İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 68. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Ölçme, seçme ve yerleştirme merkezi başkanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanun tasarısı (s.s.616)

Sırrı Sakik

Muş Milletvekili ·

Genel Kurul, 68. Birleşim · 5. yasama yılı · 17 Şubat 2011 · 1.014 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Sırrı Sakik, 17 Şubat 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 68. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.616)); konuşma 1.014 kelime.

Sırrı Sakik (Muş). “Ölçme, seçme ve yerleştirme merkezi başkanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanun tasarısı (s.s.616)”. TBMM Genel Kurulu, 68. Birleşim tutanağı, 17 Şubat 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sirri-sakik-23-2011-02-17-olcme-secme-ve-yerlestirme-merkezi-baskanliginin-teskilat-ve-gorevler (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş)Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Millî Eğitim Bakanlığı sadece ülkemizde… Yani bu Orta Doğu’da belki millî devletler, millî politikalar olabilir ama evrensel ülkelerde “millî eğitim” yok, bizim ülkemize ait olan bir terim. İlk önce bunun baştan değişmesi lazım. Yani neyin millîsi? Evrensel bir eğitim varsa başta bunun hemen değişmesi gerekir.

Biz burada zaman zaman haksızlıklara vurgu yaptığımızda, başkan vekilinden birçok arkadaşımıza kadar, “siz ayrımcı politikalar yapıyorsunuz…” Ama eğer hayatın her alanında ayrımcı politikalar uygulanıyorsa, Şırnak’ta okuyan bir öğrenciyle Kabataş Lisesinden mezun olan bir öğrenci aynı sınava tabi tutuluyorsa ortada ciddi bir haksızlık vardır. Yani, hepinizin çocukları var, iyi eğitimle bu çocukları eğitirsiniz ve olanakları olmayan yoksul Anadolu çocukları da eğitimden pay almazsa, burada ciddi bir sorun vardır. Bu sorunu oturup tartışabilmeliyiz, konuşabilmeliyiz.

Biz bu torba yasa buradan geçerken de buna vurgu yaptık. “Bakın, siz adil davranmıyorsunuz.” dediğimizde zaman zaman gerginlikler oldu. Eğer siz adaleti uygulamazsanız tabii ki gerginlikler olacaktır. Biz bu adaletin ve bu hakkın, hukukun yerli yerine oturması için halktan oy talep ettik, halk bizi destekledi ve onun için buradayız.

Torba yasada öğrencilerle ilgili af yasası vardı. Getirdiniz, bu af yasasında Sayın Başbakanı protesto eden öğrencileri terörist listesine aldınız, bunları bu sürece dâhil etmediniz. Sadece parasız eğitim talep eden öğrencileri “terörist” olarak damgaladınız. Oysaki annesini, babasını acımasız bir şekilde öldüren öğrenciler elini kolunu sallayarak gidip eğitimini tamamlayabiliyor, hatta genç bir kızı testereyle paramparça edenler gidip bu haktan faydalanabiliyor ama eğer siz “Bu ülkede birilerinin diline, kimliğine gem vuruluyor, herkes ana dilinde eğitim görsün.” dediğiniz an Terörle Mücadele Yasası’ndan mahkûm oluyorsunuz ve terörist ilan ediliyorsunuz.

İşte, bütün isyanımız da bu. Siz bir halka haksızlık ediyorsunuz. Sadece Kürtlere değil, Türkiye demokrasi güçlerine, özgürlükten, adaletten yana olan herkese haksızlık ediyorsunuz. Yani, gelip burada pankart açıp parasız eğitim talep edenlere ne ağır cezalar verildiğini siz biliyorsunuz ve onlar da terörist ilan edildi, ellerinde hiçbir silah da yoktu.

Şimdi, bu haksızlığı ortadan kaldırmadan, sadece millî duygularla siz adaleti sağlayamazsınız. Eğer adaleti sağlamak istiyorsanız, hayatın her alanında eşit eğitimi, parasız eğitimi hayata geçireceksiniz. Siz üniversite sınavlarında, başta da dediğim gibi, Muş’tan, Hakkâri’den yoksul Anadolu çocuklarını getirip burada İstanbul’un Galatasaray Lisesinden mezun olanlarla eş değerde tutarsanız adaleti sağlayamazsınız. Bir tarafı kollayıp korumuş olacaksınız, bir taraf da eğitimden pay almamış olacak. Bu, hayatın her alanında karşımıza çıkıyor.

Bakın, burada bir sorun olduğunda birlik oluşuyor bizlere karşı. Size yargıdan küçük bir örnek vereceğim. Bakın, bizimle ilgili Bolu’da, Bolu Express gazetesi bir haber yaptı. Demokratik Toplum Partisi milletvekillerinin, DTP yöneticilerinin ve DTP’li belediye başkanlarının isimlerini, resimlerini tek tek gazeteye, ön sayfaya koyarak aynen şöyle diyor: “Yüce Türk Ulusu, işte karşında düşman. Kahpece pusu kuran dağdaki teröristin peşinde koşmaktansa…” Üç beş kişinin peşinden değil. “…üç beş mikrobu ve DTP’lileri öldürürseniz hiçbir sorun yok. Bir bizden beş sizden, tamam.” Yani bizden beş kişinin öldürülmesi için manşetler atıyor. Biz yargıya başvuruyoruz. Burada hedef gösteriliyoruz. Yerel mahkeme hemen devreye giriyor “Burada bir düşünce beyanı var.” diyor. Bir üst mahkemeye başvuruyoruz aynı şey oluyor. Yargıtaya gidiyoruz aynı “Düşünce özgürlüğü var.”

İkincisi, iktidar milletvekilinden bir zat çıkıp bize “Bu şerefsizler” diyor, BDP’liler için. Biz de yargıya başvuruyoruz. Yani dönüp buradan binle çarpıp geri göndermiyoruz, yargıya başvuruyoruz. Yargı diyor ki: “Burada düşünce beyanı vardır, burada suç yoktur.”

Yine dönüyoruz, bir başka milletvekili, Milliyetçi Hareket Partisinden, bizim için bir kongrede “DTP’nin köpekleri” diyor ve başvuruyoruz. “Öcalan’ın köpekleri” diyor, yargıya başvuruyoruz. Yani sığınabileceğimiz, hepimizin son liman orası. İki gün önce mahkeme “Düşünce beyanıdır.” diyor. Bakın, Kürtlere karşı yargınızdan tutun Parlamentosundan, eğitiminden tutun hayatın her alanında ayrımcı politikalarınız var.

Şimdi ben bu mahkeme kararını veren yargıçlara buradan saygıyla hepsini alıp gönderiyorum. Düşünce suçu ölçüsü içerisinde diliyorum değerlendirirler. Şimdi, bizim eğer sığınabileceğimiz bir liman ve saçak yoksa, bizim bir arada yaşama şansımız da yoktur. Onun içindir ki kavga ediyoruz, onun içindir ki bizi linç etmeye kalkışıyorsunuz. Bir miktar empati yapacaksınız.

Peki, buralarda suç yoksa nerede suç var? Şimdi ne yapmamız lazım? Biz, kısasa kısas politikası mı uygulayalım? Bunu da yapabiliriz. Söyleyen arkadaşlara eğer yargı bu konuda böyle davranıyorsa, biz bunu binle çarpıp hepsine iade ederiz ama ne yapalım? Yani, bunu bize bırakmanın dışında bir şans kalmadı. Bize yargı böyle davranıyor ve ne oluyor? Bakın, iki gün önce ben burada çıkıp şunu söylemiştim… O dönemde Hâkimler ve Savcılar Üst Kurul üyesiydi, hâlen de görevi devam ediyor. Bir eleştiri getirmiştim buradan. Onun döneminde 30 tane insan yaşamını yitirmişti cezaevlerinde, sözüm ona “hayata dönüş operasyonu” adı altında 30 insan yaşamını yitirmişti. Dava açıp beş gün içerisinde 15 milyara yakın mahkûm oldum, bakın ve dün de bizim Diyarbakır Belediye Başkanımız, o da bir şey söylediği için alelacele o da 30 milyar mahkûm oldu.

Peki, siz ne yapıyorsunuz? Avukatlarınız gidiyor, nöbetçi mahkemeleri buluyor, sizin lehinizde karar verecek mahkemeleri buluyor, davayı götürüyor oraya, oradan mahkûmiyet çıkıyor. Sözüm ona ulusalcı ve Ergenekoncular da çıkıyor, kendilerine uygun bir mahkeme buluyor, nöbetçi mahkemeye gidiyor, dilekçeyi veriyor, bizimle ilgili mahkûmiyet kararları çıkıyor. Şimdi, bir taraftan “Onlara eleştiriniz vardı.” diyordunuz. Doğrudur, yargının bu konuda taraf olduğunu biliyoruz. Ama onların nemalandığı alandan şimdi siz nemalanıyorsunuz, siz kendinize göre yargı yaratmaya çalışıyorsunuz. Biz, ilk günden söyledik. Amerikalıların o meşhur sözü: “Eğer ortada arıza yoksa tamirata gerek yok, tamir etmeye gerek yok.” Ama bu yargıda arıza var. Arızayı yaparken kendinize göre bir tamir uygularsanız, bir rölantiye alırsanız, bunun adı da “yargı” olmaz. İşte, yargının Kürtlere karşı uygulaması bu, yargının Kürtlerle ilgili kararları bu, Parlamentoda 500 milletvekilinin bize karşı kararı bu. Biz burada konuşurken beş dakikalık konuşma içerisinde 33 kez -altını çizerek- eğer bir taraftan laf atılıyorsa burada vekilin düşüncesini özgürce ifade etme şansı da yok. Ondan sonra dönüp efendim iyi polis-kötü polisi oynamaya gerek yok, bizi linç etmeye kalkıştınız buralarda. Biliyorsunuz, gelirken de dostane ilişkiler içerisinde ne yapıldığını da biliyoruz.

Biz 3-5 kişi de olabiliriz ama bu hukuk ve bu ülkede hukukun ve huzurun ülkesini istiyoruz, hiç kimseden de bir merhamet değil. Hayatın her alanında öğrencisinden yaşlı Kürt kadınına kadar ve parlamenterine kadar hepimiz hukuk ve huzur istiyoruz. Onun için adil ve adaletli yasalar çıkarırsanız hep size dua ederiz ama çıkarmazsanız da sizinle cebelleşmek bizim boynumuzun borcudur.

Hepinize iyi akşamlar diliyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

66 konuşma daha · 17 Şubat 2011

66 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook