İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 137. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Kamu ihale sözleşmeleri kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:273)

Sevahir Bayındır

Şırnak Milletvekili ·

Genel Kurul, 137. Birleşim · 2. yasama yılı · 30 Temmuz 2008 · 572 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma

Kaynak göster

Sevahir Bayındır, 30 Temmuz 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 137. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU İHALE SÖZLEŞMELERİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:273)); konuşma 572 kelime.

Sevahir Bayındır (Şırnak). “Kamu ihale sözleşmeleri kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:273)”. TBMM Genel Kurulu, 137. Birleşim tutanağı, 30 Temmuz 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sevahir-bayindir-23-2008-07-30-kamu-ihale-sozlesmeleri-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-ta (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İnsanlığın yol açtığı doğal felaketlere ilişkin söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan önce, İstanbul’da gerçekleştirilen menfur saldırıyı kınıyor, hayatını yitirenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Felaketler insandan bağımsız gelişmiyor. Özellikle orman yangınlarıyla giderek bir çölleşmeye, termik santrallerle hava ve toprak ağır metallerle kirletilmeye, barajlarla tarihî ve doğal zenginlikler su altında bırakılmaya çalışılıyor. Yani insanlık geçici hırsları için doğa ve insan katliamına devam ediyor. Oysa doğa, babamızdan kalan bir miras değil, torunlarımızdan ödünç bize.

Yine, insanlar ölür, eserleri kalır. İnsanlığın ortak mirası olan tarihî eserler insanlık tarihinin belgelenmesi ve tarihe ışık tutmasını sağlamaktadır. Peki, tarihî eserlerin yok olmasını sağlamak katliam değil midir, insanlığa ihanet değil midir? Sayın Başbakan Diyarbakır’da yaptığı bir konuşmada “Hasankeyf’i yok edecek kadar vatana ihanet içinde değilim.” diyordu. Peki, sürdürülen projeyle Hasankeyf sular altında kalacak. Başbakan bu durumda acaba ne kadar ihanet içinde diye sormak istiyorum.

Yine, son yılda, yani 2008 yılında diğer geçmiş yedi yıla göre orman yangınlarında büyük bir yükseliş var. Haziran-temmuz ayları içinde bölgede yirmi iki yerleşim yerinde, dağda orman yangınları çıktı ve binlerce hektar orman yok oldu. Bununla birlikte, doğal doku, canlılar yok olmayla yüz yüze kaldı.

Peki, bu çifte standart niye? Kaç kişinin haberi var? Muş’ta, Bingöl’de, Tunceli’de, Diyarbakır’da, Şırnak’ta ve -sayamayacağım, şu anda zamanım yetmeyecek- pek çok yerde çıkan yangınlara ilişkin kaç kişinin haberi var? Sayın Bakan bu yangınlara ilişkin ne kadar bir soruşturma içinde oldu, kaç kişi hakkında soruşturma açtı ve bu soruşturmanın takibini ne kadar yapabildi? Başbakan ve Sayın Bakan birlikte ormanı teşvik için çaba içindeler, orman dikmeye çalışıyorlar. Siz bir yerde orman dikmeye çalışırken, diğer yerde yakılan, insan eliyle yakılan ormanlar karşısında neden sessiz kalıyorsunuz? Bu çifte standart niye? Ülkenin doğusu cayır cayır yanarken, ormanlar alev alev yanarken ve doğa katliamı yaşanırken bu sessizlik niye? Kürtler yaşadığı için mi? Kürtler haklarını istediği için mi burada bu çifte standardı sergiliyorsunuz, bu sessizliği yürütüyorsunuz ve onay veriyorsunuz?

En basit bir örnek vermek istiyorum: Ege’de, İzmir’in Menderes ilçesinde bir orman yangınında 600 insan seferber edildi ve bir o kadar diğer imkânlar seferber edildi ki orman yangınları söndürülebilsin. Peki, Şırnak’ta, Bagok’ta, Cudi’de, Gabar’da, bırakın müdahale etmeyi, insanlar orman yangınlarına müdahale etmeye çalışırken bile bu orman yangınlarının söndürülmesine müdahale edildi. Bir yandan söndürmek için kendin müdahale edeceksin, öte yandan vatandaşın gözü önünde emeği, değeri, coğrafyası, her şeyi yok edilmeye çalışılırken o yangını seyrederek ikinci bir işkence yaşatmaya çalışıyorsunuz.

Bu yaklaşım, güvenlik gerekçesiyle orman yangını, Kürt yangınını söndüremeyecek, Kürt sorununu çözemeyecektir. Buradan medet ummak, insanlığa, geçmişe ve geleceğe ihanettir bana göre çünkü dediğim gibi, doğa, babamızdan miras kalan bir şey değil, gelecekten emanet aldığımız bir eserdir.

Bu anlamda, bir yandan güvenlik barajları kurarak, bir yandan ormanları yakarak, bir yandan tarihî eserler sular altında bırakılarak bir kuraklığa, çölleşmeye, yoksulluğa, katliama yol açarak Türkiye’yi müreffeh bir ülke hâline getiremezsiniz, Kürt sorununu çözemezsiniz, insan haklarını da bu tür ülkede köklü bir hâle getiremezsiniz.

Bu nedenle, bu kürsüden bir kez daha çığlık atıyoruz ve sesleniyoruz: İki gün önce Cizre’de bir miting yapıldı “Ormanlarımızı Yakmayın” diye. İnsanlar çıktılar, Gabar’ın eteklerinde, ellerinde su testileri, su götürüp sembolik olarak söndürmeye çalıştılar ormanlarını. Bu katliamlara artık dur demek lazım. Kürt sorununun çözümü demokratik, barışçıl yöntemlerle ancak mümkündür. Diğer türlü, bir yandan, insanları savaşla yok edemezsiniz, doğayı tahrip ederek de bütün insanlığı yok edersiniz. Yani geçici hırslarla, geçici tedbirlerle ya da bugüne kadar denenmiş ve hiçbir sonuç alınmamış tedbirlerle siz bir coğrafyada bir halkı yok edemezsiniz, Kürt sorununu çözemezsiniz diyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

60 konuşma daha · 30 Temmuz 2008

60 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook