İçeriğe atla

26. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 63. BİRLEŞİM · CUMA

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle

Süleyman Sencer Ayata

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 63. Birleşim · 2. yasama yılı · 20 Ocak 2017 · 482 kelime · yaklaşık 2 dakikalık okuma

Kaynak göster

Süleyman Sencer Ayata (CHP), 20 Ocak 2017 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 63. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle); konuşma 482 kelime.

Süleyman Sencer Ayata (CHP, İstanbul). “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 63. Birleşim tutanağı, 20 Ocak 2017. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/suleyman-sencer-ayata-26-2017-01-20-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tek (erişim: 29 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=57356

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

SÜLEYMAN SENCER AYATA (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yapılan Anayasa değişikliklerinin Türkiye'yi siyasi birikiminden, kültüründen, geleneklerinden nasıl kopardığını ve demokratik rejimden ve hukuk devletinden nasıl uzaklaştırdığını sağlam gerekçelerle ve ayrıntılı olarak benden önce söz alan arkadaşlarım ortaya koydular. Yalnız, bu değişikliği savunan arkadaşlarımızın bir savunma biçimi, bir akıl yürütme biçimi, sık başvurduğu bir savunma yöntemi özellikle dikkatimi çekti. Bu arkadaşlarımız, demokratik anayasaların tüm unsurlarının, kurumlarının ve ilkelerinin bu düzenlemenin içinde yer aldığını defaten ve ısrarla savundular. Benim buradaki sorum şu: Tüm bunların Anayasa'da yazılı olması, bizim çıkıp tüm dünyaya karşı “Bakın, bizde demokrasi ve hukuk devleti var.” dememiz için yeterli midir? Bunu tartışacağım kısaca.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, 20’nci yüzyılda, bundan yetmiş, seksen, yüz sene önce otoriterlik demek muhaliflerin, hukuk devletinin ve demokrasinin zor kullanılarak ortadan kaldırılması demekti. Oysa son otuz yılda otoriter rejimler tüm dünya tarafından denetlenmeye, izlenmeye başlayınca onlar da bir değişime uğradılar “yeni kuşak otoriterlik” diye bir kavram da çıktı. Bu yeni kuşak otoriter rejimler, artık, iktidarlarını, demokrasi ilkelerinin ülkelerinde tam olarak var olduğunu, eksiksiz olarak bulunduğunu söyleyerek sürdürmeye çalışıyorlar. Nitekim, bu rejimlerin anayasalarında meclisler, kişi hakları, siyasi haklar, basın özgürlüğü, yargı bağımsızlığı hepsi eksiksiz var. Örneğin, Meclis mi diyorsunuz, Meclis var, hem de gece gündüz demeden toplanıp, hayatın her alanını denetleyen yasaları dur durak bilmeden çıkaran meclisler var. Başkandan bir talimat geliyor, kanun çıkarılacak, hemen o kanunlar çıkarılıyor. Bu meclisler için “kanun yapma makinesi” de diyorlar zaten, “kanun imalat makinesi” de diyorlar. Gerçek parlamento deneyimiyle alakası bulunmayan bu makineler, kanun yapma makineleri, otoriter rejimlerin tanımlayıcı bir özelliği hâline gelmiş durumda.

Bakın, işin özü şu: Bu rejimler, baskıcı uygulamalarını bir hukuk maskesi ve bir meşruiyet maskesi kılıfı altında, şalı altında gizlemeye, saklamaya, hatta yaldızlayarak, cilalayarak bunu yapmaya çalışıyorlar. Evet, yasanın yazılı olması çok önemli, yasanın önceden biliniyor olması çok önemli ama “Yasa, usulüne göre yapılıyor mu?” sorusu tabii hukuk devleti açısından farklı bir soru. Bizdeki usule ilişkin tartışmalar, örneğin torba yasalar, OHAL konusunda zaten yapılıyor, sadece hatırlatıp geçeceğim. Ama, usul yetmez, esasta hukuk devleti sorunu var, esasta hukuk devleti. Demokrasi işliyor mu, insan hakları teminat altında mı, yargı bağımsız mı; bunların olmadığı ama bir yasal demokrasi örtüsü altında saklanan rejimler için bakın ne ad veriliyor? Örtülü otoriterlik, örtülü diktatörlük. (CHP sıralarından alkışlar) Dünyanın gözünde bir çeşit “deve kuşu rejimleri” olarak anılıyor bunlar. Türkiye’nin, bu düzenlemelerle demokratik dünyanın gözünde bu tür rejimler ailesine girmesine izin vermemeliyiz, vermeyelim arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

İkinci bir konu, kısaca değineceğim, millet iradesi konusu, millet egemenliği konusu. Şimdi, “millet” dediğimiz zaman burada çok büyük laflar ediyoruz, ben biraz küçük laf edeceğim. Şimdi, bu milletin bir de bir ferdi var, bir ferdi var bu milletin. Bu milletin ferdi bu durumda beş yılda bir, altını çiziyorum beş yılda bir ama hesapladınız mı bilmem, ömrü boyunca sadece 8-10 kere, ömrü boyunca sadece 8-10 kere tüm iradesini emanet ettiği bir kişinin yaptıkları ve yapacakları üzerinde söz söyleme hakkına sahip olacak sadece hayatında 8 kere.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

83 konuşma daha · 20 Ocak 2017

83 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook