İçeriğe atla

24. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 42. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Sağlık bakanlığı ve bağlı kuruluşlarının teşkilat ve görevleri hakkında kanun hükmünde kararname ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarı ve teklifi

Süleyman Çelebi

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 42. Birleşim · 4. yasama yılı · 2 Ocak 2014 · 1.312 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Süleyman Çelebi (CHP), 2 Ocak 2014 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SAĞLIK BAKANLIĞI VE BAĞLI KURULUŞLARININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARI VE TEKLİFİ); konuşma 1.312 kelime.

Süleyman Çelebi (CHP, İstanbul). “Sağlık bakanlığı ve bağlı kuruluşlarının teşkilat ve görevleri hakkında kanun hükmünde kararname ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarı ve teklifi”. TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim tutanağı, 2 Ocak 2014. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/suleyman-celebi-24-2014-01-02-saglik-bakanligi-ve-bagli-kuruluslarinin-teskilat-ve-gorevleri-hakkind (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=28282

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul)Hiçbir şey anlamıyoruz.

“Dünyada nüfusun hızla artması, tarım arazilerinin her geçen gün azalması, aç ve yetersiz beslenen insan sayısındaki artış sebep gösterilerek 70'li yıllardan bu yana modern biyoteknolojik çalışmalara hız verilmiştir. Günümüzde, açlık tehlikesine karşı uluslararası kuruluşların gündemindeki en önemli konulardan birisi gıda güvenliği ve güvenilirliğidir. GDO ürünlerin insan sağlığı ve çevre üzerine olumsuz etkilerini gösteren bilimsel çalışmalar da her geçen gün artmaktadır. Üstelik GDO ürünler yaygınlaştığı hâlde, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü verilerine göre dünyadaki açlık tehlikesi daha da artmıştır.

Ülkemizde ve diğer ülkelerde GD ürünlerle ilgili gerek bilimsel alanda gerekse uygulamada birçok olumlu ve olumsuz görüşler vardır. Büyük ölçüde, ürün olarak ithal ettiğimiz ve tüketmekte olduğumuz GDO'ların olası olumlu veya olumsuz yönlerinden etkilenmemek, günümüz koşullarında mümkün değildir. Ayrıca, mevcut tarım alanlarının etkin kullanımı ve teknolojik gelişmelerin yakından takip edilmesi gereklidir.

Özellikle, tüketilen GD ürünlerin insan ve çevre sağlığı üzerindeki potansiyel riskleri:

1) GD ürünlerin alerjik reaksiyon riski taşımaları ve dolayısıyla insan sağlığını tehdit etmesi,

2) GD tohumların biyolojik çeşitliliği tehdit ederek çevre ve özellikle toprağın doğal yapısına zarar vermesi,

3) Antibiyotiğe dirençli genlerin hastalık yapıcı mikroorganizmalara geçerek bakterilerin neden olduğu enfeksiyonların kontrol edilmesini zorlaştırmaları,

4) Dünyada GD ürünlerle beslenen insanlarda ve hayvanlarda olumsuz sonuçlar veren birçok bilimsel çalışma sonuçlarının mevcut olması.

Araştırmanın genel amacı, ülkemizde var olan biyolojik çeşitliliğin sürdürülebilir kullanımının sağlanabilmesi için ihtiyaç duyulan verilerin elde edilmesi, insan sağlığı ve çevreye etkileri göz önüne alınarak GD ürünlerin kullanımında duyarlılığın arttırılmasıdır.

Araştırmanın alt amaçları:

1) Ülkemizde gıda ve hayvancılık sektöründe kullanılan GDO ve ürünlerini belirlemek,

2) Ülkemizde GD ürünler ile ilgili yapılan bilimsel çalışmaları belirlemek,

3) GDO ve ürünlerinin insan ve hayvan sağlığı üzerine etkilerini belirlemek,

4 ) GDO ve ürünlerinin tarım alanlarına ve ekolojik dengeye olan etkilerini belirlemek,

5) Araştırmalarda kullanılan laboratuvarları, araştırma konu ve yöntemlerini belirlemek,

6 ) Tarım alanında uygulanan ileri teknoloji uygulamalarını belirlemek,

7) İleri teknoloji uygulamalarında yetişmiş insan gücü sayısı ve niteliklerini belirlemek.

2.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, un ve ekmeğin üretiminden halka sunumuna kadar olan süreçte halk sağlığını tehdit eden sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/807)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Un ve ekmeğin üretiminden halka sunumuna kadar olan süreçte halk sağlığını tehdit eden her türlü sorunun tespiti ve çözüm üretimi için Anayasa'nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

Hasip Kaplan

BDP Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Dünyada 2011 istatistiklerine göre bir yılda 220 milyar dolarlık ekmek tüketiliyor. Türkiye'de ise bir yılda 12 milyon dolarlık ekmek tüketimi yapılıyor. Türkiye, dünya nüfusunun yüzde 1’lik kısmını oluştururken yine dünya nüfusunun 5 katı ekmek tüketmektedir. Bu da Türkiye'nin besin ihtiyacının yüzde 44'ünü ekmekten karşıladığını gösteriyor.

Anadolu geçmişte esmer ekmek tüketiminin yoğun yapıldığı bir coğrafya olmasına karşın, kentleşmeyle birlikte beyaz ekmek tüketimi sürekli artmıştır. Doğru olan, buğdayın tama yakın kısmının ekmeğe dönüştürülmesidir. Ancak son otuz yılda beyaz ekmek üretmek için buğdayın mineralleri ve vitamini atılır olmuş, beyaz ekmek hiçbir besleyici değeri olmayan, posa, vitamin ve minerallerden yoksun bir ekmek hâline getirilmiştir.

Sağlık otoritelerine göre, bu ekmekle sadece mide dolmakta, açlık bastırılmakta, buna karşılık da kan şekeri yükselmekte, bağırsaklarda hastalıklar ortaya çıkmakta ve gerekli vitamin ve mineraller alınamamaktadır. Tam buğday unundan yapılan ekmekte ise çinko, iyot, E vitamini, omega 3, omega 6 yağ asitleri, kalsiyum, D vitamini, protein, karbonhidratlar vardır ve bu ekmekle beslenen kişilerde şeker hastalığı, şişmanlık, kalp ve damar hastalıkları ve kanser daha az görülmektedir. Türkiye'de tüketilen ekmeğin yüzde 90'ından fazlası, ne yazık ki pahalı ancak sağlıksız beyaz undan üretilen, gösterişli fakat hiçbir besin değeri olmayan beyaz ekmektir.

Dünya Sağlık Örgütü "Sadece beyaz ekmek tüketen Türkler, gizli açlık çekiyor. Ekmekte sağlık ve kalite sorununun çözülmesi durumunda çok sayıda hastalıklar önlenebilir." tespitinde bulunuyor. Bu tespitlerde 4 kişiden 1’inin diyabet hastası olduğu, bir başka deyişle 100 kişiden 25'inin şeker hastası olduğu; daha ürkütücü, diyabetli çocuk sayısı ve de diyabetli bebek doğumlarının arttığı görülmektedir. Bununla beraber, Türkiye'de yirmi üç yıl boyunca 136 bin kişi üzerinde inceleme yapan Harvard Üniversitesi, Türkiye'deki kanser vakalarının önemli bir kısmının beyaz ekmekten kaynaklandığını ve beyaz ekmek kaynaklı kanserlerin başında ise mesane kanserinin geldiğini tespit etmiştir. Son yıllarda tam buğday unu/ekmeği konusunda yapılan uyarılar üzerine toplumun tüketim tercihlerinde meydana gelen değişim, fırsatçı üreticileri harekete geçirmiş ve tam buğday ürünü görünümünde kahverengi/kepekli ekmek üretmeye başlamıştır. Oysa bunlar tam buğday ekmeği olmayıp beyaz una kepek veya renklendirici eklenmiş ürünlerdir. Bu işlemin, beyaz unu sağlıklı hâle getirmediği gibi ilave katkı maddeleriyle daha da sağlıksız kıldığı unutulmamalıdır. Ülkemizde, buğday ve ekmeğin tüketiciye ulaşana kadar her aşamasında sağlıksız bir şekilde üretildiği görülmektedir. Bunlardan bir kısmını şöyle özetleyebiliriz;

- Genetik değişikliğin birinci fazı olan hibritleştirmek ile besin değeri düşürülen tohumlardan un elde edilmesi,

- Tahılın yetiştirilmesinde tarım kimyasallarının kullanımı,

- Un yapımındaki hileler ve una kimyasal katkı maddelerinin eklenmesi,

- Besinin yüzde 90'ından fazlasını oluşturan rüşeym ve kepek kısmının undan atılmasıyla beyaz un üretimi,

- Aşırı miktarda maya kullanımı ve özellikle mayaların GDO'lu olması,

- Ekmek üreten tesisler ve çalışanların temizlik koşullarına riayet etmemesi,

- Ambalajlanmadan satılan ekmeğe üretim, dağıtım, satış ve tüketici tarafından seçilmesi süreçlerinde çok sayıda elin temasıyla bulaşan bakteri ve virüsler,

- Satış noktasındaki saklama koşullarının sağlıksız oluşu, gibi sorunlar halk sağlığını ciddi boyutta tehdit etmektedir.

Bütün bu nedenlerle, ekmek üretim ve tüketim süreçlerinde halkın karşı karşıya olduğu sağlık tehditlerinin ortaya çıkarılması ve çözülmesi için bir Meclis araştırması açılması elzemdir.

3.- Mardin Milletvekili Erol Dora ve 22 milletvekilinin, cezaevlerinde anneleriyle beraber kalan çocukların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/808)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Cezaevlerinde anneleriyle beraber kalan çocuklar, anneleriyle birlikte hak ihlallerine maruz kalmaktadırlar. Gerek annelerin gerekse de çocuklarının sorunlarının araştırılması ve gerekli tedbirlerin alınması amacıyla Anayasa'nın 98’inci, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ederim.

1) Erol Dora (Mardin)

2) Pervin Buldan (Iğdır)

3) Hasip Kaplan (Şırnak)

4) Sırrı Sakık (Muş)

5) Murat Bozlak (Adana)

6) Halil Aksoy (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata (Batman)

8) İdris Baluken (Bingöl)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu (Bitlis)

10) Emine Ayna (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan (Diyarbakır)

12) Altan Tan (Diyarbakır)

13) Adil Zozani (Hakkâri)

14) Esat Canan (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder (İstanbul)

16) Sebahat Tuncel (İstanbul)

17) Mülkiye Birtane (Kars)

18) Ertuğrul Kürkcü (Mersin)

19) Demir Çelik (Muş)

20) İbrahim Binici (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür (Van)

22) Özdal Üçer (Van)

23) Leyla Zana (Diyarbakır)

Gerekçe:

Türkiye cezaevlerinde adli ve siyasi suçlardan oluşmak üzere 4 binin üzerinde kadın mahpus bulunmaktadır. Cezaevlerinde toplam kadın mahpus sayısı hapishane nüfusunun yüzde 3 ile 4'ü arasında bir orandadır. Cezaevleri, mimariden güvenliğe, sağlık koşullarından eğitim koşullarına ve hatta aile ziyaretlerine kadar erkek mahpuslara göre düzenlenmiş durumdadır. Genç kızlar, kadınlar, anneler, yabancı uyruklu kadınlar, engelliler ve 0-6 yaş çocuklardan oluşmak üzere çok sayıda farklı ve dezavantajlı gruplar cezaevlerinde kalmaktadır. Adalet Bakanlığı verilerine göre kadın mahpus nüfusundan 300'ün üzerinde anne, 0-6 yaş arasındaki çocuğuyla cezaevlerinde kalmaktadır. Yasal düzenlemeler, hapiste kalan çocukların gündüzleri Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ya da eş değer kreş ve yuvalara gönderileceğini ve akşamları da annelerinin yanına geri gönderileceğini öngörmesine rağmen, pratikte maalesef bu uygulanamamaktadır. Cezaevlerinde kalan çocuklar sağlıklı bir sosyalleşme imkânından mahrum kalmakta, anneleriyle birlikte cezaevi koşullarının tüm sıkıntılarını birlikte yaşamaktadırlar.

Son olarak, Pozantı Cezaevinde çocuklara yönelik şiddet, taciz ve tecavüzün ortaya çıkmasıyla beraber çocukların yaşadığı sıkıntılar tüm kamuoyu tarafından açıkça bilinir hâle gelmiştir. Benzeri sorunları, aynı oranda olmasa da cezaevlerinde kalan anneler ve çocukları da yaşamaktadır. Çocuklar bu ülkenin geleceğidir. Cezaevlerindeki çocuklar da bu geleceğin bir parçasıdır. Cezaevlerinde anneleriyle yaşayan çocukların ve annelerinin maddi manevi koşullarının düzeltilmesi, Anayasa’mızda var olan sosyal devlet olmanın sorumluluğu içinde yer almaktadır.

Cezaevlerinde kalan kadın mahkûmlara yönelik tutukevi modelinin geliştirilmesi ve bu modelin acilen tüm hapishanelerde uygulanması gerekmektedir. Buna yönelik girişimler çeşitli sivil toplum örgütleri ve üniversiteler iş birliğiyle geliştirilmesine rağmen, devlet tarafından yeterli destek olmadan bu girişimlerin sağlıklı sonuçlar vermesi mümkün değildir.

Bu sorunlardan hareketle, cezaevlerinde kalan çocukların ve annelerinin sorunlarının araştırılarak cezaevi koşullarının düzeltilmesi ve buna yönelik gerekli tedbirlerin alınmasına yönelik düzenlemeleri ortaya çıkarmak amacıyla Meclis araştırması talep ediyoruz.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

35 konuşma daha · 2 Ocak 2014

35 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook