmayan çok önemli bir yön var: Kadınların medyada nasıl ele alındığı, nasıl ele alınması gerektiği ve bu kaynak, bu imkân üzerinden toplumsal bilinç nasıl sağlanır, kadın temsiliyeti nasıl geliştirilir, yapılan programlarda kadına yer var mı, yer varsa nasıl yer veriliyor? Ne yazık ki yine kadının adı yoktu. O nedenle, kadınların bir süre önce başlattıkları Medya İzleme Grubunun bir bildirisini okuyarak, yani kadınların burada sesi olarak düşüncülerimi sizinle paylaşmak istiyorum.
Ne diyor kadınlar? “Kadınlar reklamlardaki deterjan aşkından bıktılar artık.” diyor. “Cinsiyetçi reklamcılıklara son.” deniyor. “Medyanın genelinde egemen olan cinsiyetçi dil, söylem ve zihniyetten artık bıktık. Reklamlardaki cinsiyetçiliğe dayanan, aslında yeni bir şey de yaratmayan yaratıcılıktan da bıktık. Ürünlerinizi satmak için kadınların bedenlerini öne sürmekten, cinsellikle ilgili bin bir türlü imadan, tabulardan beslenmekten başka yaratıcı yol bulamıyor musunuz?” diye soruyor kadınlar. “Hem ev işini sadece kadınların görevi olduğunu düşünüyor hem de ev işinin tüm zahmetini, kadınların ev içindeki emeğini yok sayıyorsunuz. Ev işinin süpürgelerle dans edilerek yapılan keyifli bir iş olduğunu mu zannediyorsunuz? Peki, kadınların düşlerinin yeni perdeler, lekesiz yerlerden ibaret olduğu fikrine nasıl vardınız? Kâğıt bebekler, sıfır bedenler ile reklam dünyasının karton kadınlarından bıktık.” diyor kadınlar. “Gerçek kadınlar görmek istiyoruz. Bizler cinsiyet ayrımcılığı yapan ve kadınların zihinsel, bedensel bütünlüğünü ihlal eden tüm bu reklam filmlerini kınıyoruz ve bu ürünleri tüketmeme kararı aldık.” diyor kadınlar. Yine, reklamlardan sorumlu herkesi, Reklam Özdenetim Kurulu, Reklamcılar Derneği, Reklamverenler Derneği ve tüm reklamcıları sorumluluğa davet ediyorlar. Tabii, bu sorumluluğun en büyüğü de Hükûmette ve Hükûmetin ilgili bakanlığında diyoruz. Biz de bu anlamda, Hükûmeti imzaladığı uluslararası sözleşmelerin gereklerinin yerine getirilmesi için bir kez daha buradan uyarıyoruz.
Peki, medyada kadının temsiliyeti ne kadardır? Sayısal olarak baktığınızda, medyanın bütün çalışmaları neredeyse kadınlar üzerinden gider. Ama, ne yazık ki, Duygu Asena gibi ünlü bir yazarın… Kendisini, burada saygıyla anıyorum, rahmetle anıyorum. Ne yazık ki, kadının kendi var, ama, adı yok medyada. Bunu birkaç rakamla sizlere iletmek istiyorum.
Örneğin, “Arka sayfa güzellerinin yüzde 100’ü kadın, yüzde sıfırı erkek.” diyor kadınlar. Medya yöneticilerinin yüzde 15’i kadın, yüzde 85’i erkek. Köşe yazarlarının yüzde 11’i kadın, yüzde 89’u erkek. Televizyonların siyasi tartışma programlarına katılan konukların yüzde 11’i kadın, yüzde 89’u erkek. Haber kaynaklarının yüzde 18’i kadın, yüzde 82’si erkek. Genel yayın yönetmenlerinin yüzde sıfırı kadın, yüzde 100’ü erkek. Bunlar, geçmiş aylarda Medya İzleme Grubunun yaptığı bir konferansta kamuoyuna sunduğu istatistik sonuçlarıdır.
Peki, medyada çalışan kadınların temel sorunları nelerdir? Çalışan sayısı erkeklerle eşit, hatta, belki biraz daha fazla. Ancak, yukarılara doğru çıktıkça bu sayı azalıyor. Yönetici kadın sayısı, özellikle yazı işleri kısmında hâlâ çok az. Gazetecilik kadına yakıştırılan bir meslek, ancak gazete yöneticiliği o kadar değil. Ama, meseleyi gazete yönetmekten çok gazetecilik yapmak olarak değerlendirdiğinizde, kadınlar bu işi gayet güzel yapıyor, belki erkeklerden daha başarılılar.
Medya konusuyla, temsil oranıyla, kaynağıyla, fotoğrafıyla, görüntüsüyle, diliyle ve karar vericileriyle erkek olunca, kadının adı gibi yeri de yok ya da kadın olmadığı için böyle. Aslında, dünyada da Türkiye’de de medya ortamının yüzde 30-35 kadarı kadınlardan oluşuyor.
Yine, medyada en temel sorunlardan biri, medyada çalışma koşulları genelde sorunlu. Öncelikle sendika yok, sosyal güvenceyle çalışırsan ne şans, maaşlar arasındaki uçurum çok fazla, en çok alanla en az alan arasındaki farkı sayılarla ifade etmek mümkün değil. Kadınlar bu sorunları daha katmerli yaşıyor. Az önce de belirttiğim gibi, gazeteciliğin saati, tatili belli değil, duruma göre seyahati çok. Kadınlar, sadece bu nedenle bile meslekten zorlanıyor. Yine, Yunanistan’da yapılan bir araştırmada kadın gazetecilerin yüzde 50’ye yakını tacize uğramaktadır. Ve yine, medya muhabiri eğitilmeli; magazin kafasıyla haberciliğe son verilmeli. Bu magazin haberlerinin temel kaynağı da kadın olarak işlenmektedir.
Bu anlamda biz, Hükûmeti bir kez daha Pekin Deklarasyonu ve Eylem Planı’na uymaya çağırıyoruz. Bunun için iki temel strateji var:
Birincisi, medya ve yeni iletişim teknolojileri içinde kadınların karar alma ve kendilerini ifade etme konumlarına katılımını ve ulaşılabilirliğini artırmak.
İkincisi, medyada kadınların dengeli ve klişeleşmiş olmayan görüntülerini yaygınlaştırmak.
Dolayısıyla Hükûmetin, uluslararası hükûmetlerin bu konuda imza attığı, Hükûmetimiz tarafından da onaylanan bu deklarasyonun temel gereklerinin bir an önce yerine getirilmesini istiyoruz.
Bunun için öncelikle, temel başlıklardan biri, çeşitli medya kuruluşlarının yönetici ve sahiplerinin çalışmalarını kadın bakış açısıyla yürütmeleri ve bunu medyada yansıtmaları için eş güdüm çalışmalarının yapılması.
Yine medyada, özellikle reklam programlarında kadının cinsel obje ve tüketici olarak yansıtılmasının engellenmesi; bunun yerine, kadının yaratıcı, katılımcı, paylaşımcı, karar alıcı ve benzeri yönlerinin öne çıkarılması.
Yine, medyada kadına ve çocuklara yönelik her türlü şiddet, aşağılanma ve sömürünün önlenmesi amacıyla yasal düzenlemelerin gözden geçirilmesi ve gerektiğinde yeni düzenlemelere gidilmesi.
Yine, çalışan kadın imgelerinin güçlendirilmesi ve yaygınlaştırılması için çeşitli mesleklerdeki kadınların olumlu anlatılarına medyada daha fazla yer verilmesi ve bu konuda sivil toplum örgütleriyle iş birliğine gidilmesi.
Bu çerçevede; bir, Radyo Televizyon Üst Kurulu; ikincisi, hükûmet sorumluluğu; üçüncüsü de sivil toplum örgütlerinin yapması gereken görevler olarak belirlenen bu anlaşmada herkesi bu görevlerini yerine getirmesine çağırıyoruz.
Ama şunu da belirtmek istiyoruz: Tabii ki bu konuda çok umutlu olduğumuzu ifade edemeyiz çünkü var olan Hükûmet, grup başkan vekilleri, zaman zaman Başbakan tarafından “Kadın mal mı ki kota verelim.” denmektedir. O zaman, “Sen imza atarken neye imza attın?” diye sormak istiyoruz ya da “Hangi görevleri devraldın, neyi yürütüyorsun farkında mısın?” diye sormak istiyoruz.
Kadın kurtuluşunu “Feminizme köle olmayacağız.” diyerek bu zihniyetinizi… “kadın, aslında yeri evidir, hizmettir” demek anlamına gelmiyor mu? Bu zihniyetinizi lütfen sorgulayın. Uluslararası sözleşmelerin gereği olan ve sizin de yürütmekle sorumlu olduğunuz bu anlaşmaların gereklerini yapın. Bunun için öncelikle kota sistemini, Radyo Televizyon Üst Kurulunda olmak üzere, aslında hayatın her yerinde uygulamak gerekecek. Bunun için Siyasi Partiler Yasası’nın değiştirilmesi gerekiyor.
Kadının kurtuluşundan korkarak, kadını geleneksel değerlerle eve hapsetmenin bin bir türlü planını yapmak yerine… Bu, hiç kimseye kazandırmayacak, iktidar da olsanız, hükûmet de olsanız, ne olursanız olun bu planınız, artık günümüz dünyasında bir işe yaramayacak, kadını kimse artık evine kapatma gücünü elde edemeyecektir. O nedenle, size düşen…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun, konuşmanızı tamamlayınız.
SEVAHİR BAYINDIR (Devamla)Teşekkürler.
…halkın size verdiği sorumlulukları, inançları, cinsleri, milliyetleri ayırmadan herkese eşitlikçi bir hizmet vermektir.
Bu bakış açısıyla bakılmadığı zaman bugün telekulak spekülasyonuyla, yarın başka başka konularla her gün sansasyonel olarak bu antidemokratik sistemin hepimiz mağduru olmuş olacağız ve her zaman bu kürsüden ifade ediyoruz, demokrasi herkese lazım, herkes bir gün demokrasiye ihtiyaç duyacaktır. Telekulak sistemi bugünkü olay değil, ortam dinlemeden tutalım telefon dinlemelere kadar Türkiye’de bu işin en büyük mağdurları bizleriz her şeyden önce. O nedenle, işi parça parça ele almak ya da her kanun ele alındığında “Nerede hırsızlık yapılmış?” tartışmasından ziyade bu sistem hırsızlığı nasıl üretiyor, bu sistem kuşkuyu nasıl yaratıyor, bu sistem antidemokratik uygulamaları nasıl oluşturdu ve bütün hükûmetler süreçlerinde yer alanların burada katkısı nedir, herkes dönüp bunun hesabını vermeli. Yoksa sıra kendinize geldiğinde çok geç olmuş olabilir diyorum ve teşekkür ediyorum. (DTP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
55 konuşma daha · 29 Mayıs 2008