İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 81. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Dünya meteoroloji günü hakkında

Süleyman Latif Yunusoğlu

Trabzon Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 81. Birleşim · 5. yasama yılı · 23 Mart 2011 · 534 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma

Kaynak göster

Süleyman Latif Yunusoğlu (MHP), 23 Mart 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 81. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DÜNYA METEOROLOJİ GÜNÜ HAKKINDA); konuşma 534 kelime.

Süleyman Latif Yunusoğlu (MHP, Trabzon). “Dünya meteoroloji günü hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 81. Birleşim tutanağı, 23 Mart 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/suleyman-latif-yunusoglu-23-2011-03-23-dunya-meteoroloji-gunu-hakkinda (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

SÜLEYMAN LÂTİF YUNUSOĞLU (Trabzon)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın 27’nci maddesinin 6’ncı fıkrası üzerinde verdiğimiz önerge üzerinde görüşlerimizi belirtmek üzere huzurlarınızdayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 27’nci maddenin 6’ncı fıkrasında “Raportör yardımcılarının raportörlüğe atanabilmeleri için adaylık süresi hariç olmak üzere bu görevde fiilen en az beş yıl çalışmış olmaları, hazırlayacakları meslekî nitelikteki tezin kabul edilmesi ve olumlu sicil almaları şarttır. Bu koşulları taşıyanlar, kadro durumu da gözetilerek Genel Sekreterin teklifi ve Başkanın onayı ile raportörlüğe atanabilirler.” denmektedir. Burası doğru ancak raportör yardımcılarının raportörlüğe atanamaması hâlinde hukuki statülerinin ne olacağı konusunda bu fıkrada bir açıklık yok. Dolayısıyla biz bu önergemizde, “Raportörlüğe atanabilmek için gerekli koşulları taşımayanlar durumlarına uygun idari kadrolara atanırlar.” cümlesini eklemek istiyoruz çünkü bu hâlde onların hukuki statülerinin ne olacağı da açıklığa kavuşmuş olacaktır. Bu önergemizin tarafınızdan kabulünü ümit ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’mızın 2’nci maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti devleti, demokratik, laik, sosyal hukuk devleti olarak ifade edilmektedir. Demokratik devlet, sadece seçim kanunlarına uygun olarak belli zamanlarda milletvekillerinin, yerel yöneticilerinin veya bazı kurum ve kuruluşların yöneticilerinin seçilebileceği seçimlerin yapılacağı bir devlet midir, yoksa bütün Türkiye Cumhuriyeti devleti vatandaşlarının eşit hak ve özgürlüklere sahip olabileceği bir sistemin adı mıdır? Eğer öyleyse bugün yaşadığımız, bugün devletimizin yapmış olduğu uygulamalar ne kadar demokratiktir hep beraber onu gözden geçirmek mecburiyetinde olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Sistemimizde bir dokunulmazlık var, milletvekili dokunulmazlığı. Adalet ve Kalkınma Partisi 3 Kasım 2002 seçimlerinden önce Sayın Başbakanın Türk milletine vaat ettiği gibi “Biz dokunulmazlığı kaldıracağız.” demesine rağmen 23’üncü Dönemde Milliyetçi Hareket Partisinin 70 milletvekilinin imzasıyla dokunulmazlığın kaldırılması yönünde önergemizi reddettiniz. Sadece bununla kalınmadı, sadece milletvekili dokunulmazlığı değil, bürokrasiye de, yüksek memurlarımıza da dokunulmazlık hakkı verildi. Suç işleyen bir bürokratımız, görevini suistimal eden bir bürokratımız eğer bağlı olduğu bakan izin vermediği takdirde ifade bile veremiyor, savcının karşısına bile çıkamıyor. Peki bu şekilde vatandaşlar arasında eşit hak ve özgürlüklerin var olduğunu söyleyebilir miyiz?

Bir Anayasa metni hazırlandı 2010 yılında. Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti hazırlamış olduğu bu Anayasa metnini Meclise getirdi ancak bir muhalefet partisi, diğer muhalefet partileri, ana muhalefet partilerinin önergeleri hiçe sayılarak bizim teklif ettiğimiz şekilde bu Anayasa metninin burada daha güzel bir şekilde görüşülmesi için bir komisyon kurulması teklifimizi de reddettiniz. Sonra referanduma götürülen Anayasa, halkımıza da doğru dürüst açıklanmayarak, aldatma ve kandırma politikaları uygulanmak suretiyle vatandaşlarımıza “Bu Anayasa metniyle kadın ve çocuk ayrımcılığı konusunda iyi şeyler olacak.” dendi, “12 Eylül darbesini yapanlar yargılanacak.” dendi. 12 Eylül 2010 tarihinden bu zamana kadar geçen zaman içerisinde ne kadın ve çocuk ayrımcılığı ne de 12 Eylül’ü yapanlara karşı bir işlem yapılamadı çünkü asıl niyet bu değildi. Asıl niyet zamanla ortaya çıktı ve bizim söylediklerimizde ne kadar haklılık payı olduğunu da Türk milleti gördü.

Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu değiştirildi ve neticede, iki sene önce “Yargıtayın üye sayısı fazladır, bunları azaltalım.” diyen Adalet ve Kalkınma Partisi yöneticileri, ne oldu da iki sene sonra “Yargıtayın üye sayısı azdır, bunları daha fazlaya çıkartalım.” dedi? Çünkü Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulundaki uygulama, yargıyı bağımsız olmaktan çıkartıp yürütmenin hâkimiyeti altına alan bir sistem geliştirildi de ondan. İki ay sonra Yargıtayın seçimi var ve buradaki seçimlerde yeni atanan üyelerin kullanacakları oyla yeni bir Yargıtay oluşturulacak.

Dolayısıyla demokratik, laik, sosyal hukuk devletinin oluşması temennisiyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

88 konuşma daha · 23 Mart 2011

88 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook