İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 72. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Teknoloji geliştirme bölgeleri kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:521)

Tacidar Seyhan

Adana Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 72. Birleşim · 5. yasama yılı · 2 Mart 2011 · 1.790 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Tacidar Seyhan (CHP), 2 Mart 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TEKNOLOJİ GELİŞTİRME BÖLGELERİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:521)); konuşma 1.790 kelime.

Tacidar Seyhan (CHP, Adana). “Teknoloji geliştirme bölgeleri kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:521)”. TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim tutanağı, 2 Mart 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/tacidar-seyhan-23-2011-03-02-teknoloji-gelistirme-bolgeleri-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-k (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA TACİDAR SEYHAN (Adana)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Teknoloji Bölgeleri Kanunu ile ilgili değişiklik üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, defalarca bunları dile getirdik, biz, Teknoloji Bölgeleri Kanunu’nu tanımlarken Cumhuriyet Halk Partisi olarak önemli şeylere dikkat çektik. Öncelikle, bakın, birkaç önerimizi şurada sıralıyorum:

Bir kere, Türkiye’de Teknoloji Bölgeleri Kanunu, tek başına bir inovasyon, yenilik, yeni ürün ortaya koyma, patent temin etme, kamuda inovasyonu teşvik etme ve mevcut ürünün gelişimi çerçevesinde kurulmamalıdır. Türkiye’de bunun tanımlanabilmesi için çok ciddi bir atılıma ihtiyaç var. Değerli arkadaşlarım, bunu yaparken de sistemli ve planlı yapmak zorundasınız. İlk teknoloji merkezi silikon vadisidir. Burada şu anda çalışanların sayısı, Türkiye’deki bütün teknoparkların çalışanlarının sayısına eşittir. Teknoparklar kurulmalıdır, bilim merkezleri kurulmalıdır, teknoloji merkezleri kurulmalıdır, “ilk üretim, ilk geliştirme merkezi” dediğimiz merkezler de kurulmalıdır, bunlara da Türkiye'nin ihtiyacı var ancak altyapısı olmadan her yere, yeterli personel açığı kapanmadan her yere teknopark kurulmuş olmasının Türkiye’ye çok bir faydası yoktur. Mutlaka kuracağınız teknoloji merkezlerinin altyapısını oluşturmanız, liyakat sahibi, yetenekli iş gücünü de temin etmeniz gerekir.

Peki, şu anda Türkiye’de altyapısı olmayan, gelişmemiş yerlere teknopark kurulmalı mı kurulmamalı mı? Kesinlikle kurmalısınız, kesinlikle çünkü İtalya’da ilk teknopark, gelişmemiş yere kurulmaktadır ama gelişmemiş her yere teknopark kurulmaz, bizim kastımız budur.

Teknoparkın genel altyapısı;

1) Kamunun katılımını sağlamak,

2) Üniversitenin katılımını sağlamak,

Eğer ürün geliştirecekseniz, KOSGEB’in, KOSGEB bünyesinde ürün gelişiminin katılımını sağlamak temel hedeftir.

Bunun dışında, yeni buluşların dünyaya açılımını sağlamak ve bu alandaki bilgi paylaşımını sağlamak hedefiniz olmalıdır.

Değerli arkadaşlar, soruyorum: Son yıllarda açılan bütün teknoparklarımızda bu gelişmiş hizmetleri verebilmek mümkün mü? Oraya bilim adamı götüreceksiniz, oraya liyakatli çalışan götüreceksiniz, oraya sermaye aktaracaksınız, üstelik o sermayede risk sermayesi problemini çözeceksiniz. Bunu yapamadığınız sürece, teknoparklarınız kuruluyor, içinde üç tane işletme duruyor. Biz teknoparklarımızı “Sonra gelişir.” diye temel attığımız yerler olarak görürsek, öyle, binalaştırdığımız harabe sanayi sitelerine dönüştürürüz ki Türkiye'nin yüz akı olarak göreceğimiz yerler Türkiye'nin umutlarının kırıldığı alanlar olur. Buraya dikkat çekmek istiyorum, bu bir.

Değerli arkadaşlar, ilk girişim merkezleri çok önemlidir. Burada, ilk girişim merkezlerinde gençleri istihdam ediyoruz, bunların iş alanı yaratmasını sağlıyoruz. Genelde teknoparkın içerisindeki ilk bina zaten ilk girişim merkezi olarak kurulur. Bu ilk girişim merkezlerini Türkiye'nin artık uluslararası ilk girişim merkezleri olarak düzenlemesi şarttır. Buradaki kastım şudur: Eğer siz uluslararası bilgi birikiminden, uluslararası teknoloji birikiminden yararlanmazsanız, eğer teknoparklarınızı açarken ortak hedefler koyup ortak teknoparklar oluşturamazsanız, siz sadece diğer patentlerin altında ezilmiş bir kurumsal yapı olmaktan ileri gidemezsiniz.

Bakın, bunun dışında, yine biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak zaten inovasyon ve yenilik merkezlerini destekliyoruz, bu merkezler açılmalı, bunların hepsi teknopark değil.

Değerli arkadaşlar, her alanı teknopark olarak da görmemek lazım. Örneğin, herhangi bir ürün, herhangi bir yapı, herhangi bir ürün geliştirmenin tek alana dayalı yapıldığı yerlerde -bilim merkezleridir, teknoloji merkezleridir- bizim bunu da desteklememiz lazım, mevcut ürününü geliştirmek isteyen insanlara yer açabilmemiz lazım. Örneğin bakın, tarım konusunda ciddi gelişmeler oldu ve tarımsal ürünlerde gen bankasında bir çalışma yapıldı, teknoloji geliştirme merkezlerinde bunlar kuruldu ve tohumda öyle genler elde edildi ki, öyle çalışmalar yapıldı ki Türkiye açısından çok önemsiyorum.

Bir diğer dikkat etmemiz gereken şey de geliştirdiğimiz ürünü patente bağlamak. Değerli arkadaşlar, Türkiye’de ithalatta çok ciddi sıkıntılar yaşıyoruz ama ürettiğimiz şeyi ihraç ediyoruz. İhracatta patente ödediğimiz maliyet yüzde 18’leri buluyor. Bunu dikkate alarak, biz mutlaka Türkiye’de patent gelişimini ölçü alarak teknoloji merkezlerimizi de oluşturmalıyız. Eğer siz gen bankası kurar, geliştirir, patentini almazsanız, o patenti İngiltere, Almanya, başka bir ülke alırsa mahkûmiyetiniz devam edecek demektir. Aynı anda birlikte düzenleme yapmalısınız.

Özellikle, değerli arkadaşlar, yine şunu söyleyeyim: Bilim parklarında bunlar da kurulmalı, teknolojimiz geliştirilmeli ama araştırma parklarında ve teknoloji parklarında sadece prototip düzeyinde de bir şey üretilebilir. Bu merkezler çok önemli. Türkiye’de hangi adla oluşturursanız oluşturun araştırma merkezlerinin üretime geçmediği alanları da oluşturmak zorundasınız. Her yere ben üretim merkezi kurmak zorunda değilim. Prototip üretirsiniz, patentini alırsınız ve o merkezin amacı o alanda üretim yapmak olur.

İkinci bir önemli nokta yine bu prototip ve diğer üretimlerle ilgili, değerli arkadaşlar, bakın, diyoruz ki: Devlet, kamu-özel sektör iş birliği. Nerede? Teknoparklarda. Artı üniversiteler, artı sanayi. Orada bir artı daha var ki Türkiye onu çok eksik yapıyor, o da yerel yönetimlerdir. Yerel yönetimlerin sürece katılımının sağlanması lazım. Neden biliyor musunuz?

Şimdi, teknoparkların temel hedeflerinden biri de iyi iş yönetimini analiz etmek, bu insanların işini geliştirmesini sağlayacak bilgi akışını sağlamaktır. O hâlde devlet yönetimi dâhil olmak üzere bu da bir gelişim ister değerli arkadaşlarım. Teknopark yönetimlerinin geliştirme ve atılım konusundaki deneyimlerini mutlaka yerel yönetimlere ve kamuya aktarmak zorundasınız. Bunu yapmazsanız doğru ürün, gelişmiş ürün, kötü yönetim ülkeyi yeniden batağa götürür.

Değerli arkadaşlar, yönetim biçiminde yenilik, üründe yenilik, ARGE’de yenilik Türkiye'nin temel hedefi olmalıdır. Bu, devlet yönetimi dâhil olmak üzere kamuda ve kamu yönetiminde “inovasyon” diye bir deyimi, biz ruhumuza, beynimize oturtmak zorundayız. Türkiye'nin çektiği ciddi sıkıntılardan biri de budur.

Değerli arkadaşlarım, ARGE gelişimi, aslında herkesin desteklediği ortak bir gelişim olabilmeli. Burada, biz sürekli, bu kanunu çıkardık, yeniden bir kanun getiriyoruz. Neden biliyor musunuz? Çünkü düşüncemiz, duygumuz, çıkış açımız ortak değil, sürekli sıkıntılar devam ediyor. Eğer biz bu sıkıntıları gidermezsek, Türkiye'de birçok yatırım tesisi kapanmak zorunda kalacak.

Arkadaşlarımız yeni bir önerge hazırlamışlar, buralarda maliyetlerin düşürülmesini öngörüyorlar. Doğru. Buralarda kiralar düşürülmelidir. Neden biliyor musunuz? Bakın, Türkiye'deki tablonun bir başka yüzü şudur: Oraya giren iş yeri, ben oraya girip vergiden yararlanayım, vergi muafiyetinden yararlanayım ve buradaki temel vergilerden de muaf olayım, ucuz kira ödeyeyim diye girmemeli, üniversiteler de orayı bir rant kapısı, orayı bir kiralama merkezi olarak görmemelidir. Toplumsal bir paydada buluşturabilmek için, biz sorumluluk sahipleri iki tarafın da haklarını koruyacak doğru sınırlar çekmek zorundayız. Benim inovasyon merkezimi ve teknoloji merkezimi herkes meşgul etmesin arkadaşlar. Oralar arsa alıp boş bırakan, bina yapıp boş bırakan gelişmemiş organize sanayi bölgeleri statüsüne dönmesin.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin diğer bir sıkıntısı lider kuruluştur. Alanında lider kuruluş olmak kendi araştırma-geliştirmesinin dışında, ülkenin yeni alanlara oturmasını sağlayacak açılımı yapmakla olur. Biz, dünyadaki liderliklerin altında yeni buluşlar yapmaya zorlanan ülke konumuna düşürülmüşüz. Şöyle bir psikoloji var: Kardeşim, siz bilişim alanında “hardware” donanıma yönelmeyin. Neden? Bulan bulmuş zaten, buna yönelmeye gerek yok, buna yetişemeyiz. Peki, onu kaldırdınız attınız. “Software”de büyük eksikliğiniz var. “Software”de çok can çekişmeye gerek yok. Peki arkadaşlar, neye yöneleceğiz? Ülkemizdeki yer altı kaynaklarını uç ürüne dönüştürmeyeceğiz. Bir araştırma tesisimiz bir türlü üretime gitmiyor, patent alamıyoruz ve en büyük sorunlarımızdan biri, patenti sanayiye yansıtamıyoruz. Nasıl ilerleyeceğiz? Nasıl lider olacaksınız? Liderliğin temel amacı patenti sanayiye yansıtabilmek. Lider ülke de budur, lider kuruluş da budur, patent oluşturmak, uç ürün sağlamak ve sanayiye yansıtmak.

Arkadaşımız söyledi, bilişim alanında Türkiye'nin ciddi desteğe ihtiyacı var. Türkiye'nin yazılım alanı Türkiye'nin gelecekteki sanayi temel değerlerinin gelişmesine yol açar. Yüksek teknoloji mutlaka yüksek düzeyde yazılımla eşdeğerdir değerli arkadaşlar. Bu nedenle, Türkiye'nin şu anda yazılım noktasında bulunduğu yer maalesef içler acısıdır. Düşünebiliyor musunuz arkadaşlar, şu örneği tekrarlamak istiyorum, birçoğunuz bilmiyor: Biz Türkiye’de en iyi üniversitelerden bilgisayar mühendisi yetiştiriyoruz ama Türkiye’de 4 bin tane, çok düşük ücretle çalışan Hindistanlı yazılımcı var. Hem işsizlik var hem 4 bin tane, Hindistan’dan yazılımcı getiriyoruz. Öyle komik ücretlerle çalışıyorlar ki, Türkiye, rekabet gücünü yitiriyor.

Değerli arkadaşlar, rekabetçi, gelişimci teknoparklar, yapılar oluşturmak ucuz iş gücünden geçmez. Orayı bir istihdam merkezi olarak görmemeliyiz. Biz teknoparkları ne zaman liyakatli, gelişime açık istihdam merkezleri olarak görürüz, o zaman büyük ülke oluruz. Amerika Birleşik Devletleri’nde birçok teknoparkta 250 bine yakın, ortalama, toplam personel istihdam edilecek, orada yüksek sayıda kişilerin istihdam edildiği yerler kurulmuş olmasına rağmen sadece 10 kişilik teknoparklar da vardır değerli arkadaşlar. Bilgisi, becerisi yüksek, tamamen ürün geliştirmeye yönelik teknoparklar açılmıştır.

Değerli arkadaşlarım, ülkemizdeki teknoparkların bir diğer sıkıntısı, hani “Çok açılmasının faydası yok.” dedim ama fiziki gelişme alanı yok teknoparklarımızın. “Benim teknoparkım doldu, yakında bir yere yeni bir teknopark açayım.” diyen de var. Tamam; teknoparkı İngiltere gibi tanımlamayalım. Onlar diyor ki, teknoparkta: “Geniş geniş arazilere oturmuş güzel binalar, üniversite ve sanayi iş birliği.” Teknopark bundan ibaret değil. Ancak teknoparklarınızda fiziki gelişimden uzak bir yapılanmayı daha işe başladığınız anda öngörürseniz, siz, sınırları ve katılımcıları belli bir teknopark projesini gündeme getirirseniz, bu, şu anlama gelir değerli arkadaşlarım: Orada üretim yapan, daha doğrusu, araştırma yapan insanların prototipten üretime geçişini sağlayacak alanları kısıtlamanız demektir.

Peki, yapılmalı mı? Yapılmalı; zaten kanun da yapılmasına olanak sağlıyor. İnsanlar teknopark dışında da üretim yapıyor ama öyle üretimler vardır ki üretim merkezini, ARGE’sini üretimden ayıramazsınız. O zaman fiziki gelişim problem yaratır. Vergilendirmede de çok dikkat eder misiniz? Edersiniz. Burada yapılmak istenen bir şey var: “Teknopark merkezi dışında yapılan üretimlerin -birazdan önergesi gelecek değerli arkadaşlarım, diyor ki- dışarıda yapılması hâlinde Vergi Usul Kanunu’na dâhil olsun. Tamam, dâhil olsun ama bazı üretimler vardır ki bunu yeniden sınırlamalıyız, yeniden tanımlamalıyız; bu üretimler teknopark içerisinde yapılmalı ve aynı üretimin pazarlanması konusunda teşvik de sağlanmalı, bunların risk sermayesi artırılarak üretimine devam da edilmelidir.

Değerli arkadaşlar, teknokentlerin, sanayi-üniversite iş birliği dışında bir de pazar problemi var. Türkiye’de, özellikle, yaşanan en büyük problem pazar problemidir; tarımda da bu problemi yaşıyoruz, sanayi ürününde de bu problemi yaşıyoruz, bizi ciddi kayba götürüyor. O nedenle, mademki biz liyakat alanlarına dağılan bir pazar politikası uygulayabiliyoruz devlet anlayışı olarak, teknoloji merkezlerinin de büyük bir bölümünü, ürünlerini pazarlayabileceği ve üniversitenin, sanayinin, yurt dışı fuarlarla ilişki kurarak yeni pazarlama alanları yakalayabileceği kurumlar hâline getirmek zorundayız. Bakın, teknopark geliştirir ve bir işi iş yerine verir; prototipini verir, yazılımını verir. Kendi ürününü geliştirdikten sonra tesisine koyar, patentini alır ve bu patentini verir. E, peki, bunların hepsini verebiliyorsa, Türkiye içerisinde yapılabiliyorsa, dünya pazarına neden açamasın değerli arkadaşlar? Türkiye'nin almış olduğu patentin yanında yurt dışına verdiği patentte elde ettiği geliri bir görseniz… Verdiği patent ücretinin yüzde 1’i seviyelerinde bir gelir elde ediyoruz patentten, arkadaşlar. Böyle bir ülkenin kalkınması, ithalat-ihracat arasındaki açığını ortadan kaldırması mümkün olabilir mi? Olamayacak tabii ki.

Değerli arkadaşlarım, yine teknoparklarda sağlamamız gereken bir şey daha var, bilgi paylaşımı; Türkiye'nin en büyük problemlerinden biridir bu. Buna da yine önemsediğim için vurgu yapmak istiyorum. “Açık inovasyon” deyimine Türkiye'nin alışması lazım. Hani bir gencimiz çıkıyor, Türkiye’de başka bir alanda bir şey yapmak istiyor, TÜBİTAK teşvik veriyor, bir başkası teşvik veriyor, elinde proje var. Katılımcı kim? Onay verdiğimiz kişiler. Peki, onay vermediğimiz, bu alana gelemeyen kişilerin istediği zaman gelmesini, çalışmasını sağlayacak ortamları kim yaratacak? Yine biz, özellikle yazılımda.

Değerli arkadaşlar, açık inovasyon elinizdeki bilgiyi, elinizdeki mevcut teknolojiyi, elinizdeki mevcut ürünü dışarıdan insanlara kullandırmaktır ve onların elde ettiği yeni buluşları da fikrî ve mülki haklar çerçevesinde satın alabilmektir. Bu, şu demektir? Türkiye’de gelişmeyle ilgilenen teknoparklar dışında ne kadar insan varsa -bir üniversite hocası emekli olmuştur, evinde çalışıyordur ama projesine teşvik alamamıştır- açık inovasyondan yer bulsun, ürününü üretsin ve fikrî haklarını alabilsin, patentinin karşılığını alabilsin, o şirket onu değerlendirebilsin. Bu ülkede bunu yapabilen, patent alıp patentini üretime geçiremeyen o kadar fazla bilim adamı var ki arkadaşlar. Onun için Türkiye çok önemlidir. Gelişen ülkelerin en fazla önemsemesi gereken şey budur, bilinçli, gelişmiş insan gücünü üretime katabilmek.

Değerli arkadaşlar, patent dışında şunu da yapmak zorundayız: Rekabette araştırma kurumları birbirini kesmemelidir. Eğer çıkardığınız kanunla mevcut teknopark içerisinde firmaların birbiriyle rekabetini eşit koşullarda sağlamazsanız, teknoparkların birbiriyle rekabetini eşit koşulda sağlamazsanız o teknoparklar içerisinde firmaların ölümüne ilan çıkarmış olursunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

47 konuşma daha · 2 Mart 2011

47 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook