İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 94. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.877)

Tacidar Seyhan

Adana Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 94. Birleşim · 3. yasama yılı · 4 Mayıs 2005 · 1.559 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Tacidar Seyhan (CHP), 4 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNİK ARAŞTIRMA KURUMU KURULMASI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.877)); konuşma 1.559 kelime.

Tacidar Seyhan (CHP, Adana). “Türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.877)”. TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim tutanağı, 4 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/tacidar-seyhan-22-2005-05-04-turkiye-bilimsel-ve-teknik-arastirma-kurumu-kurulmasi-hakkinda-kanunda (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA TACİDAR SEYHAN (Adana)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben, biraz daha farklı yönden bakmaya çalışacağım tabiî. Daha önce, dikkat ederseniz -özellikle Sanayi Ticaret Komisyonu üyeleri bu konuda biraz daha yakından izlediler- bugün TÜBİTAK'ın yapısının bu şekilde düzenleneceği, Bor Enstitüsü BOREN kurulurken belliydi. Orada, Bakan geldiğinde "bizim genel anlayışımız bu, biz böyle bir şekillendirme istiyoruz" dedi.

Şimdiki yapı, BOREN'in yapısından çok farklı bir şey değil. Biz, orada da çekincelerimizi ortaya koyduk değerli arkadaşlarım. Ben, bir yerden çıkarak geliyorum. Oradaki tespit, Bakanın hepimize söylediği "değerli arkadaşlarım, bu bir anlayış farklılığıdır" dedi. "Yani, devleti yönetme biçiminin yansımasıdır" dedi, öyle yorumladı. Biz de onu o şekilde anladık ve ihtirazımızı ona göre koyduk.

Doğrusunu isterseniz, ben bu yapıya hiç şaşırmadım; ama, şöyle takdir etmelisiniz: BOREN'in konumunu burada tartışmak istemiyorum; ben, farklı bir değerlendirme getirmek istiyorum hem teknolojik açıdan hem ticarî açıdan.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, 2010 yılında bu kurumun hedefi 4 milyar dolar, ar-ge harcamalarına... Bu para olmalı mı? Önce, rica ediyorum, bir düşünün. Türkiye'de ar-geye ayrılan pay son derece az ve bu konuda konulan vizyonu da son derece olumlu buluyorum. Bunun hiçbir mahzuru yok. Keşke biz ar-geye 10 milyar dolar ayırabilseydik. Bu, son derece takdir edilebilecek bir şey, olumlu bir hedef. Avrupa'da bunun çok daha fazlası var. Ancak, burada olumsuzluk şu noktada: Elbette ki, Türkiye ar-ge araştırmalarına yatırım yapacak; elbette ki, bu araştırmalar, Türkiye'de değişik sınaî kuruluşlara verilecek, üniversitelere verilecek; özel sektörün de bir şekilde projeleri değerlendirilecek. Zaten, muhatabı ya üniversitedir ya sektörel yatırımlardır, başka bir muhatabı yoktur ar-genin ya da kendi içerisinde bilim adamlarına bu çalışmaları yaptıracaktır.

Değerli arkadaşlar, şimdi, siz, 4 milyar doları siyasî erke teslim ederseniz, bu, ülkedeki bilimin önünde çok ciddî bir engel oluşturur. Bu böyle mi; ona bakacağız; birlikte bakalım. Olması gereken şudur: Bir hukukumuz var bizim, hukuk siyasetle birlikte yürür. Hukuk siyasetin kriterlerini de koymuştur, Anayasamız, bir şekilde; ama, eğer, siz özerk bir yapı istiyorsanız, hukukun üstünlüğüne inanıyorsanız, özerk yapının siyaset tarafından sınırlarının belirlenmesini sağlamayacaksınız; bu sınırları siz çizeceksiniz, ancak, yapıyı belirleme yetkisini o kurumun içindeki bilim adamlarına bırakacaksınız. Bu oluyor mu olmuyor mu; bu bir.

İkincisi, siyasetin etki alanı daraltılıyor. Buraya çok dikkat etmeniz lazım arkadaşlar. Özelleştirme sonucu, devlet kurumları kendi yetkilerini kaybetti, devrettiler. Özelleştirme olmalı mıydı olmamalı mıydı başka bir şey; ama, siyasî erkin müdahale alanı daraldı. Biz, siyasî erke yeni müdahale alanları açarsak, demokrasiyi geliştirmiş olmayız. Biz, siyasî erkin teknolojiyle, bilimle olgunlaşabileceği yeni yönetsel alanlar açmak zorundayız.

Değerli arkadaşlar, burada benim tespitim ve teklifim şudur: Ar-gede yapılması gereken, siyasî erkin etkisinde bir dağıtım, bir paylaşım değildir. Yapılması gereken, bu paylaşımın, bilimin etkisi ve yetkisi altında yapılabilmesidir. Bu yapılabiliyor mu? Yine devam ediyorum: Yapılamıyor, atamalarda farklılık var. Yönetsel özerklik yok; ama, malî özerklik de yok. Önemli olan malî özerkliği yönetsel özerklikle birlikte kullanabilmek.

Sayın Bakan son derece güzel bir söz söyledi: "Biz, bilim insanlarının önünde el pençe divan dururuz." Çok güzel. Peki bu bilim adamlarına güveniyorsunuz da, o bilim adamlarının kendi özerk yapısını belirleme konusunda yetkilendirmesini niye sağlamıyorsunuz? Biz de güveniyoruz. Bırakın kurumlarını, onun malî yapısının sınırlarını siz hukukla çizin, kullanma yetkisini onlara verin değerli arkadaşlarım. Biz de bunu istiyoruz zaten. Onların önünü açmak istiyoruz diyoruz; ama, siyasetin etkisi altında bırakıyoruz. Bugün siz atarsınız, yarın biz atarız.

Dün bir milletvekili arkadaşım -bakıyorum burada mı, ismini vermeyeceğim, AKP'den- dedi ki: "Sayın Seyhan, eğer bu Başbakan solcuları atıyor olsaydı bu kanunda bu kadar bağırır mıydınız?" Bağırmamız lazım arkadaşlar. Kimi atayacağı önemli değil, kimi atarsa atasın Başbakan, bunun özerk yapıya bir müdahale olmasının önüne geçmek zorundayız biz. Yarın, Türkiye'de, bunun önünü açarsanız, idarî, malî özerkliği siyasetin etkisi altında tutarsanız, devletin yapısını çökertecek ciddî demokratik eksikliklerin de önünü açmış olursunuz değerli arkadaşlarım.

MEHMET SOYDAN (Hatay)Birileri yapmış, biz onları düzeltiyoruz.

TACİDAR SEYHAN (Devamla)Şimdi, devam ediyorum, bakalım ne kadar yapmış; arkadaşıma da cevap veriyorum: Arkadaşlar, özerk kurumlarda denge unsuru olmalı. Nasıl kuvvetler ayrılığı varsa, özerk yapı da kendini korumasını bilmeli. Hukukla sınırlayamıyorsanız siz onu, hukukla sınırlamanın yolunu aramalısınız; çalıştıramıyorsanız, çalıştıramıyorsanız, çalıştırmanın yolunu aramalısınız.

Yine, Adalet ve Kalkınma Partisinden bir arkadaşım, diyor ki, bakın: "Tekniği bilmek, bilgiyi kullanmak lazım." Doğru. Tekniği nasıl bileceksiniz; bilim adamını kendi alanında özerk bırakıp, siyasetin etkisinden uzaklaştırıp, teknolojik araştırmaya iterek bileceksiniz; bu doğru; ama, yine aynı arkadaşım diyor ki: "Nelerin yapıldığı kadar nasıl yapıldığı da önemlidir." Ee, öyleyse arkadaşlar, madem nasıl yapıldığıyla ilgili, konu, siz, onun hukuksal çerçevesini yapamamışsınız demektir; bu, büyük bir hata. O zaman, nasıl yapıldığı önemliyse, özelleştirmeyi niye yapıyorsunuz? Kamu kurumaları niye zarar etti? Kimin yaptığının ne önemi var? Teknolojik gelişmeye yatırım yapmazsanız, ar-ge faaliyetlerinden yoksun bırakırsanız, rekabet gücünü azaltırsanız, kamu kurumlarının kâr etmesi mümkün mü değerli arkadaşlar; mümkün değil. O zaman, Türkiye'deki sorun, kimin yaptığıyla ilgili değildir, nasıl yapıldığıyla da ilgilidir. Ama, bir araştırmada, aynı zamanda, bilime, bilgiye, bilgeliğe de öncelik vermek zorundasınız. Bu, Türkiye'nin, teknolojik açıdan önünü açabilecek bir kurum. Bu kurum, bilgiyi doğru değerlendirebilecek insanlarla orayı donatabilmelidir arkadaşlar. Bu seviyede tutmazsanız eğer, yarın bir gün, biz, çocuklarımıza, eğitilmiş insanın, eğitilmiş olmanın iyi bir şey olduğunu anlatamazsak, Türkiye'de bunun sıkıntısını çok çekeriz.

Değerli arkadaşlarım, bilimi sistemin mağduru haline getirmemek lazım. Eğer, siyaset, bilimi, bilgiyi yargılamaya başlar, sistemin mağduru haline getirilirse, özerkliği de katlederiz, bilimi, bilgiyi de katlederiz. Ar-geyi muhataplarına teslim etmek lazım, sektörlere teslim etmek lazım, üniversitelere teslim etmek lazım bu kurum aracılığıyla, özel sektörlere, sektörel yapılara teslim etmek lazım; ama, o yapıların temsilcilerini de siyasetçinin uhdesinden çıkarıp, hangi şemsiyeden geliyorsa, o şemsiyeye güvenip, onlara teslim etmek lazım. Özerkliğin tanımı budur. Allahaşkına, hukuksal açıdan ve teknik açıdan, Sayın Bakanımız, bize özerkliği tanımlasın da biz buradaki özerklik anlayışıyla ne kadar bağdaştığını birlikte düşünelim. Yok böyle bir şey!.. Önümde tüm literatürlerdeki tanımı var, ama, buna uymuyor. Ama, şunu diyeceklerse ona saygı duyarım: Bu bizim siyasî anlayışımız, bu bir bakış farklılığı. Oradaki isimle falan ilgili değilim ben. Oraya "teknolojik" kelimesinin eklenmiş olmasını bir farklılaşma olarak değerlendirmem, benim için içerik önemli. Onu öyle yapmışsınız ya da böyle yapmışsınız. Orada bu süreci teşvik edecek, yönetecek düzenlemeler var mı yok mu, ona bakıyorum.

Değerli arkadaşlar, Bilim Kurulunun kararlarına, bugüne kadar verdiği kararlara bakın; çoğu, üniversiteleri ilgilendiren kararlar. Mademki onları ilgilendiriyor, ar-ge onlar çerçevesinde gerçekleştiriliyor, biz, üniversitelere ciddî bir saygı duymak zorundayız, onların şemsiyesine saygı duymak zorundayız; bu bir.

Peki, ar-ge sadece üniversiteyle mi sınırlandırılmalı? Orada haklısınız; ar-geyi üniversite yapar diye hiçbir kural, koşul yok. Elbette ki, donanıma sahip özel sektör de ar-gede teşvik edilebilir; ama, bunun projesini değerlendirmek, onların yetkinliği konusunda ölçütü koyabilmek Bilim Kurulunun işidir. Eğer, onu özerk yapısından uzaklaştırırsanız, Bilim Kurulunu da, onun icraatlarını da kişiselleştirirsiniz; bu doğal. Hepiniz öyle düşünüyorsunuz, eminim; ben bir eleştiri olarak getirmiyorum, ben sistemi anlaşılır kılmaya çalışıyorum. Sonunda, bu sistem, gelir bizi vurur. Her şeyi kısıtlaya kısıtlaya, kendi boğazımızdaki ipi makas haline getirmeye çalışıyoruz. Bu, olacak iş değil değerli arkadaşlar.

Bakın, ne olmalı: Değerli arkadaşlar, yönetsel yapıyı daha geniş oluşturmalıyız. Hiçbir Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşımın buna itirazı olamaz. Yönetsel yapı daha genişletilmeli; doğru. Üniversiteler daha etkin olmalı; doğru. Sektörler bireysel profille değil kurumsal profille temsil ettirilmeli; ama, siz, bunu böyle koyarsanız, sektörler bireysel profille mi temsil edilir, kurumsal profille mi; biraz düşünürüm. Bu da sizin katılacağınız bir şey. Sektörlerden gelenler, üniversitelerden gelenler o şemsiye altında belirlenmeli.

Bunlar, anlattığım şeyler özerkliğin doğal kuralı. Nereye baksanız kamuyu, devleti, özerk kurumlarla ayıran temel konuları böyle tanımlar değerli arkadaşlar; ben, hiçbir şeyi yeniden keşfetmiyorum ki. Bu tanımlamalar, komisyonda görüş belirten arkadaşlarımızın birçoğunun kendi sözcüklerinden alınmıştır.

Bakın "Başbakanın önerisiyle atanamaz mı bunlar" deniliyor; olabilir; ama, Cumhurbaşkanından da korkmamak lazım. İlle bir siyasal üstünlük elde edilmek isteniyorsa, üçlü kararnameden bu kadar korkmanın bir esprisi yok; çünkü, bugün Cumhurbaşkanı böyle görülebilir, engel görülebilir; ama, yarın uyumlu görülebilir, hiç fark etmez; ama, özünde şuna inanmak lazım: Hepsini, Parlamento aracılığıyla bu halk belirliyor. Halkın belirlediği insanlardan birini ayırıp, yetkiyi onun üzerinde yoğunlaştırıp, yine halkın belirlediği milletvekillerinin seçtiği cumhurbaşkanını bu etki alanının dışında bırakmak, demokrasiyi tehdit altına sokmaktır. Birini ayırma yetkisini kimse bize vermiyor. Biz, bu yanlışlığı sürekli yapıyoruz değerli arkadaşlar.

Bakın, sonuçta, bu kanunun getireceği şeyleri söyleyeyim: Teknolojinin dünya üzerinde önemi artıyor; ama, eminim, TÜBİTAK'ın yetkisini ve çalışma alanını daraltıp siyasallaştırırsak, teknolojik gelişmenin önüne engel koymuş oluruz. Bana göre, başka yönetsel yanıyla çok ilgilenmiyorum, bu, teknolojik bir sansürdür; eğer, bilimin öncülük edeceği bir sistem kuramıyorsanız, teknolojik gelişmeyi sansür altına almış olursunuz. Bizim rekabet gücümüzü azaltan en büyük etken, Türkiye'de teknoloji gelişiminin yaşanmamasıdır, teknoloji üretemiyor olmamızdır. Bunun önünü açabilmemiz ayırdığımız parayla ölçülmez, onun özerk, bilimsel yapının etkisi altında kullanılıp kullanılmadığıyla ölçülür. Bir şey öğrenilmiş, rekabeti artırma deniliyor; doğru, özerk yapının hangi rekabet sistemini bozduğunu gördünüz değerli arkadaşlarım; hangi özerk yapı, kendi ülkesi içerisinde bir sektörel rekabet gücünü azaltır, bir başka sektörel yapıyı öne çıkarır?! Burada, bir tehdit görüyorsanız, hukuksal olarak sınırlamalısınız; ama, bunu yapar, bu bir tehdit oluşturur diye, o sektörlerin önünü tıkar diye, siz, genel malî yapıda özerkliğin önüne engel koymamalısınız. Her oluşturduğunuz tehditte siyasetçiyi etkin bir safhaya taşırsanız, burada, siyasetin varlığı egemen bir varlık haline dönüşür, onu besleyen damarlar, kitle örgütleri ve özerk kurumlar yavaş yavaş zayıflamaya başlar; eğer, öyle olacaksa, bir denge kurmak zorundasınız.

Bazen "yahu, bürokrat orada çok yetkili" diyorsunuz "bürokrat teröründen geçemiyoruz" diyorsunuz arkadaşlarım; bazen de, ben bu kürsüden itiraz ediyorum, bu kadar yetkiyi şu insanlara vermeyin, bürokrasi teröründen korkuyorsunuz, niye veriyorsunuz diyorum; bir yandan veriyorsunuz, bir yandan alıyorsunuz. Niye o zaman, haklısın Sayın Seyhan, biz de sana destek veriyoruz demediniz? Altı yedi maddede, ben, bunu gündeme getirdim; bürokrasiyi güçlendirmeyin dedim. Peki, bu çelişkiyi nasıl izah edeceğiz?! Bir yandan, onu güçlendirelim, bunu zayıflatalım... Olmadı işte... Demokrasinin gereği bu mudur?

Bir de arkadaşlar, muhatap sektörlerden de geçiyorum; o da bir yandır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

62 konuşma daha · 4 Mayıs 2005

62 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook