Engellilerin haklarına ilişkin sözleşmenin onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun tasarısı (s.s.:227)
Şırnak Milletvekili ·
Genel Kurul, 25. Birleşim · 3. yasama yılı · 3 Aralık 2008 · 1.173 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Sevahir Bayındır, 3 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ENGELLİLERİN HAKLARINA İLİŞKİN SÖZLEŞMENİN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:227)); konuşma 1.173 kelime.
Sevahir Bayındır (Şırnak). “Engellilerin haklarına ilişkin sözleşmenin onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun tasarısı (s.s.:227)”. TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim tutanağı, 3 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sevahir-bayindir-23-2008-12-03-engellilerin-haklarina-iliskin-sozlesmenin-onaylanmasinin-uygun-bulund (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DTP GRUBU ADINA SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 227 sıra sayılı yasa değişikliği hakkında grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime başlarken, bugün 3 Aralık Dünya Engelliler Günü. Tüm engellilerin Dünya Engelliler Günü’nü kutluyorum, engelsiz bir dünya ve yaşam diliyorum tüm insanlığa.
Dünyada engelli bireylere yönelik politikalar farklı dönemlerin genel yaşam koşullarını ve sosyoekonomik gelişmelerini yansıtmakla birlikte, engelliye dayalı özgün durumlardan da etkilenmiştir. Engelli bireyler, tarihsel süreç içinde toplumun görünmez birer üyesi olmuşlardır. Bu süreç engellileri yok saymaya kadar gitmiştir. Hâlen dünyada 650 milyon engelli birey yaşamaktadır.
İkinci Dünya Savaşı sonrası entegrasyon ve normalleştirme kavramları ortaya çıkmaya başlamıştır. Savaştan çıkmış ülkelerde ortaya çıkan iş gücü açığının, savaş sonucu engelli kişilerle karşılanması ihtiyacı, bu kişilerin rehabilite edilmesini gündeme getirmiştir. Fakat bu durum giderek engelli kişilerin öncelikle tedavi edilerek normalleştirilmesi, bunun mümkün olmaması hâlinde de korunması ve yardım edilmesi gereken kişiler olarak görülmesi sonucunu doğurmuştur. Dolayısıyla toplum tarafından dezavantajlı durumda gösterilen engelliler daha da görünmez kılınmıştır.
Engellilik doğuştan ya da sonradan olma herhangi bir hastalık veya kaza nedeniyle kişinin bedensel, zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal fonksiyonlarından belli oranda kayıplara neden olan ve bunun sonucunda da günlük yaşam koşullarına uyum sağlamada sıkıntı çekenleri tanımlamaktadır.
Türkiye nüfusunun yüzde 12,29’unu yani 8,5 milyon kişiyi engelliler oluşturmaktadır. Erkeklerde bu oran yüzde 11,10 iken kadınlarda ise yüzde 13,45’tir. Engelli vatandaşlarımızın en temel sorunu istihdam olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre ülkemizdeki toplam nüfusun yüzde 12,29’unu engelliler oluşturmaktadır. Her 5 engelliden yalnızca 1’i iş gücü sektöründe çalışmaktadır. Bu oran kadınlarda yüzde 6,7 iken erkeklerde yüzde 32,2, kentlerde yüzde 25,6 ve kırsal alanda yüzde 17,7’dir. Engelliler, iş gücü sektöründe, işyerinde uygun koşulların olmaması, ulaşılabilirlik sorunları, toplumun ön yargılı bakışından kaynaklı sorunlar yaşamaktadır. Bu sorunlardan kaynaklı olarak engelliler yaşamda dezavantajlı konumuna gelmiştir.
Yine engellilerin sosyal güvenlik hizmetlerinden yararlanması çok düşük seviyelerdedir. Engellilerin mesleki eğitim ve becerilerine uygun bir işte çalıştırılmaları çok büyük bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Engelli personel istihdamının işverenlere en itici gelen yanı var olan toplumsal ön yargıları oluşturmaktadır. Bu ön yargılar nedeniyle işverenler engelli iş gücünü personel yatırımı olarak değil zorunlu istihdam olarak algılamaktadır. Bu nedenle zorunlu istihdam edilen engelli personeli ötekileştirmekte ve angarya işlerde çalıştırmaktadır. İçinde bulunduğumuz iktisadi yapının engellileri de içerecek bir şekilde düzenlenmemiş olması, işverenlerin engellileri çalıştırma konusundaki çekingenlikleri ve ön yargıları da istihdamın önünde büyük bir sorun oluşturmaktadır. Engellilerin istihdamla bağlantılı sorunları istihdam gerçekleştikten sonra da çıkmakta ve iş yaşamı içinde sürmektedir. Olumsuz iş ve işyeri koşulları, sosyal güvenlik sorunları, yetersiz ücret, işinde ilerleyememe, erken emeklilik gibi birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Engellilerin istihdamını güçleştiren sayısız neden arasında eğitim ve rehabilitasyon konusundaki yetersizlikler büyük yer tutmaktadır. Bugün ülkemizde ne yazık ki engelliler için yeterli eğitim ve rehabilitasyon merkezi bulunmamaktadır.
Görüldüğü üzere, iş hayatında yaşanan sorunları “mesleki kalifikasyon için eğitim, istihdam, çalışma koşulları” adı altında değerlendirebiliriz. Bu sorunlara eşit oranda çözüm üretemedikçe kalıcı ve sürdürülebilir bir iyileştirmeden söz etmek mümkün değildir. Konunun ciddiyeti ve aciliyetinin farkına varılıp, gerekli tedbirler bir an önce hayata geçirilmelidir.
Bu amaçla yeni hazırlanan engelli yasa taslağında bazı düzenlemeler öngörülüyor. Taslak incelediğinde, temenniden öteye gitmeyen, aksi koşullarda cezai müeyyideleri öngörmeyen ve yaptırım gücü olmayan içerikte bulunması dikkat çekmektedir. Yeni yasal düzenlemelerde yüzde 40 iş görebilme fonksiyon kaybı yaşayan engellilerin rapor alma sorunu devam etmektedir. Kriterler yeniden değerlendirilmelidir. Yüzde 40 altı fonksiyon iş görebilme kaybı yaşayan kişilerin istihdam kotasından yararlanmaları için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.
2005 yılında çıkarılan Özürlüler Kanunu engelliler için önemli hak ve kazanımlar getirmiştir. Fakat aradan geçen üç yıla yakın süreye bakıldığında hak ve kazanımların hayata aktarılmadığı görülmektedir. Bu nedenle engelli vatandaşlarımız sağlık, istihdam, sosyal güvenlik, ulaşılabilirlik, eğitim gibi alanlarda karşılaştıkları sorunların yanında sosyal hayatın her alanında sıkıntılar yaşamaktadırlar.
Sayın Başkan, değerli üyeler; insan hakları kavramının gelişmeye başlamasıyla birlikte engellilere sunulan hizmetlerin odağında bulunan tıbbi model yerini engelliliği sosyal yapının bir parçası olarak gören ve engelli kişilerin toplumsal hayata katılımını teşvik eden sosyal model, insan hakları modeline bırakmıştır. Tıbbi yaklaşımda engellilik bireye indirgenmekte ve engelli kişilerin toplumsal yaşamda yer almama nedeni fonksiyon kaybına dayandırılmaktadır. Sosyal model olarak bakarsak, engellilik probleminin bireysel sınırlılığa bağlı olarak değil, toplumun gerekli hizmetleri sunmamasından ve engelli kişilerin ihtiyaçlarının dikkate alınmamasından kaynaklandığını görebiliriz.
Engelli kişiler tarafından kurulan örgütlerin çalışmaları ve baskıları sonucu sosyal model insan hakları modeli doğrultusundaki yeni anlayış, uluslararası kuruluşların, özellikle de Birleşmiş Milletler ve bağlı örgütlerin engelli politikasına da yansımıştır. 1975 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne ek olarak yayınladığı Özürlü Hakları Bildirgesi’yle tüm engelli kişilerin haklarının din, dil, ırk, cinsiyet, ideolojik ayrım yapmaksızın garanti altına alındığını vurgulamıştır.
80 sonrası, engelli kişilerin toplumsal yaşamda yer almalarını sağlamak üzere oluşturulan politikalar önemli ölçüde hız kazanmıştır. 1982 yılında Birleşmiş Milletler tarafından Özürlüler İçin Dünya Eylem Programı hazırlanmış ve bu Program’da özürlülüğü önleme, rehabilitasyon ve fırsat eşitliği gibi faaliyetlerin hükûmetlerce uygulanması ve tüm dünyada engelli kişilerin toplumsal yaşama dâhil olmaları konusunda hak temelli anlayış yaklaşımları öngörülmüştür.
Dünyada ortak olarak öngörülen bu politikaların yönlendirme anlamında önemli ölçüde olumlu etkileri olmasına karşın, bağlayıcı bir nitelik taşımamasından kaynaklı istenilen ölçüde başarı sağlamamıştır. Bu nedenle, Birleşmiş Milletler daha genel ve kapsayıcı olan Özürlü Kişilerin Hakları Sözleşmesi’nin hazırlanmasını öngörmüştür. Birleşmiş Milletler engelliliğe ilişkin konularda sürdürülebilir kalkınma stratejisinin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün görüşülmekte olan bu Sözleşme aynı zamanda insan hakları sözleşmesi niteliğini taşımaktadır. Engelli kişilerin haklarına bütüncül bir koruma sağlayan ve bağlayıcı olan bir yasal araç niteliğindedir. Sözleşme, insan hakları anlamında yeni haklar öngörmekle birlikte var olan haklar konusunda devletlere engelli kişilerin haklarının korunması ve kullanılmasının sağlanması konusunda üzerlerine düşen yükümlülükleri ortaya koymaktadır.
Bu Sözleşme, diğer insan hakları sözleşmelerinde yer alan medeni, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel hakların tümünü bir araya getirmektedir. Ayrıca, bu Sözleşme ile diğer sözleşmelerde tanınan haklardan engelli kişilerin tam ve eşit olarak yararlanması konusunda alınması gereken tedbirlere açıklık getirilmektedir. Sözleşme, engelli kişilerin tüm insan hak ve temel özgürlüklerinden tam ve eşit şekilde yararlanmasını sağlamak, korumak ve doğuştan sahip oldukları onura saygıyı güçlendirecektir. Ayrıca, engelli vatandaşların, istihdam, adalet, eğitim hakkı, ulaşım ve sağlık hizmetlerine erişim de dâhil olmak üzere, toplumsal yaşamın her alanında karşı karşıya kaldığı ayrımcılığın ortadan kaldırılmasını sağlayacak yasal bir dayanak oluşturacaktır. Sözleşme, insan onuruna saygı, ayrımcılık yapılmaması, fırsat eşitliği ve engellilerin topluma tam ve etkin katılımı anlamında önemlidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sözleşme, taraf devletlere önemli yükümlülükler getirmektedir. Bu nedenle, Sözleşme’nin sadece onaylanması değil, onaylandıktan sonra gerekli yasal, yargısal, ekonomik ve idari tedbirlerin alınması gerekmektedir. Tüm politika ve programlarda engelli kişilerin haklarının tanınmasını sağlamak, yardımcı teknoloji ve erişilebilir bilgiyi sağlamak için çalışılmalıdır.
Yine, Engelliler Günü nedeniyle bu yasayı ele aldık ve bir hediye olarak armağan etmeye çalışıyoruz. Ama umuyoruz ve diliyoruz ki, bu Sözleşme ile sadece bir “kopyala yapıştır” mantığından, işleyişinden uzak olarak gerçekten bilinç olarak içselleştirilmiş, inanmış ve bu inançla hareket eden bir yaklaşım gösterilir. Bu umutla, Hükûmetten doğru gelen, grup başkan vekillerinin konuşmamızı engellemeye dönük tazyiklerini de burada esefle karşılıyorum doğrusu. Çünkü, dezavantajların… Akşamın geç saatine sıkıştırılarak ve bu konuda konuşulmamasını sağlamak da bir paradoks yani bu Sözleşme’nin ruhuna aykırı bir davranış olarak ele alıyorum. O nedenle “yaptık geçti, yazdık, karar aldık, orada kalsın” mantığından ziyade, bu ezberci, sadece kopya çeken öğrenci pozisyonundan çıkmamızı diliyorum ve bunların pratikte hayat bulduğu bir zihniyetle uygulanacağını umuyorum ve hepinize saygılar sunuyorum.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
75 konuşma daha · 3 Aralık 2008