2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)
Muş Milletvekili ·
Genel Kurul, 31. Birleşim · 3. yasama yılı · 19 Aralık 2008 · 1.165 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Sırrı Sakik, 19 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 1.165 kelime.
Sırrı Sakik (Muş). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim tutanağı, 19 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sirri-sakik-23-2008-12-19-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim-2 (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DTP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş)Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçesiyle ilgili DTP Grubunun görüşlerini sizinle paylaşmak üzere buradayım. Hepinize merhaba ve iyi akşamlar diliyorum.
Sevgili arkadaşlar, dün burada yine bir konuşma yaparken ben “Kürt coğrafyası” dedim, bir miktar, böyle, fırtınalar koptu.
Şunu iyi bilmeliyiz: Bizim rejim olarak cumhuriyetle, simge olarak bayrakla yani mevcut sınırlarla ilgili herhangi bir sorunumuz yok. Biz buna…(AK PARTİ sıralarından gürültüler)
SIRRI SAKIK (Devamla)İfade edeceğim, lütfen…
Bunları söylerken, biz Kürtler devlet değil demokrasi istiyoruz, birlikte yaşamak istiyoruz, ortak vatanın ruhuna uygun hareket etmek istiyoruz, böyle bilinsin. Bu zayıf halka üzerinden siyaset yapanların aslında bu halkın dostu ve bu mazlumların dostu olmadığını kamuoyu bilmelidir.
Bakın, ben “Kürt coğrafyası” derken, Osmanlıda da Kürt coğrafyası deniliyordu, cumhuriyet oluştuğunda da Mustafa Kemal Mecliste Kürt milletvekillerine “Kürdistan milletvekili” diyordu, Laz milletvekillerine “Lazistan milletvekili” diyordu ve kıyamet de kopmuyordu.
AKİF AKKUŞ (Mersin)Türkler yok muydu peki o zaman?
SIRRI SAKIK (Devamla)Şimdi, coğrafi terimlere kimsenin ambargo koymasına gerek yok. Birbirimizden korkmamalıyız. Biz bu ülkenin birliğini, bütünlüğünü en az sizin kadar savunuyoruz ve bir arada yaşayacağız. Burası, sadece bir etnik kimliğe ait bir coğrafya değil, hepimizin ana yurdudur; burada yaşayan Kürtlerin, Türklerin, Ermenilerin, Rumların, bütün, kim ki bu coğrafyada yaşıyorsa hepimizin ana yurdu burasıdır, böyle bilinmelidir.
Şimdi, sevgili arkadaşlar, bugün… 19 Aralık 2000 yıllarında “Hayata Dönüş Operasyonu” denilen bir operasyon vardı. Biliyorsunuz, o tarihte cezaevlerinde “Hayata Dönüş” dediler, Ümraniye Cezaevinde 7, Bayrampaşa Cezaevinde 12, Bursa Cezaevinde 2, Uşak Cezaevinde 2, Çanakkale Cezaevinde 4, Çankırı Cezaevinde 1, Ceyhan Cezaevinde 1, Sincan Cezaevinde 1, toplam 30 tutuklu ve hükümlü yaşamını yitirdi. Sonra, açlık grevlerinde 120 tutuklu, hükümlü yaşamını yitirdi. Evet, onların failleri ne yazık ki cezalandırılmadı. Bir hukuk devletinden bahsediyoruz. Bir cumhuriyetin namusu, hukukudur, şerefidir. İnsanlar suçlu da olabilir, ama bu suçları… Bu cezaevinde olan insanları insafsız bir şekilde, yargısız bir şekilde katletmek hiçbir hukuk devletinden yok.
Yine, bugün, Maraş olaylarının otuzuncu yıl dönümü. Yani resmî kayıtlara göre 100 küsur ama gayri resmî kayıtlara göre bin insan yaşamını yitirdi. Diliyorum, umuyorum ki, bir daha bu ülkede, ne Çorum ne Kahramanmaraş ne Sivas olayları ne 1915’lerde ne 1950’lerde, 43’lerde yaşanan olaylar olmaz. Bugün yaşadığımız trajikomik bir kavga ve bu kavgada 40 bin, kimine göre de 50 bin insan yaşamını yitirdi. Bir an önce iç barışımızı sağlarız ve bu ülke iç barışını sağladıktan sonra, eminim ki bu ülkede kardeşlik daha çok yeşerir, daha çok filizlenir.
