Hakimler ve savcılar yüksek kurulu kanunu hakkında (s.s.574)
Muş Milletvekili ·
Genel Kurul, 30. Birleşim · 5. yasama yılı · 10 Aralık 2010 · 556 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Sırrı Sakik, 10 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HAKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU KANUNU HAKKINDA (S.S.574)); konuşma 556 kelime.
Sırrı Sakik (Muş). “Hakimler ve savcılar yüksek kurulu kanunu hakkında (s.s.574)”. TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim tutanağı, 10 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sirri-sakik-23-2010-12-10-hakimler-ve-savcilar-yuksek-kurulu-kanunu-hakkinda-s-s-574-3 (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
SIRRI SAKIK (Muş)Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; tekrar hepinize merhaba.
Maşallah, sesiniz gür yani kışlada ses ne kadar gür çıkıyorsa biraz önce burada da aynı şekilde. Keşke bu ülkenin demokratikleşmesi için bu kadar gür bir sesiniz ve gücünüz olmuş olsaydı.
Şimdi, biz birbirimizi anlamakta biraz zorluk çekiyoruz, bütün sıkıntımız da bu. Yani buraya, biz, emin olunuz ki sadece siyaseten seçmenlere mesaj anlamında çıkıp kürsüde konuşmuyoruz, böyle bir derdimiz de yok ama sorunlarımız var, sorunlarımızı buraya taşıdığımız için bütün partiler “Osmanlı Bankası”na dönüşüyor, hepsi, ortalıkta, efendim “Bilinmeyen bir dil.” E, şimdi, siz bir halkın diline, AKP “bilinmeyen dil” derse, CHP derse, MHP derse, siz sonra dönüp bizimle nasıl bağ oluşturacaksınız?
Mesela AKP vekillerinden biri çıktı, bize şunu söylüyor, diyor ki: “Sayın Başkanım, ben bir konuşma üslubuyla serzenişte bulunmak istiyorum.” ve sonra “Efendim, ben şahsım adına konuşurum. Dönüp de yaptınız mı, ettiniz mi, gittiniz mi, adam öldürdünüz mü, asker öldürdünüz...” diyor. Sevgili kardeşim, ben ilk kez gördüm Halide Hanım’ın burada konuştuğunu; konuştu ve yanında da valizleri vardı, çekip gitti. Bizi dinleyeceksiniz. Biz ne konuşuyoruz, ne ediyoruz, talebimiz nedir?
Bakın, bugün Hürriyet gazetesinde manşet bir haber var: “Mezara tahammül edemediler”, “Mezar ayıbı” dediler. Bir Alman vatandaşı geliyor, bu ülkede bu ülkenin vatandaşı olmak istiyor. “Ben ölünce beni bu topraklara gömün.” diyor. Ama birileri gidiyor Bodrum’da “Bu adam Müslüman değil, bizim yanımızda gömülmemelidir.” diyor. Aynı ayıbı, benim eşim için de bu coğrafyada, sizin belediye başkanınız ve Milliyetçi Hareket Partisinin belediye meclis üyesi “Nasıl buraya defnedersiniz?” diye yaptı, bu ayıplar uygulandı. Şimdi, birbirimizin cenazesine tahammülümüz yoksa, dilimize yoksa, kültürümüze yoksa peki nasıl bir arada yaşayacağız? Asıl söylemek istediğimiz budur.
Biz, yoksa “Geçmişten bugüne kadar olup biten faili meçhul cinayetlerin mimarı sizsiniz.” demedik. Sizin döneminizde faili meçhul cinayetlerin bir noktaya geldiğini de biliyoruz. Ama size dönüp soruyoruz: “Sevgili arkadaşlarımız, kardeşlerimiz; Cumhuriyet Halk Partisi, Barış ve Demokrasi Partisi sürekli bu faili meçhul cinayetlerin araştırılması için önergeler hazırlıyor, gelin hep birlikte bunları araştıralım. İnsanlığa karşı suç işleyenler… Evet, eğer bir mezarlığa karşı bu tepki varsa insanlığa karşı bir suç işlenmiştir. Gelin hep birlikte bu köprüleri oluşturalım.” Ama ne hikmetse, bununla ilgili küçük bir adım atılmıyor. Çünkü siz demokrasi için bedel ödemeden buradasınız ama bizler, buralarda oturanlar, sizin dışınızdakilerin büyük bir çoğunluğu demokrasi için çok ağır bedeller ödedik. Onun için, artık bedel ödemek istemiyoruz. Sorunlarımızı oturarak konuşmak istiyoruz. Hep de söylüyoruz, Avustralya’da yaşayan yerli bir halk, Aborjinler, onlar ve timsahlar aynı havuzda, aynı suda yıkanmayı, o aynı suda bulunmayı başardılar. Peki, biz cumhuriyeti birlikte kuranlar, kardeş halklar, biz, Allah aşkına, neden birlik oluşturamıyoruz? Biz niye birlik adına daha çok önemli şeyler söylemiyoruz? Neden empati yapmıyoruz? Neden? Bu nedenler yok. Seçimler var. Herkes dönüp kendi seçmenine ne kadar mesaj gönderebilirim…
Aslında size şunu söyleyeyim: Eğer bu antidemokratik yasalar ve Siyasi Partiler Yasası, Seçim Kanunu böyle olmamış olsaydı eminim ki hepinizin vicdanı bu tür olaylara karşı ayaklanırdı. Ama hepinizin vicdanını Başbakan kelepçelemiş çünkü Başbakana göre kendinizi şekillendireceksiniz. Bütün her şey Başbakanın talimatı doğrultusunda. Böyle bir demokrasi de olmaz.
MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde)Siz kimden aldığınız talimatla hareket ediyorsunuz acaba?
SIRRI SAKIK (Devamla)Biz halkımızın talimatındayız.
Vallahi, biz, bakın, emin olun, önünde arkasında olamayacağımız hiçbir şeyi söylemeyiz. Biz kimsenin de arka bahçesi değiliz, Kürt halkının ön bahçesiyiz, Türkiye demokrasi güçlerinin ön bahçesi… Ha dönüp derseniz ki: Bu dağdaki kardeşlerimiz… Onlar bizim çocuklarımız ve kardeşlerimizdir. Bir tarafımız askerde bir tarafımız da oradadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
112 konuşma daha · 10 Aralık 2010