Sosyal güvenlik prim alacaklarının yeniden yapılandırılması ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.1066)
Malatya Milletvekili · Anavatan Partisi
Genel Kurul, 61. Birleşim · 4. yasama yılı · 9 Şubat 2006 · 2.409 kelime · yaklaşık 12 dakikalık okuma
Kaynak göster
Süleyman Sarıbaş (Anavatan Partisi), 9 Şubat 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL GÜVENLİK PRİM ALACAKLARININ YENİDEN YAPILANDIRILMASI VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.1066)); konuşma 2.409 kelime.
Süleyman Sarıbaş (Anavatan Partisi, Malatya). “Sosyal güvenlik prim alacaklarının yeniden yapılandırılması ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.1066)”. TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim tutanağı, 9 Şubat 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/suleyman-saribas-22-2006-02-09-sosyal-guvenlik-prim-alacaklarinin-yeniden-yapilandirilmasi-ve-bazi-ka (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya)Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, hakikaten çok önemli bir tasarı hakkında, Anavatan Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabiî, benden önce konuşan iki değerli sözcü, Sosyal Sigortalar Kurumumuzun içinden gelen, genel müdürlüğünü yapan, teknik detaylarını bilen arkadaşlarım olunca, ben sivilden gelen, serbestten gelen bir arkadaşınızım; ama, onlar, herhalde SSK veznesine hiç prim ödemediler. Ben, yıllarca SSK veznesine bizzat prim ödeyen biriyim.
Değerli arkadaşlar, hakikaten, ülkemizde 2000-2001 yılında yaşanan krizler esnafımızın belini bükmüş, yaklaşık olarak 800 000 esnafımızın kepenk kapatmasına vesile olmuş. Bu arada, o gün babasından, dedesinden kalan birikimleriyle sanayici olmaya kalkan, işadamı olmaya kalkan, yatırım yapan insanlarımız da, o krizin etkisiyle fabrikalarını kaybetmişler, işlerini kaybetmişler; SSK'ya, ilgili kurumlara milyarlarca lira borç takarak, büyük bunalımlar içerisinde kendilerini toparlamaya çalışıyorlar.
Daha önce, 2003 yılında, bildiğiniz gibi, SSK borçlarını da, Bağ-Kur borçlarını da yeniden yapılandırma noktasında bir çalışma yapmıştık. Ancak, görünen o ki, henüz, bir yıl evvel, birbuçuk yıl evvel yaptığımız çalışmadan bir netice alamadık. Netice alamayışımızın sebebi, bu kanun taslağını hazırlayan arkadaşlarımızın SSK'da uzun yıllar genel müdürlük yapmanın ve kurum taassubunu aşamamanın sıkıntılarını yaşıyoruz.
Değerli arkadaşlar, ben hukukçuyum. İçinizde işadamı arkadaşlarımız var, bu işi bilen arkadaşlarımız var. Şu tasarıda 1 inci maddeyi okuyup, anlayıp, ortaya koyacak, buna göre borcunu hesap edip "benim, haa bu tasarıdan faydalandığım nokta şu. Şu kadar faydalandım. Üstünü de tedarik edip, gidip yatırayım" diyecek bir tane işadamı, bir tane SSK'ya prim ödeyen veya Bağ-Kura prim ödeyen insan, Türkiye'de bulamazsınız. Yok; çünkü, yazılış biçiminden hesaplama biçimine, değerlendirme biçimine kadar, o kadar teknik, o kadar detaylı yazılmış ki, âdeta, ya bir yapılandıralım, ama, aslında hiçbir şey yapmayalım; AK Parti Hükümeti, biz, yapılandırdık mı; evet, yapılandırdık; esnafımıza, sanayicimize kolaylık getirdik mi; evet, getirdik; ama, işin esasında hiçbir şey getirmedik mantığıyla hazırlanmış bir tasarı. Bunu daha evvel yaptık arkadaşlar; 2003 yılında yaptık ve netice alamadık. Bağ-Kur borçlarını yapılandırdık; Sayın Maliye Bakanım bilir, Sosyal Güvenlik Bakanım yok ama, SSK borçlarını da yapılandırdık. Bir netice alamadığımız için bugün 16 katrilyon lira, yeni parayla 16 milyar Yeni Türk Lirası bu kurumun alacağı var; 5 katrilyon lira, 5 milyar Yeni Türk Lirası SSK'nın alacağı var; bunlar ödenmemiş. Daha önceki yapılandırmadan faydalananların oranı yüzde 22.
Şimdi, Sayın Zekai Özcan Bey, geldi, burada bir sürü rakamlar verdi; hepimizin kafası karıştı. Bu rakamlar zaten ilgili kurumun internet sitesinde var. Ben, uzmanıma dök dedim; 5 dakikada döktü getirdi. Ben, bu rakamları duymak istemiyorum. Ne yapacağız; bu, bir sorun, evet sorun. Şimdi deniliyor ki, biz af yasası çıkarmıyoruz, yeniden yapılandıracağız. Çıkaramazsınız ki, IMF koymuyor zaten; IMF bar bar bağırıyor, affedemezsiniz diyor.
Şimdi, 5 000 000 Bağ-Kurlu var. Adam hayatı boyunca üç ay muhtar olmuş, dört ay muhtar olmuş, Bağ-Kura kaydolmuş veya bir yerden geçerken bir limitet şirkete yönetim kurulu üyesi olmuş, Bağ-Kurlu olmuş. Adam çobanlık yapıyor, iflas etmiş, cebinde para yok. Köyde muhtar; ama, üç ay yapmış. Şimdi adama diyorsunuz ki, ben seni yapılandırıyorum, parayı yatır. Nereden yatıracak; arkadaşlar, olmayan şeyi nereden yatıracak?! Yok adamın yok, bunların çoğu yok, iflas etmiş, bitmiş. Aslında bunların sigortalılığını kaldırıp terkin etsek, borçlarını terkin edip sigortalılıklarını iptal etsek, adamlara hayretmiş olacağız. Bu hayrı yapalım. Haa, bir şey söyleniyor; efendim, borcunu yatıranlar var. Evet, doğru, vefakâr, cefakâr, malını mülkünü satan, gerektiğinde varlıklarını satıp devlete olan borcunu sadakatle ödeyen insanlar var. Onlara da başka kolaylıklar getirelim. Nasıl getirelim; bundan sonraki ödemelerinde, SSK ödemelerinde, yüzde 10 destek primi verelim; onlara da mükâfat olarak yüzde 10 düşürelim. Ne yapıyoruz biz; bütçeden senede 25 katrilyon lira SSK, Bağ-Kura keş para vermiyor muyuz; veriyoruz. Ee keş vereceğimize, dolaylı yoldan verelim, onları teşvik edelim, destek olalım; ama, yine, ilgili yere verelim. Yatırımın, işletmenin hiç değilse bir kısmını, keş vereceğimize, bu yolda sağlamış olalım. Sosyal adalet dediğimiz, gelir dağılımında eşitlik dediğimiz şey, var olanlardan, durumu iyi olanlardan alıp, fakir fukaraya sosyal olarak destek olmak değil mi? Ee bunlara da destek olmuş olalım. Bu parayı, vergileri sonuçta kimden topluyoruz; geliri olan insanlardan. Gerçi, şimdi, geliri olanlardan toplamıyoruz, olandan da, olmayandan da yüzde 73 dolaylı vergi alıyoruz; ama, farz et ki, geliri olanlardan topladığımız vergiyi, işte bu zor duruma düşmüş fakir fukaranın borçlarını ödeme yolunda sosyal olarak kullanalım. Ne yapalım; keş vereceğimize, bunların borcunu kapatıcı bir noktada, hiç değilse bunlara destek olacak şekilde, bu 25 katrilyonu bu kanaldan verelim, bu insanları da rahatlatalım.
Yani, demek istediğim şu, arkadaşlar: Çok kolay bir formül öneriyorum. Hiç, böyle, uzun uzun maddelere, kurum taassubuyla hareketlere falan gerek yok. Eğer biz gerçekten esnafımızı, eğer biz gerçekten SSK'ya borcu olan insanlarımızı rahatlatmak istiyorsak, belirlenen tarihten geriye doğru, asıl borçlarına 2005'in TEFE rakamını uygulayarak hesaplayalım, 36 aya mı böleriz, 60 aya mı böleriz, 25 aya mı böleriz, bölelim, yapılandıralım, bu iş bitsin. 4 satırlık bir madde arkadaşlar. Yani, 4 satırla bunu halledelim. Bunu böyle halledersek ne olur; borcunu yapılandırdığımız insanlar, en azından, o maddeyi okudukları zaman, borçlarının hangi döneme ait olduğunu, ne kadar TEFE uygulanacağını bilirler, kendi hesaplarını yapıp ona göre iki ay içerisinde tedarikine bakarlar, yoluna, yöntemine bakarlar. Şimdi, bu yasayla ne yapacaklar; ne yapacaklar ben söyleyeyim: Önce, bir tane muhasebeci bulacaklar, zor durumu ispat edecekler ya! Ondan sonra, muhasebeciye diyecekler ki, yahu, ben zaten iflas ettim, dört senedir şirkete gitmiyorum, işletmeye gitmiyorum, evrakım yok, kaydım yok, hele sen bana biraz evrak tedarik et. Ne yap; bilançolar hazırla. Ne yap; defterler tanzim et. Uydurmasyon birtakım evraklarla başlayacaklar işe. Zaten, o muhasebeciye verecekleri para, bu evrakları tedarik etmek için, hiçbir gerçek payı olmayan evrakları tedarik etmek için verecekleri para, ya ceplerinde var ya yok. Diyelim ki, bunu tedarik ettiler. Ondan sonra, kurumların yönetim kurullarına, zor durumu ispat etme mükellefiyetleri başlıyor. Ondan sonra, bizlere gelecekler, sizlere gelecekler "ya, bu kurumda hiç tanıdığınız yok mu; il müdürünü tanıyor musunuz veya yönetim kurulu üyesini tanıyor musunuz; şu, bana bir zor durum kararı verse" diye, tavassutlar, aracılar kullanmaya başlayacaklar. Onu da aşarlarsa, o bürokratın insafına bağlı olarak, zor durum kararı alacaklar. 1995 yılında borcu olan biri, 1998 yılına kadar normal gecikme cezalarını, 1998'den 2004'e kadar TEFE, 2004'ten 2005'e kadar da ÜFE olmak üzere… Peki, ne ödeyecek; normalde gecikme cezalarıyla ödese, yüzde 1 238 gecikme cezası ödeyecek. Bu bulduğunuz sistemle, 1995'te borcu olan öderse ne ödeyecek; 100 000 YTL'nin altındaysa yüzde 961, 100 000 YTL'nin üstündeyse -yani, zor durumunu da ispat ediyorsa- yüzde 945 ödeyecek. Yani, arkadaşlar, şimdi, yüzde 1 238'i ödeyememiş de, yüzde 961'i mi ödeyecek veya yüzde 945'i mi ödeyecek?! Benim borcum 99 000 lira, bir arkadaşımın borcu 101 000 lira; ya, onunla benim aramdaki 2 000 lira için mi bu ayrıma tabi tutuyorsunuz?! "Efendim, parası vardı da, belki başka kanallara yatırdı ise, bunu bir tetkik edelim, değerlendirmeye tabi tutalım..." "Ee, bunun parası var da, siz, şimdiye kadar, icra işlemleriyle bu işletmelerden bir netice alamadınızsa, bir kurulun değerlendirmesiyle mi çıkaracaksınız bunu?! İcra memurunu götürmüşsünüz, adamın işyerine götürmüşsünüz, evine götürmüşsünüz, fabrikasına götürmüşsüz; 1995'ten beri herhalde durmadınız, kurum durmadı. Peki, götürmüş, alamamış, bulamamış da, yani, bu belgeler, sahte belgeler tanzim edilir, yüzde 30 değerlendirmeye tabi olursa mı bulacaksınız?! Böyle bir şey yok arkadaşlar!
Bakın, samimî söylüyorum, genelini görüşelim de… Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız burada yok. İnşallah salı günü döner maddeler üzerine. Bunu değiştirelim; yani, bunu tahsil edilecek bir hale getirelim. Kolaylık yapacaksak vatandaşa, yapalım.
Çevrenizde Bağ-Kurlu arkadaşlar vardır. Mahalle bakkalları var. Allah için, hangisinin ödeme gücü var?! Kirasını veremiyor, elektriğini veremiyor. Şimdi, kirayı veremeyip tahliye mi olsa, işyerini mi kaybetse iyi yoksa Bağ-Kura… "Lanet olsun, emekli olmayayım tek; ama, hiç değilse, çoluğumun nafakasını kazanıyorum burada" diyor.
Mahallenizde muhtarlar var. Bir dönem adam muhtar olmuş; üç ay, beş ay, bir sene, iki sene. Yapmışız Bağ-Kurlu. Limitet şirkete ortak olmuş. Haberi bile yok adamın. Almışlar elinden belgeyi -ailenin büyüğü- adamı limitet şirkete ortak yapmışlar; adam olmuş Bağ-Kurlu. Beş sene sonra, Bağ-Kur "sen Bağ-Kurlusun, şu kadar para vereceksin…" Yahu, adam, benim öğle yemeğim yok kardeşim, sen deli misin; ne Bağ-Kurlusu, ne borcu diyor.
Şimdi bu insanlar... Bu, 16 katrilyon lira boşa birikmemiş. "Şimdi yapılandıralım…" Yapılandıralım; ama, gerçekçi bir şey yapılandıralım. Ülkenin gerçeğine, ülke insanlarının gerçeğine, onların gördüğü zaman anlayacağı, adam bulmayacağı, tavassut kullanmayacağı, muhasebeci aramayacağı, sahte evrak tanzim etme yollarına düşmeyeceği, böyle adam gibi bir yapılandırma yapalım ve rahatlatalım. 2003'te Bağ-Kuru yapılandırdık arkadaşlar. O zaman ben de AK Parti sıralarındaydım. Bölgemizdeki Bağ-Kurlu borcu olanlardan hiç kimse memnun oldu mu?! Hiçbir esnaf derneği, hiçbir sivil toplum örgütü bu yapılandırmadan hoşnut kaldı mı; hayır, kalmadı "böyle bir yapılandırma olmaz, biz bunu kabul etmiyoruz" dediler ve kimse de borcunu yatıramadı. Yatıramadı derken, devlete isyan edip yatıramadı değil; yok ki yatırsın. Olmayan şey yatırılmaz arkadaşlar. Benim cebimde 50 000 lira varsa, siz 100 000 lira ver deseniz, vallahi veremem, billahi veremem. Veremez!.. Hırsızlık mı yapsın adam yani. Yok. Muhtarlık yapmış bir dönem; ama, şimdi davar yayıyor, çobanlık yapıyor adam. Nerden verecek?! Veremiyorsa... 25 katrilyon para veriyorum keş olarak Bağ-Kura, SSK'ya Hazineden, bütçeden. O halde onların borcunu da aradan çıkartmış olalım, dolaylı yoldan verelim. Hiç değilse, sosyal devletin gereğini, olandan aldığım vergiyi olmayanın refahına yansıtalım. Ne var bunda?! Sonuçta bu para çıkıyor bütçeden. Bunları halledelim, sorunu çözelim.
Yani, ben bunu, AK Parti bunu yapmadı, yapmadı diye suçlayarak söylemiyorum; ama, hakikaten bir vatandaş olarak diyorum ki, bu sorunu çözelim.
Şimdi, Zekai Bey söyledi, dedi ki: "Efendim, bu işte kurumlar bu kadar açık veriyor, kendi giderlerinin şu kadarını karşılamıyor." Doğru, çok doğru. Bunlar yapılandırılacak, on senedir söyleniyor; ama, hiç kimse yapılandırmıyor; kusura bakmayın, üç senedir, üçbuçuk senedir AK Parti de yapılandırmıyor. Bakın bir tasarı geldi Meclise. Kaç ay oldu; bildiğim kadarıyla geçen sene nisan, mayıs aylarında geldi; bir senesi doldu, komisyonda bekliyor. Niye yapılandırılmıyor?.. IMF'ye diyet mektubu diyorum ben ona, siz stand-by diyorsunuz; aslında diyet mektubu, doğrusunu söyledim. Sürçülisan oldu; ama, hakikaten diyet mektubu. Diyet ödediğimiz o mektupta diyoruz ki, SSK'da şunları şunları yapacağız. Kaçıncı stand-by, yedinci mi sekizinci mi bilmiyorum, ama hepsinde var bu, hepsinde bu taahhütte bulunmuşuz. Bırakın siz IMF'yi, bunu yapmamız gerektiğini zaten rakamlar gösteriyor; yani, bunu yapılandırmamız gerektiğini, bu reformu yapmamız gerektiğini, artık, devletin topladığı vergilerden sosyal güvenlik açıklarını kapatma sisteminin dünyada kapandığı bir yöntem, kapandığı bir yol olduğunu, zaten bütün dünya, aklı başında olan herkes söylüyor. Niye yapmıyoruz peki üç buçuk senedir? Niye yapmıyoruz?!.. Çok mu zor? Yani, yapamamamızın sebebi ne?
"Şimdi, efendim, kurumları birleştireceğiz…" Geçenlerde de söyledim; arkadaşlar, üç hastadan bir sağlam çıkmaz. Üç tane, bütçesi bozuk, yönetimi bozuk, sistemi bozuk, sosyal adaleti bozuk üç tane hasta kurumu yan yana getireceksiniz, bir sağlam kurum olacak; yok böyle bir şey! Üç hastadan bir sağlam olmaz. Yeni bir şey yapacağız, yeni bir şey olmalı, adı yeni, sistemi yeni, çağdaş, gelişmiş ülkelerde olan bir sistemi yeniden kurmalıyız ve kurumlar da, diğer kurumları da buna entegre edip bunun arasında eritmeliyiz. Başka bir şey yapamayız. Ama, yapalım.
Tek başına iktidar dediğiniz şey, tek başına iktidar gücü, evet, istikrar gücü; ama, bu reformları da yapan güç demek. Yani, bu millet, tek başına iktidarı verirken, bunu istediğiniz gibi kullanın, bu süreleri har vurun harman savurun diye falan vermedi. Ne diye verdi; koalisyonların çözemediği, 90'lı yıllarda çözülmeyen bu temel sorunları çözün, adam bir gibi anayasa yapın, sivil bir anayasa yapın, bu ülkenin çatışmacı anlayışından, öteleyici anlayışlardan uzak, herkesi kucaklayan, herkese inanç özgürlüğü, teşebbüs özgürlüğü, teşebbüs hürriyeti veren bir anayasa yapın dedi, size bu sayıyı veriyorum dedi, bozuk düzeni değiştirin dedi, ahlaksız düzeni değiştirin dedi, gelir dağılımındaki eşitsizliği kaldırın dedi, fakir fukaranın derdine merhem olun diye verdi çoğunluğu, bu yetkiyi. Biz ne yapıyoruz şimdi; ne olduğu anlaşılmayan, okuduğun zaman ne getirip ne götürdüğü bilinmeyen, vatandaşı kandırmaya yönelik, popülist "efendim, işte, biz, esnafımızın borçlarını yapılandırdık" anlayışıyla, aslında hiçbir yapılandırma getirmeyen... Yani, yüzde 1 200 gecikme cezalı şeyi yüzde 961'e düşürmekle adama dağ mı bağışladınız, bağ mı bağışlıyorsunuz yani. Adam onu ödeyememiş, bunu nasıl ödeyecek? Yüzde 961 gecikme cezalı, ana borcun üstüne koyarsanız, kim öder bunu arkadaşlar? Neyle ödeyecek? Adamdan alacağınız neyi var? Elli defa icra götürmüşsünüz, zaten alamamışsınız adamdan; canını mı alacaksınız?! On defa daha yapılandırın... Haa, ben diyorum ki, bunu yapalım. Nasıl yapalım; adamın ödeyebileceği şekilde yapalım. Ödeyemeyene de... O 25 katrilyon bütçeden verdiğim para üzerinden ödeyelim; ama, sosyal adaleti sağlayalım. Ödeyenlere haksızlık olmaz mı; onlara da bir yenilik yapalım, bundan sonraki ödemelerinde teşvik primi verelim devlete borçlarına sadakat olarak ödedikleri için, yüzde 10 indirim yapalım, onları da hazineden sübvanse edelim, yapalım yani. Bunu yaparsak, toplumun bu esnaf kesimimizi…
Arkadaşlar, hiç Siteler'e gittiniz mi bilmiyorum; gidin Siteler'e. Bakın, bu Siteler çok önemli, bunların yüzde 90'ı AK Partiye oy verdi. Vallahi kan ağlıyorlar, billahi kan ağlıyorlar. Bırakın Bağ-Kuru, şeyi, adam, yanında çalışan çırağın haftalık parasını veremiyor, haftalığını veremiyor, mal satamıyor. Şimdi, bu adama diyorsun ki, senin borçlarını affetmiyorum, yeniden yapılandırıyorum, yüzde 1 250 faizle değil de, yüzde 961 faizle bunu ödeyeceksin, bak, ödemezsen teşvikten de faydalandırmam. Vergini ödemezsen de olmaz. Ne yapacak bu adam, yani, ödeyecek mi al ödemiyorum diyecek, yapılandırmazsan yapılandırma, bildiğin kadar yap" diyecek, devletine isyanı da artacak.
Onun için, gelin, asıl borçlarını 2005 TEFE'sinden, TEFE üzerinden geriye doğru adamın borcunu -yaşlı, gençliğe göre zaten o şeyi artar- yarım maddelik -vallahi yarım satır tutar- yarım satırlık bir düzenleme yapalım; insanlara da diyelim ki: Artık, bunu yatırın, bir daha olmayacak, bak, yeniden yapılandırma esas kanunu geliyor sosyal güvenliğin, hele o kanun çıktıktan sonra, artık, bu mümkün olmayacak; olmaması lazım. Bak, bunu halledelim, bu yarayı kesip atalım, toplumu rahatlatalım. Benim önerim bu. Olmayacak şeylerle ne Meclisi oyalayalım ne milleti oyalayalım.
İşte, yazmış adam "biz, Yıldızeli'nin muhtarlarıyız" diyor. Bakın, 30 tane mühür var. 30 tane mühür… Mühürlemiş gelmişler. Diyor ki: "Bizi, zannediyorlar ki İstanbul'un mahalle muhtarıyız, mühür başı para alıyoruz zannediyorlar" diyor. "Biz geçimimizi sağlayamıyoruz bey" diyor "bari şu Bağ-Kur sigorta borcumuzu devlet yatırsa da" diyor "temel direğiyiz ya, hani, milletin" diyor "muhtar Türkiye'nin temel direği diyorlar, jandarmayı bizim eve gönderiyorlar, bizim evde yiyor yemeğini jandarma, temel direğiz" diyor "ama, benim Bağ-Kura borcum var, bunu halledin bey" diyor. Halledelim arkadaşlar, bunu halledelim.
Yine, Zonguldak'tan bir arkadaşımız yazmış, çok güzel yazmış; diyor ki: "Böyle yüzde 961'le yapılandırma falan olmaz, bunu da kimse yatırmaz" diyor. Gelin, TEFE üzerinden… Nasıl ki, daha önce, vergi borçlarını ödeyemeyenlere bir yapılandırma yaptık; aynı sistem üzerinden, 2005 TEFE'sinden geriye doğru gecikme zammı tahakkuk ettirerek, ana borçlarıyla beraber -otuzaltı ay olur, kırksekiz ay olur, neyse artık- bunu yapılandıralım, insanların da ödeyebilecekleri bir yapıya getirelim, Bağ-Kurlumuzu da, SSK'lımızı da, esnafımızı da rahatlatalım, işverenlerimizi de rahatlatalım. Sosyal devletin gereğini de yapmış oluruz, milletin arzusunu da yerine getirmiş oluruz. Ama, bir daha da yapmayalım; bir daha da yapmayalım. Zaten, herhalde, artık, dördüncü yılda, bu reform dediğiniz sosyal güvenlik tasarısını getirirsiniz, oraya da kesin hükümler herhalde koyarsınız, öyle bir bağlarsınız ki, çok nitelikli çoğunlukla ancak bu yapılandırmanın geçeceğini Anayasa da yazarız; bir daha da, kimse, yapmaya cesaret edemez. Millet de bilir ki, bu, bundan sonra bir daha yapılmayacak. Durumu iyi olanlar öder, iyi olmayanlar da sistemden çıkmak zorunda kalır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
40 konuşma daha · 9 Şubat 2006