Karaman mv. hasan çalış'ın (6/674,678,854,901,926,1115,1056,1057,1058), gaziantep mv. yaşar ağyüz'ün (6/708,922,1033,1091,1334,1404), balıkesir mv. ahmet duran bulut'un (6/725), tokat mv. reşat doğru'nun (6/744,808,839,844,985,1054,1055,1188,1189,1191,1515), kahramanmaraş mv. mehmet akif paksoy'un (6/761,927),niğde mv. mümin inan'ın (6/809,830,860,1071,1079), manisa mv. mustafa enöz'ün (6/878,1504), giresun mv. murat özkan'ın, (6/945,977,978,979,980), adıyaman mv. şevket köse'nin (6/1042), malatya mv. ferit mevlüt aslanoğlu'nun (6/1044), gaziantep mv. hasan özdemir'in (6/1094), adana mv. kürşat atılgan'ın (6/1124), tunceli mv. kamer genç'in, (6/1225); sözlü soru önergeleri ile tarım ve köyişleri bakanı mehmet mehdi eker'in cevabı
Muş Milletvekili ·
Genel Kurul, 61. Birleşim · 4. yasama yılı · 16 Şubat 2010 · 958 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Sırrı Sakik, 16 Şubat 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KARAMAN MV. HASAN ÇALIŞ'IN (6/674,678,854,901,926,1115,1056,1057,1058), GAZİANTEP MV. YAŞAR AĞYÜZ'ÜN (6/708,922,1033,1091,1334,1404), BALIKESİR MV. AHMET DURAN BULUT'UN (6/725), TOKAT MV. REŞAT DOĞRU'NUN (6/744,808,839,844,985,1054,1055,1188,1189,1191,1515), KAHRAMANMARAŞ MV. MEHMET AKİF PAKSOY'UN (6/761,927),NİĞDE MV. MÜMİN İNAN'IN (6/809,830,860,1071,1079), MANİSA MV. MUSTAFA ENÖZ'ÜN (6/878,1504), GİRESUN MV. MURAT ÖZKAN'IN, (6/945,977,978,979,980), ADIYAMAN MV. ŞEVKET KÖSE'NİN (6/1042), MALATYA MV. FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU'NUN (6/1044), GAZİANTEP MV. HASAN ÖZDEMİR'İN (6/1094), ADANA MV. KÜRŞAT ATILGAN'IN (6/1124), TUNCELİ MV. KAMER GENÇ'İN, (6/1225); SÖZLÜ SORU ÖNERGELERİ İLE TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER'İN CEVABI); konuşma 958 kelime.
Sırrı Sakik (Muş). “Karaman mv. hasan çalış'ın (6/674,678,854,901,926,1115,1056,1057,1058), gaziantep mv. yaşar ağyüz'ün (6/708,922,1033,1091,1334,1404), balıkesir mv. ahmet duran bulut'un (6/725), tokat mv. reşat doğru'nun (6/744,808,839,844,985,1054,1055,1188,1189,1191,1515), kahramanmaraş mv. mehmet akif paksoy'un (6/761,927),niğde mv. mümin inan'ın (6/809,830,860,1071,1079), manisa mv. mustafa enöz'ün (6/878,1504), giresun mv. murat özkan'ın, (6/945,977,978,979,980), adıyaman mv. şevket köse'nin (6/1042), malatya mv. ferit mevlüt aslanoğlu'nun (6/1044), gaziantep mv. hasan özdemir'in (6/1094), adana mv. kürşat atılgan'ın (6/1124), tunceli mv. kamer genç'in, (6/1225); sözlü soru önergeleri ile tarım ve köyişleri bakanı mehmet mehdi eker'in cevabı”. TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim tutanağı, 16 Şubat 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sirri-sakik-23-2010-02-16-karaman-mv-hasan-calis-in-6-674-678-854-901-926-1115-1056-1057-1058 (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
SIRRI SAKIK (Muş)Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bu gecenin ilerleyen saatlerinde ben de hepinizi Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum.
Zaman zaman Parlamentoda uzlaşının olması… Evet, hep siyasetin sorunları çözme sanatı olduğunu söylüyoruz ve siyasetin uzlaşı sanatı olduğunu söylüyoruz. Uzlaşınca, yan yana gelebilince sorunların bir miktar da olsa çözümüyle ilgili adımlar attığımızı görüyoruz.
Şimdi, biz kaybolan çocuklarla ilgili bu akşam buradayız, ama bu ülkenin bütün çocuklarının sorunlarını tartışıp konuşmak zorundayız, sadece bu ülkede kaybolan 1.600 civarındaki çocukla ilgili, eğer sadece o pencereden bakarsak sorunun bir boyutunu göremeyiz. Evet, Diyarbakır’daki çocuklar da İstanbul’daki çocuklar da yani adı ne olursa olsun bu çocuklar bu ülkenin çocukları, bu çocuklar bu ülkenin gelecekleri. Eğer biz gerçekten bu çocukları bir bütün olarak kucaklayamazsak iç barışımızı sağlayamayız.
Şimdi, biz akşamdan beri hep konuşuyoruz. Bütün çocukları ama bu ülkenin yoksullarının çocuklarını konuşuyoruz. Yani bu kayıp çocukların arasında bir tek tane zenginin çocuğunu bulamazsınız, hep yoksul Anadolu çocukları Kürt’ü de Türk’ü de. Yoksulların kaderi bu. Bu kader yoksulların kaderi olmamalıdır. Eğer biz çoluk çocuğumuzu kollayıp koruyorsak, kendi çocuklarımızı gözümüz gibi koruyorsak halkımızın çocuklarını da korumak bizim namus borcumuzdur.
Ben bu konuda Sayın İçişleri Bakanına sormuştum “Kaç tane çocuk kayıp?” Bana şeklen bir cevap göndermiş. Üç tane ilden -Muş, Diyarbakır ve Kayseri’den- 3 valinin imzasıyla gönderdiği Kayseri’de 3 çocuk, Diyarbakır’da 1 çocuk, Muş’ta da 1 çocuk kaybolduğu söyleniyor. Böyle gayri-ciddi bir şey olmaz. Valiler gönderdikleri raporda sanki her taraf güllük gülistanlık, çocuklar yani bir varlık içerisinde… Valilerden gelen raporları okuyunca insanın çocuk olası geliyor “Ya, ne kadar çocuklarımız emin ellerde; çalıştaylar var, çocuklarla ilgili komisyonlar oluşmuş, bütün çocuklar yasa ve Anayasa düzeyinde güvence altında…” Oysaki bunun böyle olmadığını hepimiz biliyoruz.
Bugün birkaç konuşmacı arkadaşımız valilerle ilgili bir iki şey söyledi. Özellikle, ben Muş Valisiyle ilgili bir şeyler konuşmak istiyorum. Gerçekten, Sayın Başbakan zaman zaman çıkıp şunu söylüyor, dönüp Cumhuriyet Halk Partisine diyor ki: “Tek parti dönemindeki valiler hem valiydi hem müfettişti hem de il başkanıydı.” Ama o, tek parti dönemiydi. Emin olun, bugün birçok ilde Sayın Başbakanın tarif ettiği valiler şu anda AKP’nin il başkanıdır ve validir. Bunlardan biri de Muş Valisidir.
Bakın, Muş Valisi… Çok yakın bir tarihte Muş’ta Demokratik Toplum Partisinin kapatılmasını protesto eden insanların üzerine ateş açıldı, 2 insan yaşamını yitirdi ve bunlardan biri de genç biriydi, daha çocuk yaştaydı. Şimdi o katilin yargısı Samsun’a alındı. Hani güçlü devlet? Siz Muş’ta yargı sürecini götüremez misiniz? Hep güçlü devlet olduğunuzu söylersiniz. Ama katilleri aklamak üzere, biz biliriz… Çünkü Uğur Kaymaz olayında da öyle olmuştu. Uğur Kaymaz on iki yaşındaydı, çocuktu, Kızıltepe’de on üç kurşun bedenine sıkıldı ve Uğur Kaymaz’ın yargısı Mardin Kızıltepe’den alınıp Eskişehir’e getirildi. Ne oldu biliyor musunuz? Katiller aklandı, Uğur Kaymaz’ı savunan avukatlar cezalandırıldı. Şimdi Muş’ta da olan bu. Bu işin mimarı da Vali. Bunu yetkililerinize söyledik: “Alın bunu!” Yani yanı başınızdaki ülkelerde böyle bir şey olduğunda içişleri bakanları istifa ediyor, ama bir valinin basiretsizliği ödüllendiriliyor. Şimdi, gerçekten bu ülkede eğer hak, hukuk ve adalet inşa edilecekse herkese hukuk gereklidir.
Bakın, çocuklardan bahsediyoruz ama hâlen ülkemizde çocuklarla ilgili hepimizin -uluslararası sözleşmeler deriz ya- çekinceleri var. Türkiye 1995’te yürürlüğe soktuğu sözleşmede ana dilinde eğitimin önünü kapatmak için şu üç maddeye çekince koymuştur: “Kitle iletişim araçlarının azınlık grubu veya bir yerli ahaliye mensup çocukların dil gereksinimlerine özel önem göstermeleri konusunda teşvik edilmesi…”, madde 17, Türkiye'nin çekincesi var. “Çocuğun ana-babasına, kültürel kimliğine, dil ve değerlerine, çocuğun yaşadığı veya geldiği menşe ülkenin ulusal değerlerine ve bu farklı uygarlıklara saygısının geliştirilmesi…”, madde 29, Türkiye'nin çekincesi var. “Din ya da dilsel bir azınlığa ya da yerli halka mensup bir çocuğun kendi kültüründen yararlanma, kendi dininin gereklerini yerine getirme ya da kendi dilini kullanma hakkından yoksun bırakılmaması…”, madde 30.
Şimdi bu sözleşmeler, uluslararası sözleşmeler. Bu sözleşmelere sadece Türkiye çekince koyuyor. Niye? Kürt çocukları kendi dilleriyle eğitim görmesin ve sonra dönüyorsunuz diyorsunuz ki: “Ya, bu Kürt çocuklarının ellerinde niye taş var?” E peki ben de soruyorum: Niye taş olmasın? Siz dilini, kültürünü, kimliğini yasaklayacaksınız; bu çocukların geçmişini çalacaksınız, bu çocukların geleceği olmayacak, bu çocukların evini barkını yakacaksınız, bu çocukları varoşlara süreceksiniz; ne eğitim var ne sağlık var ne de gelecek var, peki bu çocuklar taşa sarılmayıp da neye sarılacak? Adil misiniz? Yok. Eşit bir hukuk uygulanıyor mu? Yok. Bu çocukların ya bir yakını dağda ya biri cezaevinde ya toprak altında ve bu çocuklar acı dolu yıllar yaşadılar ama siz hâlen bu çocukları sürekli Terörle Mücadele Yasası’ndan yargılayarak bu çocukların ellerindeki taşla bu çocuklara on beş yıl ceza veriyorsunuz ve dönüyorsunuz diyorsunuz ki: “Bu çocuklar aileleri tarafından sürülüyor.” Hangi aile delidir, çocuğunu ölümün üzerine sürer? Ama, eğer hak, hukuk, adalet, dil, kültür konusunda siz çekince koyarsanız bu insanların da yapabileceği tek şey kendi bedenlerini ölüme yatırmaktır. Kürt çocuklarının da yaptığı budur. Onun için, bunlara, Türkiye, uluslararası sözleşmelere koyduğu çekinceyi bir an önce geri almalıdır. Eğer bunları alamazsa gerçekten biz uluslararası arenada çok ciddi sıkıntılar yaşarız.
Bakın, bugün ayın 16’sı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden bir mahkûmiyet kararı var. Mahkûmiyet kararı nedir? Bir çocuğa işkence yapılmıştır ve 16.500 euro bir mahkûmiyet vardır. Şimdi, bu çocukların hepsinin aileleri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuracak. Şimdi, uluslararası vicdanlarda, uluslararası yargıda bu çocuklara uygulanan politikalar mahkûm oluyor, bizim vicdanlarımızda da mahkûm. Peki, beyler, sevgili arkadaşlar, sizin vicdanlarınız nerede? Bu çocuklara bu kadar zalim politikalar uygulanırken sizin -uluslararası mahkemelerin kararı var, kamuoyunun bu konuda tepkisi var- bu çocuklarla ilgili küçük bir çabanız yok. Ceylan olayı yine öyle. Birkaç gün önce Berivan, daha on iki- on üç yaşında. Berivan üç ayrı konuda ceza aldı. Nedir? Yaşı küçük olduğu için dokuz yıla cezası indirildi.
Şimdi, bu çocukların acılarını birleştirmeden, bu çocukların gerçekten acılarını biz yüreğimizde hissetmediğimiz müddetçe bu ülkede iç barış olmaz. İç barışın olabilmesi için hepimizin gerçekten vicdanlarımıza karşı sanık sandalyesine oturmalıyız. Eğer sanık sandalyesine oturabilirsek biz hukukun ve huzurun ülkesini birlikte yaratabiliriz.
Ben, hukukun ve huzurun olacağı bir ülke özlemiyle hepinize teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
31 konuşma daha · 16 Şubat 2010