Millî Savunma Bakanlığı bütçesiyle ilgili küçük bir şey söylemek istiyorum: 1943 yılında Van’ın Özalp ilçesinde 3’üncü Ordu Komutanı Mustafa Muğlalı var. Mustafa Muğlalı -orada komutan- 33 tane masum Kürt’ü kışlaya çağırıyor, sonra bir emir üzerine 33 masum insan katlediliyor. Hiçbir suçları yok, günahları yok ve sonra… Bu, Tek Parti Döneminde oluyor, birkaç yıl üstü örtülüyor. Aradan yıllar geçiyor, Demokrat Parti Döneminde Eskişehir Milletvekili bir soru önergesi vererek bu olayı gündeme getiriyor ve o dönem Eskişehir Milletvekili İsmail Hakkı Çelik ve Van Milletvekili Kemal Yörük olayı takip ediyorlar ve yargılama süreci başlıyor ve bu Mustafa Muğlalı yargılanıyor, yirmi yıl ceza alıyor. Arkasından tabii ki cumhuriyette mazeretler çok. Hemen uğraşıyorlar, kendisine bir sağlık raporu temin ediliyor ve cezaevinden kurtarılıyor ve sonra tabii o da ölüyor.
Şimdi, bunu niye söylüyorum. Şimdi, hep Kürtlerin, Türklerin ortak vatanından bahsediyoruz, hep kardeşlikten bahsediyoruz ve sonra ne oluyor? Katliam yaptığı Özalp’ta bir askerî kışlaya Muğlalı’nın adı veriliyor. Şimdi size soruyorum: Bu ahlaki midir, bu vicdani midir? Bu nasıl kardeşliktir? Orada yaşayan Özalplılar her gün o kışlanın önünden geçince o atalarının kemiği sızlamaz mı? Burada Van milletvekilleri var. O kışlanın önünden geçerken vicdanınız sızlamaz mı? İşte, bu, yaralarımızı sarmıyor. İşte bunlardan kaçınmalıyız.
Ben yaralarımızı deşmek için bunları söylemiyorum. Ben yeniden Türkiye’nin toplumsal dokularıyla oynayarak, bunları kaşıyarak sorunlarımızın çözülmeyeceğini biliyorum. Ama burada yetkili kurumlar bizim hassasiyetlerimizi bilmelidirler. Hassasiyetlerimizi bilebilirlerse, ona uygun adımlar atılırsa iç barış sağlanır. Şimdi, bu, kahraman değil; bu, cumhuriyetin kurtuluşunda kahramanlık yapmamış. 33 tane masum insanı kurşuna dizmiş ve siz bir kışlaya onun adını veriyorsunuz. Diliyorum, umuyorum, bu Parlamento bununla ilgili olumlu bir birlik oluşturur, bir komisyon oluşturur, Türkiye’yi bu ayıptan kurtarır ve Kürtler de bu noktada kendilerine yapılan zulmün ortadan kaldırılmasında size teşekkür ederler.
Değerli arkadaşlar, yaşadığımız bu coğrafyada, çatışmaların olduğu bir yerde insan haklarının ihlal olmaması mümkün değil. 1991’den bugüne kadar aktif siyasetin içerisindeyim. O dönem de sorunları bu Parlamentoya, kürsüye taşıdık ve bugün Türkiye’nin gündeminde olan Ergenekon aslında o gün Kürt coğrafyasında yeşerdi, orada nemalandı. Şimdi, hâlen JİTEM’in varlığı kabul ediliyor, edilmiyor bilmiyorum ama resmî kurumlarca, ama halkın vicdanında bir JİTEM var. Uluslararası hukukta JİTEM yargılanıyor, iç hukukumuzda JİTEM yargılanıyor. JİTEM’in büyüdüğü yer Kürtlerin yaşadığı yerdi. Orada faili meçhul cinayetler işleniyordu, orada topluca insanlar alınıp götürülüp, Muş ve Kulp sınırında 11 tane vatandaşımız alınıp götürülüp, Kulp’un bir köyünde yargısız bir şekilde, Mustafa Muğlalı ne yaptıysa aynı şekilde -aradan on beş yıl geçtikten sonra, bir iki yıl önce- o 11 insanın kemikleri bir köyde bulundu. İşte, orada şekillendi, orada katliamlara başladılar. Onlarca bilge insan öldürüldü, İl Başkanımız Vedat Aydın’dan Musa Anter’e, aslında Uğur Mumcu’dan… Bu coğrafyada işlenen bütün cinayetlerin mimarı onlardı ama o coğrafyada olduğu için kimsenin kılı kıpırdamıyordu ve dönemin Başbakanı, sonra Cumhurbaşkanı Demirel “Devlet rutin işler yapabilir.” diyordu. Ama, rutin işler Kürt coğrafyasında olduğu için herkes sağırdı ve sonra buralara geldiler, buralarda şekillendiler, buralarda yönetime el koymaya çalıştılar.
Şimdi, eğer biz Ergenekon’la yüzleşmezsek, biz Fırat’ın doğusunu, o tarafını dâhil etmezsek buraya, biz Ergenekon’la ve eli kanlı insanlarla yargı önünde hesaplaşamayız. Bakın, bizim arkadaşlarımızdan eşini kaybeden Iğdır Milletvekilimiz Pervin Buldan’ın fezlekede eşinin katledildiğine dair beyanlar var ama müdahil olarak bulunamıyor. Bizim Genel Başkanımız, milletvekillerimiz, belediye başkanımız için ölüm emirleri var, fezleke onun üzerine şekilleniyor ama biz müdahil olamıyoruz. Şimdi, böyle bir yargılama olur mu? Mağduruz ve yanı başımızda onlarca insan katledilmiş; 3.500 insan köylerinden edilmiş. Köyler yakılmış. Benim köyümde 5 tane insanı diri diri yakmışlar ve yakarken de helikopterler inmiş oraya ve sonra Muş’un Altınoava ilçesinde bir anne ve eşi -anne hamile- 7 çocuğuyla birlikte bir evde ateşe verilmiş ve herkes de orada oturmuş, güvenlik birimleri onu izlemişler. 1993… Hâlen onların failleri bulunmadı. Onlar insanlığa karşı suç işlediler. Şimdi, insanlığa karşı bu kadar suç işleyen bir örgüt var ortada. Onun için “Bize dokunmayan yılan bin yaşasın.” mantığını hiçbirimiz kabul etmemeliyiz. Bu ölen insanlar bizim insanlarımız.
Onun için -süremiz doldu ama- ben Sayın Bakanıma sesleniyorum: Türkiye’nin, evet, toplumsal dokularıyla oynamak isteyen güçler var, Kürt ve Türk çatışmasını körüklemek isteyenler var. Altınova’da bu yapıldı. Sayın Başbakanın “Ya sev ya terk edin.” sözünden sonra Gebze’de bir Kürt çocuğunun telefonunda Kürtçe müzik çaldığı için 3 kişi tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Evet… Bana kafa sallamayın, doğrudur bunlar. Daha birkaç gün önce oldu.
Zulmün üstünü örtemezsiniz. Bakın, zulmün üstünü örterseniz… Eğer inanıyorsanız, öbür dünyada hesap verirsiniz. Ben burada iddialarda bulunuyorum. Çıkıp desinler ki: “Böyle bir şey yok.” Altınova’da bir bütün olarak Kürtler suçlandı ve herkes saldırıya maruz kaldı. Şimdi, onun için, hepimiz kendi kimliklerimizi, siyasi partilerimizin menfaatlerini bir kenara bırakmalıyız. Eğer bu ülkenin birliğini ve bütünlüğünü, geleceğini birlikte inşa edeceksek, bizim, hepimiz bu noktada ortak politikalar etrafında buluşmalıyız. Milliyetçilik kör bir kuyudur, kimseye bir yararı yok.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
80 konuşma daha · 19 Aralık 2008