Değişik adlar altında ilave ödemesi bulunmayan memurlara ve sözleşmeli personele ek ödeme yapılması hakkında (s.s.1103)
Malatya Milletvekili · Anavatan Partisi
Genel Kurul, 73. Birleşim · 4. yasama yılı · 9 Mart 2006 · 1.238 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Süleyman Sarıbaş (Anavatan Partisi), 9 Mart 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 73. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DEĞİŞİK ADLAR ALTINDA İLAVE ÖDEMESİ BULUNMAYAN MEMURLARA VE SÖZLEŞMELİ PERSONELE EK ÖDEME YAPILMASI HAKKINDA (S.S.1103)); konuşma 1.238 kelime.
Süleyman Sarıbaş (Anavatan Partisi, Malatya). “Değişik adlar altında ilave ödemesi bulunmayan memurlara ve sözleşmeli personele ek ödeme yapılması hakkında (s.s.1103)”. TBMM Genel Kurulu, 73. Birleşim tutanağı, 9 Mart 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/suleyman-saribas-22-2006-03-09-degisik-adlar-altinda-ilave-odemesi-bulunmayan-memurlara-ve-sozlesmeli-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya)Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; 1103 sıra sayılı kanun tasarısının 2 nci maddesi üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Benden önce konuşan değerli milletvekilimiz Muharrem İnce'ye de, biraz önce söyledikleri için aslında teşekkür ediyorum. Biraz önce saydığı isimleri, yani "ANAP'lı değil mi" diye saydığı isimleri eğer bu hükümetin içinden çeker çıkartırsanız geriye fasa fiso kalır, hiçbir şey kalmaz. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) İyi ki onlar bu hükümetin içinde de, hükümetin omurgasını ayakta tutuyorlar; çünkü, ANAP ekolünden gelenler olmasa bu hükümetin hiçbir krizi, hiçbir meseleyi yönetme gibi bir şansı da yok. Zaten yönetemiyorlar. Ama, gene biraz yönetiliyorsa, iyi ki onlar bu hükümetin içinde ve iyi ki geçmiş birikimlerini bugün Türkiye'nin hayrına, Türkiye'nin menfaatına tahsis etmiş durumdalar.
Değerli arkadaşlar, ben televizyonda dinlediğim bir şeyle başlamak istiyorum. Spiker soruyor bir memur şoföre; diyor ki: "Benzin zamlanıyor; sizi etkiliyor mu?" Verilen cevap aynen şu: "Valla arkadaşım, benzin zammı beni etkilemez. Ben her seferinde 20 000 000'luk benzin alırım" diyor. Yani "benim aldığım benzin 20 000 000'u geçmez, benzin kaç olursa olsun…" Bu nedir arkadaşlar; bu, bir erime.
Dün de söyledim, bugün de söylüyorum. Yani, 40 000 000 lira zam vereceksiniz, sonra da gelip burada "biz memurumuzu enflasyona ezdirmedik, memurumuzu bu hükümet döneminde abat ettik, havalara uçurduk, geçmiş hükümetlerin hiçbir döneminde verilmeyen zamları verdik" diye, dönüp dönüp 2002'ye atıfta bulunacaksınız!.. Bu ülkeye 2002'yi yaşatanların başına taş düştü, o güne atıfta bulunup o günün gereklerini bugün yapmayanların da başına inşallah taş düşer! (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Hepsi bu. Yani, o günü yaşatanlar bu ülkeyi abat mı ettiler?! Başlarına taş düşmedi mi?! Gitmediler mi?! Yani, o güne bakarak mı kendinize paye çıkaracaksınız! Yani, o gün şunlar kötüydü; biz ne yaptık; biz o günden kötü değiliz. Ne yapıyorsunuz peki?.. O günün programını uygulamaktan başka ne yapıyorsunuz?.. Programın sahibi geldi, bir laf etti, iki gündür feleğiniz şaştı, uykularınız kaçtı. Başbakanlıkta toplantı üstüne toplantı yapmaya başladınız.
MEHMET SOYDAN (Hatay)Yok öyle bir şey yahu!
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla)Bugünü o güne borçlusunuz. Eğer o programı devam ettirmeseydiniz, kendi başınıza bir program yapmaya kalksaydınız feleğiniz şaşmıştı sizin. Bunu böyle bilin.
CEMAL UYSAL (Ordu)Acımak lazım sana, acımak lazım!
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla)Ne yaptınız, sorun bir memura. Benim, 1991 yılında bir senelik memuriyetim var. O gün Sayın Erdal İnönü Başbakan Yardımcısı, Devlet Personel Başkanlığı da ona bağlıydı. Her televizyona çıkmada derdi ki: "Kamu personel rejimi reformunu yapacağız." "Nasıl yapacaksınız Sayın Başbakan Yardımcısı?.." "Çalışmalar devam ediyor." Sene kaç? 2006. Kaç yıllık iktidarsınız? Üçbuçuk yıl. Nerede bu reform? "Çalışmalar devam ediyor..." Tam onbeş yıldır çalışmalar devam ediyor, edecek de. Niye edecek, biliyor musun; bu Maliye bürokratları, 1 900 000 memurun hiçbirinin kendi bordrolarını düzenlemesini bilmesini istemiyorlar. Bugün 1 900 000 memur var. İçlerinden eğer 10 000 tanesi kendi bordrosunu düzenlesin, nereden ne aldığının farkında olsun, ne derseniz varım. Vallahi bilmiyor; bilmesini de istemiyor Maliye bürokratları. Çünkü, zaten, tasarıda belli. O kadar kanunda değişiklik yapılıyor ki, o kadar çok değişik kanunlardan değişik şeyler yapılmış ki, kimse bilmesin bunu.
Hatırlarsınız "emret bakanım" diye bir televizyon dizisi oymamıştı. Şimdi, bu bürokratlar size diyor ki: "Emret bakanım." Bakan emrediyor: "Ya, şu personel rejimini bir değiştirsek..." "Çalışmalar devam ediyor Sayın Bakanım." Ve siz, o bürokrasinin esiri oldunuz, o bürokrasinin, önünüze ne koyarsa… Bunu siz de biliyorsunuz, Sayın Başbakan da değişik zeminlerde, değişik yerlerde bürokrasinin çalışmadığından şikâyet etmedi mi?..
MEHMET SOYDAN (Hatay)Siz öyle alıştırmışsınız.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla)Etti; bunu siz de biliyorsunuz. O maliye bürokrasisi, eğer, bir memurun kendi bordrosunu düzenleyebilecek bir sistemi kurar ise, kendisinin nereden ne ücretler aldığı da ortaya çıkar. O halde, o kadar karıştırayım ki bu işi diyor, bu işi öyle bir karıştırayım, öyle yerlerden öyle değişik bir sistem kurayım ki, kimse bu işin içinden çıkamasın, kimse de bu reformu yapma cesaretini, becerisini, başarısını gösteremesin. Eğer, gösterseydi; yani, onbeş yıldır kamu reformu tasarısı üzerinde çalışılır mıydı?.. Çok basit; dikey skala, yatay skala, bir çarpı cetveli bu. Unvanları en alttan en üste dikey skala, yan ödemelerde de ihtiyacı olan insanlara; yani, temininde güçlük çekilen veya özel nitelik arz eden insanlara da yandan bir ücret; çok basit bir şekilde olacak bir şey, tam onaltı senedir devam ediyor.
Değerli arkadaşlar, bakın, rahmetli Özal bu işleri neyle yapardı; kanun hükmünde kararnameyle yapardı. Alırdı bir kanun hükmünde kararname, yöntemi belirli, sınırı belirli, yetkisi belirli, süresi belirli, on tane adam gibi bürokratına derdi ki, bunu düzenleyin, bu iş bitsin, bir hafta sonra bitsin. Bir hafta sonra, Resmî Gazetede, kanun hükmünde kararname çarşaf gibi yayımlanır, o alan biterdi. Böyle yaptığınız, yani, emir verip, talimat verip de bir alanı düzenleyebildiğiniz bir iş var mı? İşte, tek başına iktidar oydu, Özal'dı, siz, değilsiniz. Siz, bürokratların yönlendirmesine göre, talimatına göre hareket eden bir iktidarsınız. Bu, bir. İki; bir de bürokratı çalıştırmak için bilmek lazım. Yani, şimdi, bürokratın önüne bir prosedür koydunuz da, bir vizyon koydunuz da bürokrat çalışmıyor mu?.. O vizyonu koyamazsanız, her şeyi bürokrattan beklerseniz, bürokrat zaten geçmişte de aynı bürokrattı bugün de aynı bürokrat, değişen bir şey yok ki.
Şimdi, gelelim meseleye: Şimdi, burada kanunda diyor ki, efendim, Millî Eğitim Bakanlığı okullarına başvuranlar bir ücret ödüyorlar, imtihana girenler; bunun yarısı bu hizmeti gören personele, yarısı da okul aile birliklerine verilsin deniyor.
Şimdi, bu ücreti kimden alıyorsunuz; imtihan için başvuranlardan. Ne imtihanına başvuranlardan; işsizlik için imtihana başvuranlardan. Yani, üniversite bitirmiş veya lise bitirmiş, 30 yaşına gelmiş, devlet kapısında iş bulamamış, yüzlerce de imtihana girmiş…
Çünkü, bu imtihan sistemine zaten baştan karşıyım, yani, genel imtihan sistemine karşıyım, bölgesel olmasını da savunuyorum. Niye bölgesel olmasını savunuyorum? Bu imtihan sistemiyle, cebinde parası olan, çocuğunu iyi okulda okutan, özel dershanelere gönderenlerin çocukları başarılı oluyor, yani, bir üst sınıfın çocukları imtihanda başarılı oluyor, seçme sınavında; onlar devlet memuru oluyor; ama, garip gurebanın, fakir fukaranın, yani, köylünün çocuğu köylü olmaya, ırgatın çocuğu ırgat olmaya, işsizin çocuğu işsiz olmaya mahkûm oluyor. Ama, bu, kendi düzeyleri arasında, fırsat eşitliği içerisinde yapılan bir imtihan olsa, adil olsa, tamam, amenna. Ama, adil olmayan da bir imtihan sistemi var.
Şimdi, bu yetmiyor, 30 yaşına gelmiş, on defa, yirmi defa imtihana girmiş -ki, her imtihanın maliyeti, bununla da bir ek getiriyorsunuz, 100 000 000 lira- 25-30 yaşındaki işsiz genç, delikanlı, babasına boynunu büküyor: "Baba, yine bir imtihan açtılar…" Ne yapalım oğlum? "Baba, bir 100 000 000 lira ver, imtihan harcı, imtihan ücreti." Bir ek daha getiriyorsunuz.
Evet, bu imtihanlara hizmet edenlere mutlaka ücret ödenecekse, sosyal devlet cebinden ödesin. Bu insanlar zaten işsiz, zaten baba parasına muhtaç; zaten ceplerinde sigara paraları yok, harçlıkları yok; zaten onurları kırılmış; zaten haysiyetleri ayaklar altına alınmış; zaten toplumda işsiz olduğu için kendisini işe yaramadığı psikozuyla rahatsızlık duyan insanlar. Bunları yarıştıracaksanız, bir imtihan yapacaksanız, bari bu insanların imtihan masraflarını, ücretlerini, sosyal devlet olarak, devletin kasasından karşılamak çok mu zor yani?! Öyle yapmıyorsunuz. Ne yapıyorsunuz; bunlardan, bir de, para alıp, okul aile birliklerine, çalışanlara, o hizmeti görenlere ücret olarak ödemeyi düşünüyorsunuz; yani, adama diyorsunuz ki, sen işsizsin, zaten boynun bükülmüş, al sana bir tokat da benden ensene! Yaptığınız iş bu; yani, işsizliği getirdiğiniz noktada yapacağız iş de bu.
Şimdi, millet, televizyonları başında seyrediyor; geçmişi de algılıyor, bugünü de algılıyor. Geçmişi, rahat olmadığı için, kendi meselelerini çözmediği için gönderdiğini de biliyor. Sizi ne diye gönderecek? Sizi de, yap diye gönderdi. Size dedi ki: Bak, size bu sayısal çoğunluğu, bu siyasal çoğunluğu veriyorum; git oraya, benim dertlerime çare bul, yoksulluğumu önle, yolsuzluğu önle, yasakları kaldır… Siz ne yaptınız? Yani, şimdi, bu ülkede, yoksulluğu önlediğini söyleyen bir hükümet, 13 000 000 yeşilkart dağıtmakla övünen bir hükümet var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
52 konuşma daha · 9 Mart 2006