Üniversite ve sağlık personelinin tam gün çalışmasına ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 418)
Şırnak Milletvekili · Barış ve Demokrasi Partisi
Genel Kurul, 48. Birleşim · 4. yasama yılı · 14 Ocak 2010 · 951 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Sevahir Bayındır (Barış ve Demokrasi Partisi), 14 Ocak 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÜNİVERSİTE VE SAĞLIK PERSONELİNİN TAM GÜN ÇALIŞMASINA VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.: 418)); konuşma 951 kelime.
Sevahir Bayındır (Barış ve Demokrasi Partisi, Şırnak). “Üniversite ve sağlık personelinin tam gün çalışmasına ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 418)”. TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim tutanağı, 14 Ocak 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sevahir-bayindir-23-2010-01-14-universite-ve-saglik-personelinin-tam-gun-calismasina-ve-bazi-kanunlar-2 (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına 418 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Bakan dün konuşmasını yaparken “Bu yasayı mutabakatla geçirdik.” dedi. Parti olarak bizim böyle bir mutabakatımız yok ve dün on iki sağlık örgütünün merkez yönetim temsilcilerinin ortak beyanında da böyle bir mutabakat yoktu. Bu kurumların hepsi, ağız birliğiyle, bu yasa tasarısı tartışılırken kendilerinin hedef tahtası hâline getirildiğini, hedef gösterildiğini, imajlarının sarsılmaya çalışıldığını, bu yöntemle yasayı geçirmeye çalıştıklarını ifade ediyorlar.
Evet, tam gün yasasını eskiden beri hem Sağlık Emekçileri Sendikası hem tabipler odası ve diğer kurumlar istiyorlardı, hâlen de istiyorlar, tam gün yasasına karşı değiller ama aynı patentteki ismi alıp içeriğini farklılaştırarak, bu kurumların yıllarca kullandığı ismi kullanıp içeriğini değiştirerek bu şekilde yeniden, bu kurumları zan altında bırakmak ve itham etmek çok uygun bir yaklaşım değildir, bunu belirtmek istiyoruz. Çünkü, tam gün yasasında öngörülen, yani meslek örgütlerinin kendi çalışma yaşamlarını düzenleyen tam gün yasasına ilişkin temel beklentileri şudur: Sekiz saat çalışma sürecidir. Bu sekiz saatlik çalışma sürecinde, işte, kamu hastaneleri birliğinin hayata geçirilmesiyle birlikte, kişiler, primlerini çalıştığı kazanç üzerinden ödemek zorunda kalmayı kabul etmiyorlar. Yani, bu örgütlerin tam gün yasasında böyle bir yaklaşımı yoktu.
Yine, tam gün yasası tartışıldığı zamanda hastanelerin adı “Kamu hastanesi”, “Özel hastane”ye dönüştürülmemişti. Yani, yine işte bir yandan hekim-hasta-para ilişkisini ortadan kaldırıp “vatandaşlarımız para ödemesin” tanımlamasıyla, gerekçesiyle bu işleme son veriliyor, ne yazık ki, SGK’lı olan hastalar özel hastanelerde… Onu da “A”, “B”, “C” diye sınıflandırdınız… Giderek, bugüne kadar bu sunduğunuz proje çerçevesinde, özel hastanelerin pek çoğu zaten kapanmak durumunda kalacak. Bir dönem, insanlar özel hastaneler açtı işte, nasılsa Emekli Sandığından, Sosyal Sigortadan yani kendi sosyal güvencesi olan, her özel hastaneye gidebiliyordu ama siz bu sınıflandırmayı yaparak sosyal güvencesi olan, ancak belli koşullarda bu hastanelerden yararlanabilecek ya da “A sınıfı” diye tanımladığınız özel hastanelere gittiğinde de yüzde 70 oranında kendi cebinden para ödeyecek! Neresi bedava? Hasta, hastane ve hekim ya da para ilişkisinin kesilmesi bunun neresinde? Yine, geçen yıl çıkardığınız Sosyal Güvenlik Yasası’yla her hasta, gittiği hastanede katkı payı ödeyecek. Nerede, hasta para ödemeyecek? Yani hasta bundan sonra ister muayenehaneye gitsin ister özel hastaneye gitsin, ister kamu olup ama pratik işlevi özel hastane olsun, nereye giderse gitsin ne yazık ki eli cebinde olacak. Yani sizin eliniz hastanın zaten cebinde olacak. Yine, prim ödemeyen milyonlarca esnaf primini ödeyemeyeceği için -ki çoğu kepenk kapatıyor ya da icralık pozisyondadır, hiçbir şekilde primini ödeyememiştir- milyonlarca insan, bu şekilde de yine, bu sosyal devletin gerekli kıldığı sağlık hizmetinden faydalanamayacak. Nerede, hasta para ödemeyecek? Yani, siz felsefenizi ve gerekçenizi, savunmanızı hastanın para ödememesi üzerine kurmuşsunuz ama ne yazık ki her aşamada, ister tetkik tedavide ister muayenede, hangi aşamada olursa olsun hastalar para ödeyecek. Yani, siz bu gerekçenizi en azından bu kılıfa büründürmeyin, hastalar da biliyor para ödediğini. Hastaneler de artık, hem kendi ihtiyaçlarını gidermek hem de personelinin maaşını ödemek için, kamu hastaneler birliği yasası yasalaştığı andan itibaren devlet bütçesinden pay almamış olacak neredeyse ve bütün hizmetini, maaşını o döner sermaye üzerinden ödeyecek. Nerede kaldı para ödememek? Yani hastanın cebinden aldığınız parayla hastane hizmetini döndürmeye çalışacaksınız.
Yine, bu yasayla hekimler arasında da bir ayırımcılık yapılmış olacak. Belirtildi… Yani geliri olmayan, küçük hastanelerde çalışanlar ne yapacak? Asgari ücrete mi tabi olacak? Ya da işte “Emekliliğine yansıyacak.” dediniz yirmi beş yıl sonra. Yani, bugün, primini ödemeye çalışan, diyelim otuz yaşındaki 2035 yılında emekli olacaksa, ömrü yetmeyecek ki! Ödediği parasını emekli olduğunda alamayacak da yani! Yirmi beş yıl sonra… Hem yirmi beş yıl sonra neyin ne olacağının kim garantisini veriyor? Şurada, son yirmi yılda bile sağlık sistemimizde her gün yeni yeni değişiklikler yapılırken, her gün bir ileri iki geri adımlar atılıyorken, yirmi beş yılın garantisini vermeyin siz, bugünün garantisini verin. Bugün yaşayan, bugün çalışan insanların hayatını düzenliyorsanız, bugün yaşayanların düşüncelerine kulak vermek zorundasınız, yok sayamazsınız, yok sayarak bir yere varamazsınız. Ne kurumları ne meslek örgütlerini… En temel sorun olan sağlık sorununu icra edecek sağlık personelinin hem çalışma barışını korumak zorundasınız hem aynı mesleği icra edenler arasında ayrımcılık yapmamanız lazım.
Biraz önce sorular soruldu: “Radyasyon bölümünde çalışanlar geçmişte yirmi beş saat çalışıyordu, niye otuz beşe çıkardınız?” Dün, Hükûmet adına konuşan bir arkadaşımız “Bu yasa eskiden çıkmıştı, bugün geçerli değildir.” diye savundu. Yani bazı kurallar vardır ki geçerlidir; çünkü, insan hayatını ve insanı değer almış, insanı temel almış, insanı korumayı baş köşeye koymuş ve o dayanaklara göre bu kanunlar çıkmıştır. “Geçmiş” diye getirildi… Bugün uluslararası sözleşmelerin pek çoğu elli yıllık, altmış yıllıktır, daha uzun sürelidir. Peki, bu sözleşmeler “Eskiden olmuş.” diye rafa kaldırılmıyor ki. Bu sözleşmeler, yapıldığı zaman da insan hakları gözetilerek gerçekleştirilmiş sözleşmelerdir ve siz de insan adına bir düzenleme yapacaksanız -insan eksenli bir değişiklik yaptığınızı iddia ediyorsunuz gerekçede- o zaman kişileri radyoaktif maddeyle karşı karşıya getirmeye hakkınız var mı? Zaten geçmişte kanser bu kadar yaygın değildi, bu kadar çok insan ölümlerine sebep olmuyordu, bu kadar çok kimyasal madde yoktu. “GDO” dediğimiz, bütün her şeyin DNA’sıyla uğraşıldı. Normal, radyasyonla hiç uğraşmayan insanların bile kanser olma riski çok fazla. Kanser oranı çok artmıştır. Üstelik bu tür mesleklerde çalışanlara siz 1920’lerde, 1925’lerdeki ekolojik doğa ortamını vaat edebiliyor musunuz ki “Radyasyonla daha az muhatap oluyor.” diyebiliyorsunuz? Yani bunların hepsinin birer kandırmaca ve aldatmacadan öteye hiçbir anlamı yoktur. Dolayısıyla, tüm meslek gruplarındaki herkesin insanca yaşayabileceği, iş güvencesi başta olmak üzere… Ki siz, hastaneler birliğine geçtiğiniz zaman, insanların iş güvencesi de olmayacak; şu anda bile taşeron tekelinde çalışan temizlik işçileri, yemek yapanlar ya da sözleşmeli çalışan hemşireler, ebeler, diğer meslek grupları zaten iş güvenliğini de kaybetmiş olacak; bu uygulamayla pek çoğu kaybetmiş ama hedefiniz bütün hepsinin iş güvencesini ortadan kaldırmak. Bu yetmiyormuş gibi, bir de aynı okulu okumuş, aynı yeterliliğe sahip insanların birini çok çalıştıracaksınız, diğerine az para vereceksiniz. Adalet bunun neresinde, diye sormak isteriz tekrar tabii ki.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
55 konuşma daha · 14 Ocak 2010