İçeriğe atla

27. DÖNEM · 600 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 7. BİRLEŞİM · SALI

Cumhurbaşkanlığının, hudut, şümul ve miktarı Cumhurbaşkanınca belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının, 1701 (2006) sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ve 880 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararıyla tespit edilen ilkeler kapsamında; Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü Bünyesinde UNIFIL'e, 31/10/2018 tarihinden itibaren bir yıl daha iştirak etmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Cumhurbaşkanınca yapılması için Anayasa'nın 92'nci maddesi uyarınca izin verilmesine dair tezkeresi (3/44) münasebetiyle

Genel Kurul, 7. Birleşim · 2. yasama yılı · 16 Ekim 2018 · 932 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Tulay Hatımoğulları Oruç (Halkların Demokratik Partisi), 16 Ekim 2018 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 7. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Cumhurbaşkanlığının, hudut, şümul ve miktarı Cumhurbaşkanınca belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının, 1701 (2006) sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ve 880 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararıyla tespit edilen ilkeler kapsamında; Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü Bünyesinde UNIFIL'e, 31/10/2018 tarihinden itibaren bir yıl daha iştirak etmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Cumhurbaşkanınca yapılması için Anayasa'nın 92'nci maddesi uyarınca izin verilmesine dair tezkeresi (3/44) münasebetiyle); konuşma 932 kelime.

Tulay Hatımoğulları Oruç (Halkların Demokratik Partisi, Adana). “Cumhurbaşkanlığının, hudut, şümul ve miktarı Cumhurbaşkanınca belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının, 1701 (2006) sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ve 880 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararıyla tespit edilen ilkeler kapsamında; Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü Bünyesinde UNIFIL'e, 31/10/2018 tarihinden itibaren bir yıl daha iştirak etmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Cumhurbaşkanınca yapılması için Anayasa'nın 92'nci maddesi uyarınca izin verilmesine dair tezkeresi (3/44) münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 7. Birleşim tutanağı, 16 Ekim 2018. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/tulay-hatimogullari-oruc-27-2018-10-16-cumhurbaskanliginin-hudut-sumul-ve-miktari-cumhurbaskaninca-belirlen (erişim: 29 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=71817

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

HDP GRUBU ADINA TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Lübnan tezkeresini konuşacağız ve geçtiğimiz haftalar içinde Suriye, Irak tezkerelerini konuştuk ve tezkereler hakkında HDP olarak fikirlerimizi ifade ettik. Şunu özellikle belirtmek istiyorum ki Suriye, Irak tezkereleri görüşülürken “evet” oyu verenler aslında tezkere üzerinde “hayır” oyu hak edecek biçimde konuşmalar ve açıklamalar yaptılar ama buna rağmen “evet” demeleri hakikaten anlaşılabilir bir şey değil. Bu Mecliste eğer bizler bir şeyi başarmayı istiyorsak yaptığımız açıklamaların bir sonuca bağlanması, bir neticeye varması ve bir çizginin kırılmasını sağlamak dışında bir seçeneğimiz olmadığını özellikle belirterek sözlerime başlamak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, sizler de biliyorsunuz ki 2006 yılında İsrail Güney Lübnan’a ve Beyrut’ta Şiilerin yoğun yaşadığı mahallelere yoğun bir biçimde saldırılar düzenledi. 2006 yılında “Beyrut Konferansı” adı altında Birleşmiş Milletlerin de sunduğu katkıyla düzenlenen konferansa katıldığımızda bizlere savaşta bombalanmış olan bölgeler gezdirildi ve orada şunu gördük: Uluslararası hukuka aykırı ve suç sayılacak misket bombaları kullanılmıştır. Bunun yanı sıra, özellikle Beyrut’ta sığınak delici bombalar kullanılmış ve apartmanlar bir kâğıt gibi aşağı doğru eğilmiş, çok sayıda insan yaşamını kaybetmiş ve çok sayıda insan göç etmek zorunda kalmıştı. Bu, İsrail’in yaptığı ilk saldırı mıdır? Elbette değil. İsrail zaten kurulduğundan beri Filistin topraklarını adım adım işgal ederek, bölgenin jandarması olarak bölgenin kalbine yerleşmiştir ve işgal ettiği topraklarla da yetinmiyor. Bakın, 2006’da Güney Lübnan’ı işgal ettiği zaman önce tankla, topla, hava saldırılarıyla girdi, ardından iş makinaları. Çünkü saldırdığı yerlerdeki bütün yerleşim yerlerini dümdüz ederek, kendilerine askerî çadırlar, askerî üsler kurarak toprak genişletmeyi marifet olarak görmüş ve tarihinde böyle bir kara lekeye sahip olan bir ülkeden bahsetmekteyiz.

