İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 34. BİRLEŞİM · CUMARTESİ

2007 yılı merkezi yönetim bütçesi kanun tasarısı (başbakanlık,mit müsteşarlığı,milli güv.kurulu gen.sek.,atatürk dil ve tarih yüksek kurumu başkanlığı, diyanet işleri başkanlığı) ikinci tur

Talip Kaban

Erzincan Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 34. Birleşim · 5. yasama yılı · 16 Aralık 2006 · 972 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Talip Kaban (AK Parti), 16 Aralık 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KANUN TASARISI (BAŞBAKANLIK,MİT MÜSTEŞARLIĞI,MİLLİ GÜV.KURULU GEN.SEK.,ATATÜRK DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI, DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI) İKİNCİ TUR); konuşma 972 kelime.

Talip Kaban (AK Parti, Erzincan). “2007 yılı merkezi yönetim bütçesi kanun tasarısı (başbakanlık,mit müsteşarlığı,milli güv.kurulu gen.sek.,atatürk dil ve tarih yüksek kurumu başkanlığı, diyanet işleri başkanlığı) ikinci tur”. TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim tutanağı, 16 Aralık 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/talip-kaban-22-2006-12-16-2007-yili-merkezi-yonetim-butcesi-kanun-tasarisi-basbakanlik-mit-must (erişim: 1 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c141/b034/tbmm221410340094.pdf

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

AK PARTİ GRUBU ADINA TALİP KABAN (Erzincan)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlık Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin 2007 mali yılı bütçesi üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Millî güvenlik kavramına tarihsel dönemler itibarıyla farklı anlamlar yüklenmiş olsa da, kavram olarak millî güvenliğin ortaya çıkışı modern devletin ortaya çıkışıyla aşağı yukarı eş zamanlıdır. Bugün anladığımız manada millî güvenlik kavramının evrensel boyut kazanması ise İkinci Dünya Savaşı'yla başlamıştır.

Millî güvenlik tanımı, o devletin jeopolitik konumuna, sosyal yapısına, anayasal düzenine ve gelişmişlik düzeyine bağlıdır. Ancak, şartlar ne olursa olsun, her devlet, millî güvenliğini sağlamak ve var olma mücadelesini sürdürebilmek için çareler bulmak zorundadır. Millî Güvenlik Kurulu, devlet sistemimizin önemli bir anayasal organı olma niteliği taşımaktadır. Millî Güvenlik Kurulu ve Genel Sekreterliği, ülkemizde, 1933 yılında Yüksek Müdafaa Umumi Kâtipliği ismiyle kurulmuş, İkinci Dünya Savaşı sonrasında, 1961 Anayasası'nda yapılan tedrici değişimlerden sonra, yasal dayanağını 1982 Anayasası'nın 118'inci maddesinden ve 2945 sayılı Kanun'dan almıştır.

Bildiğiniz gibi, 1999 Avrupa Birliği Helsinki Zirvesi'nden sonra, Türkiye'de, ulusal güvenlik politikalarını daha demokratik bir çerçeveye oturtabilme anlayışı bir zorunluluk hâline gelmiştir.

Parlamentomuz, bu dönemde, ülkemizin yapısal sorunlarıyla ilgili temel yasaları, AB süreciyle ilgili uyum paketlerini çıkararak, Hükümetimiz, sivil-asker ilişkilerini Avrupa Birliği üyesi ülkelerdeki uygulamalara yaklaştırabilmek için, demokratik açılımları sağlayabilmek için Millî Güvenlik Kurulu ve Genel Sekreterliği Yasası'nda köklü değişikliklere gitmiştir. İfade etmeliyim ki, bu değişiklikler, iktidar ve ana muhalefet milletvekillerinin büyük katkılarıyla gerçekleştirilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün gelinen noktada, Millî Güvenlik Kurulunu doğrudan ilgilendiren 2945 sayılı Yasa'ya atfen yapılan değişikliler ve düzenlemeleri üç bölümde inceleyebiliriz.

Bu değişikliklerin başında, 4789 sayılı Kanun'la yapılan ve Kuruldaki asker-sivil dengesini değiştiren yasa gelmektedir. Bu değişim ile Cumhurbaşkanının başkanlığında Başbakan, Genel Kurmay Başkanı, Millî Savunma, İçişleri, Dışişleri, Kara, Deniz, Hava ve Jandarma Genel Komutanlığından oluşan Kurula, başbakan yardımcıları ve Adalet Bakanı da tabii üye olarak alınmışlardır.

Diğer bir düzenleme ise, 4963 sayılı Kanun'la yapılan, Millî Güvenlik Kurulu ve Genel Sekreterliği Kanunu'nun Anayasa'ya uyumlu hâle getirilebilmesi için yapılan değişikliklerdir. Bu düzenlemeler ile Genel Sekreterliğin Başbakan tarafından atanması sağlanmış, personel ve teşkilat indirimine gidilmiş, Genel Sekreterliğin geniş yetkileri sınırlandırılmıştır. Ayrıca, yürütmenin işlevselliğinin sağlanması amacıyla, Kurul toplantılarının ayda bir yerine iki ayda bir yapılacağı hükme bağlanmıştır.

Yine, Millî Güvenlik Kurulunun Bakanlar Kurulu tarafından öncelikle dikkate alınması değil, kararlarının değerlendirilmesi öngörülmüş ve bu kararların tavsiye niteliği taşıdığı vurgulanmıştır. Son olarak ise, 5017 sayılı Kanun'la Genel Sekreterliğe olağanüstü yetkiler tanıyan özerk bir yürütme organı gibi davranma olanağı sağlayan gizli yönetmeliğin kaldırılmış olması, siyasal rejimin şeffaflaşması açısından önemli bir adım olmuştur.

Değerli arkadaşlar, geçtiğimiz süreç içerisinde, varlığı ve faaliyetleri en çok tartışma konusu olan kurumların başında, nedense, Millî Güvenlik Kurulu gelmiştir. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, aralarında ABD, Fransa ve İtalya'nın da bulunduğu dünyanın pek çok ülkesinde, savunma ve güvenlik konusunda siyasi iktidara danışmanlık yapmak ve siviller ile askerler arasındaki eş güdümü sağlamak üzere yüksek kurullar oluşturulmuştur. Nitekim, hâlen, İngiltere'nin dışında, neredeyse tüm ülkelerde Millî Güvenlik Kurulu benzeri oluşumlar bulunmaktadır. Ancak, Batı ülkelerinde, bu kurullara, askerler, kurul üyesi olmaktan daha çok danışmanlık hizmeti sunmaktadırlar. Bundan hareketle, Millî Güvenlik Kurulu ve Genel Sekreterliğinin konum ve faaliyetleri noktasında, ülkemizde yapısal ve yasal değişimlerin geç ve üzerinde tartışmaların çok olmasının temelinde, Büyük Önder Atatürk'ün hedef gösterdiği çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmak için verdiğimiz mücadelelerden biri olan AB sürecinde olsun, uluslararası ilişkilerde olsun, dış politikada olsun, karşılaştığımız farklılıklar, zorluklar, dolayısıyla insanımızın kafasındaki zihinsel çelişkiler yatmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bugün bizim bu değerlendirmelerdeki amacımız, yasal değişikliklerle gelinen noktayı olumlu olarak değerlendirişimiz, gerçekte, asker ve sivil ayrımı yapmak değildir. Bilakis, böylesine stratejik ve dünyanın pahalı bir arsasında bulunan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bekası, insanımızın hür ve mutlu ve adil yaşamasından, milletimizin birliğinden, zenginliğinden, devletimizin ve ordumuzun güçlü olmasından geçmektedir. Bugün, aslında, her zamankinden daha çok kurumlar arası eş güdümün, mutabakatın sağlanmasına, insanımızın hiçbir ayrıma tabi tutulmaksızın beraberliğine ve milletimizin birliğine ihtiyacımız vardır. Ama, bunun böyle olabilmesi için, zamanımızda çağdaş ve modern bir devletin gereklerine uygun olarak, kurumlar arası hiyerarşiyi ve rollerini nasıl düzenleyeceğimizi, insanımızın kabiliyet ve özelliklerini nasıl ortaya çıkartabileceğimizi, birbirimizin enerjisini boşa çıkarmadan, kamu kaynaklarını en rasyonel bir şekilde nasıl değerlendirebileceğimizi, en üretken ve verimli bir yapılanma biçimini nasıl gerçekleştirebileceğimizi iyi düşünmek, iyi tahlil etmek hepimizin görevi olmak durumundadır.

İşte, Hükümetimizin iktidara geldiğinden beri Avrupa Birliğine giriş sürecini hızlandırmasının, insanımızı daha özgür ve ülkemizi daha demokratikleştirebilmek için yapmış olduğumuz sessiz devrimlerin, reformların temelinde, biraz evvel ifade ettiğim hedeflerimiz yatmaktadır.

Bütün bunlar yeterli mi, kâfi mi? Bugün, cumhuriyetimiz kurulalı seksen üç yıl olmasına ve bin yıldır bu topraklarda yaşamamıza rağmen, bir türlü etnik, mezhepsel, bölgesel farklılıkların üzerine çıkabilecek bir yönetim anlayışını; ortak bir maziye, hatıraya sahip olmuş, birlikte acı çekmiş, sevinmiş, umut etmiş ve gelecekte de bir ve beraber yaşama arzusuna sahip bir millet olabilmeyi ve en önemlisi, aramızdaki kompleksleri, korkuları, kırılganlıkları aşabilecek bir sıcaklığı, bir sevgiyi sağlayabildik mi? Yoksa, içerisinde bulunduğumuz çifte standartlı siyasi ahlakımızdan, ideolojik bağnazlıklarımızdan dolayı birbirimizin enerjisini boşa mı çıkartıyoruz?

Tüm bunları niçin söylüyorum değerli arkadaşlar? Bugün, içerisinde bulunduğumuz sürece, günlere, ilişkilere, söylenenlere baktığımızda, aslında önemli olanın şeklî değişikliklerden daha çok, yani insanımızın özdeki, toplumumuzun zihnindeki dönüşümlerin, bilinçlenmelerin mühim olduğunu söylemek istiyorum. Zaten, çağımızın önemli sosyologlarından Max Weber ne diyor: "Toplumların gelişimini zihniyetlerindeki değişimler belirler." (AK Parti sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, sözlerimi bitirmeden önce, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin bütçe rakamları üzerinde bir şeyler söylemek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TALİP KABAN (Devamla)Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKANBuyurun.

TALİP KABAN (Devamla)Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin bütçe rakamları 2007 yılında 12 milyon 724 bin YTL olarak öngörülmüştür. Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğine tahsis edilen ödeneğin merkezî yönetim bütçesi içerisindeki payı binde 6'dır. Tahsis edilen ödeneğin 8 milyon 451 bin YTL'si personel giderlerine, 1 milyon 546 bin YTL'si mal ve hizmet alım giderlerine ve diğer giderler 2 milyon 307 bin lira ile sosyal güvenlik kurumuna devlet primi giderleri için ayrılmıştır.

Bu duygu ve düşüncelerle, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin 2007 mali yılının bütçesinin ülkemize, milletimize hayırlara vesile olmasını diliyor, yüce heyetinize en derin sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

48 konuşma daha · 16 Aralık 2006

48 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook