2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)
Muş Milletvekili ·
Genel Kurul, 30. Birleşim · 3. yasama yılı · 18 Aralık 2008 · 1.473 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Sırrı Sakik, 18 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 1.473 kelime.
Sırrı Sakik (Muş). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim tutanağı, 18 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sirri-sakik-23-2008-12-18-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DTP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş)Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinize merhaba ve günaydın diyorum. Ben de Demokratik Toplum Partisinin düşüncelerini aktarmak üzere buradayım. Hepinizi tekrar saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Dün konuşmamda fırsat bulamadığım ama sürekli burada gündeme getirdiğim ama bir türlü de bir çözüm bulamadığımız bir adaletsizlik var. Geldiğimiz günden bugüne kadar sürekli, yurt dışı gezilerine DTP Grubunun dâhil edilmediğini ben son, iki gün önce şeyden aldığım… Şu ana kadar yurt dışına gidip gelen arkadaşlarımızın sayısı şu kadar ve bunların içinde sadece 2 tane DTP’li var, onun dışında AKP, MHP ve CHP grubundan oluşmaktadır. Para olarak da 2 trilyon 100 milyar liralık bir harcama var.
Şimdi, hep, böyle, adaletten, hukuktan bahsediliyor ama sorun buraya gelince DTP görmezlikten geliniyor. Bunun içinde Cumhurbaşkanının seyahatleri yok, Meclis Başkanımızın da yok, Başbakanın da yok yani hiçbir seyahatte bir tek DTP’li vekil yok.
Diliyorum, umuyorum Meclis, içindeki adaleti bir an önce hayata geçirir. Bununla ilgili zaman zaman Meclis Başkanlığına başvurularımız oldu, Divanda dile getirdik ama Parlamento bu konuda sessiz kalırsa yani gerçekten halkın iradesine karşı yapılabilecek en büyük haksızlık olur.
Değerli arkadaşlar, ben de tütünle ilgili ve özellikle bölgemizi ilgilendirdiği için… Çok fazla gelir kaynağı olmayan bir ilin vekiliyiz, bir bölgenin vekiliyiz ama ülkemiz zengin. Güneydoğu Anadolu’nun tek gelir kaynağı olan tütün ve pancardan son dönemlerde tütün tamamen kotayla… Son yıla kadar 200 kilo yani bir ailenin üretebileceği, devlete teslim edebileceği tütün kotası 200 kilo. Bu 200 kiloyu 4 milyon lira bir fiyatla, üretici, yılda… Yani yıl on iki ay ama emin olunuz ki tütün üreticisi diğer aylardan, diğer yıllardan ödünç ay alır, yılda on dört ay çalışır.
Evet, şimdi, böyle, emek sarf eden ve başka gelir kaynağı olmayan insanların elindeki bu olanakları da alırsak nasıl adaleti sağlayabiliriz, bu insanları nasıl hayata dâhil edebiliriz? Ve önümüzdeki yıl tütün ekimi tamamen yasaklanıyor.
Ve ikinci bir kalem, pancar. 56 bin ton, Muş’ta şeker pancarı, yılda üretimi yapılırken şu anda 26 bin tona düştü ve o da her yıl kotayla yavaş yavaş aşağı doğru çekiliyor ve şeker fabrikalarının da önümüzdeki yıl yani 2009 yılında özelleştirilmesiyle Muş’un o tek gelir kaynağı da elinden alınmış olacak. Şimdi sadece iki kalem gelir kaynağı olan tütün ve şekeri bu insanların elinden alırsanız ne olur? E yoksulluk olur. Yani yoksulluk zaten var ve Türkiye’nin en geri kalmış bölgeleri orası.
Şimdi, geçen gün grup başkan vekili arkadaşımız da burada açıkladı. En çok yeşil kartın dağıtıldığı alan Kürt coğrafyası. Nedir? Bu, yoksulluğun bir belirtisi. Oradaki alanları da kapatırsanız bu yoksullukla nasıl cebelleşilecek? Ve o insanlar için şöyle bir öneri getiriliyor: Efendim, diyorlar ki: “Alternatif bir ürün yapacağız, getireceğiz.” Ortada hiçbir şey yok, alternatif ürün yok. Gerçekten bu insanlar perişan.
Gidiniz, bakınız, Türkiye’nin en yoksul ili Muş ilidir. O il yoksullukla cebelleşiyor. Yani Türkiye’de borcu olmayan illerden biri. Niye? Çünkü hiç kimse ona borç vermiyor. Tarım Bakanı, Diyarbakırlıdır, kendi alanında… Mesela Bismil onun seçim bölgesidir. Bismil’de ve Kürt coğrafyasında hiçbir arazi ipotek olarak kabul edilmiyor. Hiçbir arazi ipotek olarak kabul edilmeyince ne oluyor? Oradaki üreticiler tefecilerin eline düşüyor ve her gün orada cinayetler işleniyor. Tefecilerden aldıkları parayı ödeyemedikleri için tefecilerle sürekli kavga, sürekli cinayet. Hatta fabrika sahipleri bile orada fabrikalarını ipotek olarak veremiyorlar. E hani? Diyorsunuz ki “Ayrımcılık yok.” Şimdi ayrımcılık bu. Başka hangi türlü bir ayrımcılık olacak? Oradan insanlar çıkıp buralara umuda doğru yolculuğa çıkıyorlar, gelip buralarda çalışıyorlar. Son dönemlerde, TOKİ’de, insanlar çıkıp gelip burada 30-40 milyon liraya çalışıyorlar. Birkaç kez bu kürsüde yine seslendirdim. Oradan gelip burada çalışan insanlar mağdur ediliyor ve bu insanların can güvenliği yok, hiçbir sosyal güvencesi yok ve geçen gün, askerden dönüp gelip, burada, TOKİ’de bir iş bulup, bayramın birinci günü düşüp inşaattan ölüyor. Yaralı bir hâlde alıyorlar bunu, götürüyorlar o inşaat firmasının sahipleri, alıp götürüp hastanenin kapısına bırakıyorlar “Biz bu vatandaşı yolda bulduk.” diyorlar ve koma hâlindeki vatandaşı alıp götürüyorlar, hastaneye teslim ediyorlar, çekip kaçıp gidiyorlar. Sonradan bizim haberimiz oldu. Gittik, müdahale ettik, araştırdık, firmayı bulduk. Sonra, evet, güvenlik birimleri olaya el koydular, firma sahipleri ortaya çıktı. Bu sefer ne yaptılar? Sokakta buldukları bu vatandaşı bir gün önceden sigortaladılar. Şimdi, buna benzer belki 7-8 tane cenaze gönderdim ve bu insanlar, bu ülkenin çocukları, hiçbir sosyal güvenceleri yok. Zaman zaman bunları dile getirdiğimizde “Aman, niye gidiyorlar dağa?” diyor. Siz elindeki olanakları alırsanız, siz onları hayatın her alanında mahkûm ederseniz, hiçbir sosyal güvencesi olmazsa bu insanlar ne yapacak? Yirmi yaşındaki bu genç insanlar ne yapabilir? Onun için, Çalışma Bakanını birkaç kez buradan göreve davet ettim. Ne olursunuz bunlarla ilgilenin, bunlara el uzatın ama ne yazık ki bugüne kadar bununla ilgili küçük bir şey olmadı ve o iş çevreleri gidip ailelerini sonradan buluyorlar, 15-20 milyar lira veriyorlar, ellerinden bir dilekçe alıyorlar ve kendilerini yasal olarak böylece korumaya çalışıyorlar.
Onun için, bölgedeki bu adaletsizlik ve bu haksızlığın ortadan kaldırılması gerekir. Yine çok açık bir şekilde dile getirdik. 1993 yılında dönemin iktidarları tarafından ve o dönemin güvenlik güçleri tarafından o bölgenin birçok köyleri yakıldı. Yani hiç böyle saklamaya da gerek duymadılar, helikopterlerle gittiler (A) köyü, (B) köyü, özellikle Tunceli’de ve bizim seçim bölgemizde yakıldı. Hâlen o insanların, o dönemde mağdur olan insanların ihtiyaçları ve o tazminatları ödenmedi ve oradaki valiler gidip ne yapıyor? Yıl 1993, şimdi 2008 yılındayız, aradan on beş yıl geçmiş, gidip pazarlık yapıyorlar. Vatandaşı alıp getiriyorlar valiliğe “Ver elini bakayım, 12 milyar değil de 8 milyar veririm.” diyor. Şimdi, böyle bir adalet olur mu, böyle bir vicdan olur mu? On beş yıl önce evini barkını yakmışsınız, yıllarca kendi tarlasını ekememiş, biçememiş, kendi toprağına, ana yurduna gidememiş ve siz 8 milyar lirayla bu haksızlığı telafi edebileceğinizi düşünüyorsunuz. Bakın, Yunanistan’da birkaç gün önce ne oldu? Orada zarar gören insanlara hemen, aynı saatte onar bin euro tazminat ödendi ve diğer zararlar için de komisyonlar oluşturuldu. Hukuk devleti dediğiniz böyle olur. Şimdi ben buradan sayın valileri ve burada görevli olan Hükûmeti bu konuda duyarlı olmaya davet ediyorum. Bu insanlar zaten mağdur. Aradan on beş yıl geçmiş. Bu on beş yıl içerisinde bunların hakkı 8 milyar değil. Yani yılda ekse biçse tarlasını, on- on beş yılda bu 100-150 milyar lira eder ama bu, getirilip 8 milyar lirayla ödeştirilmeye çalışılıyor. Devletin gücü ve devletin gücünü kullanarak oradaki güvenlik birimleri durumdan biraz da vazife çıkararak böyle davranıyorlar.
Şimdi, seçim bölgemden yine size bir örnek vereceğim: Hemen yanı başımda akrabalarımın bir köyü vardı -22’nci Dönem Cumhuriyet Halk Partisi Muş Milletvekiliydi arkadaşımız, benim yakınımdır da- onların köyü de yakılmıştı. Buradan İçişleri Bakanlığıyla diyaloglar oluşturarak iki yıl, üç yıl önce 24 milyar lira para aldılar. Yani, şimdi, onların aldığı para da az bir paraydı yani zararlarını karşılayacak bir para değil.
Şimdi, her vatandaş, çıkıp gelip burada sayın bakanları alacak, torpil bulacak ve ona göre hakkını hukukunu alacak ve yine Sayın Başbakan, Muş Valisini örnek göstererek diyor ki: “Örnek bir Vali.” Bir vatandaş Sayın Başbakanı aramış, Muş’ta 8 kilometrelik bir yolu Vali asfaltladığı için, Başbakan talimat verdiği için örnek vali tayin ediyor ama şimdi o örnek vali, on beş yıldır hakkını alamayan vatandaşların hakkını vermiyor. Bu nasıl bir örnek vali, onu anlamıyorum. Hâlen yıllardır köylerinin yolu yapılmayan ama milletvekillerinin aramasına rağmen bu noktada adım atmayan bir vali nasıl bir örnek vali olur, onu anlamıyorum. Yani, herkesin bir başbakanı yok, herkesin bir bakanı yok. Onun için, adil ve adaletli bir şekilde, bu noktada zararı olan ve mağdur olan insanların mağduriyetinin bir an önce giderilmesi gerekir, hukuk devleti böyle emrediyor.
Sevgili arkadaşlar, son günlerde yine, Türkiye’de birkaç gündür tartışılan, konuşulan –dün kısa değindim ama- Sayın Başbakanımızın da dün Konya’da yine dile getirdiği bir olay vardı. Aydınların hazırladığı, 12 bin aydının imzaladığı, 1915’lerde yaşanan, hiç kimsenin tasvip etmediği bir olay vardı. Yarın da Kahramanmaraş’ın 30’uncu yıl dönümü. Kahramanmaraş’ta ve 1915’te o coğrafyada da nasıl vahşetle karşılaştığımızı tarih hep bize gösterdi. O dönemlerde Kahramanmaraş’ta bine yakın insan katledildi. Şimdi, 1915’te o duyarsızlığa karşı bugün bir grup aydın “Evet, o günkü duyarsızlığı biz içimize sindiremiyoruz, olan acıları paylaşıyoruz.” diyorlar. Bundan daha insani bir şey olabilir mi? Ama burada ne yazık ki çok kıyametler kopuyor. Oysaki dünyaya dönüp baktığımızda, mesela, 1970’lerde Willy Brandt diz çökerek soykırımdaki sorumluluğunu ve bundan duyduğu suçluluk duygusunu üzüntüyle dile getiriyor. Yine, 1988’de ABD de İkinci Dünya Savaşı’nda toplama kamplarında o Amerikan asıllı Japon vatandaşlarından resmen özür dilediği gibi, 1993’te Güney Afrika Cumhuriyeti Başkanı ırk ayrımı politikalarından dolayı özür diledi. Yine, 1996’da ABD Enerji Bakanı 1974-1994 yılları arasında yapılan radyasyon deneylerinden sonra sağ kalan son kişilerden özür diledi ve on bir ailenin sağ kalan üyelerine tazminat ödedi. Yine, 1998 Kanada Hükûmeti ülkenin yerlilerine karşı yürütülen geçmiş politikalarından dolayı özür diledi. Danimarka Başbakanı ABD’nin askerî üs açması için göçe zorlanan yerlilerden özür diledi. Bunları sayabiliriz. Ta ki buralara kadar… Ve Bulgaristan Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisine gelerek burada, Bulgaristan’da Türklere karşı yapılan o zalimane politikalardan dolayı o halktan özür diledi ve Türkiye halkından özür diledi. Ne oldu? Bu bir erdemlilikti.
Şimdi biz de geçmişimizle yüzleşirsek -olup bitenlerde, evet, bizim günahımız yok, bizim sorumluluğumuz yok- bu erdemliliği gösterirsek acaba kıyamet mi kopar?
Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı Ermenistan’a gitti, Ermenistan-Ankara hattı olumlu taşlarla döşenmeye başlandı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
72 konuşma daha · 18 Aralık 2008