Elbette bu ülke karşısında ve Orta Doğu’da savaş siyasetinin tamamı karşısında bizler barıştan yanayız ama barışı bizler bugün bu tezkereye “evet” diyerek ve Lübnan’a asker yollayarak sağlayamayız. Bu sadece ve sadece göz boyamadır. Bugün eğer İsrail’le yapılmış olan anlaşmaların bu ülke hâlâ arkasında duruyorsa ve hâlâ mevcut olan iktidar, AKP Hükûmeti bunun arkasında duruyorsa, kusura bakmasınlar, “Biz, Filistin halkının yanındayız, Lübnan halkının barışından yanayız.” demesinler, buna kargalar güler.

Değerli arkadaşlar, emperyalizmin Orta Doğu politikaları ortadadır. Tarih boyunca Orta Doğu’ya petrol gözüyle bakılmış, doğal gaz gözüyle bakılmış, pazar meydanları gözüyle bakılmış, hele de şimdi günümüz koşullarında küresel sermayeye entegre edilmesi gereken ayrıca bir topluluk olarak bakılmaktadır. Dolayısıyla, geçmiş dönemde emperyalist ülkelerin saldırıları nasıl ortadaysa günümüz koşullarında şu an en açık biçimiyle Suriye’de zuhur etmiş olan savaş tam da bunun yansıması ve sonucudur.

Değerli arkadaşlar, şu an Suriye’de bir vekâlet savaşı yürütülüyor. Özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra tek kutuplu dünyadan bahsedilen bir dönem kendini geride bırakmış, şu an günümüzde özellikle Çin’in ve Rusya’nın sağlamış olduğu gelişmişlik çok kutuplu bir dünyadan bahsedilmesine sebep olmuştur. Şu an Orta Doğu’da, bir savaş meydanı hâline dönmüş olan Orta Doğu’da ve özellikle şu an Suriye’de -Suriye’nin altını çizerek ifade etmek isterim ki- emperyalist güçlerin vekâleten, hatta -vekâlet demek bile artık yetersiz- doğrudan yürüttükleri savaş ortadadır.

Değerli arkadaşlar, AKP iktidara geldiğinde, evet, Suriye sınırlarında mayınlar temizlendi. Ben Hataylıyım. Bizler gün içinde Suriye’ye gidip gelirdik, oradaki akrabalarımızı ziyaret ederdik ama çok kısa bir zaman içinde sıfır sorun politikası başarısız bir biçimde sonuçlanmış ve savaş politikasıyla karşı karşıya olduğumuz bir dönem başlatılmıştır. AKP, özellikle ustalık döneminde, Orta Doğu’ya karşı bütün kinini Arap ülkelerine, Kürtlere karşı, Perslere karşı bütün kinini en ağır bir biçimde kusmuştur. Orta Doğu’nun sosyal, siyasal, askerî, ticari her anlamda liderliğine oynayan ülkenin derin stratejisi, daha doğrusu AKP’nin derin stratejisi tamamen çökmüş durumdadır.

Bugün Suriye’nin içinde bulunduğu koşullara baktığımızda değerli arkadaşlar, IŞİD’i, El Kaide’yi komşu olarak kabul eden bir iktidar görüyoruz. Bugün Kobani’nin düşmesi için alkış tutan, dualar eden bir iktidar var karşımızda. Kobani düşseydi Türkiye'nin sınırına kim yerleşecekti? IŞİD yerleşecekti, ÖSO yerleşecekti, El Kaide ve uzantıları örgütler yerleşecekti.

SALİH CORA (Trabzon)IŞİD nerede şu an, IŞİD nerede?

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Devamla)Siz onlarla mı komşu olmak istiyorsunuz? Onları Kürt halkına tercih mi ediyorsunuz? Araplara tercih mi ediyorsunuz? Çok açık ve net, uyguladığınız pratik siyasetin karşılığı, anlamı tamamen budur.

Değerli arkadaşlar, bu iktidar eğer Lübnan’a asker gönderecekse, bir kere, Suriye'de savaşı yürüten önemli güçlerden birisi, destekçi güçlerden birisi Hizbullah’a karşı destek sağlamış oluyorsunuz. Burada bir mantık karmaşası var. Bir yanıyla Lübnan’a, Hizbullah’ın esas yönetimde belirleyici olduğu bir ülkeye, oraya sizler barış gücü gönderiyorsunuz ama Suriye'de aynı güçlerle çatışma ve savaş içindesiniz. Yanı başımızdaki ülkeye barış göndermekten, barış götürmekten, o ülkeyle ilgili tek bir barış sözcüğünü ifade etmekten imtina ediyorsunuz. Hakikaten bu bir akıl tutulması ve buna hiç kimse inanmaz.

Değerli arkadaşlar, bizler eğer “Lübnan’da barış” diyorsak “Filistin’le dayanışma” diyorsak bu “…”(x) laflarıyla çözülecek bir şey değildir; bu, İsrail’le bütün anlaşmalara son vermekle mümkün olur. O zaman gerçek inandırıcılığınızdan bahsedilebilir.

Bakın, elimdeki şu belgede -tabii ki hepsini ifade edecek değilim- 2000 yılında sadece 1 milyar dolar olan ticaret hacmi, AKP iktidara geldikten sonra yani 2014 yılında 5,8 milyar ABD dolarıyla maksimum değere ulaşmış, 2016 yılındaysa 4 milyar 342 milyon dolar civarında bir ticaret hacmi var. Sizler silah ticaretine, sizler başka ticari meselelere son vermediğiniz, anlaşmalara son vermediğiniz sürece Lübnan’a barış gücü göndermiş olmanızın bir anlamı yok. Bunu bir kere daha ifade etmiş olayım.

Değerli arkadaşlar, bu bölgenin kadim sorunlarından biri olan Kürt sorunundan bahsetmek istiyorum. Sizler, bölgeyi barıştırmaya çalışan, sözüm ona barış için asker göndermeye buralardan kararlar çıkartmaya çalışan bir parti olarak acaba kendi ülkenizdeki Kürtlerle neden barışmıyorsunuz? Türkiye’nin en kadim sorunlarından biri olan ve Orta Doğu siyasetinizin çökmesinde Kürt sorununu çözmemiş olmanızın nasıl bir ayak bağı olduğunu bilen bir yerden sizlere soruyorum.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum)Bizim Kürtlerle bir problemimiz yok, PKK’yla problemimiz var.

HABİBE ÖÇAL (Kahramanmaraş)Kürtlerle sorunumuz yok.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Devamla)Sizler kendi evinizdeki yangını söndüremediğiniz sürece başka ülkelere göndereceğiniz itfaiyelerin ne bir gerçekliği ne taşıyacağı suyun yanan ateşi söndüreceğine dair inancımız asla ve asla yoktur.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

79 konuşma daha · 16 Ekim 2018

79 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook